Yerli Casper: Cici Can (1963)

Objeye âşık olma, onun peşinden fütursuzca gitme hadisesinin, sinemamızda ilk defa Metin Erksan imzalı Sevmek Zamanı’nda vuku bulduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü yerli Casper olarak tanımlayabileceğimiz Cici Can, bunu Sevmek Zamanı’ndan 2 yıl önce yapıyor ve aynı zamanda bolca güldürmeyi de vadediyor. Bedri Koraman’ın Milliyet için çizdiği çizgi romandan sinemaya aktarılan Cici Can’ın yönetmen koltuğunda sinemamızın ustalarından Ertem Göreç otururken, başrollerde ise Göksel Arsoy, Huri Zuhal, Öztürk Serengil gibi isimler yer alıyor.

Cici Can (Göksel Arsoy), gazetede gördüğü bir resme âşık olan ve o resmin sahibini bulmak için yollara düşen saf bir delikanlıdır. Ne var ki, bu yolculuk sırasında yanına aldığı yaşlı adam, onun hayatına son vermekle görevli Azrail’in ta kendisidir. Nitekim Azrail’in onun hız yapması için kanına girmesi, Cici Can’ın ölmesiyle sonuçlanacaktır. Ancak bu saf delikanlı, ölse dahi aşkından vazgeçmeye niyetli değildir. Ondan sorumlu Huriye’nin kontrolünde, yarı ruh-yarı insan olarak yeryüzüne geri dönecek ve aşkını aramaya devam edecektir. Tabii sevdiğini bulmak sandığı kadar kolay olmaz. Artık Cici Can ve onun koruyucu meleği Huriye için sonu bilinmez maceraların başlaması kaçınılmazdır!

Bedri Koraman’ın özgün çizimleriyle hayat bulan ve yayımlandığı dönemde ilgi odağı olmayı başaran Cici Can’ın beyazperdeye aktarılışı da bir o kadar merak uyandıran cinsten. Nitekim karşımızda saf, heyecanlı ve ölse dahi aşkından vazgeçmeyecek derecede inatçı bir delikanlı var! Tabii ki filmi Cici Can karakteri özelinde değerlendirmeye kalkarsak, büyük bir hata yapmış oluruz. Nitekim filmi bu denli ilginç ve konuşulur kılanın fantastik yönü olduğu aşikâr.

Özellikle filmin ilk 20 dakikalık bölümü, adeta hayal gücümüzle dans eder derecede kuvvetli. Azrail’in görevinden bıkıp, sürekli insan öldürmesinden şikâyet edişi, hatta ve hatta istifa etmeye çalışması hem filmin mizah yönünü kuvvetlendiriyor hem de Azrail’e insani özellikler atfederek ona karşı bir sempati beslememize olanak sağlıyor. Nitekim filmin fantastik unsurlarının en yoğun olduğu bölümün de bu ilk 20 dakikalık bölüm olduğunu söyleyebiliriz. Tabii bu süre zarfı içerisinde yalnızca Azrail’in bize sunduklarıyla yetinmiyor, üstüne üstlük Cici Can’ın içine düştüğü bu ütopik dünya tasvirine de daha yakından tanıklık ediyoruz.

Cici Can’ın ölümünden sonra dünyaya dönmesi ise Türk sinemasının kendi içerisindeki en özel anlardan birini temsil etmektedir. Çünkü an itibariyle yerli Casper karşımızdadır! Burada yapılan çekimlerin animasyonla birleştirilerek izleyiciye sunulduğunu söylemekte yarar var. Nitekim dönemin Türkiye şartlarını ele aldığımızda yapılması zor olan bu hadiseyi, reji ekibinin başarıyla kotardığı gözlenmektedir. Her ne kadar filmi günümüzde izlediğimizde, bahsi geçen sahnenin gülünç geleceği kaçınılmaz olsa da, animasyonla gerçeği birleştirmenin o dönem için ne denli başarılı bir iş olduğunu da atlamamak gerekir.

Filmin anlatımına geldiğimizde ise, ölümün bile yolundan döndüremediği inatçı bir gence rastlıyoruz. Esasen tüm bu fantastik mizah içerisinde, hikâyenin bize bahşettiği kompozisyon da bir o kadar doyurucu. Nitekim yalnızca gazetede gördüğü bir resim üzerine yollara düşen ve her ne olursa olsun amacından sapmayan bir karakterle karşı karşıyayız. Cici Can, bu yolculuğunda ölüp ölüp diriliyor; zindanlara düşüyor, eşkıyalarla savaşıyor ama asla amacından vazgeçmiyor! Bu bile aslında karakteri benimsememiz adına başlı başına bir sebep.

Cici Can’ın dünyaya dönüşü ve âşık olduğu kadının peşine düşüşüyle birlikte, filmin irtifa kaybettiği ise açık bir şekilde görülmektedir. Her ne kadar bu noktadan sonra gerçeküstü bir mizah sunulmuş olsa da senaryonun git gide kendi içindeki bağımsız hikâyelere yönelmesi; konu bütünlüğünü zedeleyen en önemli detay olarak öne çıkmaktadır. Bu da ister istemez filmin yer yer bayağı ve klişeleşen bir komediye dönmesine neden olmaktadır. Ek olarak filmin fantastik yoğunluğunun git gide azalması ve tamamen Cici Can’ın aşkının peşinden fütursuzca gitmesine odaklanması, filmi bir noktadan sonra güçlü yazılmış bir karakteri olan ancak sıradan ilerleyen bir romantik komediye dönüştürmektedir.

Her ne kadar hikâyenin başlangıçta vadettiği fantastik yapıyı tüm filme yayamadığı gibi olumsuz bir eleştiri getiriyor olsak da, Cici Can’ın her yönüyle damakta farklı bir tat bıraktığını da açıkça dile getirebiliriz. Bundaki en büyük payın karakterin yaratıcısı Bedri Koraman’a ait olduğu aşikâr. Ancak filmin özelinde en az onun kadar işlevsel olan bir diğer isimse, Cici Can’a hayat veren Göksel Arsoy. Onun her daim kandırılmaya meyilli, “vur ensesine al lokmasını” minvalinde hayatına devam eden bu saf gence hayat verişi an ve an tebessümü de beraberinde getiriyor. Böylelikle filmin ciddiyetten uzak tavrı da kayda değer bir husus olmaktan çıkıyor ve Cici Can’ın kendi içerisindeki kopukluklarını görmezden gelmemize olanak sağlıyor.

Film ile ilgili değinilmesi gereken konulardan biri de, başrolde yer alan ve güzelliği ile merak uyandıran Huri Zuhal. Kendisi bu film için özel olarak düzenlenen yarışmada birinci gelerek, filmde oynamaya hak kazanmış ve oyunculuğa adım atmıştır. Tabii düzenlenen bu yarışmaya henüz o dönem kimselerin tanımadığı Emel Sayın’ın katıldığını da söylemekte yarar var. Huri Zuhal, Emel Sayın’ın önünde birinci gelip Cici Can filminde güzelliği ile arzı endam etmiş olsa da onu maalesef daha sonlarında herhangi bir projede görme şerefine nail olamadık ve tek filmlik oyunculuk tecrübesiyle hafızlarımızın bir kenara kazıdık.

Cici Can, ismiyle dahi bir karikatür bombası olduğunun ipuçlarını veren, fantastik yapısıyla fark yaratan ve samimi mizahıyla iç ısıtan nevi şahsına münhasır bir film. Sinemamızdaki çizgi roman uyarlamaları içerisindeki en naif ve büyülü karakterlerden birini temsil eden Cici Can, bir yandan hiç görmediği sevgilisini bulmak için çıktığı yolda maceralarına ortak ederken bir yandan da yarı ruh-yarı insan olarak geri döndüğü dünyada başına gelenlerle güldürmeyi başarmaktadır. Azrail’in emekli olmak için gün saydığı, maaşına hiç zam gelmediği için şikâyet ettiği bu filmi hala izlemediyseniz; kendinize bir iyilik yapabilir ve ekranın başındaki yerinizi alabilirsiniz!

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir