Videodrome (1983)

“Television is reality, and reality is less than television.”
“Televizyon gerçekliktir ve gerçeklik televizyondan daha azıdır.”

“Deri”, “hastalık” ve “değişim” gibi metaforlarla, seks ve teknoloji merkezli felsefelerin en büyük kabusları doğurduğu filmlerin efsane yönetmeni Cronenberg’in belki de kariyerinin doruk noktası Videodrome…

Videodrome, VHS’nin patlama yaptığı 80’lerin başında yapılmış bir film. Videonun ve kablolu televizyonun sosyal dengeleri derinden etkilemeye ve değiştirmeye başladığı zamanlar… Filmin kalbinde, yirminci yüzyıl bilimkurgu edebiyatına hakim olan “teknoloji sayesinde insanın evrim geçirmesi” fikri yatıyor. Ancak bu sefer evrim, medya üzerinden yani televizyon ve video üzerinden geliyor…

Konu:
Max Renn, sahibi olduğu ufak bir televizyon kanalında seks ve şiddet içerikli programlar yayınlayarak mümkün olduğunca basit ve efektif bir şekilde reytinglerini arttırmak istiyordur. Bir gün, yardımcısı, video korsanı Harlan, sayesinde Videodrome isimli bir korsan yayına rastlar. Videodrome denen program son derece basit, ucuz, tek bir odada geçen bir dizi seks, şiddet ve işkence görüntüsünden başka birşey değildir. Televizyon dünyasında yeni bir furya yakaladığını düşünen Max, korsan olarak indirdiği bu kasetleri izlemeye başlar ve programın kaynağını arar. Çok yakında bir dizi halüsinasyon ve karanlık olay hayatını kabusa çevirmeye başlar. Kabus ve gerçeklik arasındaki sınır kayboldukça, Max de kendini fantazyanın sınırlarında bir maceranın içinde bulur.

Videodrome, sadece medya-toplum-teknoloji arasındaki ilişkileri değil aynı zamanda korku ve vahşet sinemasının doğasını da sorgulayan bir film. Hatta öyle ki, filmin açılış karesi ve final karesi, filmin içindeki Videodrome programıyla aynı. Yani film kendini de anlattığı olayın içine yerleştiriyor. Film ve filmdeki Videodrome birbirine geçiyor. Filmin finali adeta “dikkat, bu film sizin televizyonunuzu patlatacak” diye izleyiciyi hedef alıyor, korkutuyor, heyecanlandırtıyor, düşündürüyor.

James Woods ve Debby Harry’nin oyunculukları son derece bastan çıkartıcı. James Woods her hareketiyle filmin o “garip”liğini ve yasadıgı kabusu filmin her karesine yansıtırken, Debby Harry de sinema tarihinin en duygusuz ama en seksi karakterlerinden birini çiziyor. İkilinin izledikleri işkence görüntüleri esnasında yaptıkları S&M sekse dikkat…

videodrome01

Ekşisözlük’te “mistaken identity” isimli bir kullanıcı 24.05.2004 tarihinde Videodrome hakkında çok güzel bir inceleme yapmış. (Bu arada filmde “gelecekte herkesin televizyon üzerinden bir takma ismi olacak” fikrinin nasıl gerçekleştiğini de görüyoruz… ve korkuyoruz bile belki biraz…)

Mistaken Identity şöyle diyor:
En basit anlamda üç tema göze çarpar Videodrome’da; insanın varlığı, psikolojisinin şiddet ve sekse olan tutkusu (varoluşçu dilemma), onun insan üzerinde yarattığı yıkıcı etki, rahatsızlık, değişim (paranoya), bu tutkunun egemen bir güç tarafından kontrol amaçlı kullanılması (komplo teorisi). Bu konuları merkeze koyar Videodrome. Belki medya ve düşünce kontrolünü eleştiren bir film olarak özetleyebiliriz ama bu yeterli olmaz. Filmin üzerine eğildiği psikolojik, fizyolojik (vücut-mekanik ilişkisi) ve de sosyolojik bir çok derin konuyu gözden kaçırabiliriz. … Filmde söylediği gibi; gün gelecek videodromedaki yada sanal dünyadaki gerçeklik, gerçek hayattan daha gercekçi olacaktır (çok gerçekçi bir cümle oldu bu arada). Günümüzde reality showların ve internetteki sanal dünyanın hayatımızdaki önemi buna örnek gösterilebilir, belki de bu tür yeni bir gerçeklik-reality’nin başlangıcıdır.

videodrome02

Cronenberg’e Videdrome için ilham veren muhtemel kaynaklar arasında, üniversitedeki hocası, profesörü Marshall McLuhan birinci sıradadır. McLuhan, 21. Yüzyılın en tartışılan ve en ünlü olmuş İngilizce profesörüdür diyebiliriz. Medyanın toplumdaki yeri üzerine yazdığı yazılar ve kitaplar, TIME’ın kapağında “Ya o haklıysa?” şeklinde manşet olmuştur. Bundan başka, Kanada’da ve Amerika’da bir zamanlar çıkan aşırı sağcıların televizyon üzerinden beyin-kontrolü yapan bir teknoloji kullandığı gibi bir şehir efsanesi de Videodrome için başka bir ilham kaynağıdır. Ayrıca beyinde tümör oluşturan televizyon programlarının varlığı ile ilgili 1940’lardan beri ortalıkta dolaşan bir başka şehir efsanesi de Videodrome için ilham kaynağı olmuştur diyebiliriz.

videodrome05

Videodrome’un felsefesi dışında, filmdeki Grand Guignol ve Erotomechanic efektleri de filmi bugünkü kült statüsüne getiren unsurlar… (Ufak bir hatırlatma: Grand Guignol: 1900ler başında Fransız işkence tiyatrosu. Erotomechanic: HR Giger’in biyoloji ve teknolijiyi birleştiren tarzı) Cronenberg filmlerinde en garip ve en akıl almaz vahşet sahneleri hep baş roldedir. Ancak bu sahneler o kadar garip, o kadar seksi, o kadar vahşet dolu ve o kadar derin anlamlarla yüklüdür ki, izleyiciyi korkutmaktan ve şoke etmekten çok, öncelikle kafasını karıştırmaya yöneliktir. Videodrome’da da seyirciyi Max Renn’in televizyonla öpüşmesi, midesinde açılan vajina benzeri deliğe betamax kaset sokulması gibi sinema tarihinde geçmiş sahneler bekliyor.  Tabi bu dahiyane efektlerle beraber, filme karakterini veren Howard Shore’un soğuk, korkutucu ve cazibeli müziğini de unutmamak lazım.

Videodrome ile insanlığın televizyon yoluyla geçireceği evrimi ve yeni benliğimizi kucaklayarak haykırmaya hazır olun:

“Long live new flesh!”
“Çok yaşa yeni beden!”

Öteki Sinema için yazan: Can Evrenol

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

5 Yorumlar

  1. Bu güne kadar izlediğim filmler içinde beni en çok rahatsız eden yapımdır Videodrome. Çok yorgun olduğum bir günün sonunda izlemiştim ilk kez, kanepede oturup izlerken yorgunluktan sızıp kalmış ve sabaha kadar kabuslar görmüştüm. Gece bir ara uyanıp yatağa giderken bile korku içindeydim.

    Snuff sayılabilecek filmleri çerez niyetine izlerken Videodrom’un üzerimde nasıl böyle bir etki bıraktığını henüz çözebilmiş değilim. Bir daha izlemeye de çekiniyorum zaten. =)

  2. Videodrome’u tek bir film olarak ele almamak gerekir. Çünkü o aslında Cronerberg’in oluşturmaya çalıştığı “new flesh” yeni et konseptinin ilk halkasıdır. Hatta filmin bir bölümünde çok yaşa “yeni et” gibisinden bir replik geçmektedir. Peki nedir bu “yeni et”? Videodrome (1983) ile başlayıp The Fly (1986) The Crash (1996) ve The Existence (1999) sonlanan teknolojiyle bedenin tekrar şekillenmesi sürecidir.

  3. “yeni et” yerine “yeni beden” dersek daha isabetli oluyor diye dusunuyorum.

  4. Bu arada bilmeyenler vardır belki James Woods’la bu filmde başrol oynayan Debbie Harry, bir zamanların ünlü grubu Blondie’nin kurucusu ve solisti ve aynı zamanda çok önemli bir pop ikonudur. (Ben bu kadına aşıktım)

  5. Cronenberg insan vücuduna takmış birisi kesinlikle.Korkuyuda bu şekilde vermeye çalışıyor.Rabid adlı filmdede kızın koltuk altından çıkan uzvu kimse unutmamıştır muhtemelen.Tamamen şizofren işi yapımlar.Hepsi birer başyapıt.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: