Top 10: En İyi Dizi Bölümleri

Televizyon her ne kadar sanat camiası tarafından tu kaka edilen bir kitle iletişim aracı olsa da başlangıcından bu güne kadar gerek mini diziler ile gerek uzun soluklu diziler ile sinemaseverleri her zaman yakalamayı da başarmıştır.

“Tiyatro oyuncuların, sinema yönetmenlerin, televizyon ise yapımcıların oyun alanıdır.” derler. Gerçekten de bir çok dizinin adı yapımcısı ile özdeşleşmiştir. X-Files deyince Chris Carter, Lost deyince J.J.Abrams’ın adı geçmezse o muhabbet tamamlanmaz. İçtiğiniz meşrubat gaz yapar, rahatsızlık verir.

Dizi yapımcıları her zaman izleyiciyi o hafta yayınlanacak bölüm için merakta bırakmaya çalışır. Bazı bölümler rölantide gitse de mutlaka ufak da olsa bir sürpriz olur. Ancak bazı bölümler ise seyrettiğiniz anda sizde unutulması imkansız hazlar bırakır. İşte bu liste ötekicilerin takip ettiği dizilerde en sevdikleri bölümleri anlatmaları için yapılmıştır. (Gerçi sadece Fatih Yürür destek verdi bana ama olsun daha sonra ekleme olabilir.) Bir kısım sürprizbozan, kızkaçıran ve eşşek anırtan içerebilir. Verilecek zarardan müessesemiz sorumlu değildir. Tıpkı Dilberay’ın bir şiirinde dediği gibi; “Zorundamıyam zorundamıyam!”

Orta diplikte not: Kime göre? Bize göre!

GAME OF THRONES

Baelor / Sezon 1 Bölüm 9

(Fatih Yürür)

Taht Oyunları, sadece geçtiğimiz yılın değil, kuşkusuz son yılların en büyük televizyon projelerinden biriydi. George R.R. Martin’in Buz Ve Ateşin Şarkısı adlı uzun vadeli edebi başyapıtından televizyon ekranına raşınan ve bunu yaparken de, köklerine fazlasıyla sadık kalan Taht Oyunları, ülkemiz izleyicisinin ilgisine de fazlasıyla nail oldu. Tabi entrika sever jenerasyonu da fazlasıyla tatmin edecek süprizleri vardı dizinin fakat hiç biri Ned Stark’ın kellesinin uçurulduğu, semi-final bölümü kadar dizinin izleyicilerini dumur etmemişti kuşkusuz. Dolayısı ile, zaten her bir bölümü başyapıt niteliğinde olan dizinin, ilk sezonunun dokuzuncu bölümü, yürekleri parçaladığından dolayı bu listeye girmeye hak kazandı ki burada duygusal davranmadığımı iddia etmek, atılacak en büyük yalanlardan biri olur.

Ned Stark’ı kaybettikten sonra, sezon finalinde “acaba cellatın eli kaymış olabilir mi?” gibisinden geyiklerin dönmesi ve bir müddet Stark’ın ölümüne kendimizi inandıramamış olmamız, onun ne kadar sevilen bir karakter olduğunun en açık kanıtı. Kaldı ki bu sevgiyi -ekseriyette üzüntüyü- George R.R. Martin’e mi yoksa, neredeyse yazıldığından daha güçlü bir Stark karakterine hayat verdiği için Sean Bean’e mi borçluyuz bunu kestirebilmek zor. Fakat trajik bir biçimde ölen epik karakterlere hayat verme konusunda kıdemli olan Sean Bean’in bu duygusal travmada büyük rolü olduğuna inananlardanım. (Boromir örneğini vermeme gerek yok sanırım.)

Şu sıralar, dizinin ikinci sezonunu da yavaş yavaş geride bırakmaya hazırlandığımız halde, pek çoğumuz Taht Oyunları’nı Ned Stark’ın demir tahta oturduğu anımsıyoruz. Bu da üst paragraftaki iddialarımın arkasına destek olarak yerleştirilebilir.

Tabi 40 küsür dakikalık bir başarıyı tek bir mevzu sebebi ile “en iyilerden biri” ilan etmek acımasızlık olacaktır. Bu sebeple dizinin Baelor bölümünü, diğer bölümlerden ayıran özelliklerini de şöyle kısaca sayalım… Mesela Joffrey’nin, kötülük konusunda annesini bile ardında bırakan sadistliği, Daenerys’in uğradığı ihaneti, Jorah Mormont’un iş bitiriciliğinin tescili, Tyrion Lannister’ın başarısı fazlasıyla tartışmalı olan ordu komuta etme becerisini ve Jaime Lannister’ın Robb Stark tarafından esir alınışını bu bölümde izledik. Aslında dizinin “manevi finali” kuşkusuz Baelor’du… Diğer taraftan baba Lannister Tywin’in de namını daha fazla duyduğumuz bölümdü ve bu ilerleyen sezonlar için bir çeşit antremandı. Khal Drogo’yu da at üstünde gördüğümüz son bölüm olması, bir nevi “yas bölümü” ilan edilmesinin sebebiydi.

THE WALKING DEAD

Pretty Much Dead Already / Sezon 2 Bölüm 6

(Fatih Yürür)

Robert Kirkman gibi bir zombiseverin elinden bu kadar güçlü bir çizgi seri çıkmasına şaşmamak gerekir bence. Marvel  Zombies ile, çizgi severleri silkeleyen Kirkman, son zamanların en tartışmalı ve en sert çizgi serilerinden biri olan The Walking Dead ile yaratıcılığının, tesadüf ile alakası olmadığını cümle aleme kanıtlamış oldu.

Elbette dizi ile çizgi öykü, dirsek teması ve ana tematikleri dışında farklı kulvarlardan ilerlese de her iki tarafın da kendine has çekiciliği var. Bizim tabirimiz ile, bir hitten yola çıkıp bambaşka bir hit yaratıldı The Walking Dead’in televizyon serisi ile… Çizgi romanın sıkı takipçilerinin pek çok ön görüsünü de beraberinde çöpe götüren bu yöntem, her ne kadar beyaz camda çizgi serinin sertliğini olduğu gibi aksettirmese de, kendine has ritm arttırıcı yöntemleri mevcut.

Zımba gibi bir ilk sezon ile seyirciyi hipnotize eden dizinin en önemli iddiası, kuşkusuz zombi istilası fonundaki hayatta kalma mücadelesini, taşıyabildiği en uç noktaya kadar taşımak! Karakterleri, hikayeye dahil ettiği hızla, saha dışına şutlayabilen bir seri olduğu düşünüldüğünde, çarpıcılık, The Walking Dead’in göbek adı. Fakat dizinin 2. sezonuna dair ağızlara sakız edilen en önemli eleştiri, kuşkusuz dizinin ilerleyişinin hantallığı yönündeydi.  Belki de bunun en önemli sebeplerinden biri, hem bu derece çok karakterli hem de fazlasıyla bu karakterlere odaklı bir zombi çeşitlemesine alışık olmamamızdı. Nitekim sezon arası, takipçileri şoke etme konusunda, çizgi romanın ritmini bulmuştu.

Sezon başından beri kayıp olan Sophia’nın, beklenmedik bir biçimde karşımıza çıkması ve bu durum karşısında Rick’in takındığı o meşhur, tavizsiz soğukkanlılığı; pek çok izleyiciyi soluksuz bırakmıştı kuşkusuz. Fakat bu çarpıcı sezon arası bölümünün  tek artısı, finaldeki sertliği değildi elbette! Durağan bir yarı sezonun, adrenalimetresindeki aşamalı artış için de bir başlangıç niteliği taşımaktaydı!

Daha sade bir tabir kullanmak gerekirse, Kirkman’ın çizgi romanın tamamına yaydığı ritm ile dizinin ritmi, bu bölüm ile birlikte, bir kere daha yakın seviyelere gelmiş oldu. İşin daha çekici tarafı, bu bölümden sezon sonuna kadar karakterlerin birbirleri ile diken üstünde seyreden münasebetleri  de doruğa çıkacaktı. Tabi bireysel sıkıntılara  bu kadar takılıp; zombilerin varlığını unutmak; hali hazırda gelmiş geçmiş en sürpriz ölüm davetiyelerinden biri…

THE X FILES

The Post-Modern Prometheus / Sezon 5

The X Files bilim kurgu dizilerinin patlamasından önceki ilk halkadır. Günümüzde bile hala Fringe gibi diziler X-Files’ın kurallarına göre oynar. Popüler kültürün bilim kurguyla buluştuğu en güzel işlerden biridir. Chris Carter’ın hem çok sevilmesine hem de daha sonra dizinin etinden sütünden faydalanıp rezil bir finalle noktaladığı için nefret edilmesine neden olmuştur.

Şüpheci Mulder ile akılcı Scully’nin uzaylılar, canavarlar, cinler, vampirler, periler, çılgın bilim adamları gibi sayısız dost düşman ile karşılaştığı enselerinde sürekli devletin sansürcü zihniyetinin kılıcını hissettikleri bir maceradır.

En iyi bölümü nedir diye soracak olursanız aslında kişinin zevklerine göre değişse de sinemasal açıdan en beğendiğim bölüm 5. sezondaki “The Post-Modern Prometheus”’dur.

Chris Carter’ın yazıp yönettiği bu bölüm yapımcının zekasını ve korku türüne olan düşkünlüğünü de gösterir. Tamamen siyah beyaz çekilen bu bölüm 70 öncesi korku türüne de bir saygı niteliğindedir. Hikayemizde Mulder ve Scully kendisinin oğlunun çizdiği bir yaratık tarafından tecavüze uğradığını söyleyen kadına bakmak için kasabaya giderler. İkili kasabada bir çılgın bilim adamı ile tanışır ve ondan şüphelenirler. Bölüm boyunca bir çok teori üretilip çürütülürken bizi belki dizi tarihi içindeki en çılgın ve eğlenceli sona doğru hazırlar.

LOST

The Pilot / Sezon 1 Bölüm 1-2

İki bölüm birden çekilen pilot bölümü ile lost özellikle genç izleyiciyi avuçları içine almayı başarmış internetin de katkısı ile komplo teorileri üreterek ününe ün katmıştır. J.J. Abrams’ın yapımcılığında yarattığı Lost fenomeni daha ilk bölümde uzun uçak kazası sekansı ve Jack’in o travmada sürekli etrafta koşturarak yaralılara yardım ettiği açılış bölümü ile müthiş bir sinema anlatımına imza atar.

Karakterlerin yavaş yavaş yerlerine oturduğu bu iki saatlik bölüm bize adanın gizemini de haberdar eder. Tabii her güzel başlangıç iyi sonlanmaz ve Lost serüveni ilk bölümde verdiği patlamayı ilk sezon boyunca yerinde tutmayı başarsa da ilerleyen her sezonda izleyiciyi tatmin etmekten uzaklaşır ve kimseyi tatmin etmeyen bir sonla tarihteki yerini alır.

BATTLESTAR GALACTICA

33 / Sezon 1

Battlestar Galactica Uzay operası olarak adlandırılan türün hem son hem de en iyi örneklerinden biri olmayı başarmış ilk saniyesinden son saniyesine kadar bilim kurgu severleri tatmin edebilmiş edebi bir yapımdır.

Battlestar Galactica’nın miniseries’den sonraki ilk bölümü olan 33 bir savaş filmi tadında seyirciyi geren ve karakterleri güçlendiren ilginç bir bölümdür.

Her 33 dakikada bir saylonlar saldırmaktadır ve ilerleyen sahnelerde karakterlerin yüzlerindeki yorgunluğu ve bitkinliği görürüz. 2005 yılında en iyi dramatik kurgu dalında ödül almış bu bölüm insan robot savaşındaki ilk büyük kaybı gözler önüne sererken izleyiciyi de ağlatmayı başarır.

MASTERS OF HORROR

John Carpenter’s Cigarette Burns  / Sezon 1

Yıllar önce Öteki Sinema’ya yazmıştım bir Cigarette Burns güzellemesi. O yüzden lafı fazla uzatmadan oraya link vereyim. (bkz: Cigarette Burns)

John Carpenter, Larry Cohen, Don Coscarelli, Joe Dante, Guillermo Del Toro, Mick Garris, Stuart Gordon, Tobe Hooper, John Landis, Bill Malone ve daha bir çok kült yönetmeni bir araya getiren Masters of Horror serisi içinde en güzide parçalardan birini oluşturan Cigarette Burns sinemanın insana verdiği terörü konu alan yapısı ile kült bir film statüsündedir.

THE 4400

Life Interrupted / Sezon 2

Bir mini dizi olarak başlayan 4400 iyi bir finalle noktalandıktan sonra bilim kurgu seyircisi tarafından desteklenmesinden dolayı uzatıldı. E tabi her uzayan iş gibi ilerleyen sezonlarda da tadı tuzu kalmadı. Ancak 2. sezonda öyle bir paralel dünya bölümü vardı ki dizi tarihi içinde beni koltuğuma zımbalamayı başarmış ender bölümlerden biri oldu.

Konuyu kısaca hatırlarsak 4400’de bir gün kayıp olan 4400 kişi dünyaya ışınlanır ve kendilerinde bazı telekinetik, doğaüstü güçler yüklendiğini fark ederler. Devlet hem insanları onlardan hem de onları insanlardan korumak ve olayın iç yüzünü araştırmak için bir ekip kurar.

Bu bölümde ise bu ekibin elemanı olan Tom 4400 olayının hiç cereyan etmediği bir dünyada uyanır. Oğlu kaçırılmamıştır hatta tıp mezunu olmak üzeredir ve çok mutludur. Bir nışanlısı vardır. Hayatı hep istediği gibi şekillenmiştir. Ancak bu yaşadığı dünyanın ne olduğunu anlamaya çalışarak 4400 olayı ile ilgili de çeşitli ip uçları bulacaktır.

DOCTOR WHO

Blink / Sezon 3

Televizyon tarihinin en eski ve en uzun soluklu kahramanı olan Doctor Who (arkadaşları sadece doktor der) David Tennant’ın rolü alması ile tam bir fenomen olmuştu. Tennant’lı her bölüm üstüne koyarak ilerlese de tabii ki bazı bölümler diğerlerine göre daha ön plana çıkacaktı.

Blink de böyle bir bölüm işte. Steve Moffat’ın daha önce Doctor Who dvdsi için yazdığı bir kısa öyküden uyarlanan yapımda bakmadığınız zaman hareket eden fısıldayan melekler baş düşmanımız. Sally Sparrow 17 dvdnin arasındaki bağı kurmaya çalışırken bir de bu kan donduran heykellerle baş etmek durumunda kalıyor.

Bölüm Hugo ve Bafta’da ödülleri silip süpürerek tam bir bilim kurgu klasiği olmayı başarmıştır.

FRINGE

Letters of Transit / Sezon 4

J.J.Abrams’ın Lost’tan sonraki işleri genelde iptallere uğrasa da Fringe bir bilim kurgu klasiği olma yolunda devam ediyor ve seneye de finalini yapacak. İlk başlarda bölüm canavarları ile boğuşan dizi yavaş yavaş kendi felsefesini ve kurgusunu oturtmayı başardı ve başarılı oyuncularına da sırtını dayayarak deneysel bölümleri araya serpiştirerek ilgiye aç bilim kurgu seyircisini kısa zamanda avucunun içine aldı.

Son sezon her bölüm ayrı bir sürpriz oldu ise de Letters of Transit bölümü post apokaliptik distopya geleneğine sahip çıkarak ayrı bir güzellik sundu. Gelecekte izleyicilerin yönetici olduğu bu bölümde insan ırkının pasifize edildiğini, çok ufak çaplı bir direniş ile tek umut olarak eski fringe ekibinin canlandırılmasına çalışıldığı  bir gelecek senaryosunu seyrettik. Bir çok sorunun yanıtsız kaldığı bu bölümde gelecek sezona dair ip uçları da yakaladık.

STAR TREK: THE NEXT GENERATION

Yesterday’s Enterprise / Sezon 3

Uzay yolundan daha güzel bir şey varsa o da uzay yolu yeni nesildir tabii ki. Uzun soluklu bir uzay operası olan yeni nesil bir çok güzel bölümü ile arz-ı endam etmişse de paralel dünya ve uzay zaman kırılmalarını konu aldığı dünün atılganı bölümü bir adım öne çıkar. Paralel evrenden gelen atılganı zamanın akışını düzeltmek için yok etmek durumunda kalan asıl atılgan ekibinde kafalar karışır.

Atılgan rutin gezilerinden birini yaparken savaş için hazırlanmış yıllar önce yokedilmiş bir atılganla karşılaşır. Ancak bu atılgan farklı bir evrenden gelmektedir ve geldiği evrendeki federasyon Klingon savaşını kaybetmek üzeredir.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

11 Yorumlar

  1. Güzel liste için teşekkürler. İçinde izlemediklerim var ama izlediklerime kesinlikle katılıyorum.

    Bu arada gözlerim Babylon 5’in bol ödüllü “Severed Dreams” bölümünü aradı ama bulamadı. (Ben bu Babylon’a takığım biraz).

  2. battlestar galactica crossroads part 2 ve lost the constant unutulmaz bence

  3. ah keşkem keşkem keşkem twin peaks den de bir bölüm eklenseydi misal ‘ sezon 2,bölüm7) veya 2.sezonun son bölümü.

  4. mevzu masters of horror ise favorilerim imprint ve jennifer’dır

  5. Twin Peaks’te Dev ile Agent Cooper’in konuştukları bölümü degörmek isterdim listede.

  6. OZ ve Breaking Bad’in her ikisi de bu listeye en az 4-5 bölümle girer

  7. her ne kadar x files’in sözü geçenden çok daha fazla sevdiğim en az 10 adet bölümü şöyle bir aklıma geldiyse de, listede cigarette burns’u görünce şahlanan hislerim, blink’i görünce bir o kadar daha coştu. bunlar ağız tadı dolu, çok şahane, elinize sağlık. doctor who’nun 5X10’u olan vincent and the doctor da başlara oynar. battle star’ın da..hepsi.:}

  8. Supernatural 6. sezon 15. bölüm de sayılabilir. Sam ve Dean ‘in bazı sebeplerden ötürü,alternatif bir dünyaya gönderilmesi ve burda,Sam ve Dean ‘in gerçek hayattaki karakterlerine bürünmesi ve izlediğimizle birebir “Supernatural” diye bir dizi çekiminde yine başrol oynamalarıyla ilgili. Böyle anlatmaya çalışınca da anlatamıyormuş insan

  9. en iyisini yazmamışsınız
    Breaking Bad: Season 5, Episode 14
    Ozymandias

  10. Bugün bu başlıktaki listeler için vazgeçilmez bir tercih haline gelecek bir bölüm daha izledik, not düşelim:

    Game of Therones, Sezon 6, Bölüm 9 (Battle of the Bastards-Piçlerin Savaşı)

  11. Gelmiş geçmiş en iyi savaş sahnelerinden birine sahipti kesinlikle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: