Yeni Türkiye’de Sevmedikleri Filmleri İzletmeyecekler!

Sabah uyandım, bugün acaba ne olacak? diye… Malum, sorularla-sorunlarla uyanıyoruz ya artık her sabaha… Bugün de Cumhuriyet’i basıp gazetenin genel yayın yönetmeni ve bazı yazarlarını gözaltına almışlar. Bu gazetede arkadaşlarım çalışıyor, çok sevdiğim dostum Emrah Kolukısa daha yeni gazetenin kültür sanat şefi oldu, adamı tebrik bile edemeden gazete basıldı!

Hoş, görünen köy kılavuz istemez. Altın Portakal’da Serdar Akbıyık (Star) ve Ceren Çıplak (Cumhuriyet) ile konuşurken “sıra Cumhuriyet’te galiba” demiştim ama bu kadar hızlı davranacaklarını ben de tahmin edemezdim.

Aslında bugün günü değiştirilen Bodrum Masalı’nı yazacaktım ama biz masallarla avutulurken ülke tuhaf bir tarafa gidiyor. Çok seslilik diye bir şey kalmadı, çok yakında gazete-TV namına okuyacağımız/izleyeceğimiz şeyler belli; Sabah, Yeni Şafak, Takvim, ATV, Star, A Haber vs.

O yüzden buralarda yazanları iyi takip etmek gerek, toplum çoğunun yazdığını/söylediğini çiğnemeden tükürse de yeni kanaat önderlerimiz onlar…

Mesela; Yeni Şafak’ta bir sinema yazarı var, Suat Koçer… Suat mesleğini düzgün yapmaya çalışan biri, iyi arkadaşım olur ve aynı zamanda Film Arası dergisini de çıkarır. Dergicilik para kazandırdığı için değil sinema aşkıyla yapar bunu…

Artık herkes eleştirmen biliyorsunuz, Cuma günü gösterimine başlanan Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi filmine dair Yeni Şafak’ta Suat’ın yazısının hemen ardından bir de Yusuf Kaplan imzalı yazı yayınlandı.

Yusuf Kaplan’ın yazısı filmle ilgili okuduğum en sert yazı ama yazının sertliği yazarın film okuma bilgisinden kaynaklanmıyor. Belli ki kendisi gibi sünni olmayan bir yönetmenin peygamber filmi çekmesine öfkelenmiş, vermiş ayarı!

Yazıdan bir paragraf…

“İranlı / Şiî yönetmen Mecîdî’nin Hz. Peygamber’le (sav) ilgili filmi, ne kadar etkileyici olursa olsun, sonuçta Hz. Peygamber’i (sav), İslâm’ın adım adım kurulduğu, teşekkül ettiği, şekillendiği dünyayı, duyarlıkları, ilkeleri, akîdeyi heretik Şiî duyarlıklarla anlatan, büyük sahabileri gözardı eden, Peygamber şuurunu ve dolayısıyla İslâm kavrayışını Şiî duyarlıklar üzerinden silbaştan tarif ederek, Ehl-i Sünnet ana caddeyi yerle bir edecek son derece tehlikeli bir film.”

Hızını alamayıp devam ediyor, eleştiriden çıkıp filmin gösterilmesinde öyle ya da böyle etkisi olan herkesi tehdit ediyor Sayın Kaplan.

“Bu projeye su taşıyan, bu filme onay veya fetva veren herkes vebaldedir ve bunun vebali çok ağırdır. Bunun bedelini gelecek kuşaklar çok ağır ödeyecektir. Benden hatırlatması… Vesselam.”

Bakın (SİYAD sen de bak), bu adam ülkemizde geleceğin film eleştirmeni öncülüdür. Böyle insanlar, böyle yazılar çoğaldığında filmler gerçekten yasaklanmaya başlar.

Yusuf Kaplan’la vakti-i zamanında bir söyleşiye katıldım. Ali Murat Güven’in moderatörlüğünde, Banu Bozdemir ve onunla Mustafa Akkad’ı ve sinemasını konuştuk ama o konuştuktan sonra ben pek bir hevessizleşip sustum. Adamın fikirleri ok gibi ama nedense hep yanlış tarafa fırlatıyor. Bu kadar sabit bir akılla neyi konuşabilirsin?

Şii duyarlılıklar diyor başka bir şey demiyor bu yazısında da… İyi de Mecid Mecidi bir Şii, peygamberle ilgili bakışı, yorumu da ona göre… Bir Hristiyan da çekebilirdi Hz. Muhammed’in hayatını, sadece Müslümanlar çekecek diye bir şart mı var?

Ve kim çekerse çeksin, o filmi görmek, kendi akıl süzgecimizden geçirerek değerlendirmek bizim bileceğimiz iş. Gazetenin bir sinema yazarı var zaten, güzel de yazmış. Yusuf Kaplan gibi her konuda haddini aşan kalemler sinemadan uzak dursunlar.

Yıllar önce Çağrı filminin ABD’deki gösterimleri neden engellendi biliyor musunuz? Bazı kanaat önderleri “bu filmde peygamberin yüzünü gösteriyorlar, İslam’ı karalıyorlar” diye yaygara yaptı. Filmin gösterildiği sinemalarda olaylar çıktı, polis müdahale etti ve ölenler, yaralananlar oldu. Oysa o film şu an “film izleyerek” İslam’ı öğrenmenin, sevmenin en iyi aracı.

Bizi koyun gibi gütmenize ihtiyacımız yok! Bari bırakın filmler gösterilsin. Herkesin neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlayabilecek bir kalbi var.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun’da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda “Öteki Sinema” yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar’da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu… Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir