Uzak Şehir: Kederli ve Karanlık Bir Grafik Roman

İlk kitabı 2013 yılında Dumankara, Hayat Bir Yangındı ile başlayan Ankara-Grafik Roman Üçlemesi, geçen yıl çıkan Emanet Şehir ile sürmüştü. Geçtiğimiz hafta çıkan Uzak Şehir ile tamamlandı. Üç albümün senaristi Levent Cantek ve son iki kitabın çizeri Berat Pekmezci ile konuştuk.

Söyleşi: Betül Nihan Koçak

Cantek, çizgi roman dünyamızın tanınan isimlerinden. Fanzinlerden, akademik nitelikli incelemelerine, dergilerde çıkan çok sayıda yazıdan kitaplara varıncaya kadar çizgi roman alanında uzun yıllardır üretim yapıyor. Pekmezci ise çizgilerini ilk kez Dumankara’da gördüğümüz yetenekli genç çizerlerden. Emanet Şehir ile başladığı çizgi roman serüvenini Uzak Şehir ile yükseltmiş, nitelik olarak güçlendirmiş görünüyor. İkiliye üçlemeyi ve Uzak Şehir’i sorarak bir çizgi roman sohbeti yapmaya çalıştık.

12204566_10156158451215526_690581366_nÖnce senaristle başlayayım, Uzak Şehir’in çıkış noktası neydi?

Levent Cantek- Şehirler büyürken, metropolleşirken başkalaşırlar, bana kalırsa bu değişim karşısında iki temel duygu oluşuyor, korku ve nostalji. Şehir hikâyeleri de daha çok bu hisler üzerine kuruluyor. Nostalji, turistik bir güzelleme de içeriyor, ben bununla ilgilenmiyorum. Şehrin büyümesi korkutuyor, çünkü kapitalizm zaten bir güvensizlik yaratır. Yoksullar, kenarda kalanlar, şehir büyürken uyum gösteremeyenler, göçmenler, ahlak dışı bulunanlar hikâye olarak beni daha çok ilgilendiriyor. Ankara’ya bakarken ben bu resmi görüyorum, kirli bir Ankara benim gördüğüm. Geceleri içinden geçmeye korkulan sokaklar, karanlıkta kalan mahalleler bana hep bol hikâyeli geliyor. Şehrin karanlık yüzünden izler olsun diyerek başladım Uzak Şehir’e.

Uzak Şehir sizce nasıl bir hikâye Berat? Çizerken neye dikkat ederek ilerlediniz?

Berat Pekmezci- Kederli bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Sert bir yapısı olduğu düşünülebilir ama karakterlerin gözünden baktığımızda kendince mutlu olmak isteyen insanların mücadelesi. Daha iyi bir hayat için çırpınan karakterlerin hikâyesini görsel olarak anlatırken ruhsal durumlarının yüzlerinden anlaşılmasına özen gösterdim.

Şöyle bir eleştiri yapılıyor, çizgi roman kahramanlarla ilerler… Kahraman olgusunu, mutlu sonları çizgi romanın elinden alırsanız, grafik romanın yaptığı gibi, çizgi romanın gücünü azaltırsınız, katılır mısınız bu düşünceye?

12243730_10156158451055526_967891656_nB.P.- 20.yüzyıl başlarında çizgi roman ilk olarak kahramanların hikâyelerinin anlatımı için üretilmeye başlanmıştı. Son 20-30 seneye kadar da ağırlıklı olarak böyle gitti. Bu yüzden de çoğunluğun böyle düşünmesi normal. Ama her çoğunluk görüşü gibi bu da yanlış… Çizgi romanlarda, sinema ve edebiyat gibi esas olan hikâyedir. Kahramanlar da bu hikâyeye hizmet etmek için vardır.

Emanet Şehir’den Şekip ile Uzak Şehir’den Volkan’ı karşılaştırsanız, ikisi de zaafları olan kahramanlardı ama sanki Şekip daha sevimli geldi bize…

B.P.- Anlatıldığı döneme karşı romantik bir yaklaşımınız varsa Şekip daha sevimli gelebilir. Bugüne göre da daha naif hayatların yaşandığı uzak bir dönem nostaljisi içinde birçok şey daha göz ardı ediliyor. Volkan’ı daha itici yapanda bugünün sert gerçeklerine bulanmış olması. Şekip bugün yaşasa çaresizlikten twitter’da takipçi satın alırdı.

Bolum0045Uzak Şehir’le Ankara Üçlemesi tamamlandı, nasıl bir final oldu?

L.C.- Albümler tek tek okunabilirler, o sebeple bir nehir roman üçlemesi gibi düşünülmesin. Ben asıl olarak bir yüzyıllık dönemden hikâyeler anlatmak istedim. Emanet Şehir, 1950’de geçiyordu, değer atfedilmiş ve ihtimam gösterilmiş bir şehrin yenildiğine işaret ediyordu çünkü. Uzak Şehir, günümüzde geçiyor, çünkü para ilişkilerinin ve siyasetin sert bir biçimde kendini gösterdiği bir zaman aralığında geçmesi gerekiyordu.

Karanlık bir Ankara mı var artık?

L.C- Siyaseten romantik yorumlar yapmak istemem. Nostaljinin ileriki yıllarda nasıl ve nerelerden beslenebileceğini bilemiyorum. Karanlık bir Ankara var mı diye soruyorsak muktedirlerin şehirle kurdukları ilişkiyi düşünerek bu soruyu cevaplamak gerekiyor bence. Ankara’da Genelev kapatıldı mesela, kapatılınca o kadar insan sokaklara dağıldı. Ulus ve civarı, sahiden tekinsiz yerlere dönüştüler. Çevredeki taksi durakları sabaha kadar çalışmıyorlar artık. Şunu demek istiyorum, kapatılınca-bitti denilince, yok sayılınca sorun bitmiyor. Hikâye de oralarda başlamalı zaten ve evet, karanlık bir Ankara var, 1916 yılındaki Ankara’dan daha geniş bir alanda yaşıyor ve daha kalabalık.

Emanet Şehir ile Uzak Şehir’i karşılaştırmanızı istesem, çizer olarak size hangisi daha zevkli geldi, daha severek hangisini çizdiniz?

B.P.- Dönem hikâyesi çizmek daha oyuncaklı ve uğraştırıcı… Zevk verdiği doğru ama ben bugüne dair hikâyeleri daha çok seviyorum.

İki yılda iki ayrı grafik roman albümü bitirdiniz, yoğun bir mesaisi olan bir işiniz var, nasıl sürdürdünüz bu tempoyu?

B.P- Mesaiden geri kalan tüm vaktimi çizmeye ayırdığımı söyleyebilirim. Yorucu ama manevi olarak tatmin edici bir süreç… İlk başta fedakarlık gibi oluyor ama bir süre sonra hayatın normaline dönüşüyor. Eve gidince yapacak hiçbir şey olmaması garip bir duygu.

Çizgi roman çizerliğinin en güzel ve en kötü tarafı ne sizce?

B.P.- En güzel tarafı elbette insanlara çizgilerle hikâyeler anlatmak. Ama bunun için masa başında çok uzun saatler harcamak gerekiyor. Ve insan hayatında da zamandan daha değerli bir şey yok.

Aynı soruyu yazar olarak size sorsam…

L.C.- Geçiminizi yazarak sağlıyorsanız, benim gibi akademisyenlik ve editörlükle son yirmi yılınızı geçirdiyseniz, şunun farkına varıyorsunuz, benim hayatım bu, didiklemeye gerek yok. Seviyorum bu tempoyu.

Bir şeyi merak ediyorum, siz uzunca bir süre akademisyenlik yaptınız, şimdi editör olarak pek çok ünlü yazarla çalışıyorsunuz. Bütün bunları akademik bir makaleyle anlatabilirdiniz, roman olabilirdi ama siz çizgilerle bir hikâye anlatmayı tercih ediyorsunuz.

Bolum0047L.C.- Çok cevaplı bir soru bu. 2007’de üniversiteden ayrıldım, arada yarı akademik yazılar yazıyorum, bazen yazmak da istiyorum ama galiba, o alandan uzaklaşmış durumdayım. Roman yazmayı da şimdilik düşünmüyorum.

Benim çizgi romanla ilgili ilk senaryom 1985 yılına ait, eski çizgi roman dergileri karıştırılırsa bu konuda bir tutkum olduğu zaten görülebilir. Pek çok arkadaşım ve tanıdığım, benim çizgi romanla bu ölçüde ilgilenmemi pek anlamlı bulmuyor. Kendilerine göre daha anlamlı ve büyük işler yapabileceğimi düşünüyorlar. Bir Hocam, daha yeni, üç hafta kadar önce, imalı bir biçimde “bayağı sardırdın bu çizgili işlere” dedi bana. Benim bu yönümü bilmiyor, ders anlatan, tuhaf şeyler bilen, kütüphanelerde vakit geçiren arşivci yönüme bakarak konuşuyor. Benim derdim ise şu, hayatımı mutlu olduğum işleri yaparak sürdürmek istiyorum. Yazabildiğim kadar senaryo yazacağım, aralıklarla televizyon ve sinemaya işler yapacağım. Hikâye anlatmak kadar güzel olan çok az şey var bu dünyada.

Türkiye’de çizgi romanın önemsenmediğini mi düşünüyorsunuz?

L.C.- Elbette ama bununla baş edebiliyorum, Fransa’da çizgi roman çok sevilir ama orada da üreticilerden benzer şikâyetler duyabilirsiniz. Sanattı değildi, önemliydi önemsizdi, hepsi bana çok uzatılmış şeyler gibi geliyor. İnsanların egolarını korumak adına birbirlerini ve karşılarına çıkan her şeyi küçümsedikleri bir dünyada yaşıyoruz. Bunlarla uğraşmak için genç değilim artık, hepsi unutulacak, aslolan yapıp ettiklerimiz, iyi hikâyeler er ya da geç fark edilirler, işimize bakalım, hayat dediğimiz dar vakit demek… İyi hikaye, okunur, sevilir, hatırlanır ve itibar getirir…

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir