Transformers: The Last Knight Ön İnceleme

Yakarsa Dünyayı Decepticonlar Yakar!!

1984 yılında bir oyuncak olarak çıkan Transformers’ın bu kadar büyük bir franchise‘a dönüşebileceğini kim düşünebilirdi ki? Oyuncaktan çizgi filme, çizgi romana, en sonunda da Hollywood’un en çok kazandıran sinema serilerine evrilen Transformers serisi The Last Knight ile tekrar beyazperdede can buluyor.

2007 yılında Michael Bay’in yönetmenliğinde başlayan ilk filmi; Transformers: Revenge of the Fallen (2009), Transformers: Dark of the Moon (2011) ve Transformers: Age of Extinction (2014) takip etmişti. İlk üç film Shia LaBeouf’un oynadığı Sam Witwicky karakteri üzerinde şekillenirken son filmde bayrağı Mark Wahlberg devralmıştı. Oyuncu değişimleri dışında aslında bütün filmler aynı formülü kullanıyordu: büyük robotlar, daha büyük robotlar, patlamalar, ağır çekimde dönen robotlar, kulağı sağır eden ses efektleri ve daha çok patlama.

Paramount Pictures’ın aksiyon bombası serisinin genişletilmiş evreninin ilk yapımı olan The Last Knight’ı 2018 yılında Bumblebee spinoff’u izleyecek. Böylece arabadan bozma robotlarımız Marvel gibi daha büyük bir dünyaya geçecek.

İlk filmden sonra seriye giderek uzaklaştığımı söylememde yarar var. Hatta Dark of the Moon’u sıkıntıdan üç günde bölüm bölüm bitirebilmiştim. Ancak Transformers: Age of Extinction (2014) ile Bay seriye yeni bir soluk getirmeyi bilmişti. Yapımcılar ceplerini doldururken seyirci de tekrar Transformers ile barışmıştı.

The Last Knight ise fragmanı ile heyecan yaratan bir yapım oldu. Özellikle Transformers tarihine girilip, Kral Arthur’un Transformers’dan yardım alması ya da Autobot’ların Naziler ile çarpışması gibi hikayeler bir nebze de olsa merak uyandırmıyor değil. En azından kendini çok ciddiye almış olan bu oyuncak dünyasının böyle çılgın fikirlere yelken açması insanı umutlandırıyor.

Film aslında Age of Extinction’ın kaldığı yerden devam ediyor. İnsanlık ile Transformers arasındaki savaş devam etmektedir. Optimus Prime kızgın bir şekilde Dünya’yı terk edip kendi gezegeni Cybertron’a dönmüştür. Ancak buranın yok olduğunu görür. Kurtulması için tek çare Dünya’da yatan geçmişlerine ait bir tarihi eserdir. İnsanlar ise savaşı umutsuzca sürdürmektedir. Cade Yeager (Mark Wahlberg), Bumblebee, İngiliz bir lord (Anthony Hopkins) ve Oxford’lu profesör (Laura Haddock) güçlerini birleştirerek bir sırrı açığa çıkarmaya çalışacaklardır. Transformers 5: The Last Knight’ta avlananlar kahraman olacaktır. Kahramanlar kötüler olacak, yalnızca bir dünya ayakta kalacak: ya onlarınki ya da bizimki.

Filmin yeni karakterlerinden biri de Isabela Moner’in oynadığı evsiz kız Izabella. Kendisi Chicago savaşlarında ailesini kaybetmiş. Moner karakterini şöyle anlatıyor “Evsiz, haşarı, cesur bir kız. Mark’ın ekibine Decepticons ile savaşmak için katılıyor. Ayrıca yanında bir Vespa olan yardımcısı Autobot Squeeks var. Sadece Chihuahua diyebilen çok sevimli bir Autobot”. Squeeks tamamen CGI’dan yapılacakken Moner’in karakteri görme isteği ile gerçek bir model robot yapılmış ve sette manuel olarak hareket ettirilerek kontrol edilmiş.

Sir Anthony Hopkins ise Transformers’ların hikayesini bilen gizemli bir adamı oynuyor. Kendisi Bay ile yaptığı bir kahvaltıda yönetmenin teknolojik zekasına hayran kalıp hemen oynamaya karar vermiş. Michael Bay için pek güzel de laflar ediyor. “Oliver Stone, Spielberg ve Scorsese ile aynı kumaştan geliyor. Hepsi de birer dahi.” diyor ünlü oyuncu.

Bilindiği üzere her Transformers filminden sonra aksiyon filmlerinin unutulmaz yönetmeni Michael Bay o filmin yönettiği son Transformers filmi olduğunu söyler. En son Age of Extinction’dan sonra da bunu kesin olarak açıklamıştı. Ancak gelişmeler sonucu tekrar yönetmen koltuğuna geçti. Dönüşü ile ilgili Bay “Her seferinde artık Transformers ile işim bitti diye düşünüyorum, ancak 120 milyon izleyicisi, büyük tema parkları, çocukların seti ziyaret ettiklerindeki duygularım her seferinde beni geri getiriyor. Bu filmleri çekmek çok eğlenceli. Ancak artık The Last Knight ile noktayı koyma zamanı geldi.” diyor.

Yapımcı Lornezo di Bonaventura bu filmin gelecekteki spinnoff’lara bir temel oluşturduğunun altını çiziyor. “Kendi başına bir film olsa da içindeki pek çok hikaye ileride anlatacaklarımızın temelini oluşturuyor. Pek çok mitolojik öğe ekledik, bunlar sayesinde Transformers’ın ne olduğunu, nereden geldiğini, bizimle ve birbirleri ile olan bağlarını zamanla öğrenebileceğiz.” diyor.

Bay filmin 3D çekimlerine çok önem vermiş. Hatta çekilen ilk native IMAX 3D film olduğunu söylüyor. Bunun için iki kamera el yöntemleri ile birbirlerine bağlanarak çekim yapılmış. “Bunu asla kurgulayamazsınız. 3D için ekstra 15 milyon USD gibi bir para harcandı. Tek derdimiz sinema izleyicisine daha temiz ve aydınlık 3D görüntüler sunabilmekti.” diyor Bay.

“2 yıl önce 14 yazarımız vardı ve hepsini 1 ay boyunca bir odaya kitleyip taze fikirlerle çıkmalarını bekledik. Bir ayın sonunda elimizde Transformers evreninin nerelere gidebileceği ile ilgili bir yol haritası vardı.”

Braveheart ve Saving Private Ryan’ı harmanlayarak başlayacak olan yeni Transformers üst düzey aksiyonu ile gene yaz gişelerinin yıldızı olmayı başaracaktır. Yeni filmde büyük orta çağ savaşlarından büyük Dünya savaşlarına oradan da şehir içindeki araba kovalamacalarına kadar her şeyi bulmak mümkün. Aksiyon tam gaz, çılgın bir şekilde devam ediyor. Gişeden gelecek tepki, spinoff’ların gidişatını belirleyecektir. Bakalım Transformers Dünyasını gelecekte neler bekliyor.

Masis Üşenmez

Not: Bu yazı ilk defa Cinedergi Haziran 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir