Transformers 3: Dark of the Moon (2011)

İnsanlık aya ilk adımını attığında nefesler tutulmuş, bu atan için küçük izleyen için büyük olan mevzuyu gururla seyrediyordu. Bizler düşünmüştük ki yeri göğü araştırın diyen Yaratan’ın aşkına ve bilim için atılmıştı bu adım lakin Transformers 3: Dark of the Moon böyle demiyor. Orada gizlenmeye çalışan, bulunduğunda ve kötü ellere geçtiğinde dünyanın sonunu getirecek bir silahtan dem vuruyor. O ilk adım atıldığı gün görülen ve bir kısmı dünyanın emniyetli kollarına getirilen bir silahtan…

Transformers serisinin son filminden bahsediyoruz. İlk film vizyona girdiğinden beri birçok izleyicinin beğenisini kazanan yapım, son noktayı bol aksiyonla, 3D olarak koyuyor.

Kahramanımız Sam daha önce dünyayı iki kez kurtardığı için bizzat ABD başkanının kendisinden madalya almış, üniversiteyi yeni bitirmiş, mükemmel bedeninden gayri seyirde bir payı bulunmayan kız arkadaşıyla yaşayan işsiz bir gençtir. Autobotlar artık hükümet için çalışmaktadır. Hatta arabası Bee’de öyle… Ve bir yerlerde, ayın karanlık yüzünden alacakları güçle tekrar hâkimiyetini ilan etmek için sinsice planlar yapan bir ekip vardır; Decepticonlar… Sam olanları fark ettiğinde eski dostları ile amansız bir mücadeleye girişir. Bu kez kötücül robotlar daha da güçlüdür lakin.

Transformers 3 tam bir karmaşa. Kullanılan muhteşem efektler, 3D nimetinin üst noktalarına varan teknolojisi, ağır, gürültülü ve sizi düşünme yetinizden alan müzikleriyle tam bir kaos hali sunuyor 157 dakikalık uzun seyir boyunca. Gerilimi, heyecanı ilk yarı da net olarak alamasanız da ikinci yarı da sizi yerinizden etmesini bilen bir hengâmenin ortasına düşüyorsunuz. Kullanılan komedi unsurları da seyirciye sunulan bu pastanın tadına tat katıyor. Yapım tam yerini bulan bir ok misali özellikle 13- 22 yaş genç kuşağı alıp götürüyor dakikalarca. Kafanızda böyle arabalara, böyle bir maceraya hakim olma hayalleriyle ayrılıyorsunuz. Tabi yönetmenin kullanmaktan çekinmediği ABD siyasal harita tercihini es geçebilirseniz. Neyse ki hedef kitle böyle bir aksiyona bu metinleri okumak için gelmiyor.

Transformers serisi aynı adlı 80’ler çizgi dizisinden uyarlanan yönetmenliğini Michael Bay’ın yaptığı, yapımcılığını Steven Spilberg’ün üstlendiği başından sonuna hiçbir masraftan kaçınılmadan oluşturulmuş, hedefini tam on ikiden vuran bir seri. Serinin son soluğunda da düstur değişmemiş. Michael Bay bu açıdan bakıldığında The Rock’dan bu yana kendini bir hayli geliştirmiş, kullandığı( artık imzası haline gelmiş olan) video klip estetiğini bu yapımda da sonuna kadar başarı ile sergilemiş. Görüntüler çarpıcı… Müzik çarpıcı… Efektler çarpıcı…

Bu tarz yapımlarda oyunculuk performansı ise takdir edersiniz ki çok diplerde kalıyor. Zaten böyle bir yapımda oyunculuğa da gerek duyulmuyor. Bu kadar söylemişken oyuncularını da yâd edelim yapımın; Sam Witwicky karakteriyle serinin tüm filmlerinde seyrettiğimiz Shia LaBeouf, seriye taze güzellik katan gayrisi da beklenmeyen Rosia Huntington Whiteley, Josh Duhamel yer alıyor. Filmin ruhuna ruh katan müziklerine ise imzayı Steve Jablonsky atıyor.

Bu film eğer ki çok büyük bir beklenti içinde gitmez iseniz size karmaşa, kahkaha ve düşünmeden durabileceğiniz bir 157 dakika sunuyor. Dünya en büyük savaşını iyi ve kötü makinelerin ellerinde verirken siz koltuklarınıza yaslanıp sadece izleyebilirsiniz. Ne de olsa bu bir film ve bittiğinde dünya hala bizim ellerimizde dönüyor olacak iyisiyle ve kötüsüyle… İyi seyirler…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir