Yönetmen Adaylarına Tavsiyeler: Hedef Gişe mi? Festival mi?

Başlığa bakıp da bu kapışmadan kim galip gelir diye çıkarımlarda hiç bulunmayın ya da hangisini seçmeliyim diye. Çünkü bu savaşın bir galibi olmayacak ve cevap hiçbiri!

Öteki Sinema için yazan: Kerem Topuz

Her zaman söylediğim gibi; elinde hesap makinesiyle satılacak bilet hesapları yapanların yarattığı, hayal kırığı filmlerle, gidilecek festival ve alınacak ödül hesapları yapanların hayal kırığı filmleri arasında ahlaksal ve sanatsal açıdan hiçbir fark yoktur. Hele ki ben hesap makinesiyle hesap yapanları daha onurlu bulurum. Çünkü yaptığını gizleyecek, bir kılıfa sokacak, türlü şekillere girip olduğundan farklı hallere bürünmek gibi dertleri olmadığından -en azından- daha dürüst davrandıklarını düşünürüm. Bu yine de yapılan işlerin feciliğini ve izleyiciyi salonlara çekmek için yapılan türlü terbiyesizliği elbette örtmez ama yüksek sanatsal ve estetik değerlerin peşinde görüntüsü verip bir yerlere yaranmak veya klübe dahil olmak için çırpınanların sahteciliğinden de bin kat daha haysiyetli bir tavır olarak görürüm. Çünkü bu yönelim -yaranma olgusu-, beraberinde türlü cambazlıkları, lobicilik peşinde olmayı, jüri kafalamayı, manipülasyon yapmayı gerektirir. Çünkü elinizde sanatsal açıdan değersiz bir şey varsa ama siz derinlikli olma iddiasıyla yola çıkmışsanız, bu beceriksizliğinize çeşitli kılıflar uydurmak zorunda kalırsınız. Bunun için çeteler oluşturur, sahip olduğunuz networkün imkanlarını kullanarak güdümlediğiniz bir algı yaratmaya kalkarsınız. Zaten, kendi fikri olmayan kitleyi de peşinize katıp yaptığınız şeyin çok da ‘menem bir halt’ olduğuna bir şekilde ikna edersiniz ya da ikna olmuş gibi davranmalarını sağlarsınız. Her iki sonuçta da hayal kırığı filmler ve değersiz, ciddiye alınmayan, zavallı bir sinema yaratırsınız. Bu ülkenin sinemasının en büyük sorunu işte budur. Bir tarafta belli türlere hapsolmuş para tuzağı beceriksiz işler diğer tarafta sözüm ona sanatsal kaygılarla yapılmış rezil işler.

“O kadar da abartma arada hiç mi iyi şeyler yok?” derseniz,

“Evet, biraz abartıyorum” derim. “Arada iyi şeyler elbette var ancak resmin genel görüntüsünü vermek için istisnaları ayırarak bir manzara ortaya koymak zorundayım.”

Buradan hareketle, her iki kesim için de gördüğüm en büyük sorunu “gramer” sorunu olarak nitelendiriyorum. Dünyada sinema, nasıl ki kabul görmüş genel ölçekler üzerinden yarattığı etkiyi test edip onaylamışsa ve ana akım sinema bu tercih edilen gramer üzerinden hikayeler anlatma yolunu seçmişse neden bizde hala en iyi bilmemiz gereken bu dili ” chicken translate” seviyesinde yapmaya çalışıyoruz.

Sinema ölçeklerle anlam yaratma ve görüntülerle hikaye anlatma sanatı değil midir? Bizde hikaye mi yok, anlam mı yok? Ölçek mi yok, kadraj mı yok? Hepsi varsa uygulamada mı bir sıkıntı var?

Sanırım bizdeki sorun; güzel konuşma yarışmasında, cümle dahi kuramayanların çok güzel konuştu sanılması sorunudur. Yabancı bir dili yeni öğrenenlere bak ne güzel konuşuyorsun işte! denilmesidir.

Bir diğer önemli sorun da hedefsizlik ve taklitçilik sorunu olabilir.

Hedefsizlik; film yapan kişinin yapmak istediği film ile ilgili neyi hedeflediğini net olarak bilememesi sorunudur. Tabuları yıkmak bir hedeftir, söylenilmeyeni söylemek, farklı bir teknik denemek bir hedeftir, toplumsal veya bireysel bir soruna değinmek bir hedeftir, hepsinin dışında sadece yapmak istediğini yapmak da bir hedeftir. Bakın amaçtır demiyorum, hedeftir diyorum. Çünkü amacınız bunları yapmak ama hedefiniz filanca festivaline katılmak veyahut bilmem nereden ödül almaksa, siz amacınızı ezip hedefinize odaklanıyorsunuz anlamına gelir. O yüzden de beklentiyi karşılamak, istenileni yapmak zorunda kalırsınız. Kendi yapmak istediğinizi değil!

Ne yazık ki hedefler, önünüze iyi hazırlanmış birer kariyer planı olarak dayatılırsa, önceden çizilmiş ve sınırları belirlenmiş bir yol haritası şeklinde sunulursa duvara toslayan bir arabadan farkınız da olmaz ve fena çuvallarsınız. Nitekim, bizde olan budur. Bir film çekip çok para kazanmak ya da herhangi bir festivalden ödül almak bana göre hedef değildir, olmamalıdır! İşte bizdeki gibi hedefe bu beklentiler konulunca, ortaya çıkan iş ne yazık ki şekildeki gibidir. (Şekil yok ama sizin aklınıza bir çok şekil (film) geldi gibi..)

İyi düşünürseniz, bu şartlandırılmış ve yanıltıcı hedeflerin, gerçekten yapmak istediklerinizden giderek uzaklaştıran, zorunluluklar haline dönüştüğünü anlayabilirsiniz. Yaptığınız işle para kazanmak ya da başarınızın ödüllendirilmesi kötü şeyler değildir. Yeter ki siz onları hedeflemeyin, iyi şeyler yapın ki onlar size bir şekilde gelsin.

Başarı yakaladığını sandığınız filmlerin kötü taklitlerini hatta iyi taklitlerini yaparak başarı devşireceğinizi sanmak da hedefsizliğin bir uzantısı olarak, sinema için oldukça onursuz bir davranıştır. Bizim sinemamız bu yüzden “onursuz” bir sinemaya dönüşmüştür.

Bu laf çok ağır oldu galiba?  Düzeltiyorum. Bizim sinemamız “kılavuzu karga olanların burnunu b.ktan çıkaramadığı” bir sinemaya dönüşmüştür! Sonuçta, sinemamız ağırlıklı olarak, belli bir tarzı, belli bir dili, belli bir anlayışı, ısrarla destekleyen, arka çıkan, sırt sıvazlayan, şakşaklayanların ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu aynı b.kun varyasyonlarından ibarettir.

Çünkü, doğru kelimeleri seçemeyen, doğru cümleleri kuramayan bir anlatı, izleyicisi için bir anlam yaratamazken, ilerisi için hatta bugün için ne vaad edebilir ki? Neden ısrarla eser sahibi dışında hiç kimse için bir değeri olmayan bu sentetik formun peşinde, yanında, etrafında taklalar atmakla meşgulsünüz? Cevabı isterseniz ben vereyim; “çünkü başka çareniz yok da ondan.” Havuç, beklenti ve genel algı allanıp pullanıp belli bir yönde koşullandırılıyorsa, size de bile bile bu tuzağın içine hapsolmak kalıyor. Artık bu noktadan sonra da kimseye “Neden böyle yapıyorsunuz?” diyemeyiz.

Sistem ona göre inşa edilmişse, kimseden ağzıyla kuş tutmasını bekleyemeyiz. Peşine takınılan film üretimi, hedefleri ve beklentileri noktasında bir uyanma yaşayamazsak, aynı değirmenin suyundan içmeye, aynı kargaları klavuz edinmeye devam ederiz.

Ben size başka bir şey söylüyorum. Kimseye yaranmak, çok değerli fikirlerini almak, peşine takılmak, aynı yoldan yürümek zorunda değilsiniz.

Unutmayın mutlaka başka bir yol vardır ve yol bilen kervana katılmaz! 

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir