Türk Sinemasını Ne Kadar Biliyoruz?

trksnm

Farklı yaş/eğitim/sosyal düzeyden kişilere “Türk Sineması denince aklınıza ne geliyor?” diye sorulduğunda verilen cevapların çok büyük bir çoğunluğunu Hababam Sınıfı, Tosun Paşa, Selvi Boylum Al Yazmalım, Bizim Aile gibi filmler; ‘zengin kız-fakir oğlanın dramı’, ‘yanlış anlaşılıp kötülenmiş sevgililer’, ‘talihsizliklere uğrayan şaşkın karakterin başına gelenler’ gibi konular oluşturuyor. Türk Sinemasını halk zihninde en çok temsil eden filmler, Yeşilçam diye anılan dönemde yapılmış melodram, avantür ve komedilerdir. Bunun en büyük nedeni de bu filmlerin, özellikle 1990-2010 arasındaki 20 yıllık dönemde TV’lerin en fazla gösterdiği yayınların başında gelmesidir. Halk, tarihin hiçbir döneminde Türk Sinemasıyla bu kadar fazla haşır neşir olmamıştır. Ama yayınlanan filmlerin çoğunluğunu, belirtilen dönemin en çok ‘rating’ getiren belli başlı yapımları ve onların türevleri oluşturuyordu. Dolayısıyla halkın belli filmleri kafasına kazımış olması olağandır.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

Sinema yazarları, araştırıcıları ve akademisyenlerinin de aklına pek farklı cevaplar gelmiyor. Gazete ve dergilerde Türk Sinemasından genel geçer söz edilirken yazarların bahsettiği sinema, genelde yukarıda belirtilen filmleri kapsıyor. (Yurt dışında ödüller almış ama yalnızca bir kesim entelijansiyanın gözbebeği olabilmiş filmler ve bunların türevleri ise nedense ayrı tutulup ‘Yeni Türkiye Sineması’ adı altında anılıyor.) Fakat Türk Sinemasının filmleri yalnızca bunlardan mı ibaret? Çekilen her film ya melodram, ya avantür, ya köy/kent gerçekçi ya da komedi mi? Bu türlerde yapılan filmlerin hepsi de birbirine mi benziyor? Bu filmlerin biçimsel, içeriksel yapıları, türleri, karakterleri, mekanları, kostümleri, oyunculukları kolayca genellemeler yapılabilecek kadar aynı mı?

Türk Sinemasını Genellemek

Sinema yayınlarımızın pek çoğunda Türk Sineması denince hemen akla gelen öykü kalıplarından ve anlatım biçimlerinden bahsedilir. Nilgün Abisel’in Türk Sinemasını anlamaya çalışan ender çabalardan biri olan ‘Türk Sineması Üzerine Yazılar'(1994) adlı kitabı buna iyi bir örnektir. Türk Sineması üzerine çalışıp da makale, kitap ve diğer yazılarında bu kitabı referans göstermemiş pek az akademisyen vardır. 80 ve 90’lı yıllarda yayınlanmış 5 uzun makaleden oluşan kitabında Nilgün Abisel, Türk filmlerini bazı olgular üzerinden değerlendirir. Örneğin “Türk filmlerinde aile” üzerine yazarken -istisnaların da olduğunu belirterek- filmlerin öyküleri ve anlatı yapıları üzerine genellemeler yapar: “Filmlerimiz arasında doğrudan aile kavramını ve aile kurumunun işleyişini nesnel olarak ele alıp irdeleyen bir filme, hele hele olumsuz bir yaklaşıma rastlanmaz diyebiliriz”; “Aile içindeki bütün bağlar gibi, filmlerimizde kardeşlik bağı da yüceltilir”; “Kente gelen delikanlılar hemen, olmadık kadınlarla ilişkiler kurup aileyi güç durumda bırakırlar” gibi. Yazıdaki genellemelerin pek çoğu da ‘bazen şöyle olur, bazen de böyle olabilir’ diyerek istisnaları da kapsamaya çalışan genellemelerdir: “Başına yanlışlıkla ya da zorla bir iş gelen kadınların çoğu intihar eder (Gurbet Kuşları; Utanç; Acı Hayat) veya kazaen ölür ya da öldürülürler, bazen de bir intikam makinesi haline gelirler (İffet, Aile Kadını)” gibi. Kitapta (bazıları da birbiriyle çelişen) bu genellemeler yapılırken verilen örnek filmlerin sayısı yalnızca bir veya ikidir. Genellemenin kanıtı olarak tüm filmlerin isimlerinin sayılması beklenemez ama genelleme yapılacak kadar çok sayıda, aynı öykü yapısına sahip filmin varlığından nasıl emin olacağız?

ho“Türk filmlerinde şu hep şöyle olur” gibi söylemleri duyduğumuzda, bu öykü yapısıyla izlediğimiz birkaç Türk filmi aklımıza gelir ve hemen onaylayarak “evet gerçekten de öyledir” deriz. Film öykülerinin kalıplara dökülerek, sinemamızın karakter yapısını ortaya çıkarmak üzere yapılan çalışmalar, yalnızca bu kalıptaki filmleri anımsamamızı sağlar. Geri kalan filmleri bu değerlendirmeye hiç almayız, dolayısıyla izlediğimiz ve anımsadığımız filmlere göre bu kalıp doğru geliyorsa onu hemen kabulleniriz. Yaklaşık 6000 Türk filmi içinden yalnızca gördüğümüz ve öykü yapısını hatırladıklarımız arasındaki birkaç filmle veririz bu onayı. Bir de çok sevilmiş, çok izlenmiş, çok para getirmiş filmlerin pek çok taklitlere yol açtığını da bildiğimizden, bu örneklere bakıp belirtilen öykü yapısındaki filmlerin bir genelleme yapacak kadar çok olduğunu ‘varsayarız’. Fakat yapılan genellemeler, bu genellemeye sokulamayacak olan filmleri yok sayarlar. Böylece çoğunluk azınlığı ezer, görmezden gelir, Türk Sinemasına ait saymaz olur…

Çoğunluklar ve Azınlıklar

Toplumların içinde barındırdığı ırk, sosyal grup ve toplulukların birbirlerine oranları, o topluluk bireylerinin adalet önündeki eşitliği kuralını değiştirmez. Aynı şekilde sanat yapıtları içindeki türler, ekoller ve bunların kendi içinde oluşturulmuş anlatım çeşitlerinin birbirine oranları da, o sanata ait tüm ürünlerin eşit ölçütler içinde değerlendirilmesi zorunluluğunu değiştiremez.

Bazı yapımcı/yönetmen/senaristler belirlenen, rağbet gören kalıplara göre değil de farklı bir çalışma yapmaya cesaret etmiş ve bunu uygulamıştır. Belki de diğerleriyle aynı öykü yapısındaymış gibi görünen bambaşka kurgular, anlatımlar yapılmıştır. Farklılıkların özellikle incelenmesi gerekirken, tam tersine bu farklı çabalar ‘Yeşilçam’ genel kanısı ve genellemesinin içinde kaybolup gitmektedir. Türk Sinemasının genel bir karakteristiği olarak verilen belli başlı öykü yapılarını hiç kullanmamış filmler yok mudur veya ‘yok denecek kadar az’ mıdır? Öncelikle “yok denecek kadar az sayıda” söyleminin sakat ve bilim dışı bir ifade olduğunu görmek zorundayız. Beğenilmeyen, aşağılanan, değersiz bulunan bayağı yöntemlerden hiçbirini kullanmamış bir film, sağlıksız genelleştirmelerden ötürü hep alnında kendine ait olmayan bir damgayla var olur. O film ne kadar farklı olursa olsun Yeşilçam lakaplı, belli kalıptaki öyküler anlatan filmlerden biri sayılıverir.

Genelleme yapabilmek ve yapılan genellemeyle sinemamızın genel karakterini belirleyebilmek için, Türk Sinemasına ait tüm çalışmaların dikkatle incelenmesi gerekir. Yalnızca uzun filmler değil, Türk Sineması kapsamında yapılmış olan video filmleri, kısa filmler, belgesel filmler, animasyon filmler, dizi filmlerin de bilinmesi ve eksiksiz tümünün nesnel ölçütler içinde incelenmesi zorunludur. Bir ülke sinemasını ve onun karakterini yalnızca uzun filmler belirlemez. Sinema kapsamındaki diğer üretimler ve çabalar bu değerlendirmeden bağımsız tutulamaz.

Sinema Eserlerinin Değerlendirmesi

Türk Sineması üzerine yazanlar filmlerin kaçını izleyip, neye göre değerlendirme yapmışlardır? İnceledikleri filmler genelleme yapacak, ‘Türk Sinemasında şu şudur’ diyebilmelerini sağlayacak oranda mıdır? Eğer değilse bu filmler izlenmeden nasıl gıyabında değerlendirmeler yapılabilir, nasıl belki de ait olmadığı kategorilere sokulabilir, nasıl o filmlerin yaratıcılarının haksız yere günahına/sevabına girilebilir?

Bir filmin yönetmenine, oyuncularına ve üç beş satırlık özetine bakarak o film hakkında kapsamlı bir kanıya varmak bir sinema değerlendirme yöntemi olamaz. Sinemamız hakkında değerlendirme yapabilmek için tüm filmleri bir kişinin izlemesi de gerekmez; film hakkında daha önce yapılmış bilimsel değerlendirmeler yeterince çok ve çeşitliyse ve araştırma konusu birebir filmin kendisi değilse, daha önce yapılmış bu değerlendirmelerden yararlanılabilir. Ama bilgi, filmin yalnızca özeti, oyuncuların ve yapanların listesinden ibaretse ve filmle ilgili hiçbir değerlendirme kaydına ulaşılamadıysa o filmin belki de daha önce izleyenlerce fark edilmemiş saklı bir hazine olmadığı nasıl bilinecektir? Birkaç eleştirmen/akademisyen tarafından değerlendirilmiş ve notu verilip rafa kaldırılmış bir filmde bile araştırıcının yeni bir şey, kimsenin fark etmediği önemli bir ayrıntı bulmayacağını kim bilebilir?

Yalnızca bir filmin her yönden analiziyle kitap sayılacak kalınlıkta bir metin ortaya çıkabiliyorken, sinema eserlerinin değerlendirmesi birkaç satırlık kişisel beğeni ifadelerinden ibaret tutulamaz. Kapsamlı incelemelerin tüm sinema eserlerine uygulanması yukarıdaki soru işaretlerini ortadan kaldırır ve çürütülemeyecek sağlıklı sonuçlara ulaşılmasını sağlar. Ve bu inceleme eksiksiz tüm filmlere uygulanmalıdır. En özensiz, en sığ, en boş denen film bile bu incelemeye sokulmalı, eğer kötülenip yerin dibine sokulacaksa veya göklere çıkarılacaksa bu, öznel ifadelerle değil sinemabilimin belirlemiş olduğu değerlendirme ölçütleriyle yapılmalıdır. Bu ölçütler, filmin kişisel beğenilerden bağımsız bilimsel değerlendirme ölçütlerini kapsar.

Filmlerin incelenmesi; yönetmen ve yapım ekibi, yapım tarihi, uzunluk, öykü yapısı, karakterler, diyaloglar; ses, ışık, renk, özel efekt, dijital efekt, mekan, oyuncu, kostüm, makyaj, aksesuar kullanımlarının ayrı ayrı istatistiklerinin tutulmasını gerekli kılar. Filmlerdeki iç-dış mekan oranı, toplam sahne sayısı, plan sayısı, sekans/sahne/plan uzunluğu istatistikleri belirlenmeli ve tüm bunların oranlandığı, birbiriyle karşılaştırıldığı ayrıntılı tablolar hazırlanmalıdır. Türk Sinemasında senaristlerin diyalog yazarken kullandıkları kalıplar, ünlemler, karakterlere verilen adlar, lakaplar listelenmelidir. Yapımların nerde ne zaman ne kadar süreyle gösterildiği, TV’de hangi saatlerde kaç kez yayınlandığı, gişe bilgileri, video/DVD/online satış bilgileri ve bunlar gibi, sinemamızın doğru değerlendirilip tanımlanmasını sağlayacak bütün veriler toplanmalıdır. Ve tüm bunlar hiçbir film atlanmadan gerçekleştirilmelidir. Belki beğenilmeyen, belki nefret edilen, belki sıkıcılıktan bayıltan, belki saçmalıklarla dolu, belki ‘film bile denemeyecek görüntüler yığını’ diye söylenegelen bir yapıt bile bu incelemeden bağımsız tutulamaz.

Böylece, belirtilen şekilde bir incelemeyle Türk Sinemasında uygulanmış öykü yapılarının ve çeşitlerinin de tam listesi çıkarılmış olur. Hangisinin kaç kere kullanıldığı kesinlik kazanır ve ancak bu şekilde yapılacak genellemeler doğru ve kapsayıcı olabilir. Türk Sinemasının doğru ve kesin bir şekilde tanınması, aktarılması, incelenmesi ve değerlendirilmesi için bu çalışma zorunludur.

Türk Sineması Arşivi

Türk sinemasının en zayıf olduğu konulardan biri arşivlemedir. Bunun, konuya önem verilmemesi ve bilinçsizlikle birlikte ekonomik ve siyasal nedenleri olduğu açıktır. Arşiv yoksunluğu, sinema yazar ve araştırıcılarının daha önce yapılmış araştırmaları, bilgileri, yazıları, makaleleleri, kitapları sorgulamadan, doğrulamadan kullanmalarına neden oluyor ve bu durum Türk Sinemasına zarar veriyor.

Sami Şekeroğlu’nun 60’lı yıllardaki kişisel çabasından önce Türk filmlerini kapsamlıca arşivleyen bir kişi veya kurum var olmamıştır. Şekeroğlu’nun o zamanki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi içinde kurduğu sinema kulübünde toplamaya başladığı filmler bugün Türk Sinemasının sahip olduğu en önemli arşivin temelini oluşturmuştur. Bugün Türk filmleri arşivi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema TV Merkezinde bulunmaktadır. Yıllardan beridir de filmlerin onarımı, yenilenmesi işlemleri yürütülmektedir. Türkiye’de, istediğiniz bir Türk filmini gidip izleyebileceğiniz daha kapsamlı bir film kütüphanesi yoktur. Fakat burada da her filme ulaşmak mümkün değildir. 35 mm filmlerden oluşan arşivdeki pek çok eserin video ya da dijital kopyası yoktur. Var olanları izlemek için de bazı prosedürlerin yerine getirilmesi gerekir.

Bunun yanında Bilim ve Sanat Vakfının Eylül 2013’ten itibaren başladığı ve Kalkınma Bakanlığının desteklediği Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesi, detaylı ve sistematik bir veritabanı oluşturmayı vaat ediyor. Başarıldığı takdirde araştırmacılara büyük kolaylıklar sağlayabilecek olan bu proje bile arşivinde bulunduracağı film sayısını 2000-4000(?) olarak öngörüyor. Bu örnekler, isteyen herkesin her an ulaşabileceği ve tüm Türk filmlerini barındıran film kütüphanelerinin gerekliliğini açıkça ortaya koyuyor. Türk Sinemasına ait filmleri izlemek için televizyonda yayınlanmasını beklemek, kişisel çabalarla video/dijital olarak yayınlanmış filmleri edinerek kendi arşivini oluşturmak, arşiv oluşturmuş kişilere ulaşmaya çalışmak ya da bu arşivlere sahip kişilerin, ellerindeki filmlerin kopyalarını sattıkları korsan filmcilere başvurmak dışında seçenekler de olmalıdır. Ayrıca bu sağlıksız yöntemler hiçbir şekilde bir yazarın/akademisyenin uğraşmak zorunda kalmaması gereken çabalardır. Türk Sinemasını bilimsel olarak değerlendirecek olanların kolayca, incelemek üzere ihtiyaç duyacakları malzemeye ulaşmaları ve tüm gayret ve enerjilerini yalnızca bu incelemeye harcamaları gerekir.

Düzgün akademik çalışmalar ve sinemabilim çerçevesinde doğru değerlendirmelerle Türk Sinemasına asıl büyük yarar sağlanmış olur ve sinemamızın temelleri doğru tanındığı ve kavrandığı ölçüde geleceği de doğru bir şekilde kurulabilir. Sinema yapanların/yazanların daha çok ve daha nitelikli üretmesi, sinema izleyenlerin de daha çok izlemesi bu basit koşula bağlıdır.

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir