Yürüyen Ölüler

Önceleri her şey çok basitti. Romero’nun zombileri ağır aksak yürür etrafta canlı taze beyin gördüler mi peşine düşer ve sonuçta emellerine ulaşırlardı. Yıllar geçti zombi mitleri eski bilinirliğini kaybetti. Romero ve birkaç yaveri zombi filmleri çekmeye devam etseler de artık sinema endüstrisi yaşayan ölüleri daha fazla görmek istemiyordu.

Ta ki bir mucize olana kadar. O mucize de farklı tarzı ile beğeni toplayan Danny Boyle‘un çektiği 28 Gün Sonra idi. Bu yeni tür eski atalarından da bir çok yönden ayrıldı. 2000’lerin zombileri artık yarış atı gibi koşuyordu.  İlk zombiler bir şekilde dünyaya dönmeyi başarmış ölülerken yeni nesil “infected” zombiler bir tür virüsün etkisi ile insanların kuduz gibi bir hastalık geçirmesi sonucu oluşmuştu.

28 Gün Sonra ile unutulmaya yüz tutan zombi janrı büyük bir ivmeleme yakaladı ve hala da her sene türe onlarca yapıt kazandırılıyor. Önceleri sinemada görmeye alışık olduğumuz beyinobur zombiler yavaş yavaş diğer mecralarda da yerlerini almaya başladılar. Aşk ve Gurur gibi klasik edebi eserlere bile bulaştılar.

Tabii ki kaçınılmaz olarak Çizgi Romanlarda da karşımıza çıkar oldular. Gerçi çizgi roman tarihinde birçok kez arzı endam etmiştir zombiler ancak onlar hakkında bir hikaye belki de ilk defa bu kadar geniş bir şekilde ele alınıyor. Nerede mi?  Robert Kirkman‘ın yazarlığında 2003 yılında ortaya çıkan Yürüyen Ölüler çizgi roman serisinde.

“Devlet yok, süpermarketler yok, posta yok, kablo tv yok. Ölülerin hüküm sürdüğü dünyada sonunda yaşamanın ne demek olduğunu öğreniyoruz.”

Tony Moore‘un çizerliğinde başlayan hikaye daha sonra Charlie Adlard ile devam ediyor. Çizimlerin Amerikan tarzı çok sade, ancak özellikle kapak tasarımları okuyucuyu içine çekiyor. Ancak çizimlerin seride hikayenin önüne geçmediğini sadece eşlik ettiğini söyleyebilirim.

Yürüyen ölüler Rick Grimes’ın çevresinde gelişen olaylar ile zombi apokaliptiğine yelken açan bir çizgi roman. Kirkman’ın hikayesi bir çok filmden tanıdık sekanslar içeriyor. Rick, Kentacky’li bir polis memuru ve bir görev sırasında vuruluyor. Günler sonra hastanede uyandığında etrafta kimseyi bulamıyor (28 Gün Sonra’ya selamlarla). Tüm şehir sanki terk edilmiş. Bir açıklama arayan Rick zenci bir baba ve oğula rastlıyor ve onlardan yeni dünya hakkında bilgi alıyor. Öncelikle karısı ve çocuğunu bulmak için Atalanta şehrinin yolunu tutuyor, tabi ki karakola uğrayıp gerekli silahları alarak.

Grimes şehrin durumunun daha vahim olduğunu görürken yardımına Glenn adında genç bir çocuk koşuyor. Oğlanın peşinden giderken şehrin hemen dışında bir grup kurtarılmış insanın kampı ile karşılaşan Grimes karısına ve oğluna da kavuşuyor ve hep beraber mutlu bir hayat sürüyorlar… mı acaba?

Aslında serinin en önemli özelliği, ki Kirkman’ın da yola çıkış noktası bu, zombi filmlerinin finallerindeki küçük başarıların devamında ne olduğunu yüzümüze vurması. Çizgi romanın içinde bir çok final mevcut. Evet bundan sonra rahata kavuştular dediğiniz her noktada Kirkman okuyucuyu afallatacak bir yöne doğru dümeni kırıyor. Böylece “ Peki sonra ne oldu acaba?” sorularımız daha çok kafa karıştırıcı soru ile cevap buluyor.

Yürüyen Ölüler’in zombileri, tıpkı Romero’nun zombileri gibi yavaş ancak kararlı yaratıklar. Özellikle kışın yavaşladıkları için dışarda insanın hayatta kalması daha kolayken, havaların ısınması ile insanların şansı azalıyor. Zombiler ancak beyinlerinden vurulduklarında ölüyorlar. Öldürücü silahları ise tabii ki ölümcül ıssırıkları. Ancak hikayenin gelişiminde öğreniyoruz ki ıssırığın sadece ölüm sürecini hızlandıran bir etkisi var ve insanı zombileştiren şey sadece ölüm. Yani ölen her insan zombi oluyor ve bu yüzden yürüyen ölüler de aslında yaşayanlar için kullanılmakta. Yaşayanlar sadece  zombileşme süreçlerini uzatıyorlar.

Serinin özelliği hikayenin başlangıcını ve bitişini anlatmaktan çok, insanların değişik koşullara nasıl adapte oldukları, karakterlerinin farklı koşullara nasıl tepkiler verdiği ve en acımasız zamanlarda bile ne tür fedakarlıklar yapabildiklerini göstermek. hikaye geliştikçe her karakterin kendi hikayesi içine o kadar giriliyor ki, asıl dünyada neler olup bittiği bir süre sonra okuyucuyu ilgilendirmez oluyor.  Klişe bir konuyu ele alsa da  Yürüyen ölüler salt iyi ve kötü karakterler yerine gerçek insanların rol aldığı bir çizgi roman. Bu yüzden insanların en büyük düşmanları da zombilerden çok kendi acımasızlıkları olmaya başlıyor bir süre sonra.

Serideki şiddet oranının yüksekliğinin yanında bazı sahnelerde hikayedeki piskolojik altyapının da okuyucuyu son derece zorladığını belirtmekte yarar var. Kesinlikle çocuğunuza okumak isteyeceğiniz bir çizgi roman olmadığını zaten anlamış olmanız gerekir. Ancak yine de onca kafa koparma, beyin deşme sahnesinin dışında, bazen az önce öldürdükleri zombilerin yanında oral seks yapan bir çift görmek daha zorlayıcı oluyor. Belki de en büyük şansımız çizgi romanın kapak dışında siyah beyaz olması. Bu durum yaşanılan dehşeti estetize edebiliyor.

KARAKTERLER:

RICK GRIMES: Karısı Lori ve oğlu Carl’ı bulduktan sonra grubun lideri olan Rick hikayenin ana kahramanı. Bütün kararları tek başına vermesi Rick’i oldukça zorluyor.

SHANE: Rick’in karakoldan dostu olan Shane onun yokluğunda karısını ve oğlunu canpazarından kurtarmış. Lori’ye olan aşkı Rick’in gelmesi ile içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

LORI: Rick’in öldüğünü ve dünyada oğlu ile yalnız kaldığını düşünen Lori Shane ile yakınlaşıyor ancak Rick’in ortaya çıkması bir anda durumu karıştırıyor.

CARL: Lori ve Rick’in biricik oğlu Carl bu garip dünyada yetiştiğinden yaşıtlarına göre çok farklı bir çocuk. Özellikle silah kullanmadaki becerisi babasının hala hayatta olmasında en büyük etken.

GLENN: Kampın en etkili isimlerinden biri olan Glenn şehirden sürekli erzak getiriyor. Bu gezilerinden birinde de Rick’i buluyor.

TYREESE: Eski bir sporcu olan Tyreese’in, kas gücü ile kampa katıldıktan sonra Rick’e büyük yardımı dokunuyor. Ancak kamptaki bir çok kadınla yaşadığı ilişkiler ahengi bozmaya başlayınca Rick ile de arası açılıyor.

MICHONNE: Hakkında pek az şey bildiğimiz bu ninja elindeki kılıçlarla kampa geldiğinden beri grubun şansının pek iyi gittiğini söyleyemeyiz. Kendi kendine konuşması da ayrı bir mevzu.

Daha birçok karakterin gelip geçtiği seride asıl akılda kalan bir kaçını tanıtmayı uygun gördüm. Bu karakterlere fazla bağlanmayın her sayıda birçok kayıp verilip yeni karakterler gruba karışabiliyor. Gelen gideni de aratır derler unutmamak gerekir.

Ülkemizde Marmara Çizgi tarafından yayımlanan seri şimdilik Günler Sonra, Miller Sonra ve Demir Parmaklıklar Ardında   adında üç cilt olarak çıkmış durumda. Gerek kapak gerekse sayfa kalitesi ile Marmara Çizgi elinden geleni yapmış. Çizgi roman severlerin kanıksadığı elimize aldığımızda dağılan çevrimler gibi değil, evladiyelik bir iş olmuş. Ancak Türkçe çevrimin de tam oturmadığını söyleyebilirim. Amerikan ağzının Türkçe’ye çevrildiğinde oluşan klasik basmakalıplılık göze batıyor. Yine de benim gibi koleksiyoner çizgi roman severler için kaçırılmaması gereken bir iş olduğunu söylemem gerekir. Okuyunuz okutunuz sevgili yurttaşlar, hala yaşıyorken tadını çıkarın, bir gün uyandığınızda zombi istilası ile karşılaştığınızda şaşırmayın.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir