Twelve Monkeys / 12 Maymun (1995)

Paronayak şizofrenle söyleşiden bölümler

1996 yılında beş milyar insan bir virüs yüzünden ölecek. Hayatta kalanlar gezegeni terk edecek. Dünyayı yine hayvanlar yönetecek.

Ölümcül bir virüs dünyayı tehdit etmektedir. 1996’da beş milyar kişinin ölümüne neden olan bu virüs atmosferi etkilemiş 2035 yılına gelindiğinde sadece nüfusun %1 hayatta kalmıştır. Ve bu azınlık yer altında yaşam mücadelesi vermektedir. Bilim adamları bu virüsü yok edebilmek için bir zaman makinesi yardımıyla suçluları geçmişe gönderip onlardan örnek toplamalarını istemektedirler. Mahkûm James Cole’de bu insanların içindedir. Geçmişe gönderilir. Aldığı görevlerde başarılı olunca Cole bir kez daha geçmişe gönderilir lakin zamanlamada hata yapılmıştır. Cole kendini 1990’da bir akıl hastanesinde bulur. Ve burada aslında olayların baş mimarı olabilecek Jeffrey Goines ve yardım alabileceği tek insan olduğuna inandığı Dr. Kathryn Railly ile tanışır.

Jeffrey Cole sorar; delilik nedir biliyor musun? Delilik çoğunluğun kurallarıdır!

Twelve Monkeys gelmiş geçmiş en iyi kıyamet sonrası filmi olarak nitelendirilen, birçoklarına göre bir bilimkurgu şaheseridir. Film bu unvanı kullandığı görsel efektlerle değil, başarılı senaryosu ve oyuncu performansları ile hak etmiştir. Cassandra Kompleksi tabanına oturtulmuş yapım geleceği görmenin bir yetenek olmaktan ziyade ıstırap verici bir deneyim olabileceği varsayımını temel alır. Bir Hollywood uyarlaması olan yapımın aslı 1962 Fransız mahsulü kısa bir film olan La Jette’dir. Tabi ki biraz daha politize ve geliştirilmiş hali diyebiliriz. Yapımın yönetmen koltuğunda Time Bandits, The Fisher Kıng, The Brothers Grimm gibi filmlerinden de hatırlayacağımız Terry Gilliam’ı görüyoruz. Film, 129 dakikalık uzun sayılabilecek bir süre zarfında zaman kavramını irdelemekle kalmıyor akışı bozmayacak bir şekilde içinde seyirciyle duygusal bağını sağlamlaştıracak bir drama da yer veriyor. Guguk kuşu vari toplum ve kurallarını irdeleyen yapısıyla da dikkat çektiğini söylemek mümkün. Bu açılardan bakıldığında yönetmenin uzak ara en iyi ve tek hit filmi diyebiliriz.

Oyunculuk performanslarına bir göz attığımızda ise Bruce Willis yapımın kilit adamı. Seyir boyunca anlatılmak istenen tüm duyguyu eksiksiz aktarabilen bir enerjisi var filmde. Brad Pitt’e gelince elinden elenin en iyisini yapmış olmasına rağmen inandırıcılığı tartışılır bir oyunculuk sergilemiş. Filmin kadın kurtarıcısı Madeleine Stowe ise başarılı.

Eğer tüm manyaklar telefonla konuşsaydı, delilik telefon kablolarından sızıp onları hasta ederdi.

Yapım içerdekiler ve dışarıdakiler arasında gelip giderken aslında doğal bir döngünün insan yapımı bir virüsle nasıl da kıyamete dönüşebileceğini başarıyla aktaran, izlenmesi şart yapımlardan bir tanesi olarak sinema tarihine adını yazdırmış durumda bugün.

Doğanın dengesini bozma hevesi insan var olduğundan beri mevcut. Döngünün en vahşi müdahilleriyiz günün sonunda. Yapmaktan çok yıkmaya adanmış bir yapımız var. Lakin elimizde yaptıklarımızı geri alabilecek bir zaman makinesi yok. Gerçi olsaydı bunu iyilik için kullanır mıydık bu da tartışılır doğrusu. Belki de bu filmi bir kez daha seyrederken tartışabilirsiniz. Dostlukla…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

3 Yorumlar

  1. Terry Gilliam’ın uzak ara en iyi ve tek hit filmi derken Monty Python ve Brazil unutulmuş olabilir mi?..

  2. Yıllar önce sinemada izlediğim olağanüstü bir filmdir.Daha önce canlandırdığı karakterlere baktığımızda Bruce Willis in hiç zorlanmadan zenginleştirdiği bir oyunculuk görüyoruz.Beni asıl etkileyen O dönemlerde Jön tiplemesinin ötesine geçmiş olan kimi zaman yakışıklı bir yüzün engel olabileceği zorlukları aşıp sıra dışı bir tip ortaya koymayı başarmış Brad Pitt olmuştu.Tabi ki Astor Piazzolla nun muhteşem müziğinin filme yine muhteşem bir lezzet kattığını söylemeden geçemeyeceğim.
    Film aslında kim deli sorusunu bize yeniden sorduruyor.Kariyer etiketleri ile kamufule edilmiş elit ve organize bir çılgınlığın bizi nereler götürebileceğini düşündükçe bu filmin hayal zenginliğini iyimser bulmak bile mümkün ..

  3. Amerikan sineması adına da çok özel bir bilimkurgu filmidir kanımca. Brad Pitt ve Bruce Willis gibi dünya yıldızlarını hiç bu kadar anti-karizmatik göremeyeceğiniz bir film aynı zamanda. Çok severim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: