Yün Eğiren Kadınlar

Gördüğünü koyup duyduğuna gitme.

Türk Atasözü

2014 yılı içinde Türk Sinemasının 100. yılı kutlandı. Bazı etkinlikler düzenlendi, sergiler açıldı, internet üzerinden yapılan oylamayla en iyi Türk filmleri seçildi. Bu etkinlikler Türk Sineması ve Türk Sinema Tarihine ilgi çekerek belli oranda yararlı da oldu. Ama artık, varlığı tam 100 yıldır bir türlü kanıtlanamayan bir film üzerinden sinemamızın yaşını belirleme yanlışlığını düzeltmek gerekiyor. İşin trajik yönü ne yazık ki bu düzeltmeyi; on yıllardır varlığını bildiğimiz, kopyası “var” olan, Youtube’da izleyebildiğimiz, çok daha önceden çekilmiş bir film ortadayken yapmak zorunda kalmamız. 100. yıl kutlamaları içinde 109 yıl önce çekilmiş filmlerimizin gösterildiği etkinliklere katılıp da hala “100. yılımızs..” diyebilen kişi ve kurumlara laf anlatmaya çalışmamız…

İlk filmimiz diye anılan “Ayastefanos’taki Rus Anıtının Yıkılışı” diye bir film yoktur. Bu filmden bahseden yayınlarda hep Ali Enis Oza’nın yıkım anında çekmiş olduğu fotoğraflar kullanılır. Bu da sanki bu fotoğraflar filmden alınmış karelermiş gibi bir izlenim yaratır. Oysa bugün elde filmden ne bir kare ne de ufacık bir iz var. Bu filmi hiç kimse görmemiştir. Türk Film Arşivi’nin kurucusu Prof. Sami Şekeroğlu, filmle ilgili pek çok araştırma yaptığını, filmden ilk bahseden Nurullah Tilgen ve Rakım Çalapala ile görüştüğünü ama filmle ilgili hiçbir belge elde edemediğini söylemiştir. Nerdeyse 20 yıldır konu üzerinde araştırmalar yapan Burçak Evren de bir sonuca ulaşamamış ve 2014 yılı içindeki son yazı ve söyleşilerinde böyle bir filmin var olmadığını belirtmiştir. Artık bu konuyu tartışmanın bir anlamı yok. Yıllardır bahsi geçtiğinde “Bu film yoktur ama ilk film sayılır” cümlesi kullanılıyor. Böyle yazarak o yazarlar da Rus Anıtının Yıkılışı filmini ilk film saymış oluyorlar. Çünkü gerçeği açıkça görüp belirtmelerine rağmen hala görünmez bir otoritenin buyruğu altında kalmaya devam ediyorlar. Agah Özgüç “Film, Ordu Film Merkezi’nde arandı bulunamadı, karanlık bir olay tabii; ama resmi olarak kabul edilen tarih 1914 işte.” diyor. Peki, kim bu tarihi resmî olarak kabul edenler? Onlar, bunu söyleyen sinema yazarlarından başkası değildir. Ortada böyle bir film yokken, yıllardır “Türk Sineması’nın ilk filmi Ayastefanos’taki Rus Anıtının Yıkılışı’dır” diye yazan, Türk Sinema Tarihi üzerine hazırladıkları kitap ve yayınlarını bu filmle başlatan herkes bu resmî kabule hizmet etmiştir. Hiçbir sinema tarihçisi, sinema kurumu, hiçbir üniversite “Bu var olmayan film Türk Sineması’nın başlangıcı olarak nasıl anılır, böyle saçmalık olur mu?” dememiştir.

Ne kadar söylesek yine az gelir: “Ayastefanos’taki Rus Anıtının Yıkılışı” diye bir film yoktur. Türk Sineması Tarihi; hayaller, hayaletler, duyumlar, desteksiz ve kanıtsız düşünce ve söylemler üzerine yazılıp belirlenemez. Fuat Uzkınay’ın çektiği film var olsaydı veya bundan sonra bir yerlerden çıksa bile değişen bir şey olmayacak. Çünkü ondan çok daha önce çekilmiş filmlerimizin var olduğunu bilmekteyiz. Yanaki ve Milton Manaki adlı iki kardeşin 1905’te çektikleri “Yün Eğiren Kadınlar” ve bu tarihten sonra çektikleri diğer filmler Türk Sinemasının bilinen ilk filmleridir.

Manaki Kardeşler’in çektiği filmler Uluslararası Film Arşivleri Federasyonunun 1973 yılında düzenlediği kongrede gösterilip kamuoyuna duyuruldu. 16 Mayıs 1974 tarihli Ortadoğu Gazetesinde Metin Erksan’ın, katıldığı bir panelde konuya ilk kez dikkat çeken sözlerine yer verildi. Metin Erksan, Türk Sinema Tarihi üzerine kitapların yanlış bilgi verdiğini, Manaki Kardeşler’in çektiği filmlerin Türk Sineması dahilinde sayılması gerektiğini söylüyordu. “Türk Sinema Tarihi” ve “Türk Sinema Kronolojisi” adlı kitaplar yazmış olan Nijat Özön, bu haberden bir hafta sonra Ortadoğu Gazetesinin 23 Mayıs tarihli sayısında Metin Erksan’a cevap vererek “Ama bu filmleri Türkler çevirmemiştir” diyor ve Manaki Kardeşler Türk olmadıkları için filmlerinin de Türk Sinemasından sayılamayacağını söyleyebiliyordu. İnsanı dehşete düşüren bu bahane bugün dahi bazılarınca dile getiriliyor. Manaki Kardeşler’in Türk Sinemasına ait sinemacılar sayılmaması, Türk Sinemasına var olduğundan beri hizmet etmiş, Türk asıllı olmayan yüzlerce oyuncu, kameraman, ses alıcı, tekniker ve diğer sinema emekçilerinin de Türk Sinemasından sayılmaması anlamını taşır. Böyle akıl dışı, ırkçı ve değerbilmez bir düşünce değil bilimsel bir sinema tarihi tartışmasında, bayağı bir kahvehane sohbetinde bile ciddiye alınamaz.

Manaki Kardeşler bir Türk devleti olan Osmanlı Devleti içinde yaşayan kişilerdi. Osmanlı Devleti aslında diğer ülkeler tarafından Osmanlı değil de çoğunlukla Türkiye veya Türk Ülkesi diye anılmıştır. Orta Asya’da kurulmuş Türk devletleri zamanlarından beri Türklerin yerleşmiş ve devlet kurmuş oldukları yerlere Türkiye denmiştir. Bizanslılar ve Avrupa devletleri de Selçuklu Devleti’ni, ardından da Osmanlı Devlet’ini “Turchia/Turkie” diye anmış ve yazılı belgelerinde bu adı kullanmışlardır. Yani Türkiye adı, Osmanlı Devleti’nin tüm Türk ve Türk olmayan vatandaşlarını birlikte ifade etmiş ve kapsamıştır.

9. yy sonu 20. yy başında Osmanlı Devleti’nde yabancı – Türk farkı gözetmeksizin tüm vatandaşlar Kanun-i Esasi adı verilmiş olan bir anayasa kapsamındaydı. 1876’dan 1924’e kadar yürürlükte kalmış olan bu anayasanın 9. ve 17. maddelerine göre Türk ve yabancı tüm Osmanlı Devleti vatandaşları kanun önünde eşit sayılmıştır. Bu eşitlik onların üretim hakları ve bu üretimleri yaparken uyacakları kanun ve kuralları da kapsamıştır. Osmanlı Devleti’nde fotoğraf ve sinema alanında üretim yapan Manaki Kardeşler’in yasalar önünde ve sinema bilim kapsamında aynı üretimi yapan Türklerden hiçbir farkları yoktur.

Yün Eğiren Kadınlar

Manaki Kardeşler bu üretimlerini o zaman içinde bulundukları Türk ülkesinde, Türklerle birlikte aynı kapsam içinde oldukları yasalar çerçevesinde yaptıkları ve yayınladıkları için de fotoğraflarının ve film kutularının üzerini hep “Türkiye” adıyla damgalamışlardır.

Manaki Kardeşler’in filmlerini Türk kültüründen bağımsız düşünmek de mümkün değildir. Yaşadıkları Manastır şehri 1382 yılından beri Türk toprağı olmakla birlikte nüfus olarak da Türklerin yoğun yaşadığı bir yerdi. Manakiler’in içinde bulundukları kültür ortamında 500 yıldır, Anadolu’da olduğu gibi Türkler ve diğer tüm etnik kökenden insanlar bir arada yaşamaktaydı. Atatürk buradaki askeri okulda okudu. İttihat ve Terakki’nin en önemli merkezlerinden biri burasıydı. Bugün dahi beş asırlık Türk mimari eserlerinin baskın şekilde şehre yayılmış olduğu görülecektir. Böyle bir toplumsal, kültürel ve yönetimsel yapı içinde yaşamakta olan bu iki sinemacının üretimlerini, Türk Kültürü ve Sineması kapsamında düşünmekten ve değerlendirmekten daha doğal ve gerekli bir şey olamaz.

Kültürel ve sosyal etkileşim gereği, “Yün Eğiren Kadınlar” filmi aynı zamanda içerik olarak da Türk kültüründen bağımsız değildir. Dokumacılığın tarihi, buluntulara bakılarak 8.000-10.000 yıl öncesine dayandırılmaktadır ve ilk olarak Orta ve Güney Asya ile Anadolu’da ortaya çıktığı düşünülmektedir. Avrupa ülkeleri ip yapma, boyama ve dokuma işlemlerini sonradan bu kültürlerden öğrenmişlerdir. 16. yy’da İngiltere Kraliçesi’nin bu sanatın inceliklerini öğrenmesi için Türkiye’ye ajanlar yolladığı belgeli gerçeklerdir. Dokuma tezgahları 1960’lara kadar Anadolu’daki hemen her evde bulunuyordu ve genç kızların başlıca uğraşı ve sanatıydı. Yün Eğiren Kadınlar filminde gördüğümüz gibi çıkrık kullanarak yün ve keçi kılı eğirme yöntemi ve teknolojisi de ilk olarak yine Orta Asya’da ortaya çıkmıştır. Türkler keçi kılını eğirerek hazırladıkları iplerle oluşturdukları sıcak-soğuk ve su geçirmez çadırları binlerce yıl yapmış ve kullanmışlardır. Bu çadırlar dünyaca ünlüdür. Günümüzde halen bazı Ege köylerinde yün eğirme işlemi aynı yöntemle yapılmaya devam ediyor.

Manaki Kardeşler bu ilk filmlerden sonra etkin şekilde film çekmeye devam ettiler. Bulundukları Manastır’ın günlük hayatından başka, Jön Türkler’in II. Abdülhamit’e karşı ayaklanması ve Sultan Reşad’ın şehri ziyareti gibi önemli olayları da belgelediler.

Sultan Mehmed Resat Geçit Töreni Manastır

Tüm bu kanıt ve gerçekler açıkça Türk Sinemasının ilk sinemacılarının Manaki Kardeşler, ilk filminin de “Yün Eğiren Kadınlar” olduğunu göstermektedir. (Kayıtlarda ayrı bir filmmiş gibi yer alan ve yine Manakiler’in yün eğiren büyükannelerini gösteren “Büyükanne Despina” adlı 1 dakikalık film parçası, “Yün Eğiren Kadınlar” filmiyle aynı yerde ve aynı zamanda çekilmiştir. Manaki Kardeşler’in bu iki film parçasını tek bir film yapma amacıyla çektikleri düşünülebilir.) Bunlar yeni bilgiler değil; sinema yazarları ve akademisyenleri bu filmlerden en az 40 yıldır haberdarlar. 1995 yılında Theo Angelopoulos, “Yün Eğiren Kadınlar”dan bir parçayı Ulis’in Bakışı adlı filminde kullanınca, filmi görmeyen sinema yazarı kalmadı ama bu yine de bir şeyi değiştirmedi.

Manaki Kardeşler’in filmleri 100. Yıl etkinlikleri kapsamında Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Film Festivali ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde gösterildi. Böylece bu etkinliklerde gösterilen 109 yıllık filmler 100. Yıl adını anlamsız kılmış oldu ama buradaki yanlışı fark eden de çıkmadı.

Sinema kurumları ve yazarlarının bu çekimser ve vurdumduymaz tavırlarını anlamak mümkün değildir. 40 yıldır sinema yazarlığı yapan, pek çok sinema derneği ve vakfının kuruluşlarında yer almış, sinema kültürü üzerine dersler veren Vecdi Sayar “Kanımca milliyet temelli bir yaklaşım yerine vatandaşlık temelinde bir kabul çok daha doğru olur. Buna rağmen 14 Kasım 1914’ün ilk Türk filminin çekildiği tarih olarak benimsenmesinde bir sakınca yok kanımca. Yerine koyacak başka bir tarih elimizde olmadığına göre…” diyebiliyor. Yani, çekildiği günün tarihi belli değil diye gözümüzün önündeki 1905 yapımı filmi yok sayacağız ve var olmayan bir filmin çekildiği 1914’ü ilk filmin çekildiği tarih olarak benimsemekte sakınca olmayacak… Türk Sinema Tarihini temelden ilgilendiren bir konuyla ilgili böyle akıl ve bilim dışı düşünceler dikkate alınamaz. Yazarlarımızın bile bile bu yanlışa ortak olmaları, yetinmeyip 100. yıl kutlamaları rüzgarından yararlanarak kitaplar çıkarıp üstlerine “Türk Sinemasının 100. Yılı” ibareleri yazmaları affedilmez yanlışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür, sanat ve sinema kurumları, üniversitelerin iletişim ve sinema bölümleri, sinema dernekleri, vakıfları, müzeleri, sinema tarihçileri ve yazarları artık ezberlerini bozmak zorundadır. Bu kurumların yayınlarında ve internet sitelerinde bundan böyle, ilk filmimizin Manaki Kardeşler tarafından çekilmiş olan “Yün Eğiren Kadınlar” olduğu bilgisi bir kesinlik olarak yer almalıdır. Sinema yazarları ve tarihçileri bu bilgiyi bir kesinlik olarak, sıklıkla ve konuyu ilgilendiren her yayın, söyleşi, konferans, TV/radyo programında dile getirmeli ve Türk Sinemasının tarihiyle ilgili bu çok önemli gerçeğin herkesçe benimsenmesi ve bundan sonra doğru aktarılması için ellerinden geleni yapmalıdırlar.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir