Unfriended: Dark Web (2018) ve Bilgisayar Ekranı Filmleri

Son yıllarda sinema ve teknoloji arasındaki ilişkiye yoğunlaşan Timur Bekmambetov, artık hayati bir organımız gibi vazgeçilmez hale gelen teknolojik nimetleri başköşeye yerleştirmekle kalmayan, bunları görsel dili inşa etmek için bir enstrüman gibi kullanan filmlerin üretimine sıkça katkıda bulunuyor. Bugüne kadar Unfriended (2014), Searching (2018) ve Unfriended: Dark Web (2018) gibi filmlerin yapımcılığını, Profile (2018) filminin de yönetmenliğini üstlendi. Adı geçen filmlerin tamamı, hikâyelerini hepimizin her gün baktığı ekranlarda görünen program, aplikasyon ya da tarayıcı pencerelerindeki farklı kaynaklardan beslenen görüntüler aracılığıyla anlatmayı deniyor. Bekmambetov parantezinden çıkarsak Nacho Vigalondo’nun yönettiği Open Windows’u (2014) da aynı sepete atabiliriz. Artık sayıları artmaya, ufaktan belli bir kalıba oturmaya ve ‘computer screen films’ (bilgisayar ekranı filmleri) olarak anılmaya başlayan filmler, yeni bir alt tür olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor.

Yeni eklemelerle daha da uzaması muhtemel Unfriended serisinin ikinci halkası olan Unfriended: Dark Web, ilkiyle herhangi bir organik bağ kurmuyor. Önceki filmle benzer bir yapıya sahip ama bu sefer bambaşka bir mevzuya dalıyor. İlk filmde Skype aracılığıyla konuşan bir grup arkadaşa musallat olan hayaletin intikamını izlemiştik. Bu filmde ise ana tehdit unsuru doğaüstü olmaktan çıkıyor. Bilgisayar, smart TV, akıllı cep telefonu, tablet falan derken internete artık iyice alıştık ama internetin hâlâ çok fazla bilinmeyen arka sokakları hakkında binbir türlü şehir efsanesi etrafta kol gezmeye devam ediyor. Evet, hâlâ birçokları için bilinmezliğini koruyan ‘dark web’den bahsediyorum.

Matias, bir internet kafenin kayıp eşya bölümünde gördüğü, muhtemelen başka birinin unuttuğu dizüstü bilgisayarı en kibar ifadeyle çalıp eve gelmiştir. Yeni bilgisayarını açılış şifresini büyük bir şansla tahmin ederek açtıktan sonra internete bağlanır. Sağır ve dilsiz kız arkadaşı Amaya ile olan online iletişim problemini çözmek için yazdığı basit uygulamanın pürüzlerini gidermeye çalışan Matias, bir yandan da gece vakit geçirdiği yakın arkadaşlarıyla Skype aracılığıyla buluşur. Bilgisayarın asıl sahibi Norah C. IV’un Facebook hesabına girdiğinde başka bir arkadaşının hesabı üzerinden iletişim kurmaya çalışan Norah ile mesajlaşır ve yaptığına pişman olur. Bilgisayarı kapatıp sahibine geri vermeye karar verir ama başka bir mesajdaki “yüklü para” ifadesi dikkatini çeker. Norah’nın ne işler karıştırdığını anlamaya çalışırken kendini ‘dark web’in karanlık dehlizlerinde bulur ve hem kendini hem de arkadaşlarını ölümcül bir tehlikenin içine atar.

Birçok korku filmine yazdığı senaryolarla tanıdığımız Stephen Susco’nun yazıp yönettiği Unfriended: Dark Web, aslında çok da farklı bir hikâye anlatmıyor. Filmin merkezinde yer alan gençler, vakitlerinin çoğunu bilgisayarlarının başında geçiriyorlar. Hemen hepsi internetin bilinen sularına hâkim, sıradan son kullanıcılar. Gerçi içlerinden biri diğerlerine nazaran çok daha bilgili ama çatışma anında görülüyor ki rakiplerinin gücü karşısında etkili olabilecek hiçbir karşı hamlede bulunamıyor. Rakip ise filmin isminden de malum olduğu üzere ‘dark web’. Büyük çoğunluğun kulaktan dolma bilgiler dışında pek bir şey bilmediği ‘dark web’ (ya da daha doğru bir tanımla ‘dark web’ kullanıcıları) özelinde modern bir bilinmeyeni filmin kötüsü ilan eden Unfriended: Dark Web, iki tarafı karşı karşıya getiriyor. E bu iki yumurtanın tokuşmasında hangi tarafın kırılacağı önceden belli aslında ama film, “başkarakter bir sürpriz yapar mı acaba” klişesine sarılarak heyecan duygusunu yukarıda tutmaya çalışıyor.

Diğer bilgisayar ekranı filmlerinin izinden giden Unfriended: Dark Web, yeni bir şey sunmuyor ama sinema ile günümüz teknolojisi arasında uyumlu bir birliktelik sağlayabilme adına yapılan denemelerden bir diğeri olarak kayda geçiyor. Aralara yerleştirdiği sürprizlerle etkili olmayı hedefliyor ki belli oranda başarılı olduğu söylenebilir.

Peki, bilgisayar ekranı filmlerinin geleceği nasıl şekillenecek? Başkaları da takip eder mi bilinmez ama Bekmambetov,  daha birçok bilgisayar ekranı filminin yolda olduğunu açıkladı. Ağustos 2018’de LA Times’a röportaj veren Kazak kökenli sinemacıya kulak verelim. “İyi mi kötü mü bilmiyorum ama artık hayatımın yarısı ekran karşısında geçiyor. Hayatımın en önemli olayları burada gerçekleşiyor. Arkadaş buluyorum, arkadaş kaybediyorum, âşık oluyorum, sevdiğim insanları kaybediyorum, projeler hazırlıyorum, işbirliği yapıyorum, kavga ediyorum ve tartışıyorum.” Buradan yola çıkarsak bilgisayar ekranı filmlerinin günümüz insanının en çok vakit geçirdiği ortamı doğal bir set haline getirerek daha gerçekçi olmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Nitekim buluntu film (‘found footage’) de benzer bir mantıktan hareketle doğmuştu. Keza bilgisayar ekranı filmlerinin ilk örneklerinden Unfriended (2014) ilk çıktığında kategorize edilirken buluntu film alt türüne dâhil edilmişti. Yani bilgisayar ekranı filmlerinin de aynı buluntu film gibi hızla çoğalıp yeni bir alt türe dönüşmesi çok da şaşırtıcı olmaz. Tabii ki işin ekonomi kısmı çok daha belirleyici olacaktır. O zaman bilgisayar ekranı filmlerinin bütçeleriyle toplam gişe hasılatlarına bir göz atmakta fayda var.

Film Bütçe (USD) Toplam Hasılat (USD)
Unfriended (2014) 1 milyon 64 milyon
Searching (2018) 1 milyon 69 milyon
Unfriended: Dark Web (2018) 1 milyon 10 milyon

Bekmambetov aynı röportajda bilgisayar ekranı filmlerinin sadece korku ve gerilim türlerinin altına saplanıp kalmayacağını belirtirken ilginç projelerden de bahsediyor. “Sonuçta ekran hayatı bir karakterle özdeşleşmeniz için sadece görsel olarak değil duygusal olarak da gerekli olan her şeyi verebiliyor. Çünkü hata yapıyorsunuz, yazdığınızı siliyorsunuz ve fikrinizi değiştiriyorsunuz. Ekran hayatı diliyle sinemanın her türü yeniden yorumlanabilir. Önümüzdeki 18 ay boyunca çekmeyi planladığımız tam 14 tane bilgisayar ekranı filmi var. Bunların içinde komedi ve romantik komediler de olacak.” Filmlerin hızlı ve çok da pahalıya mal olmadan çekilebilmesinin avantajından da bahseden Bekmambetov, bunun en önemli faktörlerden biri olduğunu kabul ediyor. Bu sayede birçok yeni yönetmene yeni şeyler denerken büyük stüdyoların baskısı olmadan kendi hatalarını yapabilme özgürlüğünü verdiğini de eklemeyi ihmal etmiyor.

Nihayetinde şimdilik elimizde çok fazla sayıda bilgisayar ekranı filmi yok. Elimizdekiler de ana hatlarıyla birbirinin çok aynısı filmler. Buluntu film gibi kendi alt türünü oluşturup oluşturamayacağını zaman gösterecek ama yeni kapılar açıp çeşitlilik sağlayamadığı müddetçe en fazla ufak bir furyaya sebep olup sonrasında da sönüp kaybolması daha muhtemel görünüyor. Bekmambetov’un söylediği hızda üretim gerçekleşirse bunun cevabını çok geçmeden öğreneceğiz.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir