X-Men Çizgi Dizi (1992–1997)

X-Men Çizgi Dizi

((In Stereo))

X-Men’i pek çoğumuz ilk kez 90’lı yıllarda Show TV’de yayınlanan çizgi filmiyle tanıdık. Aslında ABD’de 1963’te çıkmaya başlamış bir çizgi roman olduğunu sonradan öğrendik. Ötekilerin, dışlananların, korkulan, bilinmeyen, tanınmak istenmeyen toplum üyelerinin asıl kahramanlar olduğu bir çizgi filmdi X-Men. Çocuk aklımızla da olsa bu anlatımı sevmiştik. Amerikalı çocuklar da çok sevmiş olacak ki, tam 76 bölümle bir Marvel çizgi romanından uyarlanıp da en uzun süren çizgi film ünvanını halen koruyor.

X03

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

X-men aslında pek iyi animasyonlara sahip bir çizgi film sayılmazdı. O zamanlar bu bizim için çok önemli olmasa da çizimlerdeki bazı hatalar ve animasyondaki ufak tefek gariplikler gözden kaçmıyordu. Güzelim Jean Grey bazı açılarda korkunç bir tipe bürünebiliyor, Wolverine bir Picasso tablosundan fırlamış gibi görünebiliyordu. Özellikle ekrana doğru yürürken karakterlerin hareketleri ayı-flamingo-yengeç karışımı(?) bir hale gelebiliyordu. Bazı zamanlama hataları yüzünden örneğin yıkıntı altında kalmak üzere olan bir karakter, kahramanlarımızın onu ‘son anda’ kurtarmasını hareketsizce bekleyebiliyordu! Tabi bu yazdıklarım biraz abartılı, aslında kolayca göze çarpmasına rağmen bunlar tek tük, ufak tefek hatalardı. Zaten dizinin 5 yıl boyunca devam etmiş olması bu hataların kolayca yok sayılabildiği anlamına geliyor.

Animasyonun -başlangıcında kısa bir süre görünüp kaybolan ((In Stereo)) ilanıyla iftihar ettiği üzere- stereo ses efektleri çok doyurucu ve özenle kurgulanmıştı. Örneğin bir ‘Sentinel’in Wolverine tarafından alt edilmesi sahnesinde, dev robot devrilip tamamen hareketsiz hale gelene kadar, her ayrı yüzeyle etkileşiminden kaynaklanan sesler için farklı farklı ses efektleri kullanılması, seyircilerin sahnedeki aksiyona iyice kapılmasını sağlıyordu. Ron Wasserman’ın ilk çalışması olan tema müziği de diziye çok uygundu.

Harbi kız Rouge’u seviyor, Gambit’e bir türlü güvenemiyorduk. Beast’in bilgeliğini takdir ediyor, Jubilee’nin kar gözlüklerine bakıp bu 90’lar modası ne zaman bitecek diye merak ediyorduk. Storm’un ‘Yağdır mevlam su!’ deyişine hayrandık. Profesör Xavier sırf zihniyle bir şeyler yaptığı, aksiyonlara pek dahil olmadığı için onu biraz sıkıcı buluyorduk ama uçan sandalyesini de kıskanmıyor değildik. İçlerinde en sevdiğimiz tabii ki, ‘adam’antium denen ne idüğü belirsiz bir alaşımla kaplı iskeleti ve ellerinin üstünden şlonk! diye çıkan pençeleriyle karizmanın dibine vuran, adam gibi adam Wolverine’di. Bununla beraber Wolverine’in Jean Grey’e olan karşılıksız aşkına üzülüyor, dolayısıyla Jean Grey’le beraber olan Cyclops’tan o kadar da hazzetmiyorduk.

X01

X-men tabii ki çocuklar için yapılan her çizgi filmin uğradığı oto-sansüre uğruyordu. Bölümlerdeki hır-gür, kavga-dövüş, patlama-çatlama, yakılıp-yıkılmaya rağmen ölüm gösteremiyor, Wolverine pençeleriyle tüm sezonlar boyunca yalnızca metal, tuğla, kötü adam kostümü, meşe palamudu gibi insani olmayan şeyleri parçalayabiliyor, bir türlü vurduğu yerden kan çıkmıyordu. Tüm erkeklerin anormal kaslı üçgen vücuda, tüm kadınların da 90-60-90 anormal vücut ölçülerine sahip olduğu çizgi filmler ekolünü devam ettiren bir diziydi X-Men.

Genel çizgi film olağanlıklarına rağmen X-Men, pek de çocuk dünyasına ait olmayan öğeler barındırıyordu. AIDS’e benzer bir virüsten ve bu virüsü taşıyanlara karşı acımasız tutumdan bahsediliyor, Jean Grey’e karşılıksız bir aşk besleyen Wolverine’in yıpratıcı aşk acıları gösteriliyor, insan ve makinelerin mutantlara karşı soykırım girişimleri defalarca lanetleniyordu. Bir bölümünde televizyon bile eleştirilmişti. Bu absürt bölümde, metal örümcek bacakları üzerinde hareket eden tiksindirici bir görünüme sahip, paragöz ve acımasız bir yapımcı, X-Men’i kaçırıp yüksek rating için onları şovunda zorla oynatıyordu. Arnold Civardagezer’in ‘Running Man’ filmindeki gibi, bir arenada toplanmış seyircilere de gösterilen canlı bir şovdu bu. Türlü olaydan sonra kahramanlarımız içine atıldıkları TV maceralarından çıkmayı ve yayını kesmeyi başardığında hemen kitap okumaya başlayan seyirciler oldukça komikti. Bu gibi yetişkin dünyası eleştirileri barındıran anlatımlardan en çok öne çıkan ise elbette ırkçılık, farklı olana karşı değişmez önyargı, hoşgörüsüzlük ve dışlama/yok etme eğilim ve çabasıydı.

X-Men’in çıkış fikri olan; yabancı olana, bilinmeyene, farklıya karşı duyulan korku ve dışlama durumunun eleştirisi en ağır şekilde yapılıyordu çizgi filminde. Hemen hemen her bölümünde ‘Friends of Humanity’ (FoH) adında sağcı ve muhafazakar bir grubun üyeleri mutant karşıtı gösteriler yapıp onları kendi mekanlarından, ortamlarından kovmaya çalışıyor veya kovulmaları, dışlanmaları hatta bazen ileri gidip yok edilmeleri konusunda gösteriler yapıyorlardı. Çoğunlukla mutantlara saldırıp çeşitli işkenceler yaptıkları da oluyordu. Ama bunlar her seferinde X-Men tarafından tepeleniyordu ve bizler de onların yenilmelerini büyük bir zevkle izliyorduk. FoH açık şekilde Klu Klux Klan ve dünyadaki diğer benzeri oluşumları çağrıştırıyordu.

X04

X-Men, toplumun ötekileştirilmiş üyelerini anlamaya çalışmanın önemini vurguluyor, farklı görünümlerinin yarattığı irriteyi aşma ve onların da aynı diğerleri gibi oldukları düşüncesini yaygınlaştırmasıyla değer kazanıyordu. Senatör Robert Kelly karakterinin önce mutant karşıtı tavır almışken, onları doğru şekilde tanıdıktan sonra mutant haklarından yana olması, hükümet yetkililerinin halka mutant meselesiyle ilgili açıklamaları, Profosör Xavier’in Washington’a gidip mutantların sorunlarıyla ilgili görüşmeler yapması, lobi faaliyetlerinde bulunması gibi ayrıntılar, iyiler ve kötülerin kapışıp durduğu bir süper kahraman çizgi filminde pek de alışık olunmayan ayrıntılardı.

Bizler için bu kahramanlarla özdeşleşmek de çok kolaydı. Toplumdan dışlananlardı mutantlar. Biz de yeni neslin asi çocukları olarak topluma karşı mesafeli duruyor, bazı düşünce ve davranışlarımızın ailemizce bile benimsenmemesi karşısında mutantların toplum dışına itildikleri zamanki gibi hissediyorduk. Örneğin erkek çocuk olarak saç uzatmak, küpe takmak istediğimizde öncelikle ailemizden başlayan ötekileştirmeye maruz kalıyorduk. Biz de diğerleri gibi, örneğin “Bak Melahat teyzenin oğluna…” cümlelerindeki efendi çocuk gibi olmalıydık. Dövme yaptırmak da nesiydi?!! Piercing, kalıcı makyaj, dövme vs. şeyler yaptırdıysak hemen mutantlaşıyorduk, bazı ortamlara girdiğimizde bunları saklamak, diğer insanlar gibi görünmeye devam etmek icap ediyordu. Kan revan içindeki filmleri izleyip sevmek, ‘şeytana benzeyen’ adamların söylediği gürültülü müzikleri dinlemek de mutantlığın esaslarındandı. Mutant abilerimiz de zamanında çizgi romanları bile kaçak okumuş, flörtlerini gizli yapmışlardı. Çünkü tüm bunlar “Sen de neden diğerleri gibi değilsin?” sorularına hedef olmak, o kahrolası ‘normal’ insanlar gibi değil de mutant olarak damgalanmak için yeterli nedenlerdi. Oysa bu konuda hiç de yalnız değildik. O bazı kahrolası normal insanların da aslında normal olmadıklarını, mutant özelliklerini sakladıklarını büyüyünce öğrenecektik. Herkesten farklı olma durumu, yadırganabilen kendine has karakter özellikleri ve farklı yetenekler hepimizde vardı. Ve de herkes, bir şekilde diğerleri tarafından ötekileştiriliyor, mutantlaştırılıyordu. Aslında pek çoğumuz X-Men’dik bu ülkede.

X06

Bu ötekileştirmelerin daha ciddi boyutta olanları öteden beri devam ediyordu. Batı’dan kişiler bir Doğu köyüne gittiğinde onlara uzaylıymış gibi bakıldığından, konukseverliklerinin bile bu yadırgayıcı bakışların soğuk ve tedirgin edici etkisini azaltamadığından bahsedebiliyordu. Burada normalken orada mutant oluveriyorlardı. Doğu’dan Batı’ya göç edenlerden yana şikayet ve memnuniyetsizlikler yükseliyor, bu mutantların yanlarına yerleşmelerinin istenmediği söyleniyordu. Alevilerin, Nazi Almanyasındaki yahudilere yapıldığı gibi kapıları işaretleniyor, canlı canlı yakılmalarına varacak denli anlaşılamaz bir nefretin nesnesi yapılıyorlardı. Değil din, belli bir mezhepte olanlar ‘Humanity’ olurken, geri kalanlar ‘Mutant Freaks’ diye aşağılanıyordu! Eşcinseller yok sayılıyor, yok sayılamazsa şiddete ve aşağılamalara uğruyor, ‘normal’ insanlar arasında yaşamaları istenmiyordu. Çingeneler de bu mutant türlerinden biriydi. Yüzyıllardan beri süregelen anlaşılamama/kabullenememe durumuna maruz kalmaya devam ediyorlardı. Muhteşem bir göçebe kültürünü yaşatmaya devam eden Yörükler, yerleşik yaşama geçmedikleri için kendilerine dindar diyenlerce uzak durulması gereken kimseler olarak lanse edilebiliyordu. Mutantların büyük çoğunluğunu oluşturan da kadınlardı. Aybaşı günlerinde 10 kaplan hiddetine ulaşabilmeleri, evlendikten sonra vücutlarında yaşanan kütlesel değişimler, evet anlamında “hayır” demeleri gibi özellikler zaten biz erkekleri uzun zamandır kuşkulandırıyordu. Ama dendiğine göre asıl olarak onlar şeytanın vücuda gelmiş halleriydi, her an karşı cinsi baştan çıkarma ve ultra galaktik boyutta günahlara sokma güçleri vardı. Evet onlar en tehlikeli mutantlardı! Bu algı Türkiye’de yüzlerce kadının aile bireylerince öldürülmesine, binlercesinin taciz ve tecavüzlere uğramasına, belli ortam, kıyafet ve kurallar içine hapsedilmesine neden oluyordu. Mutantlara bunun benzeri insanlık dışı uygulamalar yalnızca Türkiye’de değil dünyanın pek çok yerinde sürüp gidiyordu. Kısacası özelde Türkiye’de, genelde de tüm dünyada her yer X-Men gibilerle doluydu. Birbirimizi dışlayıp duruyor, ötekileştirmelerden ötekileştirme beğeniyorduk. “Hepimiz X-Men’iz, hepimiz mutantız!” diye sokaklara dökülsek yeriydi.

X13

Bugün ‘öteki’yi hor görme ve dışlamanın yanlışlığını gören ve benzer haksızlıklara karşı duran kitlenin bilinçli hareketlerinde, insanlığın daha iyi koşullarda yaşaması idealine hizmet etmiş her türlü yapıtın katkısı tartışılmazdır. Sanat eserlerinin asla böyle bir görevi olmamasına rağmen sonuçlarının, etkileşim gereği sanatçının/toplumun istek ve hayallerinden hem beslenip hem de bunlara kaynaklık ettiği de açıktır. Profesör Xavier’in zihinsel yeteneğiyle X-Men içindeki en güçlü mutant olması ve mutantlara karşı gelişen önyargı, haksızlık ve saldırıları kolayca engelleyebilecekken, bu yolun şiddet ve zorlama içermesinden ötürü güçlerini kötü şekilde kullanmaması da aynı idealin bir yansımasıydı. Xavier bu amaçla, insanlığın zorla değil, kendi aklı ve isteğiyle mutantları kabullenmesini istiyordu. Servetini de, genç mutantları eğitmek, akılcı ve barışçıl yollarla mücadelesine katılmalarını sağlamak üzere açtığı okula harcıyordu.

Toplumun kendi içindeki yargısı esastır. Bu yargının adil ve evrensel hak ve hukuka uygun olabilmesi için o toplumun bilinçlendirilmesi zorunludur. Eğitim yetmiyor, adalet ve açık fikirli düşünce etiğinin bireylerce benimsenmesi, artık yaygın bir karakter özelliği halini alması gerekiyor. Normal olanla birlikte yaşamak öteki için sorunlu bir ayrıcalık değil olağan bir sıradanlık sayılmalı.

X-Men çizgi dizisi yayınlandıktan birkaç yıl sonra sinema uyarlaması, onun devam filmleri ve başka çizgi dizileri yapıldı. Bir yenisi daha yolda… Ama zaten gerek geçmişte gerek bugün Türkiye ve dünyada olup bitenlere baktığınızda, Friends of Humanity üyelerinin tarih boyunca sürdürdükleri etkinlikleri, mutant olarak damgalanmış insanların yüzyıllardır uğradığı işkence ve haksızlıkları, mutantların kendi içindeki kötüleri olan Magneto’ları, Mr. Sinister’ları, Apocalypse’leri ve tüm bunlara karşı durmaya çalışan genç yaşlı bir avuç X-Men’i kolayca görebilirsiniz.

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir