Total Recall / Gerçeğe Çağrı Yapım Notları

Philip K. Dick’in ünlü kısa hikayesi “We Can Remember It For You Wholesale”den (Sizin İçin Toptan Hatırlayabiliriz) esinlenilen “Total Recall/Gerçeğe Çağrı” gerçeklik ve hafıza hakkında bir aksiyon gerilim filmi. Düşlerinizi gerçek anılara dönüştürebilen Rekall şirketine hoşgeldiniz.

Sevdiği güzel bir eşi (Kate Beckinsale) olsa da, Douglas Quaid (Colin Farrell) adındaki fabrika işçisi için, bu zihinsel yolculuk hayal kırıklığı yaratan yaşamından uzaklaşmak için mükemmel bir tatil gibi görünür: Bir süper casusun gerçek yaşam hatıraları Quaid’in tam da ihtiyaç duyduğu şey olabilir. Fakat yapılan işlem korkunç bir şekilde yanlış gidince, Quaid avlanan bir adam hâline gelir. Kendini Başkan Cohaagen’in (Bryan Cranston) kontrolündeki polisten kaçarken bulan Quaid’in güvenebileceği kimse yoktur. Muhtemelen yeraltı direniş grubunun lideri (Bill Nighy) için çalışan isyan savaşçısı Melina (Jessica Biel) ise buna istisna teşkil edebilir. Fantezi ile gerçeklik arasındaki çizgi gitgide bulanıklaşmıştır ve Quaid gerçek kimliğini, gerçek aşkını ve gerçek yazgısını keşfederken, dünyasının kaderi de pamuk ipliğine bağlıdır. Len Wiseman’ın yönettiği filmin senaryosunu Kurt Wimmer ile Mark Bomback kaleme aldı. Ronald Shusett ve Dan O’Bannon’la birlikte Jon Povill ve Kurt Wimmer ise filmin hikayesini beyaz perdeye uyarladı. “Total Recall/Gerçeğe Çağrı”nın yapımcılığını Neal H. Moritz ve Toby Jaffe gerçekleştirdi.

Columbia Pictures bir Original Film yapımı olan Len Wiseman filmi “Total Recall/Gerçeğe Çağrı”yı sunar. Colin Farrell, Kate Beckinsale, Jessica Biel, Bryan Cranston, John Cho ve Bill Nighy’nin başlıca rollerini paylaştığı filmi Len Wiseman yönetti. Neal H. Moritz ve Toby Jaffe’nin yapımcılığını üstlendiği filmin senaryosu Kurt Wimmer ile Mark Bomback’e ait. Filmin hikayesini beyaz perdeye uyarlayan isimler ise Ronald Shusett, Dan O’Bannon, Jon Povill ve Kurt Wimmer. Philip K. Dick’in yazdığı kısa hikaye “We Can Remember It for You Wholesale”den esinlenen “Total Recall/Gerçeğe Çağrı”nın yönetici yapımcılığını Ric Kidney ve Len Wiseman, görüntü yönetimini ASC’den Paul Cameron, yapım tasarımını Patrick Tatopoulos, kurgusunu Christian Wagner, kostüm tasarımını ise Sanja Milković Hays gerçekleştirdi. Müziği Harry Gregson-Williams’ın imzasını taşıyan filmin görsel efektler amiri ise Peter Chiang.

[tab: FİLM HAKKINDA]

“Total Recall/Gerçeğe Çağrı”’nın beyaz perdede yeniden hayal ediliş serüveni 2008 yılında, yapımcı Toby Jaffe’nin bir kitapçının bilimkurgu rafını taramasıyla başladı. “Gençken okuduğum tüm kitapları gözden geçiriyordum ve Philip K. Dick’in antolojisini elime alıp ‘We Can Remember It for You Wholesale’ adlı kısa hikayeyi okuyunca dileklerin gerçekleşmesi türünde harika bir fantezi olduğunu hatırladım” diyor Jaffe.

Elbette, Dick’in hikayesi daha önce 1990 yılında “Total Recall/Gerçeğe Çağrı” adıyla bir kez daha beyaz perdeye uyarlanmıştı. Jaffe, Dick’in hikayesini beyaz perdeye geri getirmek için zamanın uygun olduğunu düşündü ve bu düşüncesini Moritz’le paylaştı. Hem kısa hikayeyi okuyan hem de 1990 filmini tekrar izleyen Moritz, “Orijinal hikayenin taze soluklu bir versiyonunu yapabileceğimizi hissettik” diyor ve ekliyor: “Hikayeyi yeniden hayal ederken, karakterler ve hikayede işleyebileceğimiz çok fazla şey olduğunu düşündük. Bu bize yenilik hissi verdi”.

Bunun nedeni, Dick’in hikayesinin 1960’ta ilk yayınlandığındaki kadar çağdaş olmasıydı. Jaffe’ye göre, “Hikayedeki dahiyane fikir şuydu: İnsanın kafasına hatıralar yüklüyorsunuz ve kişi uyandığında bunları yaşamış gibi hissediyor”. Hikaye adeta içinde sorular barındıran bir define sandığının kapağını açıyor: Hafıza nedir? Geçmişte gerçekten ne olduğunu nasıl biliyoruz?

İlk iki “Underworld” filminin yanı sıra, “Live Free” ve “Die Hard” filmleriyle tanınan yönetmen Len Wiseman, “Philip K. Dick’in hikayesinde yarattığı hatırlama konsepti filmi yönetmek istememi sağlayan şeydi” diyor. Wiseman’ın özgeçmişinde, “Independence Day” ve “Stargate” gibi büyük bütçeli bilimkurgu hitlerinin sanat departmanı çalışmaları da yer alıyor. Yönetmenin bu filme yaklaşımı başkaraktere daha derinlemesine bir bakış sunarak bir psikolojik gerilim ile gelecekte geçen bir aksiyon filminin sentezini yaratmaktı.

“Len’in filmi yapmak istemesi bizim için bir şanstı. Projenin başında o varken işe çok hızlı bir şekilde koyulduk” diyor Moritz.

Wiseman olayların Mars’ta geçmesi yerine, aksiyonu dünyada iki ulus-devletin, Britanya Birleşik Federasyonu ve Koloni’nin hüküm sürdüğü uzak bir gelecekte tutmayı seçti. Wiseman’a göre, Dick’in hikayesinde olduğu gibi, “Dünya üzerinde bu karaktere yaşatacak bambaşka türde bir deneyim var”.

Jaffe de bu konuda şunları söylüyor: “Philip K. Dick’in karakterlerini Mars’a göndermediğini kendimize hatırlattığımızda, pek çok olasılık açıldı. Karakteri, Dick’in yaptığı gibi Dünya’da tutma özgürlüğünü elde ettiğimizde, mekan, zaman ya da karakteri dünyadan nasıl ve neden götüreceğimiz konusundaki kısıtlamalar ortadan kalktı”.

Wiseman başkarakter Quaid’i canlandırması için Colin Farrell’ı seçti. “Quaid’in sıradan biri olması çok önemliydi” diyor Jaffe ve ekliyor: “Colin bir aktör olarak karaktere gerçek bir deha katıyor. Beyaz perdede öyle bir sempati yaratıyor ki hakikaten fabrika işçisi olabilecek gerçek biri olduğu hissini yaşıyorsunuz”.

Farrell ise Quaid karakteri için şunları söylüyor: “Yaşaması gereken hayatı yaşamadığını hisseden, hayattaki konumundan memnuniyetsizlik duyan bir adama dair bilindik bir hikaye. Ama bu adam sarsıcı bir uyanma yaşıyor: Gerçekten de yaşaması gereken hayatı yaşamıyor. Hücrelerinin derinliklerinde ya da duygusal düzeyde algıladığının ötesinde, Quaid’in kendisinin kim olduğu hakkında hiçbir fikri yok. Tüm film onun gerçek Quaid’in kim olduğunu çözmeye çalışması üzerine kurulu”.

Wiseman şunları ekliyor: “Quaid’in deneyimine hakikaten daha çok dahil olmak istedim. Demek istediğim şu: Bir düşünün, uyanıyorsunuz, hayatınıza devam ediyorsunuz ve iyi bir insan olduğunuz hissindesiniz… Sonra birden bire çevrenizdeki herkes size kötü biri olduğunuz söylüyor. Ne yaparsınız?”

Bunu aklında tutan Farrell, rolüne duygu ile zeka arasında bir mücadele olarak yaklaştığını ve bu dengeyi korumaya çalıştığını belirtiyor: “Kimlik, ego ve süper ego gibi konular ortaya çıkıyor. Bu tür psikolojik sulara biraz dalmak eğlenceli”.

Aktör, karakterinin gelişiminin bir parçası olarak alışılmadık bazı şeyler yaptı; örneğin, Quaid’in apartman dairesi setinde uyudu. “Akşamı orada geçirip, sabah orada uyanmanın nasıl bir şey olduğunu görmek istedim. Aslında çok hoştu” diyor aktör.

Moritz ise şunları söylüyor: “Colin kendini gerçekten de karaktere adadı. Hemen hemen her sahnede rolü var. Bütün bir gün yağmurda ayakta durduğu, sırılsıklam olduğu günler oldu ama yine de her gün çekimlerden sonra ya yogaya ya da ağırlık kaldırmaya gitti”.

Yapımcıları bekleyen bir sonraki zorluk filmin iki güçlü kadın karakteri olan Lori ve Melina rolleri için oyuncu seçimiydi.

Yapımcılar Quaid’in görünürde sevgi dolu bir eşken acımasız bir katile dönüşen karısı Lori için Kate Beckinsale’i seçtiler. Wiseman ve Beckinsale daha önce “Underworld” filmlerinde birlikte çalışmışlardı.

Beckinsale bu projeye özellikle ilgi duymasını sağlayan şeyin rolün ikiliği olduğunu vurguluyor: “Daha önce hiç kötü bir karakter canlandırmadım. Her zaman doğruluk ve adaletin tarafında oldum. Fakat şu da var ki bu filmde canlandırdığım karakter de kendini doğruluk ve adaletin yanında sanıyor. Filmin harika yanlarından biri şu: Kimin doğru tarafta olduğunu asla bilemiyorsunuz. Ayrıca, Lori’nin hafif manyak bir yanı da var; biraz kontrolsüz bir kadın. Bir aktris için bunu oynamak her zaman eğlencelidir”.

Senaryodaki karakter orijinalinde sarışındı, ama Wiseman, Quaid’in gerçek aşkı Melina’ya benzeyen birine rol vermenin daha anlamlı olacağını düşündüğünü söylüyor: “Aklımdan geçen şey, Quaid’in gerçek aşkıyla hakiki benzerlikler taşıyan sahte bir eşle birlikte olması gerektiğiydi. Eğer yüzeydeki bu anı geri gelirse, Lori’nin Melina’yı çağrıştıran, aşina bir havasının olması anlamlı olur”.

Yapımcılar Melina karakteri için de rolün zorlu fizikselliğiyle başa çıkabilecek bir aktrise ihtiyaç duyuyorlardı. Melina ilk olarak Quaid’in kabuslarında ortaya çıkıyor ama daha sonra gerçek hayatta Quaid’in önceki yaşamını yeniden keşfetmesine yardımcı oluyor. “Melina, Quaid’in GPS sistemi; ona evin yolunu gösteriyor” diyor Farrell.

Wiseman bu rolü Jessica Biel’e teklif etti. Aktrisin ilgisini çeken şey hikayenin temalarıydı. “Philip K. Dick’in hikayesinin gerçekten özünü oluşturan öğelere parmak basıyoruz: Kimlik sorunları, ilişkiler gibi” diyor Biel ve ekliyor: “Quaid, Melina’yı hatırlamıyor… Birbirlerine aşık olduklarını, aralarında tutku dolu bir bağ olduğunu hatırlamıyor. İlgimi çeken şey buydu”.

Biel ve Wiseman’la gece geç saatlere kadar yaptığı çeşitli tartışmalar için Farrell şunları söylüyor: “Karakterler hakkında sorulması gereken tonlarca soru vardı. Jessica çekimler arasında sohbet etmek için harika biri ve bir çok kez onunla ve Len’le içten sonra da bir araya geldik. Bir akşam üçümüz Len’in oteline gittik ve replikler ve fikirler üzerine uzun uzadıya konuştuk”.

Biel beyaz perdede Farrell’la aralarındaki kimyanın da özellikle hoşuna gittiğini söylüyor ve, “Bu deneyimin böylesine keyifli olmasının nedenlerinden biri Colin’di. Onu izlemek ilham verici. Onun performanslarını sürekli olarak çok katmanlı, karmaşık ve girift buluyorum” diyor.

Moritz ise şunları aktarıyor: “Hikayedeki kadın rolleri sempatik ve çekici olmakla kalmayıp fiziksel de olabilecek aktrisler gerektiriyordu. Jessica Biel şeytan gibi dövüşüyor ve Kate Beckinsale de muhtemelen şeytanı yenebilir. Dolayısıyla, bu ikili tüm film boyunca fiziksel olmalarını gerektiren sekanslarda inanılmazdılar”.

Britanya Birleşik Federasyonu’nun Başbakanı olan acımasız Cohaagen karakteri için yapımcıların seçimi Bryan Cranston oldu. Aktör televizyon dizisi “Breaking Bad”deki başrol performansıyla artarda üç Emmy Ödülü kazandı ve üç kez de Altın Küre’ye aday gösterildi.

“Bryan’ın perdeye yansıyan bir yoğunluğu, hitabet gücü ve sıradışı bir kişiliği var” diyor Jaffe ve ekliyor: “Bu yüzden böylesine aranan bir aktör”.

Cranston canlandırdığı karakteri asla “bıyıklarını buran bir kötü adam” olarak görmediğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Bana göre, Cohaagen karakteri oynaması ilginç biriydi çünkü onu kontrolü elinde tutmak için muazzam bir ihtiyaç, şaşmaz bir arzu ve açlık duyan bir adam olarak sunmak istedim. Aynı zamanda, Colin Farrell’ın canlandırdığı karaktere son derece düşkün biri. Bu yüzden, Cohaagen’in Quaid için bir baba figürü gibi olmasını ve ona sanki biraz sert bir sevgiye ihtiyaç duyan asi bir ergenmiş gibi davranmasını istedim”.

Ödüllü aktör Bill Nighy ise oyuncu kadrosuna BBF direnişinin lideri Matthias olarak katıldı. Daha önce dört “Underworld” filminde Wiseman’la birlikte çalışan Nighy kendisini bu projeye öncelikle çekenin yönetmen olduğunu söylüyor.

“Onu inanılmaz seviyorum” diyor Nighy ve ekliyor: “O her zaman harika filmler yaptı. ‘Die Hard’ filmlerine bayılmıştım. Bu senaryoyu okuduğumda da çılgın bir şey olduğunu gördüm. Çok bilimkurgu okurum ve bu projede yer alan fikirlere bayıldım”.

[tab: YAPIM SÜRECİ]

Wiseman’ın “Total Recall/Gerçeğe Çağrı”ya yaklaşımı mümkün olan her yerde gerçek setler kurmaktı. “Elbette filmde çok sayıda BYG var çünkü belli şeyler var ki yapamazsınız. Fakat gerçeğini yapma ihtimali varsa denerim. Gerçek setler inşa etmeyi, çizmeyi, yaratmayı ve görüntülemeyi seviyorum” diyor yönetmen.

Yapımcı Toby Jaffe ise şunları ekliyor: “Len her şeyi olabildiğince gerçek yapmak istedi çünkü böylesinin daha iyi göründüğüne inanıyor. Oyuncuların platodaki bir bloktan sarkmak yerine gerçek bir arabadan sarkmalarının performanslarını arttırdığını hissediyor. Dolayısıyla, başından itibaren planımız geleceğe ait arabaların gerçek versiyonlarını üretmek ve gerçek mekanlarda çekim yapmaktı”.

Wiseman yapım tasarımı için dostu ve meslektaşı, aynı zamanda “Underworld: Rise of the Lycans”ın yönetmeni Patrick Tatopoulos’a teklif götürdü. Tatopoulos bunun reddemeyeceği bir proje olduğunu şöyle dile getiriyor: “Her şeyden önce, filmi Len yönetiyordu. İkincisi, senaryo çok heyecan vericiydi. Örneğin, Dünya’nın içinden geçen devasa asansör konsepti çok hoşuma gitti; bana göre bu, Mars’a gitmekten de iyiydi”.

Tatopoulos ile Wiseman o kadar çok birlikte çalıştılar ki yapım tasarımcısı aşina ve rahat bir ortamda olduğunu hissetti. Tatopoulos yönetmenle aralarında adeta psişik bir bağ oluştuğunu esprili bir dille aktarıyor: “Birçok filmde birlikte çalıştık ve yıllardır tanışıyoruz. Dolayısıyla, hemen her şeyi her zaman benzer bir şekilde görüyoruz. Ben çekim ekibinden birine gidip, ‘Sanırım biraz daha şöyle olmalı’ diyorum. İki saniye sonra Len gelip tıpatıp aynı şeyi yapıyor. Bu anlamda aramızda güçlü bir bağ var”.

Wiseman da bunu doğruluyor: “Patrick gidip bir fikir üzerinde çalışıp ortaya bir şey çıkartır ve ben bilirim ki onu beğeneceğim. Ortalıkta dolaşan bir şaka vardı, ki bu sınandı: Set tasarımcısı Patrick’e 35 farklı alternatifle gelecek ve Patrick iki tanesini seçecek. Aynı 35 alternatifi benim ofisime de getirecekler ve ben de aynılarını seçeceğim”.

“Total Recall/Gerçeğe Çağrı”da amaç hikayenin gelecekte geçtiği fikrini izleyiciye aktarmaktı, ama tanınmayacak ölçüde geleceğe de gidilmeyecekti. O dünyanın bizimkinden türemiş olduğu kolaylıkla hissedilmeliydi. “Sınırları fazla zorlamak istemedik” diyor dekor uzmanı Deryck Blake ve ekliyor: “Setlerimize ve dekorlarımıza baktığınızda, büyük çoğunluğu için bugünkü hallerini baz almaya çalıştığımızı ve fazla abartılmamış olduklarını göreceksiniz”.

Jessica Biel gerçek setlerde çekim yapabilmenin kendi performansında muazzam fark yarattığına dikkat çekiyor: “Eğer set güzel yapılmışsa ve farkı anlayamayacağınız kadar gerçekçilerse, karakteriniz başkalaşıyor, sizin gerçekliğiniz oluyor ve sizi nereye gitmeniz gerekiyorsa oraya taşıyor. Duygusal ve fiziksel anlamda bu son derece önemli”.

Tatopoulos en çok gurur duyduğu çalışmasının Dünya’nın içinden geçen ve Britanya Birleşik Federasyonu ile Koloni’yi birbirine bağlayan Düşüş (the Fall) adındaki dev asansör olduğunu çünkü daha önce beyaz perdede buna benzer bir şey görülmediğini söylüyor: “Daha önce hiçbir filmde böyle bir konsept, yani dünyanın içinden geçen devasa bir asansör görmedim. Bu sayede gerçekten taze soluklu ve yeni bir şey yapma olanağı buldum. Aslında, asansör 747 tipi uçak konseptinde tasarlandı; dolayısıyla filmi izleyen kişilere aşina ya da gerçekçi gelecek. Filmi izlerken sadece bir film izliyormuş gibi değil onunla özdeşleştiğinizi hissetmenizi istiyorum”.

Jaffe tamamlanmış ürünü gördüğünde ayaklarının yerden kesildiğini şu sözlerle belirtiyor: “Senaryoyu okuduğumda, ‘Aman Tanrım! Dünyanın çekirdeğinden geçen bir asansör var! Bunu nasıl olup da yapacağız’ diye düşündüğüm. Len ve Patrick işe koyulup çizimler çıkardıklarında asansör daha somut bir hâle geldi. Ama ne zaman ki platoya gidip o inanılmaz setleri gördük, o zaman taşlar yerine oturdu. İnanılmazlar”.

Hayata geçirmesi en zorlu setlerden biri Koloni’ydi. Sahilde yer aldığı için Koloni’nin stratejik biçimde tasarlanması gerekiyordu.

Tatopoulos, “Koloni gerçek bir şehir kadar büyük. Bu yüzden, yönetmenin farklı açılardan çekmesine olanak tanıyacak ama asla tekrar tekrar aynı caddelerden geçiyormuşsunuz hissi vermeyecek bir set tasarlamamız gerekiyordu” diyor.

Wiseman da, “U şeklinde bir set tasarladık ve sonra onu pasta gibi dilimleyerek, şehrin farklı öğeleri, farklı bölgeleri gibi gösterecek şekilde çekim yaptık” diye açıklıyor.

Farrell ise Koloni setinden olağanüstü etkilendiğini ifade ediyor: “Bir film setinde gördüğüm en inanılmaz işçiliğe sahip, en ayrıntılı çalışmalardan biriydi. Tek kelimeyle muhteşemdi. Bir çekimin arka planındaki herhangi bir ürüne istediğiniz kadar yaklaşın, sahici gibi görünüyor. Sanırım bu bütünlük meyvesini veriyor; kendine ait bir havası, etrafa yayılan bir enerjisi var. Filmin çok daha gerçekçi bir his vermesini sağlıyor”.

Çekim ekibinin işinin büyük kısmı iki ayrı ve kendine özgü dünya yaratmaktı: Aristokrat ve steril BBF seti ile daha çetin Koloni seti.

Görüntü yönetmeni Paul Cameron için bu, iki ulusu tanımlayan ışık dokuları yaratmak anlamına geliyordu. “BBF daha soğuk renklere sahip; güneş parlıyor ama hiçbir zaman pırıl pırıl değil, daha yumuşak. Koloni ise aksine daha güzel bir kahverengi-siyah ve yeşil tonuna sahip. Bu dünyaya ayrıca sonradan dijital sis ekledik” diyor Cameron.

Wiseman iki bölgeyi birbirinden daha da farklılaştırmak için Koloni’ye sürekli yağmur yağmasını istedi. Tatopoulos bunun setlere gerçekçilik katan bir öğe olduğuna inanıyor. Ne de olsa, set settir, malzemelerin taş ya da metal gibi görünecek şekilde boyandığı bir kurgu dünyası. Kurgunun oyuna dahil olması için bazen gerçek bir şey eklemeniz gerekir. Koloni için de yağmur işte böyle bir şeydi. “Yağmur dünyaya gerçeklik katıyor” diyor Tatopoulos ve ekliyor: “Su damlaları yere düşüyor ve birikintiler oluşturuyorlar. Oyuncular bu birikintilerin içinden geçtiğinde, birden bire, artık sette değilmişsiniz gibi hissediyorsunuz”.

Tekerleksiz arabalarda olduğu gibi, görsel efektlerin kullanıldığı durumlarda bile, Wiseman mümkün oldukça gerçek ve sanal öğeleri bir arada kullandı. Jaffe, “Ürettiğimiz tekerleksiz arabaları sokak yarış arabalarının üzerine monte ettik. Oyuncular üstteki arabada otururken, sürücüler alttakindeydi. Böylesini oyuncuların yeşil ekran önünde bir koltukta oturmalarına tercih ediyorum. Titreşimi görüyorsunuz ve oyuncuların performansları her dönüşte o ortamın gerçekliğini yansıtıyor” diyor.

Farrell bu deneyimi esprili bir dille şöyle aktarıyor: “İki arabamız birbirine çarptı ve itiraf etmeliyim ki o anlarda hiç de erkeksi değildim. Ama o şekilde yaptıkları için memnunum. Çok eğlenceliydi. Ayrıca, bizim doğal tepkilerimizi yakalayabildiler. Bu sahnelerde sonradan eklenemeyecek bir gerçeklik, ses ve gökyüzü dokusu vardı”.

Oyuncular mümkün olan her yerde kendi dublörlüklerini yaptılar. “Abartmıyorum, her iki günde bir kabloların ucunda baş aşağı asılıyor, her yerimizden bir yerlere bağlanıyor, yukarıdan aşağı uçuyor, oraya buraya çekiştiriliyor ve ateş ediyorduk. Gerçekten çok havalıydı” diyor Biel.

Bryan Cranston da çoğu sahnede kendi dublörlüğünü yaptığını ve bunun çok aydınlatıcı bir deneyim olduğunu belirtiyor: “Beyaz perde dövüşü bir dans rutinini öğrenmeye benziyor. İşe yaraması için bir sonra ne yapılacağını kesin olarak bilmelisiniz. Galiba Colin’in ayağına sadece iki kez bastım”.

Özellikle Farrell dublör koordinatörü Andy Gill (“Fast Five”, “Minority Report”) ve dövüş koordinatörü Jeff Imada’yla (“The Twilight Saga: Breaking Dawn Part 1”, “Hanna”) yakın bir çalışma içine girdi. “Onlarla çalıştığınızda okulda gibisiniz” diyor aktör ve ekliyor: “Bu işi yapmıyor olsanız asla ihtiyaç duymayacağınız dersler alıyorsunuz”.

Koordine edilmesi en zorlu dövüşlerden biri Quaid ile Rekall’daki polisler arasındaki ilk dövüş sekansıydı. Quaid sandığı kişi olmayabileceğini ve hiç bilmediği becerilere sahip olduğunu ilk olarak burada keşfeder.

“Bu sekansta, içinde bulunduğu durum açısından, karakterin soluklanmaya fırsat bulamadığı hissini vermek istedim” diyor Wiseman ve ekliyor: “İzleyicinin de aynı şeyi deneyimlemesini arzu ettim”.

Ancak, böylesine hızlı tempolu, kesintisiz bir aksiyon ona dahil olan herkes için bir meydan okumaydı. Dublör koordinatör ekibinin birden fazla hareketli kameranın kullanıldığı dövüş sekansı için Farrell’ın koreografisi ve eğitimini gerçekleştirmesi gerekiyordu. Wiseman son teknoloji ürünü (genellikle aksiyon yüklü araba kovalamacalarında kullanılan, süper ray sistemi ile yüksek hızlı kameranın melezi olan) Doggicam sistemine bel bağlamıştı ama sekans için, daha önce benzeri görülmemiş biçimde, hepsi bilgisayar vinçlerine bağlı üç tane sıralı Doggicam kurulumu gerekecekti.

“Bilgisayar vinçleri her seferinde tam olması gereken noktada üç lensin dönüşüm noktalarını elde etmemize olanak sağladı; dolayısıyla, ilerlerken kesintisiz bir çekim gibi görünüyor” diye açıklıyor bunu Gill.

Kameralar saniyede 4-6 metre hızla hareket ediyorlardı ve hepsi senkronizeydi, dolayısıyla aksiyon çok hızlı ilerliyordu.

“Ortada Colin olmak üzere dokuz dublörümüz var ve her birinin tam doğru anda belirli bir hareketi yapması gerekiyor yoksa senkronizasyon olmaz. Bu sekans için herkes aylarca prova yaptı” diyor yönetici yapımcı Ric Kidney.

[tab: GÖRSEL EFEKTLER ]

Filmin görsel efektlerini Görsel Efektler amiri Peter Chiang, diğer Görsel Efektler amirleri Adrian de Wet ve Graham Jack ile birlikte yürüttü. Filmdeki 1600-1700 GE çekimlerinden büyük çoğunluğunu Görsel Efektler Evi Double Negative (nam-ı diğer DNeg) üstlendi.

Wiseman’ın yaklaşımı olabildiğince çok gerçek setler kullanmak ve olabildiğince çok çekimi bu setlerde yapmaktı, ama bu yaklaşımla bile, gelecekte geçen bir gerilim filminde çok sayıda görsel efektin gerekeceği daha en başından biliniyordu. “Total Recall/Gerçeğe Çağrı” dünyasının katmanlarını oluşturan set uzantılarından filmin merkezindeki kapsamlı araba kovalamacalarına, Başbakan Cohaagen’ın güvenlik ekibini oluşturan “Sintlere” kadar birçok şey görsel efektlerin ürünüydü.

De Wet, Wiseman’ın filmin çoğunda gerçek çekimler kullanmasının kendisini pek şaşırtmadığını, hatta teşvik ettiğini söylüyor: “Başlangıç noktası olarak elinizde fiziksel bir şeyin olması harika. BYG sanatçısı olarak ne kadar iyi olursanız olun, gerçeklikte bir temelinizin olması önemlidir. Filmin ikna edici olması gerekir”.

Chiang ise, “Len’in vizyonu kesinlikle doğru” diyor ve ekliyor: “Len oyuncuların dünyayla olabildiğince çok etkileşmelerini, olabildiğince çok gerçek çekimler yapmayı istedi ki nihai çekimin nasıl olacağına dair bir his yakalayabilsin. Bu bizler açısından da çok yararlıydı. Ana çekimlerdeki tüm ince ayrıntıları didik didik ediyor ve tüm kararlarımızı bunlara dayandırıyoruz: Işığı nasıl kullanacağız, seti nasıl genişleteceğiz, hangi nesneleri koyacağız gibi. Bu veriler bize Len’in neleri sevdiğine dair oldukça yeterli bir anlayış sağladı ve böylece görsel efektlerle yapılan eklentileri daha kusursuz bir şekilde kaynaştırmamızda çok etkili oldular”.

Jack ayrıca gerçek çekim yaparken ortaya genellikle “sevindirici kazaların” da çıktığını ekliyor: “Görsel efektleri onlara organik bir hava verecek şekilde tasarlıyoruz. Örneğin, belki kamera aksiyonu hemen yakalamıyor ve bu da efektlerin fazla klinik hissi vermesini önlüyor. Bir keresinde, araba kovalamaca sırasında, parçalanmakta olan bir arabanın çekimi vardı. İlk başta gerçek efektlerle çekim yaptık ama sonrasında bunu neredeyse tamamen dijital olarak yeniden yapmak zorundaydık çünkü arabanın daha geleceğe ait görünmesi gerekiyordu. Görsel efektlerimizi gerçek çekime dayandırmayı başardık ve ortaya bagajdan bir parçanın arabanın arkasında sallanması gibi bir sonuç çıktı. Her şey post prodüksiyon sırasında yapılıyor olsaydı, aklımıza böyle bir şey yapmak gelmeyebilirdi”.

Diğer departmanlarda olduğu gibi, GE amirlerinin de birincil amacı iki ayrı dünya hissi yaratmaktı. Wet, “İzleyiciye hikayenin tutarlılığını vermek bizim için kilit noktaydı: BBF’deyken BBF’de olduğunuza, Koloni’deyken Koloni’de olduğunuza inanmalısınız” diyor.

Jack ise, “Aslında BBF ve Koloni için ayrı ekipler oluşturduk” diyor ve ekliyor: “Ekipler sürece kendi yöntemlerini getirdiler ki bu da ortamlara benzersiz bir hava katmalarına yardımcı oldu”.

Chiang de bu konuda şunları ekliyor: ”Patrick Tatopoulos’un BBF ve Koloni için yarattığı konsept sanat çalışmasından yola çıktık. BBF’ye başladığımızda, çok iyi çizilmiş tasarımlarımız ve malzemelerin yapılarına ilişkin belirli seçimlerimiz vardı. Ama bunları üç boyutlu bir dünyada hayata geçirmek için baştan sona yeni bir tasarım sürecinden geçtik. Len ve Patrick’in beğendiği binalara bakmaya başladık. İkisi Londra’nın bazı neoklasik mimari ve tasarımlarının fotoğrafları arasından seçim yaptılar. Fakat bu neoklasik tasarımların geleceği yansıtacak şekilde değiştirilmesi gerekiyordu. Bu yüzden, Len tasarımlara çok sayıda hologram ve cam ekledi. Böylece BBF çok sayıda beton plazanın, bol miktarda camın, pek çok çeşmenin ve açık yürüyüş yollarının (ki bunlar sonradan manyetik arabaların kullanıldığı yolların arasındaki bağlantılara dönüştü) bulunduğu büyük bir dünya oldu”.

Mimari tasarımın yapılmasının hemen ardından, sanatçılar kendilerine tüm şehri inşa etmelerine yardımcı olacak uygun bir bilgisayar modeli kullandılar. De Wet bu konuda şunları söylüyor: “Bu sayede herhangi bir binanın planını yaratabiliyor, bizim katkı adını verdiğimiz temel bina bloklarımızı temel alarak çizim yapabiliyor ve bunları BBF’yi tasarlamak üzere birleştirebiliyorduk. Bir manzaradaki her binayı haritaya yerleştirmek zorunda kalmayıp, çeşitli 3B noktalar oluşturarak yapının ana hatlarını elde ediyor ve sonra ona bir ‘randomizer’ (rasgele yapan cihaz) tahsis ediyorduk. Bu randomizer Len’in beğendiği binalardaki katkıları alıp plana bire bir uygun çok sayıda bina yaratıyordu. Elbette her binayı ayrı ayrı şekillendirmeye kalkmak çok zahmetli olurdu. Yakın planda 20, orta mesafede 40 tane farklı katkı çizdik ve sonra binaların sonsuzluğa uzandığı görüntüsünü yaratmak için mat tablolara başvurduk. Tüm bunların ardından tüm ince ayrıntıları, mesela direkleri, asansörleri, sokak lambalarını, trafik işaretlerini, yol kenarındaki bariyerleri, yol üzerindeki ayrıntıları, asfaltı vs. ekleyebildik. Gerçekten de, Len ile Patrick’in planını çizdiği koca bir şehri baştan sona inşa ediyorduk”.

“Dünyanın öbür yanında ise Koloni vardı” diyor De Wet ve ekliyor: “Burası çok kirli bir yer; sürekli olarak zehirli gazların gökyüzüne çöktüğü, her zaman hafif asitli bir yağmurun yağdığı bir yer. Çok sayıda neon ışığı var ve fazlasıyla basık ve kasvetli bir titreşim yayıyor”.

Jack ise şunları söylüyor: “Set genel olarak Koloni’nin bir katının yerine geçti. Diğer katları görmek için yukarı ve aşağı genişletmeler yaptık. Koloni’nin en alt katı genellikle suydu ve biz de çevresindeki diğer kıyı şeridiyle birleşen geniş bir su kitlesi yarattık. Setlerdeki genişletmelerin ölçüsü büyük çeşitlilik gösterdi. Bazı çekimler setle sınırlı kalırken, bazıları yeşil ekran önünde çekildi ve set genişletmeleriyle tamamlandı. Çoğu ise ikisinin arasında bir yerdeydi”.

Koloni için set genişletmelerini tamamlamak üzere, “Yine, Patrick Tatopoulos’un yapmış olduğu harika setleri esas aldık” diyen Chiang, şöyle devam ediyor: “Buradan yola çıkarak, bunun dört katmanının ya da tüm manzaranın nasıl olacağını hayal etme aşamasına geçtik. Sette inşa edilmiş tekne ve katkıları aldık, buradan tüm ayrıntıları çekip çıkardık ve sonra da bir başka dünyayı bütünüyle yaratmaya başladık. 20 tane daha tekne, aynı tasarım fikrine dayanan çok sayıda bina ve yine tüm bir dünya yarattık”.

GE ekibini en zorlayan sahne tekerleksiz araba kovalamacasıydı. “Ön-görselleme çekimini izlediğimde ağzım açık kaldı. Çok hırslıydı. Gündüz çekimiydi, dolayısıyla hiçbir şey karanlığa saklanmamıştı. Bu hoşuma gider, her şeyi, sanayileşmiş bir şehrin çetin, kasvetli gerçekliğini görmek isterim. Tüm ortamlar planlı; şehir yerleşimi üzerinde çok güzel hava çekimleri görebiliyorsunuz. Bunu izlemek benim açımdan hem inanılmazdı hem de çok korkutucuydu çünkü yaratmamız gereken şey buydu” diyor De Wet.

De Wet, tekerleksiz arabalar da dahil olmak üzere, bu kadar çok gerçek set ve aksesuar tasarlayıp üreterek Wiseman’ın ona harika bir başlangıç noktası sağladığını ifade ediyor: “Fiziksel gerçekliğe ihtiyacımız vardı, özellikle de arabalardaki insanlar gibi durumlarda, çünkü köşeleri dönerken çekim kuvvetine maruz kalıyorlar. Bu gerçekten de taklit edilmesi zor bir şeydir, dolayısıyla doğru tepkileri elde etmek önemlidir”.

Chiang de Wiseman’ın gerçekçi yaklaşımının filme fayda sağladığını doğruluyor: “Çoğu yönetmen tamamı BY çekimler yaratırken eldeki çekime tutunma eğilimindedirler: Üzerine GE oturtulur ve harika görünür. Ama araba kovalamaca gibi bir aksiyon sahnesi çektiğinizde, yönetmen genellikle aksiyon akışını korumaya çalışır. Len tüm sekansı gerçekçi gösterdi. Bir flu görüntü ya da arka plan istiyordu ve aksiyonu bununla bütünleştiriyordu; arabalar kameraya doğru gelirken siz dünyayı sadece bir bütün olarak görüyordunuz ve sonra hızla bunu geri çekiyordu. Böylece arka planlar aksiyonun gerisinde kalıyordu. Geri çekiliyorduk ki gerçek arabalar ortaya çıkabilsin”.

GE ekibinin bir görevi de BBF ile Koloni’yi bağlayan dev asansör Düşüş’ü yaratmaktı. Filmin doruk noktasında, Düşüş isminin hakkını veriyor ve paramparça oluyor. Chiang, Düşüş’ün başına gelecek şeyi bilmenin onu bir araya getirirken çok önemli rol oynadığını vurguluyor. Eğer asansör Wiseman’ın görmeyi umduğu şekilde parçalara ayrılacaksa, buna olanak tanımak için belli bir yöntem ve incelikle inşa edilmesi gerekiyordu. “Bir şeyleri parçalamak ve genellikle onları imha etmek kısmen Dneg’de yaptığımız bir şey” diyor Jack ve ekliyor: “Bileşenin öğelerini işlemsel olarak parçalara ayırmak için yazılmış kendi bazı araçlarımızı kullandık”.

Güvenlik güçleri “Sintler”, Legacy Effects’in yarattığı kıyafetler kullanılarak tamamen canlı aksiyon olarak çekildiyse de, Chiang’e göre, Wiseman onlar için her zaman bir GE öğesi hayal etmişti: “Len, pistonlar ve Sintlerin iç yapı görüntülerini yaratmak için gövde içinde negatif bir alan istedi”. Bunu başarmak için sonunda tamamı dijital Sintler üretilmesi gerekti. “Çekilen canlı aksiyona uyum sağlamanın fazla zor olduğu yerlerde Sintlerin çoğu dijitaldi. Diğer durumlarda ise, canlı aksiyonu korurken, bir dirsek, diz ya da kalça eklemini dijital olarak değiştirebiliyorduk”.

[tab:END]

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir