To the Wonder / Aşkın İzleri (2012)

to_the_wonder_ver5_xlg

Terrence Malick Amerikan bağımsız sinemasının nevi-şahsına münhasır yönetmenlerinden. Kendisi 1973 yılında Badlands (Kanlı Toprak) ile başlayan sinema serüvenine 1978 yılı yapımı Days of Heaven (Cennet Günleri) gibi bir şaheseri ekledikten sonra uzun bir süre(20 yıla yakın) inzivaya çekilmişti. Akabinde, sırasıyla The Thin Red Line (1998), The New World (2005) ve The Tree of Life (2011) Malick’in elinden çıkan filmler olarak kayda geçti. 2012 yılı yapımı To the Wonder (Aşkın İzleri) Malick’in aynı zamanda senaryosunu da yazdığı 6. uzun metraj filmi olarak dikkat çekiyor.

Öteki Sinema için yazan: Mustafa Yahşi

Terrence Malick, az sayıda film çekmesine karşın çoğunluğun saygısını kazanmış bir yönetmen. Her ne kadar Venedik Fim Festivali(2012)’nde seyircinin tepkisini fazlasıyla almış olsa da. Bu etkiyi sağlayabilmesinde özgünlüğünün en büyük payı tuttuğu kuşkusuz, sonuç olarak ana akım sinemadan fazlasıyla uzaklaşan Malick sineması giderek daha az bir kesime hitap eder hale gelmiş durumda. Seyirciyle filmleri arasına koyulan mesafe bu azalmanın temel etkenlerinden biri… Tree of Life ile başlayan Malick sinemasının evrimi(farklı bir yola savrulması) To the Wonder’da da aynı çizgiyi takip ediyor.

Tree of Life (2011) ile film içerisinde kâinatın yaratılışının 20 dakikalık bir sekans ile anlatılması Malick’in nasıl bir yönetmen olduğuna dair bir fikir verebilir belki. Nitekim filmle yüksek ölçüde ilişkili olması sebebiyle, Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ile ödüllendirildi yönetmenin bu atılımı.


To the Wonder002

To the Wonder, aşkı merkezine alan ve bunu sorgulayan (çoğunlukla arayış şeklinde geçen) bir konuya sahip. Neil (Ben Affleck) ve Marina (Olga Kurylenko)’nın Paris’te başlayan ilişkilerinin, Neil’in önerisi üzerine Oklahoma’ya taşınmaları ile başlayan hikâye, sonrasında Neil’in eski arkadaşı Jane (Rachel McAdams) ile yakınlaşması ve Marina’nın yalnızlığının çözümünü Rahip (Peder) Quintara (Javier Bardem) üzerinden arayışı olarak şekilleniyor.

Malick’in filmlerinde anlatıcı (narrator) kullanma eğilimini bilenler için bu filmde de bir farklılık yansıtılmıyor ekrana. Diyalogların azınlıkta olduğu, daha çok karakterlerin iç sesleriyle akan bir hikâyeyle karşı karşıyayız. Klasik hikâye anlatılış şeklinin dışına çıkılması, karakterlerin dünyasına girmemize daha çok imkân tanırken, hikâyeyi ve bireyler arası ilişkileri çözmekte ise zorluyor. Zaten, kanımca Malick filmlerinin en önemli etkenlerinden biri bu tercihin yapılması.

Son zamanlarda filmlerde görüntü yönetmenliğinin yaptığı işçiliğe şapka çıkarmak gibi bir popülarite oluşmuş olsa da, buna karşın Emmanuel Lubezki’ye ayrı bir parantez açılması kanaatindeyim. Children of Men (2006) gibi bir yapımla bizi büyüleyen görüntü yönetmeni, Malick’in de son üç filminde de bu rolü üstlenmiş durumda. Ağır ağır hareket eden kamera tercihi, enfes görüntüler ve kısa planlar da olsa bizi bir bütünün içine çekmeyi rahatlıkla başarıyor. Sıçramalı kurgu tercihi film içerisinde kaybolmuşluk hissi uyandırsa da filmin amacına hizmet eder nitelikte.

To the Wonder001

Mise-en-scene (Mizansen) açısından fazlasıyla başarılı olan filmde set/lokasyon olarak seçilen mekânlardaki boşluğun (insanlardaki kaybolmuşluk/boşluk yansıtılmış), kompozisyon çalışmalarının önemine değinmek gerek. Zaten bir filmden de temel olarak beklenen görüntülerle anlatım yapma güdüsü bu noktada amacına ulaşıyor. Filmde Marina ve Neil’in bedenleri üzerinden yapılan tasvirler/çalışmalar çok etkili.

  • Yazının ilerleyen kısımlarının film için spoiler/sürprizbozan içerebileceğini belirtelim.

Marina ile Neil arasındaki aşk ateşinin tabir-i caizse yanmadan sönmesiyle başlayan bir arayış mevcut filmde ve film boyunca bu arayış sürüyor. Bu yönüyle ele aldığımızda bir sonuca varacağı beklentisi içerisinde olmamanız gerektiğini belirtelim. Marina’nın aşkına karşılık arayışı, Marina’nın kızının koptuğu kültürünü/babasını arayışı, Neil’in sevgi arayışı gibi şekillenmeler ile vücut bulan bir hikâye anlatılıyor. Bu süreçte, Oklahoma’ya yerleştikten sonra Marina’nın Peder Quintana’dan ona ışık tutmasını isterken, Quintana’nın kendisinin de kaybolduğunu (Tanrı arayışı) içerisinde olduğunu görüyoruz.

To the Wonder003

Kısmi olarak varoluşçu kaygıların da yer aldığı yapımla ilgili aşk üzerinden kişinin kendi kimliğini bulma çabaları yer alıyor. Lakin sınırlara ya da bedenlere (Malick’e göre beden de bir sınır) sığmayan bir arayış söz konusu. Marina’nın bir yapının gökyüzüne açılan kısmında izlerken eşlik ettiği kuşlarla olan sekansı da bu kanıyı destekliyor.(Yapının sınırları Marina’yı da sınırlıyor.)

Film boyunca karakterlerin arayışlarını sonuçlandırmaya çalışırken somutlaştırma çabasının ağır bastığı izlenimi görülüyor. Ancak Malick’in söylemek istediği çok daha farklı, vücut bulmuş bir cevaptan uzak. Çoğunlukla materyalizm eleştirisinin de hissedildiği filmle ilgili dünyevi bir temadan ziyade uhrevi bir kuşatılmışlık ağır basıyor.

Çevre mühendisi Neil üzerinden doğanın kirletilmişliği ve bunun sonuçlarının bütün canlıları da çepeçevrelediği olgusu ile genel bir bozulmuşluk aktarılıyor perdeye. Peder’in gözünden gördüğümüz fiziksel ve ruhani yansımalar ile de bu olgu destekleniyor. Otorite/güç odaklarının da çaresiz kalmasının yansıtılması ise yerinde bir dokundurma olmuş.

To the Wonder004

Türkiye’de 8 Mart 2013 itibariyle gösterime giren bu yapım, didaktik anlatılar taşıdığı kanısıyla fazlasıyla kötü eleştirilere maruz kalmış görünüyor. Ancak, ben böyle bir hisse kapılmadım. Malick’in filmlerine aşina olanlar bilir, insanın iç dünyasına eğilim fazladır ve içinde bulunulan süreç sorgulanır. To the Wonder filminde de herkesin yolunu kaybettiği ve arayış içerisinde olduğu ancak cevabın başka birey üzerinden alınmayacağı yargısı var, ötesi değil.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir