Seyyal Taner

Mine Mutlu ile aynı dönemin ve aynı türün ilk kadın oyuncularından biri. 1968 yılında henüz 16 yaşında genç bir kız iken “Aslan Bey” filmi ile başlar sinemaya. Arka arkaya iki film daha çeken Taner’in bu yıllar aynı zamanda Arnavutköy Kız Kolejinde okuduğu zamanlara denk düşmektedir. Ve ondaki müzik tutkusu sinemadan çok önde gelmektedir.

Henüz lise son sınıfta. Haşarı, dağınık ve kesinlikle hiperaktif. Los Bravos grubu konser vermek üzere İstanbul’da. Bas gitaristi çok yakışıklı. Seyyal Taner okulu bırakıyor, grupla ve aşkı basçıyla Madrid’e doğru yola çıkıyor. Madrid’e gider, evlenir. Hayatındaki tek müzisyen sevgilisi. Sevgilisi değil kocası. Kızı Melanie’nin babası.

Onlarla birlikte şarkı söyler, grubun kliplerinde oynar. O sırada ‘Viva Zapata’ filminin yönetmeninden teklif alır. Bu filmde ufak bir rol aldığı sırada sette dünyaca ünlü starları gözlemler, büyük hayat tecrübesi kazanır. Aradan iki yıl geçiyor. Hindistan’a ve Afrika’ya gitmeye karar verir. 70’lerde ise kocasını ve kızını, Türkiye’ye dönmek üzere terkediyor. Türkiye’ye dönüp sinema çalışmalarına devam eder. Oynadığı vamp kadın rolleriyle de dikkatleri çeker. 76′da ‘Son Verdim Kalbimin İşine’ ile büyük patlama yapar. Yaptığı danslar ve şovlarla bir anda Türkiye’nin gündemine oturur. Ardından diğer ‘hit’leri gelir. ‘Çırpınış’ adlı TRT tarihinin ilk TV müzikalini hazırlar. Bir suskunluk döneminin ardından 86′da ‘Naciye’ ve ‘Leyla’ şarkılarıyla tekrar çıkış yapar. 87′de Eurovision Türkiye elemelerine ‘Şarkım Sevgi Üstüne’ parçasıyla katılarak birinci olur. 89′da o meşhur ‘Nanay’, 91′de de ‘Alladı Pulladı’ şarkıları ile tekrar gündeme gelir. 2002′de yaptığı ‘Best of Seyyal’ son müzik çalışmasıdır. Çünkü istediği performansı, ortamı ve şartları bulamaz, sinirlenir… 12-13 senedir yaşadığı Bodrum’dan bu kez ‘İstanbul Şahidimdir’ dizisi sayesinde döndü Seyyal Taner. ‘Canım ciğerim’ dediği arkadaşı Meral Okay’ın teklifini kıramamış. Tabii dönmüşken albüm çalışmalarına da başlamış. Neşet Ertaş müziklerinin de yer alacağı yeni bir albüme hazırlanıyor. Yani Seyyal Taner dönemi tekrar başlıyor…

Seyyal Taner Pazar Dergisi

Bu arada sinema ile de ilişkisini koparmayan Seyyal Taner, Arda Uskan’ın çektiği sayısız fotoromanların bazısında başrol oynuyor. 70’lerin ortaları. Seyyal Taner, Paramount Pictures’tan sonra, Türk fotoromanlarında. Bunlardan biri Cannes’da çekiliyor. Seyyal, Cannes sokaklarında önüne gelen ünlü artistle muhabbet ediyor, Arda Uskan da Seyyal’i onlarla görüntülüyor. Seyyal, Paramount rüzgârını Türkiye’ye getiriyor. Yani Demis Roussos’lar, şunlar bunlar, Seyyal’in başrol oynadığı fotoromanlarda figüran oluyor.

Zamanın gazinolarından en ünlüsü Lalezar. Sahibi Osman Kavran. Seyyal Taner’in o dönem aşkı ve hayattaki en yakın dostu Arda Uskan. O, Selda Bağcan ve Ferhan Üçoklar, Seyyal Taner’i ne yapıp edip sahneye çıkarmak üzere harekete geçiyorlar. Osman Kavran’la randevu. Seyyal’in üzerinde yırtık pırtık bir jean var ve yüzünün her tarafı hırızma dolu. Osman Kavran, onu görür görmez “Ha bu mu sahneye çıkacakmuş, da!” diyor. Osman Kavran şaşkın, ama şaşırdığı için de “ha bu kızı” sahneye çıkarmaya kararlı. Seyyal’i Yıldırım Mayruk giydirecek. Ama Yıldırım Mayruk Seyyal’i giydirmek istemiyor. “Bu kızı giydiremem onu ancak soyarım” diyen ünlü modacı, Seyyal’in “muhteşem” dediği vücuduna açık pembe bir kumaş parçasından başka bir şey koymuyor. Seyyal Taner, ise hiç Türkçe şarkı bilmiyor. 6 parçalık repertuvarın sadece son parçası Türkçe: Erkin Koray’ın sevilen şarkısı “Şaşkın”.

Seyyal Taner, Öztürk Serengil’den sonra sahne alıyor. İzleyicilerin içinde, solda Ekrem Bora ve arkadaşları, sağda dönemin cumhurbaşkanı ve erkânı. Öztürk Serengil sahneyi erken terk ediyor. Terk etmeden önce de, Cumhurbaşkanı ve erkânına devlet adamının gazinoda işi olması için şaşkın olması gerektiğini söylüyor. Büyük bir gerilim. Ve Seyyal, erken! sahnede. Arkadaki grubu bugünün MFÖ’sü. Yabancı parçalar üst üste prim yapıyor ve sıra “Şaşkın”a geliyor. “Şaşkın”la Seyyal Taner, tam dört kere bis yapıyor. İlk kez çıktığı sahnede onu izleyen Haldun Dormen, yanında oturan Tevfik Yener’e adeta bağırarak şöyle diyor: “Bu kız tam bir hayvan, bir sahne hayvanı.” (Ayşegül Sönmez ile bir söyleşiden)

Sahneye ilk çıkış ve şarkılarla baş başa kalırken, ve henüz ortalarda seks filmleri furyası yokken, erotizmi yavaş yavaş sinema perdelerine taşıyan avantür-macera filmlerinde oynamak üzere 1972 yılında tekrar sinemaya adım atar. Tamer Yiğit’le birlikte üst üste içinde erotizmi bulunduran bu tür macera filmlerinde rol almaya başlar. 1975’de “Şehvet Kurbanı Şevket” isimli erotik komedi de oynadıktan sonra sinemadan ayrılarak kendisini asılvareden şarkıcılık mesleğine devam eder.

Eğer, Zerrin Özer bir dönemin Türk Janis Joplin’iyse, o da Cher’in ta kendisiydi. Hopluyor, zıplıyor, sahneye motosikletle çıkıyor, modayı takip etmiyor, hatta moda anarşistliği yapıyor, kendinden başka kimseyi takmıyordu.

Şarkılarında sağlam müzikal alt yapılara güçlü sesi eşlik ediyordu. Seyyal Taner, ilk’lerden hiç vazgeçmiyordu. TRT’ye blue box’un ne olduğunu öğreten de oydu, Anadolu’ya Maksim teşkilatını bire bir taşıyan da. Seyyal Taner, şimdi Bodrum’da yaşıyor, yat yarışlarına katılıyor, Dodo Beach’in de ortaklarından. Şu andaki müzik piyasasında hiçbir şeyi sahici bulmuyor, eski günleri anlatıyor, “bu kadar ara vermişken, yeşilin iyisini, denizin temizini hazır Bodrum’da bulmuşken” bir daha o ortamlara girmek istemiyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>