Top 10: Devamı Çekilmesi Gereken Filmler

Pekala! Son 10 yıl içerisinde her biri birer tokat gibi yüzümüze çarpan devam filmlerinin ve remake hastalığının pençesine düştüğümüz ve deliler gibi kıvrandığımız, acı çektiğimiz doğrudur! Bunun üzerine yeni bir şeyler söyleyebilir miyiz bilmiyorum! Bırakın, izleyicinin “popüler sinema aşkının” iliğini kemiğini sömürmeye ant içmiş olan yapımcılar, zaten her biri başyapıt olan filmleri fırınlayıp fırınlayıp önümüze seredursun; meseleye bir de diğer tarafından bakarak orta çaplı bir nostalji yapmaya ne dersiniz? Nasıl mı?

Gişede batmış, yan yatıp alabora olmuş, eleştirmenlerden gerekli ilgiyi ve alakayı görememiş, izleyiciden yüz bulamamış fakat iyi değerlendirildiğinde her biri potansiyel gişe canavarı olabilecek yapımlar bir tarafa; kendine has bir hayran kitlesi edindiği ve yolları merakla gözlendiği halde, yapımcıların el atmaya üşendiği ya da “henüz zamanının gelmediğini” düşünerek rafa kaldırdığı inciler diğer tarafa… Hazırladığımız “merakla yolları gözlenen filmler” listesinin iki ayrı kolu var anlayacağınız.

Malumunuz “devamı gelmemesi gereken filmler” artık geyiklerimize bile meze olmaktan çıkmış vaziyette! Yıllar evvel Titanic 2 ile yüz yılın troll avcılığını yapan bloggerların en sevdiği ve asla eskimeyen geyiklerinden biri de malum, orijinallerini mumla aratan devam filmleri üzerine mavra çevirmek. Son olarak 2005 yılında Anthony Swofford’un kitabından beyazperdeye taşınan Jarhead’in de devam filmini kanlı canlı gördüğümüze göre; remake ve seri filmlerden yana canımızın çok yanacağı bir kere daha tescillenmiş oldu. Peki ya diğerleri? Onlara ne oldu da taze kan arzusuyla yanıp tutuşan yapımcıların sivri dişlerinden kaçabildiler? Hepsi ve daha fazlası bu yazıda!

Daredevil (2003)

Daredevil (2003)

Kim tahmin ederdi Marvel aleminin “gözüpek” avukatı Matt Murdock’ın beyazperde macerasının daha ilk ayağında gişede iki seksen çakılacağını? Tamam, belki salon sahiplerinin günün ilk saatlerinde tüm biletleri satıp gişeyi kapatacakları kadar parlak bir örnek değildi ama iş bilen ellerde çok daha fazlası olabilirdi! Nitekim olmadı! Matt Murdock, Hells Kitchen’a beklenen barışı getiremedi!

Ben Affleck’in hayat verdiği şaşkından hallice Matt Murdock karakteri, merhum aktör Michael Clarke Duncan’ın sevimli mi sevimli King Pin’i ya da Colin Farrell’ın komedi yıldızından bozma Bullseye güzellemesi el birliğiyle filmi katlettiler dersek eğer; meseleyi fazla mı abartmış oluruz? Muhtemelen filmin parlayan tek tarafı Jennifer Garner’ın ete kemiğe büründürdüğü Elektra olacak ki; en az Daredevil kadar kötü bir spin-off projesine abanan sevgili yapımcılar uzunca bir süre ayağa kalkamayacak olan seriyi iki seksen yatırmayı başarmış oldular böylece!

Her nasılsa bu film, kariyerinin acı bir şekilde sonlanacağına kanaat getirilen yetenekleri kıt yönetmen Mark Steven Johnson’ın önünü kesmeye yetmedi. Kendisi 2007 yılında Ghost Rider’a da el atarak bir başka Marvel efsanesinin daha başını yakmaktan(!!!) geri durmadı! Flaş Haber; Johnson hala film çekmeye devam ediyor! İşte buna içilir!

Spawn (1997)

Spawn (1997)

Todd McFarlane’in efsanevi cehennem meleğinin namına yakışır mı yakışmaz mı bilinmez fakat aldığı kötü eleştirilere rağmen 1996 yapımı Spawn’da damakta tat bırakan bir ucuzluk vardı. Kolay kolay yabana atmamak gerekir ki, şu günlerde iyiden iyiye çaptan düşen John Legoizamo’nun Clown suretinde en büyük oyunculuk(!!!) sınavlarından birini verdiği filmdir aynı zamanda… Dahası hayatımıza, değerini ilerleyen yıllarda daha iyi anlayacağımız Michal Jai White gibi orta karar bir aksiyon ikonunu sokmuştur.

Aslında Spawn’ın arkasından video piyasasına yönelik devam filmleri ve çeşitli animasyonlar gelmiş olsa da, beyazperdede görücüye çıkacak kallavi bir devam halkası için hiçbir yapımcı elini taşın altına sokmaya cesaret edemedi. 1999 tarihli Spawn 3: Ultimate Battle, video piyasasında kendine has bir hayran kitlesi bile edinmekte gecikmedi mesela!

Nitekim bu özellikleri Spawn’ı tam olarak aklamaya yetmediği gibi, ilk defa kamera arkasına geçen Mark A.Z. Dippe’yi de uzun süre televizyon projelerine hapsetti… Özetle bu savaşın kazananı rötarlı da olsa Michael Jai White oldu!

Jumanji (1995)

Jumanji (1995)

Milenyum öncesindeki en eğlenceli sinemasal hadiselerden biriydi Jumanji! Ülkemizde gösterime girdiği dönemde Spielberg’ün Jurassic Park’ının gölgesinde kalmış olsa da, keşfedilmesi ve itibarının teslim edilmesi çok da uzun sürmedi!

Gerçi yapımcı ekip, daha sonra Jumanji’nin macerasını yıllar sonra tadımlık bir bilimkurgu mezesi formatında Zathura’ya entegre etmekte gecikmedi ama ne olursa olsun öyküde merhum Robin Williams’ın büyük bir şevkle hayat verdiği Alan Parrish gibisinden izleyici dostu bir karakter yoktu!

Jumanji hem sinemasal anlamda hem de ticari açıdan herkesin yüzünü güldürdü aslında… Kirsten Dunst’ün kariyerinde bir merdiven olmanın yanı sıra, yönetmen Joe Johnston’ın da kalburüstü projelerde şansının hep yaver gitmesini sağladı… Nitelikleri tartışmaya açık olsa da Jurassic Park III, Captain America: First Avenger ve tabi Hammer korkularına “dijital dolgularıyla” gülümseyen Wolfman… Sinema tarihinde herkesin ekmeğine yağ sürmesine rağmen rahat bırakılmış çok az filmden biri Jumanji… Hem de sonsuz sayıda devam filmine kapı açabilecek bir fikre sahip olmasına rağmen!

The Incredibles (2004)

The Incredibles (2004)

Pekala, aslında geçtiğimiz aylarda The Incredibles cephesinden sevindirici bir haber geldi ve uzunca bir zamandır bu animasyondan uzak kalmayı başaran Brad Bird’ün yeni filmin senaryosu için kalem oynatmaya başladığı haberi, süper güçlerle donatılmış Parr ailesinin hayranlarını sevince boğdu!

Bu defa karşımızda her açıdan bir başarı var! Kayıp Balık Nemo sayesinde karizmasına karizma katan, Pixar ve Disney işbirliğinin çıtasını bir merhale daha yükseltmeyi başaran bir animasyondan bahsediyoruz burada! The Incredibles’ın sinemasal macerasının uzun soluklu olacağını düşünsek de; açık açık devam filmini müjdeleyen o meşhur finalin ardından 10 sene boyunca hiçbir kıpırtı olmaması pek çoğumuzu üzmedi değil hani. Neticede The Incredibles’ın bayat fikirlere kurban edilmesi oldukça zordu!

Muhtemelen yapımcılar, böylesine sevilen bir filmi nadasa bırakıp, yaratıcı ekibin altın yumurta kıvamındaki diğer fikirlerine yönelerek en iyisini yaptılar. Bu süreçte, sinemasal yolculuğunu farklı mecralarda sürdüren Brad Bird de tahminimizce zihinsel açıdan da bu projeye hazır hale geldi! Devam halkasının tarihi henüz kesinleşmemiş olsa da The Incredibles’ı yeniden izlemek için önümüzde daha uzuuuuuun bir zaman var! O zamana kadar gönül rahatlığıyla “merakla beklenen filmler” listesine mahkum edebiliriz kendisini!

Trainspotting (1996)

Trainspotting (1996)

İşte yine devam filmi için yapımcıların kolları sıvadığı bir başka başyapıt var karşımızda. Danny Boyle filmi o kadar okkalı bir sonla bağladı ki Irvine Welsh’ın kitabından bihaber olanlar bu film için asla bir devam halkası düşünmedi!

Geçtiğimiz yıl, filmi 20. yılı hürmetine, Welsh’ın devam kitabı Porno’nun perdeye taşınacağı haberleri, yazarın hayranlarını ve Welsh’ın eserlerinden sinemaya uyarlanan her türlü mahsulün alıcısını heyecanlandırmaya yetti! Şimdilik devam halkasını Danny Boyle’un yöneteceği ve başrolde Ewan McGregor’un yer alacağı kesinleşmiş olsa da, filmin 20. yıldönümüne, yani 2016 yılına yetişip yetişmeyeceği henüz kesinleşmiş değil… Bekleyelim ve görelim!

Super Mario Bros. (1993)

Super Mario Bros (1993)

Nintendo’nun en çok satan oyunu, hiç vakit kaybetmeden beyazperdeye damlamayı başarmıştı. Üstelik başrollerde Dennis Hooper ve Bob Hoskins gibisinden iki baba isimle birlikte! Bizim jenerasyondan pek çok sinemaseverin John Leguizamo’yu uzun yıllar boyunca Luigi adıyla anmasına sebep olmuştur.

Gel gelelim türün kötü bir örneği olmasına rağmen, hitap ettiği kitleyi memnun etmeyi de başarmıştır Mariogiller… Total Recall ya da Barb Wire’dan hallice, ucuz ama etkileyici sanat işçiliği, bugün doğru noktadan bakmasına bilene hala küçük sürprizler vadeder! İki muslukçu kardeşin, su boruları vasıtasıyla türlü hilkat garibesiyle tepeleme dolmuş alternatif bir dünyaya seyahat etmesi fikri, Lewis Carroll’dan yapılan en eğlenceli “aparmalardan” biri olmuştur.

Gel gelelim bir daha asla beyazperdeye taşınamayan film, en büyük darbeyi yönetmenlerine vurmuştur! Hem Annabel Jankel hem de Rocky Morton bir iki video işinin ardından adeta kayıplara karışmıştır.

Dune (1984)

Dune (1984)

“David Lynch neden böyle bir film çekti?” aradan geçen yıllar içerisinde soru değerini yitirdi. Zaman içerisinde sorulacak asıl soru “Frank Herbert’in efsanevi serisinin devamı neden gelmedi?” şeklinde değiştirilse yeridir!

Lynch’in bu ilginç tür denemesinden tam 16 yıl sonra, yapımcılar Herbert’ün alametifarikasını beyaz camda şahlandırma girişiminde bulundular ve hatta bu girişimlerinde başarılı oldukları bile söylenebilir fakat Çöl Gezegeni Dune’dan beyazperdeye uyarlanan bu cesur girişimin ne yazık ki devamı gelmedi! Diğer yandan niteliği tartışmaya açık olsa da, asla değeri tam anlamıyla bilinmemiş bilimkurgu filmleri arasında da yerini aldı! Sonuç baharattan daha kekremsiydi ve Sting’in varlığına rağmen film yıllar sonra bile adam akıllı keşfedilemedi!

Sözün özü odur ki; bugün yapımcıların ve yatırımcıların girdiği riskler göz önüne alındığında Herbert’ün efsanevi Dune serisinin devamının getirilmesi ya da ilkinin birkaç adım önüne geçebilecek bir remake ile seyirciyi selamlaması işten bile değil! Biraz istek… Biraz teferruat… Biraz da özgüven…

The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy (2005)

The Hitchhiker's Guide to the Galaxy (2005)

Douglas Adams’ın yıllarca beyazperdeye taşımak için canla başla çabaladığı seriyi, sinema salonunda izlemeye ömrü el vermedi belki ama Garth Jennings, bu absürt mizah bombardımanının hakkını teslim etmekte hiç de zorluk çekmedi!

Martin Freeman’ın büyük bir içtenlikle hayat verdiği Arthur Dent karakteri; bugün kendisine şaşkın hobbit Bilbo Baggins’i ete kemiğe büründürme yollarını açtı… Zooey Deschanel’in radarımıza yakalanmasını sağlayan, Mos Def’in oyunculuk becerilerini büyük bir cömertlikle sergilediği filmin bir diğer ağır topu da kafadan kontak Zaphod karakterini büyük bir zevkle perdeye taşıyan Sam Rockwell’di… Sadece bu kadar mı? John Malkovich, Helen Mirren, Bill Nighy, Alan Rickman, Stephen Fry… Film, tam anlamıyla yıldızlar geçidi kabilindeydi!

Gel gelelim Arthur Dent’in galaksinin en ücra ve akıl almaz köşelerinde oradan oraya sürüklendiği bu ilk maceranın devamı gelmedi! Hem Adams hayranlarını, hem de perdede bu denli absürt mizahı özlemiş bilimkurgu severleri üzdü bu durum… Peki ya şimdi ne olacak? Yıllar sonra seriye yeniden el atacak cengaver ruhlu yapımcıları mı bekleyeceğiz yoksa Dent’i tüm şaşkınlığıyla salındığı galaksinin ortasına mı gömeceğiz?

Big Trouble in Little China (1986)

Big Trouble in Little China (1986)

80’li yıllara dair kolektif hafızamızda pek çok güzellik var ve büyük bir kısmı da en az Big Trouble In Little China kadar eğlenceli! Yapımcıların bu eğlenceyi aradan geçen bunca zamana kadar sömürmemiş olmasına sevinmeli miyiz yoksa üzülmeli mi orasını kestirebilmek zor!

John Carpenter’ın sinemadaki altın çağında, Chinatown’ın tam ortasında patlattığı bu eğlenceli harala güreleyi, bugünkü teknik imkânlarla ve ruhuna zarar vermeksizin perdeye taşıyabilmek oldukça zor aslında! Yine de lezzetli bir revizyonla, filme zarar vermemek de mümkün. Her ne kadar bugün bunun olumlu örneklerine pek sık rastlamasak da, Big Trouble In Little China dönemin sinefillerine güzel bir ödül olmakla kalmayıp, bu hazineyi keşfedecek yeni jenerasyon izleyici için de harita görevi üstlenebilir. Tek bir şartla; bileğinin hakkıyla tırmandığı zirveden paldır küldür yuvarlanan John Carpenter’ın filme dokunması bile onu küle çevirebilir!

Tank Girl (1995)

Tank Girl (1995)

Alan Martin ve Jamie Hewlett’in yarattığı Tank Girl çizgi serisinden perdeye uyarlanan film, eleştirmenler tarafından yerin dibine sokulan fakat çizgi serinin hayranlarını mutlu etmiş ender örneklerden biriydi. Kabul edelim ki, filmi gösteriminden yıllar sonra keşfedenler olarak bizim de bu uyarlamayla hiçbir problemimiz yok!

Üçüncü uzun metrajlı filminin ardından irtifa kaybetmeye başlayan Rachel Talalay; bu filmden sonra televizyon ve video sektörüne gömülmüş olsa da; Tank Girl, sinemasal macerasında da kendine has bir hayran kitlesi edinmekte gecikmeyip, kısa sürede kült mertebesine erişti! Başarılı sayılabilecek post apokaliptik atmosferiyle tam manasıyla bir 80’ler bilimkurgu şöleni olan film, Lori Petty’nin akıllardan kolay kolay çıkmayacak Tank Girl güzellemesiyle de uzun süre akıllarda kalmayı başarmıştı. Jet Girl olarak karşımıza çıkan Naomi Watts’ın bu günlere sağ salim gelebileceğini kaç kişi tahmin edebilirdi ki?

Sözün özü, son yıllarda patlak veren post apokaliptik sevdasından Tank Girl’e de rahatlıkla nasiplenebilir. Ayrıca geçtiğimiz yıl izlediğimiz Dredd örneğinin de kanlı canlı kanıtladığı üzere; her remake, spin-off ya da devam halkası kötü olmak zorunda değil! Öyle değil mi?

Bonus 1: eXistenZ (1999)

eXistenZ (1999)

Tamam, teknik olarak zaten yeterince başarılı olmuş filmlerin devam halkalarını ya da remakelerini aramıyor, bunu yapmaya çalışanlara da taşlarla sopalarla girişmek istiyoruz fakat Cronenberg’in yazıp yönettiği bu leziz mi leziz siberpunk hadisesinin devamının yollarını gözlemedik diyebilir miyiz? Hiç sanmıyorum! Neden? Çünkü burada halihazırda eksik kalan bir şeyler vardı!

Siberpunk kelimesinin, sinemadaki temsillerinden çok daha hızlı gelişip serpildiği bir dönemde, bu anlayışa tamamen komplike bir tarif getiren Matrix’in ortalığı kasıp kavurması sebebiyle pek çok sinemaseverin geri plana attığı eXistenZ; belki de Wachowski Kardeşler’in ortalıkta istedikleri gibi çalıp oynayarak bütün ilgi ve alakayı üzerlerine çekmelerinden kelli, o dönemde fazla eşelenmedi gibi geliyor bana.

Çok ilginçtir ki usta yönetmen Cronenberg de eXistenZ’den üç yıl sonra yönetmen koltuğuna oturduğu Spider filminin ardından “body horror” müessesesinden elini ayağını çekerek, daha varoluşçu arayışlara girişti.

Eğer ki bir gün “Cronenberg Köklerine Dönüyor” gibisinden bir manşet görürsek, umalım da altına eXistenZ’in devam halkasıyla ilgili bir müjde görecek olalım! Nitekim seyircinin henüz bu güzide siberpunk güzellemesiyle işi bitmedi! Her ne kadar biraz demode kalmış olsa da…

Bonus 2: Van Helsing (2004)

Van Helsing (2004)

Tamam tamam, kızmayın! Van Helsing’in çok daha yukarılarda olması gerekiyordu kabul! Stephen Sommers’ın komedi-gerilim kırması Mummy’de tutturduğu kıvam, her ne kadar Van Helsing’de de tavına gelmiş olsa da; nedense tam anlamıyla bekledikleri gişe rakamını yakalayamayan yapımcılar yeniden bu riske girmek istemediler…

Elbette karşımızda “Hammer Süper Starları” projesinin ilk ayağı vardı ama ne yalan söyleyelim, gereğinden fazla itici CGI hamlelerinden kelli, izleyiciler olarak bizler de filmden tam olarak beklediğimiz tadı alamadık. Yine de Van Helsing eğlence potansiyeli taşıyan bir adımdı. Girizgâh kısmında Helsing ile Hyde kapışması, bize orta karar bir dijital efekt çöplüğü sunarak filmin kalan kısmı hakkında önemli ipuçları verse de kabul etmek gerekir ki Hugh Jackman’ın yine Wolverine huysuzluğuyla ete kemiğe büründürdüğü “canavar avcısı” bir sonraki devam halkasını kotarabilecek güçteydi!

Bu yıl Odd Thomas ile birlikte yeniden ucuz görünümlü ama bir o kadar da keyifli işler çıkartma konusundaki iddiasını tazeleyen Stephen Sommers, karizmatik canavar avcısı Van Helsing meselesine yeniden el atar mı bilinmez fakat bizler her şeye rağmen kendisini çok ama çok sevdiğimizi itiraf ederek, şu köşeye günahımızı çıkartalım… Kim bilir belki bir gün hiç ummadığımız bir anda çürümüş kalplerimiz yeniden ahşap kazıkla buluşur!

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

6 Yorumlar

  1. Yazıyı okur okumaz şu filmler aklıma geldi,pek yukarıdaki filmlere uymuyorlar ve eskiler ama olsun devamları çekilseydi iyi olurdu,bilmiyorum belki de çekilmiştir.

    TOPKAPI-1964-Jules Dassin
    GECEYARISI AVI-1988-Martin Brest
    BELALI ELMAS-1972-Peter Yates
    PARTİ-1968-Blake Edwards
    ÇAPKIN HIRSIZ-1976-Atıf Yılmaz
    BENİ ORADA ARAMA-2007-Todd Haynes–bu filmin devamı olmaz biliyorum ama keşke aynı mükemmellikte bir John Lennon,bir Jim Morrison,bir Syd Barrett da çekseydi bu kafa yönetmen.

  2. İyi Akşamlar,Daredevil yönetmeni Mark Steven Johnson olacak.Affınıza sığınarak söylüyorum,sitenizi devamlı takip eden bir okuyucunuz olarak.Kendisi ayrıca Robert De Niro ve John Travolta’yı birlikte beyazperdeye taşırıp batırmış bi adamdır(Killing Season 2013).Ekstra kızgınım arkadaşa bu yüzden düzeltmek istedim.

  3. Düzeltildi. İlginiz için teşekkürler.

  4. Şu filmlerde listede olabilirdi
    unbreakable-2001
    zombieland-2009
    Hulk-2003
    The rockeeter-1991
    vahşi vahşi batı-1999
    Altın pusula-2007
    talihsiz serüvenler dizisi-2005

  5. küçük çinde büyük bela ve tank girl bir revize olsalar (böyle mi deniyor) yeter. onlar o sarsak halleriyle kült. dune ise zaten jodorowsky’e emanet edilmeli hayattayken. yani sinemada asıl sahibine. o da 70’lerdeki efsane ekibini toplar (gerçi dan o’bannon ve h.r.giger artık yoklar ama geride film için hazırladıkları eserleri duruyor) ve o zamanlar stüdyoyu caydıran 15 saatlik değil ama üçleme olarak gönlündeki filmi çeker. gerçi başkası da yönetebilir filmleri jodorowsky’nin filmin çekimine yön verecek kitabı var hazırda.

  6. Bu dünyada devamı çekilmesi gereken tek bir film varsa, o da “Tango & Cash” olmalıydı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: