Yeşilçam Harikaları: Yılmaz Atadeniz’in Tarihi Avantürleri!

Yılmaz Atadeniz, isminin montajcı olarak jeneriğe yazıldığı ilk filmden beri (Tarzan İstanbul’da-1952) sinemanın içindedir. Öncelikle erken yaşta aramızdan ayrılan ağabeyi Orhan Atadeniz’in öğrencisidir. Daha sonra Faruk Kenç, Sırrı Gültekin ve Atıf Yılmaz gibi yönetmenlerin asistanlığını yaparak piştikten sonra yönetmenliğe başlayarak kendi yoluna gidecektir. Bir takım arayışlardan sonra B-sınıfı, küçük bütçeli avantür ve fantastik filmlerde karar kılar. B-film çekmek demek sürekli piyasanın nabzını tutarak, piyasadaki eğilimlere göre hızlıca yön değiştirerek ilerlemek demektir. Yılmaz Atadeniz bunu çok iyi yapar. Hatta bazen eğilimlere uyan adam olma rolünü aşıp eğilim belirleyen kişi olma noktasına gelir. Avantür filmlerden maskeli süper kahramanlara, erotik avantürlere, sinemanın krize girdiği günlerde tadını kaçırmadan erotik filmlere, video döneminde Müslüm Gürses’li ve Kibariye’li filmlere atlayarak 80’li yılların sonuna kadar ayakta kalır.

Tarihi filmler her dönemde ilgi kaynağı olur ve iş yapar. Ayrıca avantür ve fantastik sinemayla olan sıkı bağları onu hep gişeye yaklaştırır.

Yılmaz Atadeniz’in filmlerine bakıldığında tarihi filmlerin çok yer tutmadığı görülür. Atadeniz’in TV filmleri ve dizileri haricinde çektiği 94 film içinde sadece 10 filmin tarihi macera filmi olduğu görülür. Oran %10,6’dır. Hepsinden önemlisi diğer türlerde çekilmiş filmler incelendiğinde belli dönemlerde yoğunlaşma gözlenirken tarihi avantürlerde böyle bir şeyden bahsedilemez. Yıllara göre incelediğimizde 1966 yılında iç içe çekilmiş 2 film, 1968-1970 aralığında 4 film, 1975-1976 aralığında 2 film ve son olarak 1982 yılında 2 film.

Peki tarihi avantürlerin gişe ile olan bağlantısı tartışılmaz olduğu halde Atadeniz gibi piyasadaki eğilimleri iyi takip eden bir yönetmenin bu kadar az ve seyrek tarihi avantür çekmesinin sebebi ne olabilir? Bu sorunun cevabı “bütçe” sözcüğünde saklı olmalı. Çünkü tarihi film demek her şeyden önce, meydan savaşları, kalabalık çatışmalar, kuşatmalar, atlar, silahlar, pahalı kostümler,  dekorlar ve tarihi mekanlar demek. Düşük bütçe ile çalışan bir yönetmenin masraflı bir yapımın riskini alması çok zor.

Filmlerin geçtiği dönemlere baktığımızda 3 filmin (Yedi Dağın Aslanı, Aslanların Dönüşü, Kadı Han) Anadolu Selçuklu devletinin yıkılışından sonraki Anadolu Beylikleri döneminden Osmanlı ilerleyişinin Bizans’ı İstanbul’a hapsedildiği döneme kadar olan devrede geçtiği görülüyor. 2 film (Turhanoğlu, Son Akın) Osmanlı’nın yükseliş devrinde, 1 film (Kanije Kalesi) duraklama devrinde, 3 film (Kafkas Kartalı, Çakırcalı Mehmet Efe, Yemen’de Bir Avuç Türk) yıkılış devrinde geçiyor. Sadece 1 film (Ebu Müslim Horasani) 8. yüzyılda ve Osmanlı sınırları dışında kalan bir coğrafyada geçiyor.

Doğal olarak 10 filmin 9’unda milliyetçi ve hamasi bir dil kullanılıyor. “Biz” ve “onlar” ayrımı keskin bir biçimde ortaya konulurken “biz” algısı kahramanlık, yiğitlik, güç ve dürüstlük ile ilişkilendiriliyor. “Onlar” algısı ise tüm bu kavramların tersi ile betimleniyor. “Biz” eril bir kavram olurken “onlar” dişil olarak sergileniyor. Onlar ile olan temas, savaş dışında tabi, eril olan “biz”in dişil olan “onlar”ın gönlünü çalması ile gerçekleşiyor. Ayrıca kahramanlar, içkiye ve kadına yüz çevirmemiş kişiler olarak anlatılıyor. Her handa mutlaka bir sevgilileri oluyor. Bu konuda ipin ucu Yavuz Figenli kadar kaçırılmasa da iş bazen erotizme (Kadı Han) dayanabiliyor.

Bir de Cüneyt Arkın konusu var. Türk Sinemasının en büyük oyuncularından biri olmasının yanı sıra tarihi ve avantür filmlerin açık ara en iyi oyuncusu olan Cüneyt Arkın ve Yılmaz Atadeniz’in yolları ne yazık ki çok az kesişmiş. Cüneyt Arkın’ın henüz kemale ermediği dönemlerde çekilmiş olan Acı İntikam (1968) ve Yüzbaşı Kemal adlı iç içe çekilmiş iki filmde bir araya gelen Arkın ve Atadeniz bir daha ancak 1981 yılında Kader Arkadaşı filmi için bir araya gelecek ve bu buluşma 1982 yılında çekilen Kanije Kalesi ve Son Akın ile bitecekti. 1992 yılındaki polis dizisi de ikilinin sinema dışında bir araya geldiği bir başka mecra olacaktı. Kuşkusuz Arkın ve Atadeniz 70’li yıllarda daha sık film çevirebilse, Cüneyt Arkın usta bir oyuncu olarak Atadeniz’in tarihi avantürlerindeki dövüş sahnelerindeki standartları olumlu yönde etkileyebilirdi.

Bu genel değerlendirmelerden sonra Yılmaz Atadeniz’in çevirdiği 10 tarihi avantür filme(1) ve 1 diziye göz atalım:

Yedi Dağın Arslanı (1966)

İki Yılmaz’ın, Yılmaz Atadeniz ve Yılmaz Güney ortaklığının en nadide parçalarından olan Yedi Dağın Arslanı, ailesi İznik Tekfuru Mihaylo tarafından öldürülen Gökçen’in (Yılmaz Güney) intikam hikayesini anlatıyor.

Gökçen’in beraber büyüdüğü Alangu (Nebahat Çehre), yolda onlara katılan Bunçuk (Erol Taş), Yamtar (Kadir Savun), Albız veya Albir (Danyal Topatan) ve Panter (Faruk Panter) intikamını alırken Gökçen’e yardımcı olmaya çalışıyor. Bütün bu isimler yetmediyse kadroda Cahit Irgat, Tuncer Necmioğlu ve Sevda Ferdağ’ın olduğunu ekleyelim. Bu film hem Atadeniz için tarihi avantürlere iyi bir başlangıç oluyor, hem ileride çekeceği Maskeli Beşler serisine esin veriyor, hem de Yılmaz Güney-Nebahat Çehre aşkının doğuşuna vesile oluyor.

Arslanların Dönüşü (1966)

Yedi Dağın Arslanı filminin devamı olan bu film zaten onunla iç içe çekilmiş. Bu yüzden kadronun aynı olduğunu belirtmeye gerek yok. İlk filmde yarım kalan intikam hikayesine kaldığı yerden devam eden altı kafadar, sınır boyundaki Türk köylerini İznik Tekfuru’na karşı örgütleyerek bitirici darbeyi vurmaya çalışıyor.

İlk film kadar iyi olmasa da serinin devamı olarak ilgiyi hak ediyor. Her iki filmin de internette dolaşan kopyaları, bazen oyuncunun mimiklerini seçmeye engel olacak kadar kötü.

Kafkas Kartalı (1968)

Hakkında internet kaynaklarında en çok çelişkili bilgiye sahip olan Atadeniz filmi bu olsa gerek. Öncelikle film bazı kaynaklarda Melih Gülgen filmi, bazılarında da Yılmaz Atadeniz/Melih Gülgen filmi olarak geçiyor ama jenerikte sadece Atadeniz’in ismi yönetmen olarak yazılmış. Film çoğu kaynakta 1968 yapımı olarak gözükse de gösterim yılı 1973 olarak görünüyor.(2) 1970 yılında Osman Seden’in yönettiği, yaklaşık olarak aynı hikayeyi anlatan ve başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı bir film daha var: Osmanlı Kartalı… Gel de çık işin içinden!

Yapımcılığını Turgut Demirağ’ın yaptığı Kafkas Kartalı’nın başrollerini Fikret Hakan ve Fatma Girik oynamış. Ayrıca oyuncu kadrosunda Yıldırım Gencer, Esen Püsküllü, Turgut Özatay, Reha Yurdakul, Sami Hazinses gibi önemli isimler de var.

Kafkas halklarının özgürlük mücadelesinin sembolü olan Şeyh Şamil’in emrinde çarpışan Kafkas Kartalı isimli zorro tipi maskeli kahramanın General Boris (Turgut Özatay) ve Prens Orlov’a (Yıldırım Gencer) karşı mücadelelerini anlatan film kamera tekniğiyle dikkati çekiyor. Bir başka önemli husus da Rus askerlerinin üniformalarının biraz alışılmışın dışında olması. Biraz araştırınca bu bereli üniformaların o yıllarda gönüllülerden oluşan Rus birliklerince kullanıldığı anlaşılabiliyor.

Ebu Müslim Horasani (Eba Müslim-i Horasani) (1969)

Emevi devletinin yıkılışında büyük payı olan Ebu Müslim-i Horasanı’nin (Tamer Yiğit) Nasr-i Bin Seyyar’a (Danyal Topatan) karşı mücadelesini anlatan bu film büyük ölçüde Türk-Bizans çekişmesini anlatan ve düşman kalesinin zapt edilmesiyle sonuçlanan klasik tarihi avantürleri çok benzer.

Tamer Yiğit’in istim üzerinde dolduğu bir dönemde çekilmiş olan Ebu Müslim Horasani’nin maalesef orijinalinden oldukça kısa olan kötü bir versiyonunu izleyebiliyoruz.

Çakırcalı Mehmet Efe (1969)

Atadeniz’in,  Maskeli Beşler (1968) ve Maskeli Beşler’in Dönüşü (1968) gibi Arzu Film için çektiği  bir film olan Çakırcalı Mehmet Efe, Tanzimat sonrası toprak, vergi ve askerlik sisteminin değişmesi sonucu ortaya çıkan rahatsızlıklardan dolayı Aydın, Ödemiş, Nazilli ve Karacasu dolaylarında dağda faaliyet göstermiş olan Çakıcı Mehmet Efe’nin öyküsünü anlatıyor. Başrollerini Kartal Tibet ve Hülya Darcan’ın paylaştığı filmde Aliye Rona, Danyal Topatan, Atilla Ergün, Yılmaz Köksal, Süleyman Turan, Reha Yurdakul ve Mehmet Ali Akpınar gibi geniş bir yardımcı oyuncu kadrosu yer alıyor.

Babası da kendi gibi efe olan ve düze indiği sırada zaptiyeler tarafından öldürülen Çakırcalı’nın Zaptiye Hasan Çavuş’tan intikam alma öyküsünü konu alan film, otorite karşıtı ve halkçı olan diliyle öne çıkıyor. Atadeniz’in diğer filmleriyle kıyaslandığında Kartal Tibet gibi bir yıldızla daha geniş yapım olanaklarını kullanma fırsatı bulduğu Çakırcalı Mehmet Efe, Atadeniz’in en dikkat çekici tarihi yapımlarından biri oluyor.

Yemen’de Bir Avuç Türk (1970)

Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru Suriye, Yemen ve Irak cephelerinde ölüm kalım savaşı veren Osmanlı birliklerini anlatan bu film geniş kadrosuyla ilgi çekicidir. Filmin Kahramanı olan Yüzbaşı Murat (Fikret Hakan) Fahrettin Paşa’nın (Mümtaz Ener) komutası altındaki subaylar içinde en gözü pek olanıdır. İngiliz Ajanı Lawrence (Atilla Ergün), Arap Şeyhi (Danyal Topatan) ve Prens Abutay’ın (Kazım Kartal) çevirdiği oyunlara karşı duran Murat, sağ kolu Çavuş (Kadir Savun) ve İstanbul’dan yeni gönderilen iki genç subayla birlikte (Serdar Gökhan ve Kadir İnanır) Arap birliklerine karşı durmaktadır.

Senaryodaki bir sürü mantık hatasına rağmen hızlı bir tarihi aksiyon olmayı başaran filmi fazla uçuk finali gölgeliyor. Ama gene de başarılı bir film olarak kabul edilebilir. Bir de şu var: Kadir Savun’un oynadığı hiçbir film kötü olmaz!

Turhanoğlu/Çal Hasan (1975)

Kanuni devrinde Endülüslü müslümanları tahliye etmek için görevlendirilen uçbeyi Turhanoğlu Çal Hasan (Serdar Gökhan) ve Bal Murat’ın (Kadir Savun) İspanyollar’a karşı verdiği mücadelenin anlatıldığı bu film, deniz yolculuğu sahnelerinin yetersizliği ile Atadeniz’in tarihi filmleri içinde en zayıf olanlarından biridir.

İnternette dolaşan versiyonunun da orijinalinden 16 dakika kısa olduğunu belirtelim.

Kadı Han (1976)

Osman Gazi döneminde Bizans’a ve diğer Türk beyliklerine karşı savaşan uç beyi Kadı Han’ın maceralarını anlatan filmin başrollerinde Behçet Nacar ve Zühal Ardahan var. Tarihi avantürlerin beylik klişelerinin tekrarlandığı filmde rolüne çok iyi oturan Behçet Nacar ve Yeşim Yükselen öne çıkıyor. Bunun dışında kötü dekorlar, kötü silahlar ve 20-30 atlıyla cılız akınlar görebileceğimiz film, dar bütçeden kaynaklanan bütün defolarını cömertçe sergiliyor.

Yılmaz Atadeniz’in iddiasına göre kendinden habersiz olarak filme eklenen erotik sahneler (ki bunların Behçet Nacar’ın başının altından çıktığını söylüyor) sayesinde oldukça iyi iş yapmış.

Kanije Kalesi (1982)

Namık Kemal Yiğittürk’ün eserinden Turgut Özakman’ın senaryosu ile sinemaya uyarlanan film, genelde tarihi filmlerde başarısız olan Yılmaz Atadeniz’in düzgün bir senaryo ve göreceli olarak daha geniş bir bütçe ile çalışınca nasıl harikalar yapabileceğinin ispatı olan bir kale savunması başyapıtı.  Savunma dediysek, handa düşman askerleriyle dövüşmek ve handaki kız yok demedik.

Cüneyt Arkın’ın şiir gibi dövüş koreografisi, rolüne çok iyi oturmuş Yavuz Selekman, Melike Zobu ve Lütfi Seyfullah… Yalnız Atadeniz’in en iyi tarihi avantürü değil aynı zamanda Türk Sinemasındaki tarihi avantürler içinde en iyilerinden biri.

Son Akın (1982)

Bir çiftlikte annesi ile birlikte yanaşma olarak yaşayan Murat’ın çiftlik sahibinin kızına aşık olması ile işlerin karışmasını ve çiftlikten ayrılan Murat’ın (Berhan Şimşek) akıncılara katılmasının ve yıllarca önce öldüğünü sandığı babası akıncı beyi Mehmet’i (Koca Memil-Cüneyt Arkın) bulmasının hikayesi.

Bekir Büyükarkın’ın aynı adlı eserinden Turgut Özakman’ın senaryosu ile filme aktarılan Son Akın, ne yalan söyleyeyim Kanije Kalesi gibi bir filmle kıyaslandığında oldukça sönük kalıyor. Filmin temposundaki tökezlemeler ve hikayedeki zorlamalar bolca kopukluk hissi uyandırıyor.

Deli Balta (Dizi-1993)

Özel kanalların mantar gibi çoğalıp yeni açılan kanalların kendi meşrebince bir şeyler yapmaya uğraştığı bir devrede İfpaş Yapım, TGRT için Deli Balta dizisini çekiyordu. Gürbüz Azak’ın çizgi roman kahramanı olan Deli Balta’yı TV ekranlarına taşıyan dizinin ilk 7 bölümünü Tolgay Ziyal çekmişti. 8. bölümden itibaren yönetmen koltuğuna oturan Atadeniz diziyi sonuna kadar (17. bölüm) götürecekti. Deli Balta’yı Gürcan Sarısoy canlandırırken Behçet Nacar, Bilal İnci, Kazım Kartal, Yavuz Selekman, Sümer Tilmaç, Atilla Ergün, Nuri Alço, Osman Cavcı, Süheyl Eğriboz, Kudret Karadağ ve Çetin Başaran gibi bir sürü kıdemli oyuncu da zaman zaman dizide yer aldı.

Osmanlı’ya bağlı olan balkan devletlerinde müslümanlara eziyet eden zalim yöneticilerle mücadele eden Deli Balta, kılıcıyla olduğu kadar fönlü saçlarıyla da ortalığı kasıp kavuruyordu. Deniz yolculuklarının bolluğu ile de ilginç bir tarihi dizi idi.

(1) Maskeli Beşler, Zorro serisi ve Ringo Vadiler Aslanı gibi filmler western ve maskeli kahraman türlerine girdiği için tarihi avantür olarak değerlendirilmemiştir. Atadeniz’in TGRT için için çektiği Veliler Serdarı Hasan-ı Basri Hz. (1999) ise açıkça bir evliya filmi olduğu için tarihi avantür kapsamı dışında tutulmuştur.

(2) Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü, Agah Özgüç, Sf:22, Afa Yayınları, 1994 adlı kaynakta filmin 1968 yapımı olduğu belirtiliyor.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir