Vanishing Point (1971)

Kowalski… Kimilerine göre gerçek bir kahraman, kimilerine göre ise kelimenin tam anlamıyla Don Kişot. Onun yoldaşlığını yapan ve kahramanlığında asıl pay sahibi olan 1970 model Dodge Challenger ise, onun biricik Rosinante’si!

Kowalski sırtına kahramanlık yükü bindirilmiş sıradan bir birey aslında. Sistemin bütün çöp kokusunu solumuş olsa da bir şekilde kendini sistemin dışına atabilmiş biri. Arkadaşı ile giriştiği basit bir iddianın (Colorado-California arasını 15 saatten az bir sürede kat etmek…) gazı ile Challenger’ına atlıyor. Kısa sürede trafik kurallarını ihlal ettiği gerekçesi ile bütün trafik ekiplerini peşine düşürüyor. Öyle ki, Kowalski’nin bu iddiası, bir süre sonra kelimenin tam anlamıyla bir başkaldırı öyküsüne dönüşüyor. Kowalski’yi dışarıda tutmaya gönüllü olan sistemin, bir süre sonra onu ortadan kaldırmaya girişmesinin sebebi ise, onun bu hareketinin “içerideki” diğer bireyler tarafından da benimseneceği korkusu şüphesiz.

Kowalski aynı zamanda eski bir yarışçı. Fakat reddetmiş olduğu sistem onu da reddediyor ve alkol muayenesinden kaytarmaya çalıştığı için yarışların bir kısmına katılamıyor. Bununla birlikte profesyonel anlamda kazandığı bir yarış da yok fakat herkes onun eşi bulunmaz bir sürücü olduğu konusunda hemfikir. Yine de, şartlar değişince “bireyin tamamen ortadan kaldırmaktan” çekinmeyen sistem, söz konusu baş kaldıranın kafasını ezmek olduğunda, onun kahramanlığını da bıyık altından kabul etmiş oluyor. Tabi kabul ettiği bu kahramanlık özelliklerinin “suç teşkil etmesi” şartıyla!

Kowalski’nin kişisel davası önce yerel bir efsaneye dönüşüyor. Sonrasında ise görme engelli radyo spikeri Super Soul’un programına taşıması ile (Cleavon Little’ın döktürdüğü) neredeyse bütün dünya Kowalski’yi tanıyor. Halkın büyük bir çoğunluğu ise kendisinin son “Amerikan Kahramanı” olduğunu düşünüyor. Basit bir iddia, kısa süre içerisinde bir fenomene dönüşüyor böylelikle!

Fazla konuşkan olmayan Vanishing Point’in diyaloglarının en can alıcı kısmını ise motor ve siren sesleri ile ani frenler oluşturuyor. Tam bir kurgu harikası olan filmin, diğer önemli özelliği ise iştah açıcı bir müzik seçimine sahip olması. Bu haliyle film, 99 dakikalık ince eleyip sık dokunmuş bir playlistin pararelinde, mozaik bir yapıya sahip uzuuuuuuuunca bir video klip olarak da değerlendirilebilir.

Kahramanın özgürlük mücadelesine, siyah-beyaz ayrımından da cümleler yükleyen Super Soul, büyük bir hararetle savunduğu Kowalski’yi ulaşabildiği bütün kitleye duyurmaya çalışıyor. Hatta bunun için halkı örgütlemeye kadar vardırıyor işi. Soul’un Kowalski’ye yüklediği misyon, ters yüz olan ve çirkinleşen Amerikan değerlerine haklı bir başkaldırı aslında. Nitekim onun muhalif duruşu da yerel halk tarafından hoş karşılanmıyor. “Kaplana keskin dişler verdiyse şeytan; güvercine de kanat bağışladı rahman olan.” cümlesi, Soul’un bu çatışmanın ne tarafında durduğunun da açık bir göstergesi. Kowalski’nin kanatları da, tüm dünyaya gözünü kırpmadan meydan okuyacak gücü bulduğu “Challenger”ı.

Günümüzde daha çok iç mimarların aşina olduğu bir tabir olan vanishing point(kaçış noktası), perspektif çizimlerde, çizgilerin geçmesi gereken noktaların her birine verilen addır. İlk olarak Rönesans dönemi ressamlarının kullandığı söylenen bu teknik, günümüzde, dijital kulvarda da sık sık baş vurulan bir yöntemdir…Ders bitti…Şimdi filmimize dönelim…

Vanishing Point, yukarıdaki derste geçtiği şekli ile, adını almış olduğu tekniğe sıkı sıkıya bağlı bir filmdir. Her bir sahnesi ince ince hesaplanmış, dokusunda malzeme çalıntısına gidilmemiştir. Öyle ki, filmin afişinde bile bu perspektif takıntısı kendisini fazlasıyla göstermektedir (laf aramızda en etkileyici bulduğum afişlerden biridir aynı zamanda).

Richard C. Sarafian’ın kanımca en sağlam işidir Vanishing Point, sadece suskun ama tam gaz ilerleyen hikayesi ile değil, aynı zamanda kendisinden sonra oluşacak olan alt türün de babalığını yaptığı için önemlidir. Yol filmi, takip filmi, polisiye kovalamacası gibi paketlerle sunulacak olan bir dolu filmin babası olan Vanishing Point, Tarantino’nun grindhouse projesi olan Dead Proof’u sayesinde yeniden üzerindeki tozu silkelemiştir. Fakat üzerinden kırk bir yıl geçmesine rağmen, kendi takipçisi olan pek çok yapım, teknik olanaklara rağmen Vanishing Point’in komplike sahnelerini yakalamakta zorlanmaktadır. Bu durum da filme duyulan saygının, şişirme bir “ceket ilikleme” meselesi olmadığının açık bir kanıtıdır…

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

4 Yorumlar

  1. Dodge Challenger sahip olmak istedigim tek arabadir ,filmde hic bir sey olmasa dahi sirf bu araba icin bile seyrederim ben bu filmi tesekkurler fatih

  2. This radiostation was named Kowalski
    in honour of the last american hero
    to whom speed means freedom of soul
    but who is gonna stop him…

  3. Serdar Gülmez

    Öncelikle gerçekten iyi bir değerlendirme olmuş, keyifle okudum teşekkür ederim.

    Filmin bende yarattığı etkiyi tarif edemiyorum, anlaşılmaz bir çok noktası olmasına rağmen beni yakaladı, bunun da sebebinin filmin altmetni olarak “başkaldırı” fikrinde olmasına yoruyorum.

    Filmin anlaşılmaz noktaları var demiştim, her izlediğimde sanki kesilmiş sahneleri olduğunu düşünürüm. Yolun ortasında aniden çıkan hatun ve sonrasında hiçbişey olmamış gibi kaybolması vs vs. gerçekten ilginç bir filmdir.

  4. John Howard Lawson ve onun gibilerin önü kesilmeseydi bu filmlerin hippilikten sıyrılıp o yılların politik ortamında neler yapabileceğini düşünmeden edemiyor insan.-şık bir şey-

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: