Yavuz Turgul Kamerasına Hapsolmuş Bir Şener Şen Portresi

Farklı mecralarda bahsetmiştim, tekrar etmekte fayda görüyorum. 1988 yılında emanet bir videoda “Muhsin Bey”i üstüste defalarca izlediğim günü, sinema yolculuğumun kalkış noktası kabul ederim. Birkaç sene sonra kendi videom oldu ve bitmek tükenmek bilmeyen bir film koleksiyonu hastalığına yakalandım. Yaklaşık 25 yıl oldu. Bu hastalık geçmedi.  Ben bu hayatta en çok Kemal Sunal ve Şener Şen filmlerini izledim. Mutlaka elimin altında onların filmleri olmuştur. Tek bir gün dahi olsun, bıkmadan, usanmadan defalarca seyrettim onları. Bunu beni yakından tanıyan herkes bilir. Şimdi ben Şener Şen hakkında samimi birkaç kelam etmek istiyorum, bir de küçük sitemim var.

svaykGeçen gün bir reklamda Şener Şen’i görünce çok sevindim, dedim galiba bir de film geliyor. Öyleymiş. Biz onun “Şvayk Hitler’e Karşı”sı berbat bir ses ve görüntü kaydıyla internete düştü diye alarma geçmiş, gece ikide izlemiş adamlarız. “Neşe-i Muhabbet”teki küçücük repliklerini ezbere bilen onlarca arkadaşım var. Kemal Sunal ve İlyas Salman filmlerindeki rollerini hemen herkes ezbere bilir. Ben de öyle. Neyse; Şener Şen’in uzun metraj çekeceğini duyunca bayram ettik tabi. Peki neden bayram ettik? Çünkü onu bir kez daha izleme fırsatımız olacak diye. Bir karakteri daha ölümsüz yapacak diye.

Şahsi kanaatimce Şener Şen, Türk Sineması’nın en büyük aktörlerinden biri lakin kötü bir huyu var, çok nadiren kamera karşısına geçiyor, sitemim bu konudadır. “Eşkıya”dan bu yana 20 yıl geçti, ve bu 20 yılda biz onu sadece 3 uzun metrajda görebildik. Sadece üç! Türk Sineması’nın yetiştirdiği en büyük yeteneklerinden birinin bu denli az projede yer alması sinemamız için büyük bir kayıptır. Haliyle onun yeni bir film yapacağının ilan edilmesiyle sosyal medya kanallarından twitter ve facebook’ta konu çeşitli açılardan tartışıldı. Sinema yazarı Burak Göral facebook sayfasında; “onu izleyebilmemiz için Yavuz Turgul’un film çekmesi gerekiyor” tespitinde bulunduktan sonra haklı olarak sordu: “Biz neden Şener Şen’i bir Nuri Bilge filminde, bir Zeki Demirkubuz filminde ya da ‘Sarmaşık’ gibi genç kuşak filminde izleyemiyoruz?” Sahi neden? Bence Burak abinin sorusunun cevabı, sorudan önceki tespitin içinde gizli.

Sinema yazarı Cem Altınsaray, Burak Göral’ın facebook paylaşımının altına birkaç sene önce hazırladığı Sinefil programının metnini aynen alıp yapıştırdı. “Şener Şen 1990 yılından bu yana yalnız 7 kez randevulaştı seyirciyle sinema salonunda. Yedi, bir yönetmen için kabul edilebilir bir rakam belki 20 yıllık periyotta. Lakin bir oyuncu için değil. Hele de geç keşfettiğimiz (ilk başrolünü aldığında 44 yaşındaydı!), bu kadar yetenekli ve değerli bir oyuncu için… Altısının senaryosu, beşinin yönetimi Yavuz Turgul’a ait, yedi film. Aynı dönemde Şener Şen’le aynı jenerasyondan sayılabilecek Jack Nicholson 17, Harrsion Ford 18, Al Pacino 24, Robert De Niro ise 37 filmde başrol oynadı.” Dikkatinizi çekiyorum, birkaç sene önce yazmış bunları. Bugün Cem’in yabancı oyuncu istatistiklerine birkaç sayı daha eklemek mümkün. Ama Şener Şen’inkine değil.

Şimdi sadede gelelim. Öncelikle Şener Şen ve Yavuz Turgul’un çok iyi iki dost oldukları zaten malum. Şener Şen, sadece Yavuz Turgul’un yazdığı ve/veya “onun için” özel olarak yazdığını düşündüğü rollerde oynamayı tercih ediyor, çünkü kendini güvende hissediyor. Şener Şen’in röportajlarında okuyoruz, “bana bir senaryo geldi mi, önce Yavuz’a gösteririm, o ‘OK’ derse benim için de tamamdır” diyor. Yavuz beni çok iyi tanır, rolün bana uygun olup olmadığını anlar diye de ekliyor. Senede 5-6 senaryo geliyor diye de belirtmişti Şener Şen röportajında (Hürriyet gazetesi röportajı diye hatırlıyorum). Burası önemli. Beyanı esas kabul edersek, diyelim son 20 yılda Şener Şen’e en az 100-120 uzun metraj (diğer projeleri saymıyorum bile) senaryosu gelmiş demektir. Anlaşılan hepsi Yavuz Turgul’un vetosunu yemiş. Hepsi!

Yavuz Turgul sinemasını beğenen biriyim, bence sinemamızın en önemli yönetmenlerinden ve senaristlerinden biri, orası kesin. Ama gelin dokunulmazlara dokunalım ve biraz ileri gidelim. Adamlar ölmeden önce cesaret edip yazalım ve tarihe not düşelim. Acaba “Yavuz Turgul” kendi sanatsal kısırlığını örtbas etmek için Şener Şen’i mi kullandı? Neydi onun kendisi haricindeki projelere “OK” vermesini engelleyen şey? Egosu mu? Başarısız olma korkusu mu? Yoksa can dostu Şener Şen’e olan büyük sevgisi mi?

Önce şunu kayıt düşelim. Yavuz Turgul son 30 yıldır Şener Şen’siz tek bir film yönet(e)medi. Yavuz Turgul’un ilk filmi “Fahriye Abla” (1984) hariç Şener Şen’siz tek bir filmi yok. O halde kendisine “Türk Sineması’nın En İyi Şener Şen Yönetmeni/Senaristi” diyebiliriz. Kendisini bir anda zirveye taşıyan “Muhsin Bey”den (1987) bu yana, sadece, benzer roller içinde hapsettiği Şener Şen’le beraber yürüdü. Onun başkalarıyla yürümesine de bir şekilde mani oldu (Şener Şen’i inandırmış ve ikna etmiş olmalı ki, Şener Şen duruma razı hatta fazlasıyla mutlu gibi).

Benim gördüğüm kadarıyla Yavuz Turgul, yediği içtiği ayrı gitmediği, can dostu Şener Şen’i, başka yönetmen ve senaristlerle paylaşmaya yanaşmadı. Kendisi de onsuz bir projeye girmekten korktu. IMDb’ye göre Yavuz Turgul tüm kariyeri boyunca 18 senaryo yazmış (ya da yazım ekibinde bulunmuş) 15’inde Şener Şen varmış. 18’de 15! İlginç değil mi? Belki de dünya tarihinde bu istatistikte bir örneği daha yoktur. Yavuz Turgul, yazdığı karakterlere en iyi şekilde hayat verdiğini düşündüğü Şener Şen’siz bir iş yapmaya pek cesaret edememiş anlaşılan. Artık bu tespiti yerli yerine oturtmanın zamanı gelmiş de, geçiyor. Yavuz Turgul sadece Şener Şen’le varoldu. Sineması tüm gücünü Şener Şen’in varlığına borçlu. 20 yıldır hep Yavuz Turgul’un yazdığı senaryolarda, onun uygun gördüğü projelerde gördük Şener Şen’i. Arada bir tek “Meltem Cumbul”un yer aldığı “Biz Size Aşık Olduk” dizisi ve “Mucizeler Komedisi” vardı. Yavuz usta bu projeleri OK’lemiş ki, Şener Şen oynadı. Veto yememişler yani. “Biz Size Aşık Olduk” zamanında Yavuz Turgul-Meltem Cumbul yakınlaşması vardı (“Gönül Yarası” da bu ilişkinin bir sonucudur), “Mucizeler Komedisi”ni ise Yavuz Turgul’un reklamcı oğlu yazmıştı. Oğlu! Yani fazla da söyleyecek bir şey yok. Geçelim.

Sonuçta; Yavuz Turgul, Gollum gibi aldı eline paha biçilemez bir mücevheri, “Kıymetlimiss” diye diye herkeslerden sakladı, aldı bir mağaraya kapandı. Ülke sineması kaybetti, Yavuz Turgul kazandı. Yavuz Bey’in kariyeri hiç riske girmedi. Şener Şen projelerinin verdiği güven aralığında, mutlu mesut yaşadı (Aman Allahım, belki de tersi). Ama Yavuz Turgul, kim o dönem popülerse (Kenan İmirzalıoğlu, İsmail Hacıoğlu, Cem Yılmaz), onu da almayı ihmal etmedi ha? Çok az üretimle, risksiz, gişe garantili yaşamayı seçtiler. Kabul. Bize de “paraları bitse de Şener Şen’i bir reklamda, bir de uzun-metrajda daha görsek” diye iç geçirmek kaldı. Yutkunduk. 20 yıl yutkunduk. Yutkunmaya da devam ediyoruz. Sonuçta kimseye zorla film yaptıramazsınız. Şener Şen’i halinden memnun görmeme rağmen, ben kendi adıma Yavuz Turgul’u bu bencilliği nedeniyle asla affetmeyeceğim. Bence yanlış yaptın usta.

Ben buna benzer görüşlerimi twitter’da paylaştığım zaman (hem bu hafta hem de geçtiğimiz sene), birebir yazıştığım arkadaşlarım, özel mesajlaştığım sinemaseverler oldu. Hepsine yetişmem mümkün değildi, ben de derdimi anlatabilmek için bir yazı yazayım dedim. Bu yazının yazılış amacı bu. Peki bizim asıl derdimiz ne?

Derdimiz; Şener Şen çapında, tepeden tırnağa deneyim ve birikim dolu, dört dörtlük bir oyuncuyu daha fazla seyredebilmek, ondan daha fazla faydalanabilmektir arkadaşlar. Şener Şen, film çekmiyor da başka işler mi yapıyor? Diziler de mi oynuyor, tiyatro mu yapıyor? Hayır. Anılarını mı yazıyor? Roman mı yazıyor, şair mi oldu? Hayır. Genç oyunculara ders mi veriyor? Bir aktivist mi? Hayır. Senelerce ortada gözükmüyor bile. Şener Şen kendini bir aktör olarak konumlamış. Tamam. Tamam da ona gelen bütün projeler nasıl tek tek reddolur? Adam konuk oyuncu olarak bile gözükmüyor. Bir büyük nehir akıyor gidiyor, hiçkimse bir testi su dolduramıyor. Yavuz Turgul hariç! Ülke Sineması adına bundan daha büyük kayıp ve ayıp mı olur? Bu dev oyuncuyla aynı sette/sahnede/projede yeralmak için birçok şeyi feda edebilecek oyuncular vardır. İnsan neler neler öğrenir böyle bir aktörden. Ve böyle büyük bir aktör, orta-halli bir projeye bile neler katabilir, onu nereye taşıyabilir? Kariyeri zaten orta halli projeleri zirveye çıkarmakla geçmiş adamın. Başarı dolu bir geçmiş var ardında. Küçücük rollerle (seslendirme, figürasyon dahil) yarattığı mucizelerle örülü, olağanüstü bir kariyer.

Şimdi en çok tartışılan iki noktaya gelelim ve tamamlayalım. Bazı sinemaseverler Şener Şen’in yaptığını doğru buluyor. Diyorlar ki, adam riskten kaçıyor ama içine sinen, çok iyi projelerde yer alıyor. Fazla gözönünde bulunmuyor ve değerinden bir şey yitirmiyor. Hayhay. Bir görüştür, saygı duymak lazım ama katılmıyorum. Şener Şen’in 21. yüzyılda yeraldığı 5 tanecik projeye bakalım. “Av Mevsimi” (2010), “Kabadayı” (2007), “Gönül Yarası” (2004), “Mucizeler Komedisi” (2004) ve “Biz Size Aşık Olduk” (2002). Hepsini 2000’li yıllarda çekmiş. Bunlar “iyi” projeler mi? Uzun metrajlara odaklanalım. “Av Mevsimi”, “Kabadayı”, ve “Gönül Yarası” (2004). Bu filmlerin hepsi kalite açısından tartışmaya açık projeler. Bunların “çok iyi senaryo” ya da “çok iyi yönetmenlik” taşıdıklarını kaç sinemasever/uzman öne sürebilir? Üçü de gücünü bütünüyle Şener Şen’in varlığından alıyor, Şener Şen’i çeksen, bütün yapı devriliyor (belki, “Gönül Yarası” hariç). Şener Şen oynamasa, üçü de çoktan tarih olmuştu belki de. Gişe mişe de yapamazdı. Dediğim gibi, tartışılır. Bu arada, benim üç filmde de belirli özellikleri nedeniyle çok beğendiğim yerler var. Ama kendi adıma, üçünün de çok iyi bir senaryosu olduğuna veya çok iyi yönetildiğine inanmıyorum. Bence üçü de Yavuz Turgul’un “iyi iş”lerinden değildir. Yani; Şener Şen’in o kadar üstüne titremesine ve seçici olmasına rağmen, son dönemde pek de parlak işlere imza atmadığını görelim.

Gelelim ikinci konuya. Hangi proje Şener Şener’e yakışırdı? Şimdi bir önceki paragrafta ben bir hile yaptım. Şener Şen’in oynaması için, o düşünülerek yazılmış filmlerin, o oynamasaydı, “iyi” olarak bile değerlendirilmeyeceğini ima ettim. Onsuz yapıları çökerdi, dedim. Felsefi açıdan sıkıntılı bir yaklaşımdı çünkü bunu asla bilemeyiz. Bunu şu sonuçlara varmak için yaptım. Öncelikle bir Şener Şen projesi, zaten içinde sırf o olduğu için bile güç kazanır ve potansiyel vadeder. Kötü çıkabilir, o başka. Ona bir proje götürmüş hemen herkes, bunu düşünerek, bunun bilincinde olarak hazırlanmıştır. Bu eşine ender rastlanan değerde oyuncunun, ortahalli bir projeyi bile hangi düzeye çıkarabileceğini bal gibi bilir. Zaten Yavuz Turgul’un son yıllardaki orta halli projelerinin bir nebze iyi görünmesini bu büyük aktöre boçlu olduğu açık. Sonuçta; Şener Şen’in varlığı, üretim aşamasındaki herhangi bir projeyi dönüştürme ve değer kazandırma potansiyeline sahiptir. Yani; “son 20 yılın Türk Sineması’nı incele, hangi projeye Şener Şen’i layık görürdün?” şeklinde bakmak aslında hata olur. Bu düzeyde bir oyuncu yeraldığı projenin değerine içkin olduğu için tam olarak neyle karşılaşacağımızı öngöremeyiz. Ama bunu soran çok oldu. İçinde Şener Şen yeralsaydı, zaten o film/proje, içerik belki de biçim değiştirecekti (gösterime girmiş haliyle, kalmayacaktı ki). Bunu asla bilemeyiz. Bilemeyeceğiz. Burak Göral’ın dediği gibi, bir Nuri Bilge Ceylan filminde ya da “Sarmaşık” filminde hatta daha da ileri gidelim, “Düğün Dernek” ya da bir Mahsun Kırmızıgül filminde Şener Şen yer alsaydı, o film de ister istemez başka birşeye evrilirdi (ama iyi, ama kötü, bilemeyiz). Şimdi karşımıza çıktığı hallerinde kalmazdı o filmler.

Şener Şen oynamadığı için yatan 100’den fazla uzun metraj projesini bir kenara koyuyorum ama 4 kişi, ayrı ayrı, eğer bir imkan olsaydı hangi filmlerde onu görmek istediğimi spesifik olarak sordu, o halde kaçmayayım, fikrimi söyleyeyim. Yakın dönemden ilk aklıma gelenleri sayayım. Mesela; “Abluka”, “Takva”, “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Devrim Arabaları” ve “Cenneti Beklerken” filmlerinde Şener Şen’i seyretsek fena olmazdı. “Vavien” ya da “Çoğunluk”, ilginç olabilirdi. Derviş Zaim ya da Nuri Bilge Ceylan gibi büyük yönetmenlerin elinde böyle bir yeteneğin bambaşka özelliklerini görebilirdik belki de. Hiç fırsatımız olmadı. “Behzat Ç.” ya da “Kurtlar Vadisi” dizisinde Şener Şen’i, insanın adeta aklını çıkaracak bir rolde, görsek kötü mü olurdu? Tuncel Kurtiz giderayak bir televizyon efsanesi yaratmadı mı? Haluk Bilginer, kendisinden hiç beklenmeyen rollerle hafızalara kazınmadı mı? Ya da Yavuz Turgul 5 yerine 3 yılda bir film çekseydi de, birkaç filmini daha görseydik Şener Şen’in, müthiş olmaz mıydı? Bir izleyici olarak bunu talep etmek hakkımızdı(r). Şener Şen’e sitemim budur.

Şener Şen’e uygun komedi rolü yazılamaz mıydı, yazılmamış mıdır? Hiç mi yazılamamıştır? TV dizisi bile mi? Türk Sinemasının yaşayan en büyük komedyeni, 1993’ten beri komedi filmi çevirmedi. 22 yıl! Bu gidişle çevirmeden de ölecek. Şener Şen, 26 Aralık 1941 doğumlu. 74 yaşında. 75’e girmek üzere. Belki, şanslıysak, son bir başrol daha seyredeceğiz ondan. Böyle olmamalıydı. En azından misafir rollerde gözükmeyi kabul etmeliydi. Cem Yılmaz’ın “Pek Yakında”sında bile onu bir dublör canlandırdı. Yaşayan bir oyuncuyu, bir dublör canlandırdı. Yardımcı rol ya da “cameo” ayıp bişey mi? Şener Şen, o günlerden buralara gelmedi mi? Bir filmde, bir dizide ya da bir tiyatro oyununda arasıra (en azından yılda bir kez) gözükse ne olurdu? Atıyorum; “Kelebeğin Rüyası”, “Ulak”, “Hokkabaz”, “Kolpaçino”, “Uzak İhtimal”, “Kaybedenler Kulübü” filmlerinde küçük rolleri olsaydı (bu filmleri, şu an önünüze gelen nihai haliyle değerlendirmemenizi rica edeceğim). Hem Şener Şen hem bu filmler “daha büyük” olurdu belki de. Şener Şen genç yönetmenlere neden destek vermedi? Ya da neden kısa-film tekliflerine sıcak bakmadı? En azından kendine yakışan küçük rollerde izleyebilsek, güzel olmaz mıydı Şener Şen’i? Şanına, “mit”ine gölge mi düşerdi? Yel kayadan ne koparır? Ne olurdu birazcık risk alsaydı? Belki Robert De Niro kadar olmasa da Harrison Ford ya da Al Pacino kadar film çekseydi, Şener Şen “Şener Şen”liğinden hiçbirşey kaybetmezdi. Meramımız budur.

Sonuç olarak Şener Şen; bizi yani sevenlerini kendinden mahrum bırakmayı yeğledi. Olabilir. Sanki bir nevi gönüllü sürgüne giderek, kendini özlettirmek istedi. Başardı da. Kabuğuna çekildi ve kendini güvende hissettiği steril bir hayat inşa etti. Sonuçta kendi kararı. Saygı duymak lazım. Belki de Yavuz Turgul’la kafa kafaya verip, Türk Sineması’ndan intikam aldılar. Bilemiyorum. Şener Şen’in, varsa, kırgınlıklarını bilmiyorum. Öne sürdüğü sebepler de, en azındana bana, inandırıcı gelmiyor.

Büyük bir hayranı olarak, Şener Şen’i çok daha fazla projede görmeyi arzu ederdim. Keşke daha üretken olsaydı. Ama olmadı. Bu bir sitem yazısıdır. Hiçbirşeyin değişmeyeceğini ve hiçbirşeyin geri gelmeyeceğini bilerek, tarihe not düşmek için yazılmıştır. Sürç-i lisan ettiysek, affola…

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

7 Yorumlar

  1. Her bir harfine katılıyorum. Müthiş tespitler içen çok güzel bir “sitem” yazısı olmuş.

  2. Çok mantıksız buldum. Yavuz Turgul menajer değilki Şener Şen’i istemediği filmde oynatmasın, aralarında böyle zorunlu kılan ne bir sözleşme ne de pozisyon var. Ayrıca ne yapsın Şener Şen, Slyvester Stallone gibi Rocky 8, Rambo 9’u mu çeksin para uğruna efsaneleri bozup kendini rezil etsin ? Yavuz Turgul’a da yapılan eleştiri boyutunu aşmış, eğer bir yönetmenin daha fazla film çekmesini istiyorsanız Sitem edersiniz, yönet(e)medi yazılmaz bence.

    Garip bir yazı olmuş, düşmanca mı değil mi onu bile anlamak zor…

  3. Yazılanlara kesinlikle katılıyorum. Şener Şen’e çok büyük saygı duyuyorum ve oyunculuğunu çok seviyorum. Lakin bir sanatçının (hele ki Şener Şen’in konumuna ulaşmış bir sanatçının) hayranlarının onu daha çok görmek istemesine karşı kayıtsız kalmaması gerekir.Ha burada başka bir başlık açılıyor sanat sanat için mi yoksa toplum için mi yapılır diye konuyu buraya getirmeyeceğim ama ne demek istediğimi anladınız işte.. Arz talep olayı gibi bişey bu.. Hele ki gençlere destek olmamak zaten bi toplum içinde yapılan en kötü şey.. Bir arkadaş rocky 8 rambo 9 gibi saçma sapan bir şey söylemiş efsaneleri mi bozsaydı demiş ? Lafı nerenden anladın arkadaşım ortada seri film mi varda 75 yaşında devamını çeksin ? Şener Şen’e kötü oyuncu mu denmiş ? Yazarın “sitem” yazısıdır lafını anlayında önce sonra yorum yapın.. Herkes konuşmuyo mu işte konuşuyo yapıcak bişey yok.. Tamda bu sebepten bu ülke böyle.. Şener Şen kendi söylemiş Yavuz Turgul’a sorduğunu okeylettiğini, adam hala Yavuz Turgul menajer mi demiş. Her neyse çok uzun zaman bende böyle düşündüm iyi ki biri tarihe not düşmüş bu yazıyı yazmış teşekkürler..

  4. Çok sığ bir düşünce. Şener Şen dünkü çocuk değil. Karar onun kararı. Yavuz Turgul da onun babası değil. Bir varsayımdan ilerleyerek böyle uzun bir yazı yazmak yersiz ve amatörce geldi bana. Bu adam sürekli insanlar beni unutmasın ve beni sürekli izlesin diye projelerde yer almıyor. Herkesin zaman ayırdığı bir ailesi var. Keza zaten iş Şener Şen ile bitmiyor. Bir Şevket Altuğ gerçeği var ki, kimse hatırlamıyor.

  5. Şener Şen’e de, Yavuz Turgul’a da kızgınız. Madem sinemacısınız neden kendinizi seyirciden bu kadar uzun süre ayrı tutuyorsunuz? Çoğu zaman Vikipedi’ye bakarım acaba hiç kaçırdığım Şener Şen filmi olmuş mudur diye.. Olmadığını bilmeme rağmen. Hep aklımdan geçiririm. Şener Şen ve Kemal Sunal’ın oynadığı fakat hiç gösterilmemiş filmler olsa da, açıp izlesem diye. Ne kadar heyecan verici olurdu değil mi?

    Sadri Alışık’ın dönemine geç kaldım (ki Allah’tan onun epey filmi var), Şener Şen dönemini yakaladık ama o da kameradan kaçıyor. Ne diyelim. Keşke daha fazla görseydik. Bence bir komedide mutlaka oynamalı..

  6. Çok güzel bir yazı
    Her Y.Turgul filminin de bir karbon kopya olduğunu ve Şener Şen’in aslında hep Muhsin Bey’i oynadığını da ekleyebiliriz

  7. Ertan üstadım kısa aralıklarla ikinci kez rahatsız ederekten ve konudan da biraz ayrılarak. Halit Refiğ’in “Bir Türke Gönül Verdim”i internete yakınlarda yüklenmiş ve geç de olsa izlediğimde ulus ve kültür temelli ikiliklerin Refiğ’in o yıllardaki sinemasına bütün bütüne damgasını vurduğuna bir defa daha şahit oldum. Nefis bir film. Bu yönetmenin 60’lardaki daha birçok filminin yok sayıldığını veya yeterince üzerinde durulamadığını düşünüyorum mesela. İstanbul’un Kızları, sır küpünden farksız Şehrazat vd. Umarım başta siz veya kalemi dimağı kuvvetli bir başkası, günün birinde Refiğ sinemasına dair makale kaleme alır. O kadar çok kör nokta var ki.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: