Türk Sinemasının İlk Kadın Korku Filmi Yönetmeni: Korkarak Film Çektim!

Türk kökenli Belçikalı yönetmen Sümeya Kökten ile buluştuk ve Türk korku sineması üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. İlk Türk kadın korku filmi yönetmeni olan Kökten, filmlerini çekerken bile korktuğunu söylüyor… 

Ben öncelikle şunu merak ediyorum. Siz aslında polissiniz… Nasıl oldu da film çekmeye karar verdiniz? Bir anda hayatınızı değiştirmek mi istediniz yoksa sinema çocukluk hayaliniz miydi?

Polistim, artık değilim. Yönetmenlik çocukluk hayalim değildi ama çok tesadüfen oldu aslında. Sinema sektöründe çalışan iki arkadaşım vardı. Birisi daha çok montaj işleriyle ilgileniyordu, diğeri makinist. Bir gün ben polislikte yaşadığım olayları anlatırken arkadaşlarım; çok güzel anlatıyorsun, bunları senaryoya aktarırsan çok ilginç olabilir çünkü film olabilecek hikâyeler dedi. Ben de neden olmasın dedim. Deneme amaçlı bir hikâye yazdım bunun üzerine. Arkadaşım hikâyeyi gördükten sonra profesyonel senaristlerle çalış dedi. İki senaristle iletişime geçtim, onlar bana yardımcı oldular. Sonra bu film nasıl olacak vs derken, ben de yönetmenliğe hevesleniyorum tabii bu arada… Bana sen yönetemezsin, yönetmen değilsin önce kısa metrajla başla dedi arkadaşım. Bir filmin sürecinin uzun sürebileceğini ve benim tecrübemin olmadığını söyledi ama ben kabul etmedim ve üstesinden geleceğim dedim. Zaten hayatta her şeyi inadıyla başaran insanlardanım. Senaryom ve hikâyem beğenilince de küçük bir ekiple ilk filmim Yasak Hisler’i çekmiş oldum.

Peki, bu filmi çekme amacınız neydi, tabulara dokunma merakınız… Belçika’da problem mi yaşadınız polis olduğunuz süreçte?

Ben çok şey yaşadım Belçika’da çok fazla ırkçılıkla karşılaştım. Tüm okul hayatımda, polislikte bile Türk olduğumuz için çok fazla ayrımcılıkla karşılaştım. Kimlik olarak da modern bir Türk olmama rağmen yaşadım bunları… Belçikalılar özellikle Arap kökenlilerden hiç hoşlanmıyorlar. Özellikle Fas uyruklular… Şöyle bir algı da var Belçika’da, ihtiyaçları olduğu dönemde yapmak istemedikleri işler için bizi çağırdılar, şimdi işleri bitince bizi postalamak derdine düştüler.

Vesvese (6)

Evet, çünkü o dönemde insan gücüne Avrupa’da ciddi bir ihtiyaç söz konusuydu…

Biz Türkler orada hiçbir şey yapmadığımız halde, imajımız çalışkan bir halk olduğu halde, çok ciddi bir ırkçılıkla karşı karşıya kalıyoruz. Bana polisken “Pis Türk” dahi dediler. Bunu hala sindirebildiğimi söyleyemem açıkçası… İçimde Belçikalılara karşı, elbette hepsine değil, bir kırgınlık ve dargınlık var. Evet, Belçika’da doğdum, kökenlerim oraya ait ama Belçikalıları sevmiyorum. Belçika’yı seviyorum ama Belçikalıları sevmiyorum. Polislikte benim bir tecrübem oldu. Brüksel’de benim çalıştığım polis merkezinde daha çok Flamanlar var. Fransızların bulunduğu bölgeden (Valon) gelen bir arkadaşı, Flaman bir komiseri hayatından bezdirdi mesela sadece Valon olduğu için… Belçikalıya bile Valon olduğu için bunları yapanların, bizlere neler yapabileceğiniz düşünün… Hatta bir arkadaşımın can yeleği kayboldu diye benden şüphelenip gece evime baskın bile yaptılar! Bende bunlar birikti, birikti ve sonunda 2012’de polisliği bıraktım. Asla da dönmeyi düşünmüyorum.

İlk Filminiz Yasak Hisler Belçika’da oldukça ilgi gördü, ikinci filminiz Gizli Yüzler’le de gerilim türüne bir anlamda giriş yapmış oldunuz. Korku türüyle olan ilişkiniz nasıl?

Çocukluktan beri ailemden duyduğum hikâyeler vardı hep… Hem bana anlatılan hikâyeler vardı hem de birebir yaşadığım olaylar oldu benim. En çok kendi yaşadığım şeylerden esinlendim. Hayatımda üç kez tuhaf sayılabilecek durumlarla karşı karşıya kaldım. Yalnız yaşamaktan oluyor sanırım bunlar. Çok korktum çünkü gerçekten… Ben yüzde yüz inanıyorum yaşadıklarıma, yüzde yüz inandığım için de sette ekiple birlikte çekerken, oyuncuyu yönetirken dahi gerildim açıkçası. Orada tek başıma olsam asla yapamazdım, korkardım. Filmi izlerken de çok korktum yine… Korka korka yaptım bu filmi. Psikologa bile gittim bu yaşadığım doğaüstü durumlardan dolayı.

11882846_413068682212437_4476916039098037822_oO zaman Vesvese’nin hikâyesi sizin yaşadığınız bir olaydan yola çıkıyor?

Yüzde yüz değil, pek çok kısmı, büyü sekansları vs kurgu ama evet öyle denebilir. Ben inanıyorum gerçekten… Bu film aslında büyü üzerine ve büyünün kötü etkisi üzerine yapıldı. Aslında aklımda korku filmi yapma fikri yoktu. Bu kadar çabuk yapmak yoktu en azından… Özen Film bu konuda çok istekliydi, teklif ettiler, benim de aklıma yattı. Çok memnunum ben çıkan sonuçtan, çok dinamik bir film oldu.

Kadınlar korku filmlerini izlemeye bayılırlar ama türün ustaları erkeklerden çıkar. Dışarıda da bu böyledir. Hatta Türkiye’de ilk korku filmini çeken kadın yönetmen siz oldunuz. Sizce neden bir kadın korku yönetmenine pek sık rastlanmaz?

Açıkçası çok şaşkınım ben de bu konuda hiç bilmiyordum böyle olduğunu ve bilseydim daha erken yapardım. Bunu benden isteyen Özen Film oldu ve en Gizli Yüzler’i yazdığım sırada psikolojik gerilimi ve sürprizli senaryoları çok sevdiğimi fark ettim. Son Bir Dans da öyle hatta… Ama Son Bir Dans daha ağır bir psikolojik gerilim. Orada aslında kendimi denedim ben bir bakıma, oyuncuları ne kadar zorlayabileceğimi merak ediyordum. Benim için bir test filmiydi.  Korku filmini de yaptım çünkü bu bizim dinimizde de var. Küçüklükten beri cinler hep duyduğumuz kavramlardı. Korku filmlerini çok korkarak izlerdim. Özellikle Amerikan korku filmlerini izleyerek büyüdüm. Bu yaşımda bile bazı filmlerden çok korkarım. Ayin filmi benim için utulmazdır bu anlamda…

Hasan Karacadağ’ın çektiği ilk Dabbe filminden bu yana cin teması korku sinemasının yeni gözdesi oldu. Genelde bu türde örnekler veriliyor. Sizin filminiz de bu çizgide… Neden büyü ve cin temasını seçtiniz? Farklı bir konu üzerine korku filmi çekilse şansı olmaz mı sizce?

Hasan Karacadağ bu anlamda harika bir iş yaptı, Amerikan filmlerinin Türk usulü bana göre bu durum. Ben de bunu seçtim çünkü aslında bizi her gün her yerde korkutan şey cinler. Eğer korku filmi yapmamız gerekiyorsa cin teması esas alınmalıdır bana göre. Bir sinema filmi yapmak istiyorsanız Türkiye’de, ya da başka bir yerde, hedeflediğiniz kitlenin ilgi duyduğu konuya göre film yapmalısınız. Ya çok sevdiği ya çok korktuğu vb…

Vesvese (4)

Sizce neden sadece cinlerden korkuyoruz. Neden bizim de vampirlerimiz, kurt adamlarımız, yani canavarlarımız yok?

Çünkü kültürel bir şey… Çünkü İslam dinine göre büyüdük, yetiştik ve onun yarattığı kültürel etki sinemamıza da yansıyor haliyle. Türk kültürü İslam diniyle bütünleşmiş bir kültür ve Müslüman olduğumuz için küçüklüğümüzden bu yana bu kültüre ait kodlarla yetiştik. Öğrendiğimiz her şeyde cin geçiyor, aklımızda kalıyor. Elbette bizde de vampir filmi olabilir ama o filmde özel bir mistik an, cini andıran bir şey olursa daha çok korkarız. Çünkü biz cinlerden korkuyoruz. Türkiye’de Türk seyircisi için film çekiyoruz. Bu yüzden de onlara göre film çekmeliyiz.

Her yıl giderek artan sayıda korku filmi çekiliyor. Gişede en çok iş yapan tür olarak önce komedi filmleri ardından da korku filmleri geliyor. Benim gözlemlerime göre, bütçe kıyaslaması yapıldığında, korku filmleri daha fazla seyirciye ulaşma şansına sahip. Türk sineması seyircisi korkmayı bu kadar seviyor mu sizce?

O da kültürel bir mesele aslında. Komedi türünde Recep İvedik’ten bahsedecek olursak, çok klişe bir karakter ama çok komik. Korku filminin her zaman gişesi oluyor çünkü insanlara özüne dair bir şeyler söylüyorsun. Kendisini bulduğu şeyi seviyor halk. Cin dendiğinde ise Avrupa’da bilinmiyor sonuçta. Ama biz küçüklüğümüzden itibaren öğrendiğimiz şeyleri biliyor, dolayısıyla da onlardan korkuyoruz.

Korku filmlerinden özel efekt ve makyajlar filmin en önemli gerekliliklerinden biridir, bu konuya siz Vesvese’de nasıl yaklaştınız?

Benim ilk filmim çok amatördü çok ucuz bir kamerayla çektim. Zaten ışıktan da belli oluyor. Ama Gizli Yüzler’den sonra daha iyi kameralar kullanmaya başladım. Zamanla öğrendim kamerayı… Şimdi kullandığım oldukça pahalı ama baktığınız zaman estetizmine, değdiğini görebiliyorsunuz. Sinema dediğimiz şey estetiktir. Bu yüzden filmde öncelikle görüntü kalitesi ararım ben. Daha sonra oyunculuklar gelir, müzik gelir…

En ünlü korku filmi yönetmenlerinden John Carperter filmlerinin müziklerini kendisi yapardı ama o, müziğe para vermemek için mecbur kalarak başlamış. Sizin durumunuz nedir, siz de filmlerinizin müziklerini kendiniz yapıyorsunuz bildiğim kadarıyla?

Aslında ben kendim çalışmıyorum. Bazı örnekleri kendim yapıyorum gönderiyorum müzisyene… Ama evet, ilk filmimin müziğini kendim yaptım parasızlıktan… Her şeyini piyanoda kendim kompoze ettim. Sadece piyano vardı zaten. İkinci filmimin müziklerini ortak çalıştık. Son Bir Dans’ı, Yetkin Omaç’la çalıştık. Vesvese’de de Yetkin’le çalıştık. Ben yine örnekler gönderiyorum ama Yetkin hallediyor her şeyi…

Son olarak, Türk korku sineması daha kaç cinli film çekecek sizce?

Türkiye’de gişe yapabilmenin yolu bundan geçiyor. Cinlere dair bin bir türlü hikâye olduğu için bıkacaklarını da düşünmüyorum.

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

2 Yorumlar

  1. Çok merak ederim dünyada iyi bir kadın yönetmen varmıdır diye?

  2. Önyargı ne kötü şey! Var tabii, hem de bir sürü… Mesela ben Near Dark, Point Break, Strange Days gibi filmleri çekmiş olan Kathryn Bigelow’u sinemacı olarak çok beğenirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: