Warm Bodies (2013)

Warm Bodies posterEvet, böyle bir filmin yapılacağı yıllardır belliydi. Zombi kültü altın çağlarında, paranormal aşk hikayeleri de yeniden gençlerin kalbini fethetmiş iken Warm Bodies gibi bir filmin yapılmaması düşünülemezdi. Bir zombi ile genç bir kadının aşkı sonunda beyazperde yüzü gördü. Sonuç nasıl? Kötü demek zalimlik, iyi demek naiflik olur. Gene de ben naiflikten yana selam çakıp, “fena olmamış” diyeceğim. Warm Bodies’i seyretmek zihninizde büyük kapılar açmayacaktır, ancak gene de onu biraz rahatlatacağına eminim.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Hikayemiz gerçekten çok ama çok net. Zombi istilasının bilinen dünyayı neredeyse tamamen yok ettiği bir dönem. Geçmişi hakkında hiçbir şey hatırlamayan bir yakışıklı zombimiz var. Kendine “R” diyor. Bir de hayatta kalmaya çalışan küçük bir grubumuz var. John Malkovich’in önderliğinde büyük bir duvarın arkasına sığınan bu sağkalımcılar (“survivor” kelimesi türkçeye girsin lütfen!), erzak ve ilaç toplamaları için bir grup genci istila altındaki şehre gönderirler. Tabii gençlerin zombi saldırısı altında telef olması birkaç dakikalık bir süreçtir.Ancak mazlum yakışıklı zombimiz R, genç savaşçı Julie’yi görür görmez aşık olur ve onu aç zombilerden kurtarıp kendi küçük barınağına götürür. İlk başta dehşete kapılan Julie, R’ın kendisine gösterdiği ilgiye yavaş yavaş alışır; ikili arasında çok sade bir bağ oluşmaya başlar. Kimsenin bilmediği ise bu bağın Julie ve R’dan daha öte olduğudur, tüm zombi ırkı R’ın hissetmeye başladığı duygulardan etkilenmekte, herkesin insansı özellikleri yeniden canlanmaktadır.

Şimdi zihnimizi çok yormadan Warm Bodies’in bir zombi Romeo (R) ve Juliet’i (Julie) olmaya çabaladığını söyleyebiliriz. Hatta bunun bir saptama değeri bile yok, resmen bunu gözümüze sokuyorlar Warm Bodies’te. Ne var ki karakter isimleri ve “ayrı dünyalardan” olmaları dışında hikayede Romeo ve Juliet’e benzeme çabası neredeyse hiç yok. Filmin ortalarında bir balkon sahnesi var o kadar. Elimizde ne Capulet vs. Montague gerilimi ne de inandırıcı bir trajedi var. Filmin gerçekten çatışma yaratabilecek tek noktası R’ın Julie’nin erkek arkadaşını öldürmüş olması ki Julie bu duruma şaşılası bir ruhsuzlukla tepki veriyor. John Malkovich’in filmde bulunması ise tamamen reklam niyetine. Açıkçası varlığı benim beklentimi yükseltmişti.

Warm Bodies orta

Ama tüm bunlar çok da mühim değil çünkü Warm Bodies’in öyle türde çığır açma gibi bir derdi de yok.  Yakışılıklı ama bir sebepten (mesela zombi olmak) kaybetmeye mahkum bir genç adamın çok güzel bir kadının kalbini çalma hikayesini seyrediyoruz işte. Romantik olduğu ve zombi içerdiği için pek çok çifti sorunsuz salonlara çekeceğini düşünen (ve gişe başarısına bakılırsa bunu da başaran) bir film Warm Bodies. Bir bakıma bu filmin yapılmış olmasına seviniyorum çünkü popüler kültür bu sınavı bir şekilde vermek zorundaydı. Zombilerin bilinçlenmesi hiç yeni bir fikir değil, aşk yaşamaları da öyle (Vertigo’nun I-Zombie serisi bunu en uzun süreli işleyebilen eserlerden olmuştu). Bu kadar vampir-insan aşkına boğulduğumuz şu yıllarda bu tarz bir deneme için geç bile kaldık. Beni duruma şükrettiren Warm Bodies’in kendini ciddiye alan bir film değil de bir romantik komedi olmaya çabalaması. Kesinlikle bir Shaun of The Dead değil, ne kadar uğraşsa da yanına yaklaşamaz. Zombieland? Ondan da kalite olarak geride. Ama Warm Bodies en azından seyrederken sıkmıyor, kendinden sonra yapılacak filmlerin yolunu tıkayacak başarısızlıkta bir film değil. Belki de filmde R’ın iç sesi ile her ufak detay bile açıklanmaya çalışılmasaydı Warm Bodies çok daha güçlü bir film olabilirdi. Burada da Hollywood’un seyirciyi kaybetme çekincesinden muzdaribiz gene.

Son kararda Warm Bodies boş zamanı değerlendirmek için seçilebilir bir film. Korku, aksiyon ya da zombi kültünden ziyade romantizmi ön planda bulacaksınız, buna hazırlıklı olun. İkinci kez seyredesiniz gelmeyecek, ama tek seyriniz de sizde pişmanlık yaratmayacak. Ve hiçbir şeyi beğenmeseniz bile filmin şarkı seçimlerinden memnun kalacaksınız. Bence bir buçuk saati vermeye değer…

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. Kitaptaki hikayeye kıyasla film uyarlaması çok daha iyi olmuş. Yazarı böyle bir alternatif hikaye ortaya koyduğu için tebrik etmek lazım ama aslında roman hakikaten kötü.

    En son About A Boy’da gördüğüm bebe bu filmde 1.90lık zombi haliyle de iyi oyunculuk koymuş ortaya.

    Müzikleri de atlamamak lazım. Eski ve yeni arasında iyi geçişler var. Kitaptaki R sürekli Sinatra dinlerken filmdeki R’nin müzik zevki bence daha bir iyi.

    Bir de benim gibi zombi temasına karşı hafif tırsak bir çekinceyle bakanlar için bu film bir nevi barışma niteliğinde. Ağzından beyin parçaları sarkan, uyuşuk zombilerin neden bu kadar korkutucu olduğunu bilmiyorum – gerçi insanın insan yeme fikri rahatsız edici- ama bu film zombileri gösterirken aslında biraz biz günümüzün uyuşuk insanlarına ayna tutmuş gibi. ( Sevgi ile insanlığa kavuşan zombiler ile sevgi ile yeniden insan özüne dönen insanlık )

    Espriler, göndermeler çok yerinde, dozu iyi ayarlanmış.

    Bence iyi film, çok da acımasız yaklaşmamak lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: