Young Frankenstein (1974)

İyi bir Mel Brooks – Gene Wilder filmi, eğer yalnız ve bunalımda iseniz, sıkıcı hayatınıza anlam katacak nadir hazinelerden biridir.

Brooks’un kıvrak zekası ile Wilder’ın çok az aktöre bahşedilmiş içten ve doğal oyunculuğu her gün karşılaşabileceğimiz birlikteliklerden değil kesinlikle. Buna rağmen 1970’lerde dünyayı kasıp kavuran Brooks ve Wilder filmleri, bugün büyük ölçüde unutulan “öteki”ler arasında anılmaya mahkum kalmış.  İkilinin dünyaya armağan ettiği üç filmden en ünlüsü Young Frankenstein, herkesin IMDB’de ya da Rotten Tomatoes’da rastgeldiği ancak seyredeninin çok az olduğu o  bahtsız “öteki” filmlerden.  İlk dakikasından itibaren seyircisini alıp götürmeyi başaran bu kendine has Frankenstein parodisi, Amerikan sinema tarihinin en başarılı komedilerinden biri sayılmasının yanında, meraklısı için pek çok ilginç detay da barındırıyor.

Frederick Frankenstein, Amerika’da nöroloji alanında çalışmalar yapan genç ve azimli bir doktordur. Mesleğine ve pozitivizme aşık Frederick’in hayattaki en büyük trajedisi, ölülerle yaptığı deneyler yüzünden büyük ve kötü bir şöhrete sahip Baron Frankenstein’ın torunu olmasıdır. Büyük dedesinin çalışmalarını biilimdışı gören ve bu çalışmalarla ilgili tüm bağlarını koparmak isteyen doktorun hayatı, Avrupa’dan gelen egzantrik bir avukatın kendisini görmesiyle baştan aşağı değişecektir. Avukatın bilgilendirdiği üzere, Frederick’e büyük dedesinin şatosu miras kalmıştır ve acilen anavatanı Transilvanya’ya gitmesi gerekmektedir.  Aile mirasını ziyarete giden Frederick, Frankenstein’ın şatosunda uçarı kambur Igor ve güzel asistan Inga ile tanışır. Frederick, Igor ve Inga; kısa zamanda Baron Frankenstein’ın gizli çalışmalarına ulaşacak ve tarihin en ünlü deli biliminsanının deneyini yinelemeye çalışacaklardır.

Young Frankenstein, öncülü ve ilham kaynağı Universal Stüdyoları’nın 1930’lardaki Frankenstein’ın Canavarı filmlerine atıfla siyah beyaz çekiliyor ve tamamen eski üsul bir jenerikle seyircisine merhaba diyor. Gerek Frankenstein’ın şatosu gerekse civar kasabanın dekor çalışmasıyla da iyi bir performans gösteren film, kesinlikle atmosferik olarak tam notu hak etmekte. Oyunculuklar ise filmin en az atmosferi kadar sağlam bir diğer dayanağı; zira Gene Wilder, Teri Garr ve Igor rolü ile Marty Feldman çok sıcak ve eğlenceli bir üçlü oluşturmuş. Özellikle otuz beş senenin ardından orjinalliğini doğal olarak yitirmiş bazı espriler, Marty Feldman’ın performansı ile hala seyirciyi gülümsetebiliyor. Bunun dışında Müfettiş Kemp rolündeki Kenneth Mars (Kendisini Brooks’un The Producers’ında Hitler aşığı senarist Franz Liebkind olarak tanımıştık) ve sakar meczup tiplemesi ile Gene Hackman (Evet, bildiğimiz sevdiğimiz Hackman) Young Frankenstein’ın diğer hoş sürprizlerinden. Meşhur canavarımızı ise usta aktör Peter Boyle canlandırıyor. Karakter oyunculuğuna aç seyirciler için Young Frankenstein kesinlikle doğru adres.

Bütün bu özelliklerinin yanında Young Frankenstein’ın kafalarda soru işaretleri de yaratan bir film olduğunu söylemek gerek. Filmin İlk dakikalardan farkedileceği üzere ilginç bir Alman karakter takıntısı bulunmakta. Frederick’in Transilvanya’ya geldiği andan itibaren filmde çeşitli Alman köylüsü tiplemeleri ile karşı karşıya geliyoruz. Brooks’un Mary Shelley’in Frankenstein’ı ile hiçbir alakası olmamasına rağmen filmine Transilvanya’yı mesken edilmesi, bölgenin Bram Stoker’ın Dracula’sı ile kazandığı “doğaüstü” şöhret dikkate alındığında gayet anlaşılabilir bir seçim. Buna rağmen işin ilginç kısmı Transilvanya’daki Alman nüfusu tarihi boyunca azınlıkta kalmış ve (filmin geçmekte olduğu muhtemel dönem olan) İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarında ise bu azınlığın büyük kısmı ülkeden göç etmiş olması. Alman karakter tiplemelerinin (demografiyi yansıtmayan) çeşitliliğinin yanında, Frederick’in filmin büyük kısmında ısrarla soyadını Almanca değil de İngilizce telaffuz etmesi (ve edilmesi için gösterdiği ısrar); insanın aklına Amerika’ya göçmüş Avrupa Yahudilerinin özellikle savaş sonrasında çok sık gösterdiği tepkiselliği getiriyor.

Peki Brooks bu Almanya rüzgarını neden komedisinde bu kadar yoğun bir şekilde estiriyor? Brooks’un çıkış filmi The Producers’ın bu durumda muhakkak bir etkisi bulunmakta. Kendisi de Yahudi bir aileden gelen Brooks tartışmalı bir senaryoya sahip The Producers’ı çektiğinde “Nazileri sempatik göstermiş olmakla” eleştirilmişti. Young Frankenstein’ın Almanya hicvi, muhtemelen altı senedir aldığı eleştirilere tepki olarak Nazilerden ırak bir Alman toplumunu filmine ekleme kararının ürünü olabilir. Peki Frederick’in bir noktadan sonra aile mirasını sahiplenmesi ve soyadını Almanca telaffuz etmeye başlaması? Açıkçası Brooks’un politik duruşu çok da göz önünde olmayan bir sinemacı olması analizi güçleştiriyor.

Çok iyi bir film olmasına rağmen Young Frankenstein’ın mizahının The Producers’a kıyasla zayıf olduğunu söylemeliyim (Young Frankenstein, The Producers’taki pek çok fikri geliştirerek kullanan bir film; en basitinden güzel asistan Inga, The Producers’ın seksi sekreteri Ulga’nın karakter derinliği katılmış varyasyonu). Filmin sonlarına doğru dozunu arttırdığı erotik mizah ise, bir sene sonra çekilen yerli uyarlamamız Sevimli Frankenştayn’ın doğumuna vesile olan temel öğe olsa gerek (Murat Tolga Şen’in Sevimli Frankenştayn yazısını da okumadan geçmeyin, BURADAN okuyabilirsiniz). Gene de Young Frankenstein kaliteli ve yıllara meydan okuyan mizahın en iyisi olmasa bile çok başarılı örneklerinden. Gene Wilder’ın oyunculuğu erken bırakmasının sinema için ne kadar büyük bir trajedi olduğunu Young Frankenstein’ı seyrettiğinizde anlayacaksınız.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir