Umut Beşkırma: ‘Kısa filmin anlatım dilinden uzağım’

Umut Beşkırma’yla Yeryüzündesin ve Bunun Tedavisi Yok isimli filmi sayesinde tanıştık. Yapımcısı Nihan Belgin’le festival festival gezmeleri, heyecanları, umutları gözümden kaçmadı. Bu yapımcı-yönetmen, oyuncu ikilisiyle beraber röportaj yapamasak da ikisine ayrı ayrı sorularımı yönelttim. Belki de tek kısa filmiyle uzun metraja geçecek olan Umut Beşkırma’nın tedavisiz cevapları ekte. İyi okumalar…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Öncelikle  “Yeryüzündesin Bunun Bir Tedavisi Yok” isimli kısa filmle başlayalım.  Konuyu nasıl oluşturdun, ismin atıfta bulunduğu nokta nedir?

Yazmaya başlamam kafama arka arka birkaç sahnenin gelmesiyle oldu. Bir sabaha karşı genç bir çocuğa bir telefon gelir ve çocuk kalkıp karlarla kaplı İstanbul caddelerinde bata çıka ilerlemeye başlar. Sonunda görürüz ki gittiği yer adli tıptır ve kaybolan bir yakınının cesedini teşhis etmek için ordadır. Aslında en başta burdaki duygudan yola çıktım. Sonra hikaye biraz evrildi. Üzerine başka karanlık hikayeler eklendi ve senaryo ortaya çıktı. Karanlık hikayelerle insan ruhunun sınırlarını göstermek/zorlamak bana iyi geliyor. Çünkü o noktada insanın özüne dair çok fazla şey var.

“Yeryüzündesin. Bunun Bir Tedavisi Yok” cümlesi Beckett’in “Oyun Sonu” oyununda geçer. Beckett, Camus, Sartre gibi yazarlar benim için çok özel. Hayatın büyük oranda acıdan ve endişeden oluştuğunu düşünüyorum. Bu yüzden de yeryüzündeyiz, acı çekeceğiz, endişe duyacağız, kendimizi yapayalnız hissedeceğiz ama asıl yapmamız gereken bunları tedavi etmeye çalışmamak. Çünkü tedavisi yok. Tedavisi olmadığını anlayıp, kabullenirsek daha az mutsuz ve hayata karşı daha güçlü olacağımıza inanıyorum. Mutluluk ancak kabullenişle mümkündür.

Filmin dikkat çeken bir ismi var, konunun bu ismin yanında zayıf kalacağını, ismin öne geçeceğini düşündüğün durumlar oldu mu diye sorayım…

Evet, çok dikkat çekici oldu gerçekten. Senaryoyu yazdığım sırada henüz filmin ismi yoktu. Senaryo bitsin isim konusuna bakarım diyordum. Ama senaryo bitmeden bu cümleyi görüp “Evet, filmin ismi kesinlikle bu, ben bunu anlatıyorum.” dedim. Filmin, isminin hakkını verdiğini düşünüyorum. O konuda içim rahat. Filmi izleyenlerden aldığım yorumlarda bu yönde.

Oyunculuk mezunusun ve oyunculuk da yaptın ama bir yandan da yapımcılık ve yönetmenlik yapıyorsun. Konuyu bu kadar detaylı ele almanın sebebi nedir?

Biraz takıntılı olmam JOyunculukta dışa bağımlısın. Başka birinin kurduğu bir yapının parçasısın. Kesinlikle çok keyif alıyorum oyunculuktan. O ayrı bir durum. Ama yalnızca oyuncu olduğum zamanlarda daha fazlasını istediğimi hissettim. Bütünüyle kendi dünyamı, kafamdakileri anlatabilirdim. Ve bu yalnızca oyunculukla olamazdı. Kendi söylemek istediklerim için de yazmaya, yönetmeye ve kurgulamaya başladım.

Fırça Darbesi isimli kısa filmde Erdal Eren’i oynadın. Nihan Belgin’in  yönettiği filme ilgili duygularını alalım… Tabii Nihan’la tanışma hikayenizi de dinlemek isteriz…

Nihan beni Erdal Eren rolü için Audition’a çağırdı. İlk tanışmamız orda oldu. Birlikte kısa sürede çok iyi bir enerji yakaladık. Bu filme de yansıdı. Fırça Darbesi benim için özel bir proje. Erdal’ın hikayesi gerçekten çok hüzünlü. Yakın tarihimizin en büyük utançlarından biri. 16 yaşında idam sehpasına giden Erdal’ı oynamak oldukça zor bir deneyimdi. Kaygılarım vardı. Ama Nihan beni her zaman rahatlattı ve kendi yöntemleriyle içimdeki Erdal’ı ortaya çıkarmamı sağladı.

Karşımızda değişik, yıpratıcı bir umut, bekleme hikayesi var.  Aranılan, beklenilen biri var ve her duygu beliriyor bünyelerde… Kendine ve karşısındakine göre kayıp olma halinin izdüşümü sanırım.

Kaybettiklerinle birlikte sen de kayboluyorsun. İlk baştan beri her şeyi belirsizlik üzerine kurdum. Aynı hayatta olduğu gibi… Belirsizlik beraberinde kaygıyı getiriyor. O belirsizliğin içinde hep umut ediyorsun. Her şeyin iyi olacağına inanmak istiyorsun. Sürekli bir gel-git durumu var. Elbette bazen bir şeyler iyi olabiliyor da. Ama özümsememiz gereken şu ki hayattaki her farklı dönem kendi belirsizliklerini yaratacak ve bu, biz ölene dek sürecektir. Belirsizlik ve kaygıdan tamamen kurtulamayacağımıza göre hayattan beklentilerimizi en aza indirip, ona karşı daha güçlü bir mücadele vermemiz gerekiyor. Ve bu süreçte tek başına olduğumuzu asla unutmamalıyız. Yalnızlığımızı güçlü kalabilmek için bir fırsat olarak görmeliyiz. Filmin final sahnesinde anlatmaya çalıştığım gibi…

Oyuncu olmanın avantajını yaşadın mı filmi yönetirken ya da dezavantaj da diyebiliriz.

Oyunculuğun avantajını en çok yazarken yaşadım desek daha doğru olur.  Karakterlerin içinde bulunduğu durumları hissederek yazıyorum diyalogları. Oyuncu olduğum için de çok fazla kendi kendime oynayarak, konuşarak yapıyorum bunu. Sette de avantajı elbette var. Oyuncuların hislerini iyi bildiğim için onlarla daha güçlü bir empati kuruyabiliyorum. Emin olmadıkları noktalarda onları çok çabuk anlayabiliyorum.  Yani hiç dezavantajı yok.

Castı nasıl oluşturdun, yazarken kafanda var mıydı yoksa tesadüfen mi oluştu filmdeki oyuncularla buluşman…

Yazarken kafamda yoktu. Öncesinde bir tek Ahmet Kaynak’ı tanıyordum. İpek ve Cemil’le bu filmle bir araya geldik. Ahmet’i düşündüğümde rol için genç kalır mı gibi bir soru işaretim vardı. Ama bıyıklı bir fotoğrafını buldum ve her şey netleşti kafamda. İpek’i “Kusursuzlar” filminde izlemiştim. Oradan aklımdaydı. Rol için o kadar doğru bir yüzü, ifadesi var ki… İpek’le ilgili de tereddütsüz karar verdim. Cemil takip ettiğim, iyi bir oyuncuydu. Rol için doğru bir seçim olacaktı. Ayrıca oyuncu dostum İnanç Koçak küçük bir rol oynadı. Bir de çocuk oyuncum vardı. Aras Yıldız. Yine cast direktörü arkadaşım Canan Odacıl’ın desteğiyle ekibimize katıldı. Aras’ın ilk kamera deneyimiydi ve oldukça umut vericiydi.

Filmi çekerken bir yapımcın vardı, bunun avantajlarını yaşadın mı? Çoğu kısa filmci yapım kısmını da kendisi üstleniyor. Kısa filme yapımcı bulmak lüks bile kaçıyor, sonuçta ticari değeri olmayan bir süreçten bahsediyoruz…

Kesinlikle avantajını yaşadım. Yapım kısmıyla neredeyse ilgilenmedim. Biliyordum ki Nihan vardı. O yüzden hikayeme, rejime ve oyuncularıma konsantre olabildim. Bu kısa film yaparken çok çok büyük bir lüks. Doğal olarak bu da filmi bir üst seviyeye çıkardı. Nihan’la birlikte Fırça Darbesi’nden beri birbirimizin hayallerine ortak olabildiğimiz bir dil yakaladık.

Filmin festival süreci nasıl geçti, istediğin katılımlar, sonuçlar oldu mu? Yoksa bir yılı aynı filmlerin tamamladığını mı düşünüyorsun?

Gösterim ve söyleşiler verimli geçti diyebilirim. Süreç beklediğimiz gibi oldu. Film seyirciyle buluştuğunda farklı bir noktaya geçiliyor. Artık sizden çıkıyor. Seyirci yorumları yeniden bazı konularda düşünmeye sevk ediyor. Filme, İzmir ve Nürnberg’ten ödüller de geldi. Tabii ki ödüle değer görülmüş olması hoş bir duygu. Yeni bir enerji sağlıyor. Özellikle Nürnberg gösterimi yoğun katılım ve gösterim kalitesi açısından oldukça başarılıydı.

Kısa film çekme süreci devam edecek mi? Nihan’la iyi bir ortaklık yakalamış gibi duruyorsunuz. Var mı yeni projeler vs. Konu belli mi?

Sanırım kısa film süreci devam etmeyecek. Kısa filmin anlatım dilinden uzağım biraz. Filmim anlatım bakımından bir uzun metrajın 25 dakikası gibi duruyor. Ki 25 dakikaya bile sığamadığımı düşünüyorum. Nihan’la birlikte yapmayı planladığımız yeni bir proje var elbette. Uzun metraj ama… Bu uzun metraj Yeryüzündesin’in uzun versiyonu olacak. Senaryo tamamlandı. 2018 sonunda çekmeyi öngörüyoruz. Ama ondan önce Nihan’ın bir uzun metraj projesi var. O yönetecek. Biz böyle sırayla film yapıyoruz.

Kabuk değişimi günlerden geçiyoruz, alışık olduğumuz söylemler ve yaşam biçimlerine uzak düşüyor gibiyiz. Sanat yapan, hayata sanat yapma kaygısıyla bakan birinin durumunu, bakış açısını merak ediyorum.

Her şeye rağmen üretmek gerekiyor. Bunun bilincindeyim. Bana iyi gelen şey bu. Nefes aldıran. Hem kendim için hem de sinema yoluyla ulaşmak istediğim insanlar için. Yaptığım üretimle insanların yalnız olmadıklarını hissetmesini istiyorum. Film yoluyla yalnızlık ve umutsuzluğu aşmak istiyorum. Bu da yaşama değer katan bir şey benim için. Yaşadığımı hissettiren bir şey… Evet, her şey çok zor… Dünya her gün kötü bir yere gidiyor. Film yapmak çok pahalı… Destekler sınırlı. Ama ne olursa olsun hayattayım ve de güzel şeylerin olması için mücadele etmeyi sürdüreceğim.

Yapımcın Nihan hakkında ve son olarak söyleyeceklerin nelerdir?

Kendin dışında birinin hayaline ortak olabilmek ve bunun için heyecanlanabilmek paha biçilemez. Nihan’la karşılıklı olarak yakaladığımız da tam olarak bu. Onun için sıradan bir yapımcı-yönetmen ilişkisinin ötesinde. Çünkü her ikimizde yönetmen ve her ikimizde yapımcıyız. Bu ortaklığımızı sürdürmekte de kararlıyız.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu… Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan’da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, “sanat ve sevgilim İstanbul” programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir