Yureiyashiki No Kyofu / Fear Of The Ghost House (1970)

Yûreiyashiki No Kyôfu: Chi O Suu Ningyô

(Fear Of The Ghost House: Bloodsucking Doll veya The Vampire Doll)

Kazuhiko (Atsuo Nakamura) bir süre önce tanışıp aşık olduğu ama işi nedeniyle görüşemediği Yuko’yu (Yukiko Kobayashi) görmek için evine gider. Kendisini karşılayan Yuko’nun annesi Nonomura (Yôko Minakaze) genç kızın kısa bir süre önce geçirdiği kaza sonucu öldüğünü söyler. Gece evde kalan Kazuhiko tuhaf olaylarla karşılaşır… Kazuhiro’yu merak eden kız kardeşi Keiko (Kayo Matsuo), arkadaşı Hiroshi (Akira Nakao) ile beraber yola çıkar. Yuko’nun yaşadığı bölgede yaptıkları araştırmalar ailenin geçmişini aydınlatmaya başlar. Geçmişte yaşanılan trajedi keşfedildikçe kendilerini bekleyen dehşete de yaklaşırlar.

Vampirler; büyük bütçeli veya küçük bütçeli olsun, sinemada en sık gördüğümüz canavarlar. İnsan figürüne sahip olması, kana düşkünlüğü, ender zamanlarda sefaleti, çoğunlukla da aristokrasiyi temsil etmesi, ölümsüzlüğü ve belki de en önemlisi, her anlama gelebilecek cinselliği ile buna şaşırmamak gerek. Son on yıllık sürede eklenmiş deri kıyafet ve koyu makyajlı yeni moda gotik estetiğe sahip olması ve silah kullanan bir aksiyon öğesi haline gelmesi bu durumu daha da pekiştirmiş durumda. En azından Amerika ve Avrupa’da. Asya’lı vampirler ise, özellikle 50’li ve 80’li yıllar arasında, daha çok folklör kaynaklarından besleniyor: Ruhu kaybedilmiş/hapsedilmiş, intikamla gelecek huzur peşinde ruhlar/iblisler… Bu konuda verilebilecek en uç örnek ise Hong Kong sinemasında ağırlık kazanan efsanevi zıplayan vampirler olsa gerek.

50’li yılların sonunda Hammer Studios’un klasik korku uyarlamalarının hem ticari hem de eleştirel anlamda kazandığı büyük başarı Japonya’yı da etkiler. Japon sinemasındaki malum “devlerinin” anası Toho Films tarafından yapılan Yûreiyashiki No Kyôfu, Avrupalı vampirlerin benzerlerinin anlatıldığı ilk, belki de en önemli film. Üstelik, popüler olan uyarlamaların aksine modern zamanlarda geçiyor. Tabii vampir demişken burada durmak gerekiyor. Bu film aslında, Japon masal ve efsanelerinden beslenen bir “kaidan eiga”: huzursuz, intikam peşinde kan döken/içen, sivri köpek dişlerine sahip olmayan bir hayalet öyküsü. Edebi bir yere bağlamak gerekirse, Bram Stoker’ın ünlü karakterinin bir çeşitlemesinden çok Edgar Allan Poe’nun The Facts In The Case Of M. Valdemar öyküsüne daha yakın olduğunu söylemek gerek. Peki bu vampir meselesi nereden çıkıyor? Film, yine aynı yönetmene sahip iki filmle beraber “Bloodthirsty Trilogy” üçlemesi adı altında piyasaya sürülmesi nedeniyle genelde bir vampir filmi olarak kabul görmekte. Bu filmlere daha sonra değineceğiz.

Yureiyashiki No Kyofu sürprizli sayılabilecek öyküsü, Riichiro Manabe’nin müziği, gotik estetiği, sabit kamera ve karanlıkla dolu geniş ekrandan faydalanan gerilimine kadar başarılı bulduğum bir film. Öykünün kısmen, estetiğin ise bilindik köy ortamlarının aksine tamamen Hammer ve İtalyan gotiği özelliği taşıması dikkat çekici. Oyuncular da, başta anne rolünde olan Yoko Minakaze olmak üzere sektirmiyor. Kurgu kaynaklı beklenmedik hareketler, olmadık yerde çıkan kuşlar (ki bu diğer iki filmde de kullanılıyor) insanı yerinden zıplatabilecek kadar iyi kullanılmış. Umutsuzca dolaşan Yoko’nun neredeyse fotoğraf kadar sabit, saldırgan güler yüzünü ve parlayan gözlerini etkileyici buldum. Yoko’nun yatakta gözlerinin parladığı ve son saldırı anları ise en favori sahnelerim. Yine de, kastettiğim bu başarının günümüz vampir severlerine (sadece Twilight-severleri kastetmiyorum) demode geleceği de kesin.

“Legacy Of Dracula” üçlemesinin diğer filmleri ise… Biraz zorlama giden öyküsü ile Noroi No Yakata: Chi O Sû Me (Lake Of Dracula veya Bloodthirsty Eyes) (1971) ve düz konusuna karşın görece daha hareketli ve karanlık bir tona sahip Chi O Suu Bara (Evil Of Dracula) (1974). Bu filmlerin ilk filmle, birkaç detay hariç ortak noktası veya bağı yok. Serinin ismini aldığı Drakula figürlü vampir karakter, bu iki filmde karşımıza çıkıyor. Vampirlere sıkıntı yaratan sarmısak, haç, kutsal su ve tahta kazık gibi nesneler bu filmlerde pek bir işe yaramıyor. İlk film kadar başarılı bulmasam da Avrupa ve Japon korku sinemasını sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.

*Not: Filmlerin parantez içinde geçen isimleri gösterim / basım isimleridir. Tercümesini tam olarak yansıtmayabilir.

Öteki Sinema için yazan: Anıl “A:S:A” Seçkin (19 Mayıs 2010)

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. Filmin imdb ID’sine bakar mısınız : 0066600

    Varın siz anlayın gayri.. :P

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: