Yaşayan Ölülerin Bayramı / Dia De Los Muertos

Amerikan kültürü; kokusuz, tatsız, sentetik ama albenisi en yüksek kültür. Çünkü paketi çok sağlam, alabildiğine janjanlı! Alamet-i farikası da yaşayan her türlü kültür elemanını birer nesneye, birer metaya dönüştürebilme ve o nesneleri tüm dünyaya pazarlayabilme yetisinde. Bu nesnelerin içini boşaltmada da tereyağdan kıl çeker gibi başarılı. Bu çılgınlıkta yitip giden ve tüm tadını kaybeden, içi boşalan bir değer de her yıl 31 Ekimde kutlanan Cadılar Bayramı. Öyle ki Cadılar Bayramı, hem alternatif kültür çevrelerinde, hem de popüler kültürde aynı anda yer etmeyi başarmış ender nesnelerden.

Örneğin John Carpenter imzalı 1978 Yapımı kült klasik Halloween (Cadılar Bayramı) filmi, bugün hem kopyaları hala satılan bir popüler kültür nesnesi; hem de bir alternatif kültür elemanı. Adını bu bayramdan alan bir zamanların efsanevi heavy metal grubu Halloween de öyle. Halloween filminin peşinden gelen iyi ya da kötü kopya Cadılar Bayramı filmleri, bir sektöre dönüşen kostümler, Cadılar Bayramı partileri, Cadılar Bayramı temalı rock ya da metal şarkıları, korku romanları, poster ve resimleri de aynı kavrayışın birer ürünü. Posterlerde de giderek geleneksel ve komplike cadı imgesinden uzaklaşan, birer manga karakterini andıran, yarı çıplak ve seksi cadılar olduğunu söylemeye gerek bile yok. Oysa kasımın gelişiyle dökülen çınar yapraklarının kızıla çalan rengini andıran o muhteşem rengiyle bal kabaklarının içinin oyulduğu, çocukların şeker topladığı ve aslında kökeni Kuzey Avrupa Mitolojisi’ne, Şamanizm’e ve Kelt Dini’ne dayanan bir anma törenidir Cadılar Bayramı. Kökeninin ve ortaya çıkışının korkutmak amaçlı olmadığı da biliniyor. Hatta özellikle ABD’deki halinin Meksika’nın en önemli kültürel bayramı olan Dia de los Muertos’tan (Ölüler Günü) etkilendiğini söyleyenler de yok değil. Zira ne de olsa, kültür etkileşerek genleşen bir değer.

Ölüler Günü ya da Bayramı demek daha uygun, her yıl 1-2 Kasım günlerinde Meksika’da, Orta Amerika’da ve ABD (özellikle Arizona ve Texas) ile Kanada’da yaşayan Latin Amerika kökenlilerce kutlanan ve kökleri Aztek, Olmec, Zapatec Mitolojileri’ne kadar giden bir festival. Ayrıca Brezilya’da da benzer bir festivalin aynı zamanlarda kutlandığı biliniyor (Dia dos Finados). Karayipler’de Ölüler Günü, vaktinde adaya getirilen Afrika kökenli kölelerin inancıyla birleşmiş ve işin içine voodoo pratikleri de dahil olmuş.

Ölüler Günü, Unesco tarafından da “Dünya Mirası” listesine alınmış. Unesco, bu kararda hiç de haksız sayılmaz. Çünkü Ölüler Günü, felsefesi ve kutlanma şekliyle dünyanın en derinlikli ve renkli festivallerinden biri.

Festivalin kökenleri tam olarak nereye kadar gidiyor, bilinmiyor. Ancak Aztekler’de festivalin “Dama de la Muerte” (Ölümün Hanımı) Mictlantecuhtli’ye (Aztek Tanrıçası / Ölülerin Kralı / Yeraltı Dünyasının Kralı) adandığı biliniyor.

La Catrina heykelleri, resimleri (Meksika Devrimi sırasında karikatür sanatçısı José Guadalupe Posa’nın yarattığı, daha sonradan ölümün imgesine dönüşen ve çokça taklit edilen karakter) başta olmak üzere, tüm Meksikalılar’ın ölüleriyle beraber eğlendiği ve açıkça ölüme güldüğü yegane festivaldir Ölüler Günü. Birbirinden güzel kasım çiçekleriyle süslenmiş rahleler üzerine mumlar yakar, ölülerinin fotoğraflarını, Meryem Ana heykelciklerini, Guadalupe Meryemi’ni (Latin Amerika’nın Meryem Anası. Yerliler gibi esmer tenlidir ve İsa’dan daha çok saygı görür) ve küçük Catrina heykelciklerini koyarlar. Ayrıca ölülerinin gömülü olduğu mezarlıkları temizler, rahlelere koydukları çiçeklerden mezarla da koyar ve mumlar yakarlar. Bu süsleme merasimi, ölüleri ziyaret için teşvik etmeyi amaçlar. Çekingenliklerini üzerlerinden atsınlar ve yaşayanları ziyarete gelebilsinler diye yapılır.

Rahlelere ve mezarlıklara konulan çiçek “Cempasúchitl” adıyla bilinen ama “Flor de Muerto” (Ölüm Çiçeği) olarak da bilinen bir tür kasımpatıdır. Kapılarının önüne de “Pan de Muerto” (Ölü Ekmeği) koyarlar. Bu ekmek üzeri şekerli, tatlımsı bir ekmektir. Ölüleri için yemekler pişirir, ölü ekmeğinin yanında kapı önüne bırakırlar. Çünkü ölülerinin hayaletlerinin gelip o yemekleri yiyeceğine inanırlar. Ayrıca kapıların önüne minderler de koyarlar; böylece ölüleri yaptıkları uzun yolculuktan sonra dinlenebilirler. Bütün gece, sokaklarda, mezarlıklarda, rengarenk giysileriyle şarkılar söyler, dans ederler. Dansın ve müziğin ölüleri uyandıracağına inanırlar çünkü. Mezarlıklarda yer, içer, eğlenirler. Yer yer, yaşlı kadınların dualar okuduğu duyulur, Mariachi’lerin (Meksika’ya has geleneksel sokak şarkıcıları) gitar ezgilerine karışır dualar. Ölülerin şerefine kadeh kaldırır, Mezkal (Meksika’ya özgü sert bir içki) ve tekila içerler. Ölüler için de şişelerce tekila bırakırlar rahlelere ve mezarlara. Ölü çocuklar için ise, oyuncaklar alıp ölü ekmeğinin yanına koyarlar. 1 ve 2 Kasım günlerinde, çocuklar da kapı kapı gezer ve ölü yakınlarından şeker toplarlar.

1 Kasımda ölü çocuklar anılır. Bu yüzden o günün adı “Dia de los Angelitos” (Küçük Meleklerin Günü) ya da “Dia de los Inocentes” (Masumların günü) olarak da bilinir. 2 Kasım ise, “Día de los Muertos”tur (Ölüler Günü) ve yetişkinler anılır.

Ölüler Günü, ölümden ve hayaletlerden korkmamak gerektiğini, tersine onlara alışmak ve onlarla beraber olmak mantığına dayanır. Kederli bir festival değildir. İçinde ince bir hüznün bulunduğu, neşeli bir festivaldir. Bu yönüyle de Cadılar Bayramından ayrılır. Zira ölüm bir son değildir. Ölüm de en az yaşam kadar gerçek ve değerlidir. Zira ölenler, aslında hiçbir zaman gerçekten ölmezler; yakınlarının hatıralarında, fotoğraflarda ve düşlerde yaşamaya devam ederler. Bir ağaca ya da bir jaguara dönüşürler. Bu kavrayış, aslında bir nevi ölümü kabulleniştir. Ancak bu kabullenişte bir boyun eğmekten çok, evrenin sırrına dahil olmadaki sükunet vardır. Ölüler Günü, Azteklerden beri, binlerce yıllık bilgeliğin bir ürünüdür. Ölüme nanik çekmektir bir nevi aslında. Ve Latin Amerika’da her yıl milyonlarca insan, hayaletleriyle kol kola, ölüme nanik çekiyor 31 Ekim, 1 ve 2 Kasımda. Ancak asıl korkutucu olan, kapitalizmin elini usul usul Dia de los Muertos’un üzerine de atmakta olduğunu görmek…

Yeni Harman Dergisi’nin Kasım 2009 sayısında yayınlanmıştır.

Yazar hakkında: Ezgi Aksoy

Sinema yolculuğu 80’li yıllar korku filmleriyle başladı. Ucuz filmlerle büyüdü. Sinema, yazından sonraki en büyük tutkusudur. Şuan LeMan, yeniHarman ve Bayan Yanı’nda araştırma dosyaları ve populer kült yazıları yazmakta ve medeniyet üzerine kafa yormaktadır.

Bir yorum var

  1. Çok iyi bir paylaşım olmuş. Gabriel Garcia Marquez’in, ”Yüzyıllık Yalnızlık” romanındaki ”yaşayanlar tarafından görülebilen ölüleri” nelerden esinlenerek yazdığını şimdi daha iyi kavramış oldum gerçekten.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: