Wai dor lei ah yut ho / Dream Home (2010)

Dream Home 2010 yılı mahsulü Ho-Cheung Pang tarafından yönetilmiş olan Hong Kong yapımı bir film. 1973 doğumlu yönetmenin bugüne kadar yönettiği dokuz film içinde tek korku filmi.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

“2007 yılında yapılan bir araştırmaya göre Hong Kong’da kişi başına düşen gelir 10.100 Hong Kong doları civarında. Ama insanların yüzde 24’ü henüz bu sınıra ulaşabilmiş değil. 1 Temmuz 1997’deki el değiştirmeden bu yana Hong Kong halkının geliri yüzde 1 oranında artmıştır. Ama sadece 2007 yılı içinde konut fiyatları yüzde 15 oranında yukarı fırlamıştır. Hong Kong’da 600 feet kare bir evin fiyatı 7 milyon Hong Kong dolarından fazladır. (Yani yaklaşık 56 m2 bir evin fiyatı yaklaşık 750.000 USD civarında.) Liman manzaralı dairelerin foot kare fiyatı 30.000 HK dolarını bulmaktadır. (Yani m2 fiyatı yaklaşık 35.500 USD civarında.) Çılgın bir şehirde birinin hayatta kalmayı başarabilmesi için daha da çılgın olması gerekir.” Filmimiz Hong Kong hakkında bilgilendirici bu giriş yazısı ile açılır. Hemen akabinde gelen “Gerçek bir hikayeden uyarlamadır.” yazısı ise artık kanıksadığımız ve çok da önemsemediğimiz bir uyarı. Artık hepimiz biliyoruz ki gerçek hayat filmlerdekinden çok daha vahşi ve acımasız.

Cheng Lai-Sheung (Josie Ho) Hong Kong’da yaşamaya çalışan çılgınlardan biridir. Çocukluk anılarının yoğun etkisiyle deniz manzaralı bir ev sahibi olmak Cheng’de bir saplantı haline gelir. Gündüzleri bir bankanın çağrı merkezinde, geceleri ise bir mağazada hiç durmadan çalışıp para biriktirmektedir. Tatile çıkmaz, gerekirse yemek yemez, para biriktirmesini engelleyecek her türlü insani özellikten itinayla imtina etmektedir. Evli bir adamla ilişkisi vardır. ‘Odun gibi’ yakıştırmasını yapmaktan çekinmeyeceğim bu adam ile sadece seks için beraber olduğu açık seçik görülmektedir. Birikimleri belli bir seviyeye geldiğinde üzerini kredi ile tamamlayarak deniz manzaralı bir ev almanın vakti geldiğini düşünür. Bütçesine uygun bir ev bulur. Kaporasını yatırır. Herşey yolunda gidiyor gibidir. Ama ev sahibi son anda fikrini değiştirerek evi satmaktan vazgeçer. Cheng Lai-Sheung deliye döner. O evi almak zorundadır. Önüne çıkan her engeli aşmaya kararlıdır. Bunun için insanları öldürmesi gerekse bile.

Dream Home görünürde ev sahibi olma, bitmeyen kredi borçları, ekonomik çıkmazlar gibi yurdum insanının çok da yabancısı olmadığı evrensel diyebileceğim sosyal sorunlardan bahseder gibi duruyor. Ama bunu bütüne yedirme konusunda başarılı olduğunu söylemek güç. Yakın zamanda benzer bir temayı aynı sığ mantıkla ele alan bir başka film izlemiştik: Drag Me to Hell (2009). Dream Home, aynı sosyal sorunu kendisine sos olarak seçmesinden dolayı Drag Me to Hell’e yakın duruyor.

En zayıf kısım senaryo. Kıvrak bir zekanın ürünü olmadığı apaçık ortada. Bütün sürprizler (twist) önceden rahatlıkla tahmin edilebiliyor. Zaten iddialı olduğu kısım bu değil. Daha çok görsel açıdan etkileyici olması planlanmış ölümlere odaklanmışlar, ki sezarın hakkı sezara en baştan son ana dek birbirinden kopuk cinayet sahneleri arka arkaya sıralanıyor.

Belirtmeden geçemeyeceğim; Dream Home, uzakdoğu korku sineması denince akla gelen, uzun siyah saçlarıyla yüzünü kapatıp kameraya doğru sürünen hayaletler, huzursuz ruhlar, intikam peşindeki perili evler ya da birbirinden garip büyüler ile uzaktan yakından ilgilenmiyor. Daha çok yakın zamanda ivmesini yükselten Yeni Fransız Şiddet Sineması akımına yakın bir görüntü çiziyor. Gerçi Hong Kong Korku Sineması’nın geçmişine baktığımızda Fransızların topunu cebinden çıkaracak onlarca CAT III sayabiliriz ya, o da ayrı mevzu.

Diyaloglarda geçen bazı detaylar da ilgi çekici. Mesela Cheng Lai-Sheung ve sevgilisi nadiren ettikleri bir sohbet esnasında Korelileri hiç anlayamadıklarından bahsederler. Adamın Koreli bir müşterisi vardır, iki senedir beraber olduğu ve evlenmeyi düşündüğü sevgilisi bunu terketmiştir ve terketme sebebi ise adamın kendisini bu iki sene boyunca hiç dövmemesidir. Adama, “madem ki beni umursuyorsun, madem ki beni seviyorsun, o zaman beni neden hiç dövmüyorsun? Geçirdiğimiz iki sene boyunca beni tek bir kez bile dövmedin. Demek ki beni hiç sevmiyorsun” der ve adamı terkeder. Koreliler ve dayak arasında henüz kavrayamadığım bir bağ var. Sanırım Hong Konglular da benimle aynı fikirde.

Bir de sonlara doğru Reservoir Dogs’da (1992) herkesin birbirini vurduğu meşhur sahneyi anımsatan bir sahne var. O sahneye bayıldım. Sürprizbozan (spoiler) vermemek adına daha fazla detay vermek istemiyorum.

Sonsöz: Senaryoyu bir kenara koyup bir insanın cinnet anında ne denli acımasız olabileceğini imleyen cinayet sahnelerine odaklanın ve görsel açıdan her türlü tatmin eden bu filmi kaçırmayın derim. İşin güzel tarafı Dream Home bu seneki İstanbul Film Festivali programında yer alıyor. Mayınlı Bölge seçkisinde Hayalimdeki Ev ismiyle yer alan filmi beyazperdede seyretmek korkuseverler için tadından yenmeyecek bir deneyim olacaktır.

Filmin festival gösterim tarih ve yerleri:

02.04.2011 Kadıköy Rex (21:30)
07.04.2011 Beyoğlu Fitaş 4 (13:30)
16.04.2011 Beyoğlu Atlas (21:30)

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

2 Yorumlar

  1. Filmi Cat III’lere yaklaştıran ve yakıştıran diğer bir özelliği de zannımca “ahlaki çöküntü” barındırması. Aslına bakılırsa hem kurbanlardaki hem de katildeki farklı yönlere giden ahlaki çöküntü alanları arasında pek bir bağ yok ama henüz durumu çözebilmiş değilim.
    O değil de aslında ben katil kadının, cinayet işlerken bazı sahnelerde dehşete düşmüş surat ifadesine takıldım. İzninizle kendisine seslenmek istiyorum: Lan kızım, elini kana bulayan sen değil misin? Bu afra tafranın sebebi ne o halde?
    İşte böyle… Sevgili Kızılca’ya bu film için teşekkürlerimi sunuyorum.

  2. ilk cinayeti cok begendim gayet yaratici bugun filmin tamamini bitirecegim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: