Yeşilçam’ı Erotikler mi Bitirdi?

Bugünkü film üretim hacmini üçe, beşe katlayan yıllık film sayısıyla, işinin kompetanı olmuş yapımcı ve yönetmenleriyle her biri bir kaç yüz filmde oynamış oyuncularıyla Yeşilçam bir düştür, geriye anılardan başka bir iz bırakmadan kaybolmuş bir düştür hem de…

Bu kayboluşun nedenleri tartışılırken bir kaç günah keçisi bulup suçu onların üzerine yüklemek adettendir. Televizyon, yabancı filmler, bir de Erotik Film Furyası olmadan olmaz! Halbuki bu soruya cevap arayabilmek için birbiri içine geçmiş iki soruya, işporta işi olmayan, adamakıllı bilimsel cevaplar verebilmemiz gereklidir:

1) Türk Sineması 70’li yılların ortasında neden bunalıma girdi?

2) Erotik film furyası nasıl başladı ve Yeşilçam’ın çöküşünde nasıl bir rol oynadı?

Ütopyanın Doğuşu ve İflası

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye, nüfusunun kabaca yalnızca beşte biri şehirlerde yaşayan bir tarım ülkesidir. 50’li yıllara kadar bu nüfus yapısı korunur çünkü ülke, geniş halk yığınlarının şehre akın etmesini gerektirecek üretim araçlarından yoksundur. C.H.P. iktidarının son yıllarında ve 50’li yıllarda Demokrat Parti iktidarı ile başlayan süreçte temelleri atılan özel sektör hamlesi ile ilk defa köy-şehir nüfus oranlarında şehirden yana bir kıpırdanma olur. Üretimin artamaya başlaması ile köyler şehirlere akmaya başlar. 1960’a gelindiğinde artık nüfusun %30’dan fazlası şehirlerde yaşamaktadır. Bu noktada planlama devreye girer. Artık planlı kalkınma ile özel sektör iç talebe yönelik üretime cevap vermeye hazırlanır. Yalçın Küçük’ün Türkiye Üzerine Tezler’de bahsettiği gibi buzdolabı lüks iken demokrasi ihtiyaçtır. Kitlelere 1924 anayasasına göre daha geniş özgürlükler tanıyan 1961 anayasası ile siyaset de değişecektir. İşçilere ve memurlara sendika hakkı tanınır. Bu arada 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi 15 milletvekili ile meclise girmeye başarır. Ülkede sol siyaset güçlenirken İnönü’nün CHP’si de buna koşut olarak “Ortanın Solu”na geçer. 60’lı yılların sonuna doğru ısınan siyasi ve toplumsal olaylar karşısında çare demokrasiyi kısmak olarak görülür ve 12 Mart 1971 Muhtırası ile “hürriyet ilahının üstüne şal” örtülür. Bu aynı zamanda iç pazara yönelik üretim yapan sermayenin daha rekabetçi bir alan olan ihracata açılması için yapılan ilk hazırlık pasıdır. Darbe Demirel’e karşı yapılsa da kapatılan, ne hikmetse TİP ve Erbakan’ın MNP’si olur. (Daha sonra MNP’nin dava dosyası da gizemli (!) bir şekilde ortadan kaybolunca bu muhtıranın günah keçisinin sol kesim olduğu açık seçik oraya çıkar) Artık buzdolabı evlere girmeye başladığına göre demokrasi lüks hale gelmiştir! 1975 yılında şehir nüfusu %40’lara dayanmış durumdadır.

Şimdi bu noktada olay akışını durdurup bir tespit yapmak gerekiyor. Yeşilçam’ın en parlak olduğu dönemler özellikle 50 ve 60’lı yıllar olarak görülüyor. Bu devrenin baskın film türleri de melodramlar ve melo-komedilerdir. Melodramlar esas oğlan ve esas kızı bir araya getirmeye çalışan fimlerdir. Melodramların bir başka özelliği ise onun sınıf farklılığından yola çıkmasıdır. Melodram için sınıf ayrımı esas oğlan ile esas kızın bir araya gelmesini engelleyen bir sebep olarak var olur. Ama buna rağmen melodramların derdi sınıf farkı hakkında bir analiz yapmak veya çözüm önermek değil, aşktan bir sınıf atlama ütopyası üreterek bunu kitlelere sunmaktır. Yeşilçam’da bitmez tükenmez örneklerini izlediğimiz fakir erkek-zengin kız, zengin erkek-fakir kız hikayeleri, bu ütopyanın sunumudur. Yani şunu söylemek yanlış olmaz: Az gelişmiş ekonomilerde melodramlar kitlelerin afyonudur. İşte bu yüzden sanayileşmesine yeni yeni gaz veren ülkelerde gayet iyi iş yapar.

1970’lere gelindiğinde ise şehir nüfusu oranı neredeyse ikiye katlanmıştır. Göç olgusu, doğası gereği, plansız olduğundan dolayı bir furya halinde tezahür etmiş ve plansız şehirlerde gitgide daha çok insan akın ederek elektriksiz, susuz gecekondu mahallelerinde “istif edilmiş” durumdadır. Hayaller bitmiş, gerçeklerle yüzyüze gelinmiştir. Ütopya iflas etmiş, duvara toslanmıştır.

Yeşilçam’ın zora girdiği nokta da tam burasıdır. Yeşilçam’ın melodram devresi kapandıktan sonra 70’li yıllarda yeni bir ütopya imal edememiştir. Bunalımın temel nedeni budur. 50’li ve 60’lı yıllardaki hızlı üretime rağmen bir kurumsallaşma olmamıştır. Ülkede büyük film stüdyoları, gelişmiş laboratuvarlar yoktur. Örneğin Halit Refiğ’in “Adsız Cengaver” (1970) adlı filmindeki özel efektler İngiltere’de RANK stüdyolarında yapılmıştır. (1) B-film yapanların hali ise daha acıklıdır. 1980’lerde bile Çetin İnanç film şeridi üzerine iğne ile çizik atarak lazer efekti vermeye çalışmaktadır!

Öyleyse hemen sadede gelelim: Yeşilçam’ın bunalıma girmesini temel nedeni erotik filmler, televizyon,yabancı filmler veya terör değildir. Bunalımın kaynağı toplumsal ve ekonomik nedenlerden kaynaklanan Ütopya İflasıdır. Giderek daha şiddetli bir hayat kavgasına girmek üzere şehirlere akın eden ve kırsalda da eski düzeni bozulan insanlara söyleyecek şeyi, verecek heyecanı kalmamıştır Yeşilçam’ın…

Bu başlığı kapatmadan önce çöküşün yan nedenlerine kısaca göz atamak istiyorum. Erotik filmlerin Yeşilçam’ın çöküşüne ne derece etki ettiğine biraz sonra göz atacağız. Diğer etkenler şöyle sıralanabilir: 1970’li yıların ortasına doğru yaygınlaşan televizyon artık orta sınıfta yer alan her ailenin evine girdiği gibi alt gelir gruplarına doğru yayılmaktadır. Artık aileler akşamları evlerinden çıkamaya gerek duymadan filmleri ve eğlence programlarını takip edebilmektedir. Bu da eskinin aile eğlencesi olan sinemanın belini kıran etkenlerden biridir. Kitleler artık domestik bir seyir alışkanlığı edinince sinemanın pabucu bir miktar dama atılmıştır. 70’li yılların ortalarına doğru ülkede tırmanmaya başlayan siyasal gerilim ve bunların kavga dövüş ve silahlı çatışma olarak sokağa yansıması akşamları insanların evlerinden çıkıp sinemaya gitmesini zorlaştıran nedenlerden bir başkasıdır. Ayrıca ülkeye yeni girmeye başlayan her türden yabancı film, asimetrik bir rekabet ortamı oluşturmuştur ki Yeşilçam’ın buna göğüs gerebilecek kurumsallıktan ve teknik olanaklardan uzak olduğunu daha önce söylemiştik.

Erotik Film furyası

Bunalımın patlak verdiği 70’li yıllarda sinema çeşitli arayışlara girişiyor. Köy filmleri, sosyal gerçekçilik… Bir de işin B-film cephesi var: 60’lı yıllardan beri hep var olan düşük bütçeli yapımlar çeken avantür/fantastik film sektörümüz, ayakta kalabimek için 60’lı yılların sonundan itibaren filmlerdeki erotizm düzeyini biraz daha artırma gereği duyuyor. Önceleri belki bir gece kulübünde striptizci, belki de gazinoda dansöz olarak filmlere giren cinselliğin dozu biraz daha artıyor. 70’li yıllara gelindiğinde beki kısa bir sevişme sahnesine dönüşen bu olay 1974’ten sonra doz arttırarak erotik güldürülere, safkan erotik filmlere ve 1979 yıllarda ise hard porno’ya varıyor. Daha sonra doğal ömrünü tamamlayan furya, MC ve Demirel’in azınlık hükümetinin erotik filmler üzerine gitmesi ve sonrasında 12 Eylül darbesi ile tamamen ortadan kalkıyor. Sektör ortadan kalksa da tabi ki talep ortadan kalkmıyor, sadece müstehcen yayın, video ve 90’ı yıllarda da VCD/internet sektörüne kayarak mecra değiştiriyor.

Sinemamızın 1970’li yıllardaki yıllık üretimine baktığımızda Agah Özgüç’in verdiği rakamlara göre 1970, 1971 ve 1972 yıllarında sırasıyla yıllık 226, 265 ve 294 film yapıldığını görüyoruz. (2) Rakamlar pek krize işaret ediyor gibi görünmese de B-filmlerin bunlar içindeki oranı tehlikeli sinyali veriyor. Bu kadar çok film B-film bir noktada rekabete tutuşacak ve bunların pek çoğu “kırılacak”. Rekabet zorlu. Öne çıkmak gerek. Ayrıca yakın bir zamanda başlayacak olan yabancı film akını ile de boğuşmaları lazım. Yeni yöntemler bulup filmlere olan ilgiyi artırmak lazım. Erotik soslu yabancı filmler de gelmeye başlayınca aranan kan bulunmuş oluyor. Özellikle şehirlere yığılıp duvara toslayan erkek izleyicilerin bazı ihtiyaçlarını “sanal olarak” karşılamanın iyi bir fikir olacağı düşünülüyor. Çünkü talep bu yönde!

Yılmaz AtadenizYılmaz Atadeniz şöyle diyor:

“…Bir de Kadı Han (1976) var.. Başrolünü Behçet Nacar’ın oynadığı… Kadı Han, Beyoğlu Rüya sinemasında gösterime girdiğinde kapıda kuyruk olduğunu gördüm ve hem şaşırdım hem de sevindim. Merak edip sinemaya girdim ve seyircilerle birlikte filmi izlemeye başladım… O da ne? Bir sahnede adı Banu muydu neydi tam hatırlamıyorum genç bir kız Behçet’e sevişiyor. Sevişme ki ne sevişme… Ama ben böyle bir sahne çekmemiştim… Behçet’e sordum… “Biz çektik” dedi, “film daha çok ilgi görsün diye…” Benden habersiz çekip eklemişler araya…Oluyordu böyle şeyler… Bu sahneyi duyan gidiyor filme… Bir giden ikinci defa gidiyor filme…” (3)

Özellikle erotik İtalyan güldürüleri bizimkileri baya etkiliyor. Zaten ana akım sinemada yer alan Ülkü Erakalın, Semih Evin, çetin İnanç, Yavuz Figenli ve Yılmaz Atadeniz erotik filmler çekmeye başlıyor. Ayrıca Naki Yurter gibi furya sırasında ortaya çıkan yönetmenler de işin dozunun kaçması konusunda oldukça emek sarfediyor. Cem Yılmaz’ın G.O.R.A filmindeki Erşan Kuneri tiplemesinin (“Mavi donunu kendi getirecek”) hep Naki Yurter olduğunu düşünürüm. (Naki Yurter daha sonra filmleri yüzünden hapis yatacaktır)

https://www.youtube.com/watch?v=jL5NEUpQ-Qo

İşin bir de oyuncu cephesi vardır: Yeşilçamın bunalıma girdiği yıllarda erotik filmler, işsiz kalmamak için bir yol oluyor. Kimi oyuncular aç kalmamak için erotik filmlerde oynarken kimi oyuncular da oldukça uzun bir süre için sinemayı bırakmak zorunda kalıyor.

Arzu Okay, Feri Cansel, Mine Mutlu, Aydemir Akbaş, Behçet Nacar, Ünsal Emre, Ali Poyrazoğlu ve Bülent Kayabaş gibi profesyonel yardımcı oyuncular bu filmler sayesinde başrole tırmanırlar. Ayrıca Zerrin Egeliler, Sermet Serdengeçti, Zerrin Doğan ve Dilber Ay gibi furya oyuncuları da ortaya çıkar.

Arzu Okay o günleri şöyle anlatır:

“Erotik filmler sayesinde param vardı, Allah razı olsun onlardan. 80 küsur diğer filmlerimden hiç para kazanamamıştım. Ciddi ciddi aç kaldım. Yoksa zevkine mi gideceğim, oynayacağım erotik filmlerde.” (4)

Kimi değerli oyuncular erotik filmlerde oynamamak için sinemaya ara verirken (vaya bırakırken) kimi oyuncular da  ekmek parası için mecburen bu filmlerde oynayarak ömür boyu taşıyacağı bir yükün altına girdi. Erotik filmler furyasında odukça aktif olan çoğu oyuncu 1978 ve 1979’dan sonra işlerin çığırından çıkması ile sinemayı bıraktı. Arzu Okay ve Mine Mutlu gibi oyuncular buna örnek olarak verilebilir.

Erotik Sinema Neydi?

Erotik sinema deyince işin içine hemen önyargılar giriyor. Bu filmlerin Yeşilçam’ı bitirdiğinden dem vuruluyor. Bunun düpedüz ahlaksız bir olay olduğu vurgulanıyor. Bana göre erotik sinema 1974-1979 arasında meydana gelen tarihsel bir olgudur. Yeryüzündeki her şey gibi hem iyi yanları hem de kötü yanları vardır. Bunu bu şekilde görmek gerekir. Yeşilçam’ın ölmesinde ana neden olduğunu iddia etmek bizi hiçbir yere götürmez. Ama bunun yerine zaten paradigma değişimine ayak uyduramadığı için bunalıma girmiş olan sinemamızın televizyon ve sosyal huzursuzluk yüzünden azalmış olan seyirci sayısını iyiden iyiye düşürdüğünü kabul edersek bu bizi bir noktaya getirir. Bu filmleri çeviren yönetmen, yapımcı ve filmlerde oynayan oyunculara “pornocu” diye saldırmadan önce (ki bunu yapanların çoğu erotizm ile pornoyu birbirinden ayırt etmekten acizdir) o yıllardaki koşulları gözden geçirirsek bu bizi bir noktaya getirir. Bu filmleri ne övmeden ne yermeden onların içindeki aptal iyimserlikten zevk alabilmek bizi bir noktaya getirir. Çoğunlukla kaba bir erkek fantazya dünyasının ürünü olsalar da (ki bu onların “ahlaksız” olmasından daha ciddi bir sorundur bence) bu filmlerin sinemamızdaki bazı tabuların yıkılması konusunda olumlu rol oynadığını kabul etmek bizi bir noktaya getirir.

Son sözü Behçet Nacar’a bırakalım:

“…TV’de diziler çoğaldı. Sinemalar kapandı, çoğu yıkıldı han oldu. Şimdi televizyondaki filmler bile bizim filmlerden kötü… O zaman “Sinemayı, erotik filmler öldürdü” dediler, oysa sinema çoktan ölmüştü. Bizim sayemizde sektöre hiç olmazsa para giriyor, insanların karnı doyuyordu.” (5)


(1) Fantastik Türk Sineması, Sf. 27, Scognamillo-Demirhan, 1999, Kabalcı Yayınevi

(2) Erotik Türk Sineması, Sf. 141, Scognamillo-Demirhan, 2000, Kabalcı Yayınevi

(3) Erotik Türk Sineması, Sf. 248, Scognamillo-Demirhan, 2000, Kabalcı Yayınevi

(4) http://www.milliyet.com.tr/-ciddi-ciddi-ac-kaldim-yoksa/pazar/haberdetay/21.07.2013/1739457/default.htm

(5) http://candundar.com.tr/_v3/index.php#!%23Did=2698 

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

4 Yorumlar

  1. Yıllar önce bu konuda bir makale yazmıştım, belki bir katkısı olur diyerek belirtmek istedim:

    https://kebikecdergi.files.wordpress.com/2012/07/14_yakin.pdf

    ya da açılmaz ise

    https://www.academia.edu/20310041/Malum_D%C3%B6nem_Filmleri

    Saygılarımla…

  2. Makale için teşekkürler.

  3. güzel bir yazı olmuş.

  4. Ya olum bayildim bu siteye, muthissiniz ya, her yazinizi okurken kendimden geciyorum, daha yeni buldum burayi rastlanti eseri, keske daha once denk gelseydim, acayip iyisiniz. :D

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir