Yüzyılın Maçı: Rocky Balboa vs Ivan Drago

“Rocky IV’ü gösteren bütün sinemaların önünde uzun kuyruklar vardı. Salonlar hıncahınç doluydu. Anadolu’daki sinemalarda da aynı manzaraların olduğunu duyuyorduk. Salonda film alkış kıyamet içinde izleniyordu. Hele Rocky her yumruk vuruşunda salon ‘Rocky! Rocky!’ diye inliyor, yumruklar havada insanlar yerlerinde hoplayıp zıplıyordu. Sanki iki boksör gerçekten o salonda dövüşüyordu…”

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

Rocky IV’ü İstanbul’daki sinemalarda izleme şansına sahip olmuş bir abi böyle anlatmıştı o günleri… Filmde Rocky Jr., maçı televizyondan “Vur baba, vur!” çığlıklarıyla, hoplaya zıplaya izler. Bu sahne aslında filmi izleyip sevmiş herkesi yansıtıyor. Çünkü Rocky, bir çocuk olarak bizim kahramanımız, belki ideal babamız olmuştur. Filmi sinemada izlemiş olanların coşkusu, babası dev Rus boksörü yenerken tezahürat eden Rocky Jr.’ın yaşadığından farksızdır. O salondaki herkes ya çocuk, ya hala çocuk kalmış, ya da çocukluğunu tekrar hatırlamış kimseler olsa gerektir…

ROCKY’NİN EVRİMİ

Rocky 1976 yılında 1 milyon dolara yapılıp 225 milyon dolar kazandıran, birkaç yıl sonra aksiyon sinemasını yeniden tanımlayacak bir star yaratan filmdi. Sylvester Stallone’nin inanılmaz bir duyarlılıkla hazırladığı senaryosu, yapanların amatör ruhunu yansıtan atmosferi, John Avildsen’in düşük bütçeye rağmen bunu pek hissettirmeyen akılcı ve olgun yönetimi, Bill Conti’nin 40 yıldır etkisinden bir şey kaybetmeyen müziği, her biri nerdeyse kariyerlerinin en iyi performanslarını veren oyuncuları, spor filmlerine ‘training montage’ sekanslarını kazandırmasıyla efsane olmuş bir filmdir Rocky.

rocky-balboa-v-clubber-langAldığı tüm övgü ve ödülleri hak eden bu filmin inanılmaz başarısı ve karakterin çok sevilmesi üzerine Stallone Rocky’nin devam filmini yapmaya girişti. Bu filmde yönetmen koltuğuna da oturdu. Rocky II “Superfight II” sloganıyla gösterime girdi ve ilki kadar ilgi gördü.

Ardından Rocky III geldi. Bu filmin Türkçe afişindeki ‘VEDA’ yazısı ironiktir. Çünkü Rocky filmleri elbette bu 3. filmle veda etmeyecek, bunun gerçekleşmesi için tam 25 yıl daha geçmesi gerekecekti (ki halen veda ettiğinden emin değiliz. Geçen yıl sahneye konan Rocky müzikali de halen Broadway’de oynanmakta.) Rocky rüzgarı dinmek bilmiyordu, artık Rocky bir pop ikonundan öte bir klasik konumuna ulaşmıştı.

Rocky bir idealdi; yoktan varolmanın, başarı azminin, kazanmak için iyiliğin ve çalışkanlığın yeterli olmasının bir kanıtıydı. Amerikan rüyasıydı Rocky. Onun gerçekten Philadelphia’da yaşadığını düşünen binlerce Philadelphialı vardı. Hakkında belgeseller yapılıyor, dergiler çıkarılıyordu. Hayatlarında çeşitli zorluklar yaşayıp da bunları Rocky’den aldıkları ilhamla yenen insanların hikayelerini anlatan kitaplar basılmıştı. Kısacası Rocky yaşayan bir kahramandan bile daha gerçek bir karakterdi.

Serinin 4. filmine sıra geldiğinde ise Stallone, Philadelphia mahallelerini kapsayan Rocky evrenini en akla gelmeyecek bir alana, Soğuk Savaş’ın orta yerine taşıdı.

SOĞUK SAVAŞ VE RUS FRANKENSTEIN’I

3075128336_fa7aef0178_o1985 yılı ABD ve SSCB arasındaki soğuk savaşın olanca hızıyla devam ettiği yıllardı. Ama tarafların bildiği üzere bu savaşın galibi artık belli gibiydi. ‘Düşman füzelerini uydulara konuşlandırılmış lazer silahlarıyla yok etmek’ olarak özetlenebilecek “Yıldız Savaşları” projesi başlatılmıştı. SSCB uzay yarışında geri kaldığı gibi silahlanma yarışında da yenilmiş görünüyordu. 1985 Mart’ında iktidara gelen Gorbaçov bu gerçekler doğrultusunda ekonomik ve siyasal durumu düzeltmek adına Perestroyka’yı ilan edip ABD ile uzlaşma adımları atmaya başladı.

ABD sineması ise Soğuk Savaş’ın propaganda koluna destek olarak SSCB’yi kötüleyen/itibarsızlaştıran filmler üretmeye son hızla devam etmekteydi. Özellikle aksiyon filmlerindeki (envai çeşit Rambo türevleri, ajan filmleri, Firefox, Iron Eagle, Top Gun gibi savaş uçaklı filmler vs) kahramanlar defalarca kez Rusları yenmeyi başarıyordu. Bizler de bu heyecan dolu filmleri izleyerek yıllarca Rusları, uzak durulması gereken soğuk ve tehlikeli bir ırk olarak tanıyıp o şekilde sevmiştik. İşte böyle bir ahval ve şerait içinde çekilen Rocky IV, level atlayarak Soğuk Savaş’a dahil oldu. Rocky, ülkesinde efsane olmuştu ve karşısına çıkacak sporcu kalmamıştı, dolayısıyla Ivan Drago imdada yetişiyor ve Rocky’nin dişine göre bir rakip bulunmuş oluyordu.

Rocky IV’ün bir fragmanında Ivan Drago, ayaktan başa yükselen bir kamera hareketiyle tanıtılır. Bu çekim, Ivan Drago’yu bir makine, robot, bir Terminator gibi gösterir. Drago’nun sesi de bir bilgisayarın konuşması gibi duygusuz ve tekdüzedir.

Rocky bu filmde bir makinenin, “yapılmış” bir insanın karşısına çıkacaktır. Drago’dan Sorumlu Yönetici Nicoli Koloff’un belirttiği üzere Ivan Drago Rus bilim adamlarının, Rus teknolojisinin, Rus doktor ve antrenörlerinin üretmiş olduğu dünyadaki en iyi atlettir. Yani o modern bir Frankenstein yaratığıdır. Üstün insan olarak yetiştirilmiş, modifiye edilmiş, vücuduna türlü çeşit steroidler zerkedilmiştir.

Rocky’nin önceki filmlerde dövüştüğü Apollo Creed ve Clubber Lang de çok sevilmişti ama Ivan Drago’nun yeri ayrıdır. Dolph Lundgren bu soğuk görünümlü, duygularını asla belli etmeyen, mimiksiz, nemrut suratlı boksör rolünü mükemmel canlandırmıştır. Apollo’nun çenebaz uçarılığı, Clubber Lang’in taşkın öfkeli hallerinin tersine Drago tekinsiz bir sessizlik içinde kaya gibi sağlam duruşuyla sunulur bize. Sinema tarihindeki en iyi ‘villain’lerden biridir Ivan ‘Ölürse Ölsün’ Drago. Beş satırı geçmeyen repliklerinin her biri efsane olmuştur. Onun adına yapılmış oyunlar bile var.

Öyküye göre Ruslar profesyonel boksa girmeye karar vermişler, hem bunu ilan etmek hem de bu spordaki iddialarını göstermek için Drago’yla Rocky’nin karşılaşacağı bir maç istemektedirler. Orta yaş bunalımındaki Apollo ise ortaya atılarak bu Rus’la önce kendi dövüşmek ister. Rocky ve Adrian’ın uyarılarına rağmen yetersiz bir hazırlık yapar. Maç günü, birkaç dakika sonra Drago’nun yumruklarıyla öleceğini bilmeden bir görsel şölenle iner ringe. Şenlik havasında başlayan maç, Apollo’nun 1. raund’da Drago’dan feci dayak yemesiyle ciddiye biner. Apollo yenilgiyi kabullenmeyerek Rocky’nin maçı durdurma ısrarına karşı çıkar ve nerdeyse bile bile ölüme gider. Filmin bu dakikasına kadar hiç konuşmayan Drago’nun ilk sözleri maçtan önce Apollo’ya olur: “Kaybedeceksin.” Maçın başlamasıyla şimdiye kadar hep durgun gördüğümüz boksör bir anda fırtına gibi esip Apollo’yu acımasızca döver. Apollo ringde Rocky’nin kollarında ölürken o seyircilere seslenmektedir: “Ben yenilmezim! Şimdiye kadar herkesi yendim, yakında gerçek şampiyonu da yeneceğim!” Böylece ABD-SSCB savaşının ilk galibi ezici üstünlükle Sovyetler olmuş olur.

PROPAGANDA

rockyivfinalsceneRocky IV, ABD propagandası yapan bir film olarak anılır ve bu yönüyle kötülenir. Film daha en başında üzerinde Rus ve Amerikan bayrakları olan iki boks eldivenini sanki birer füzeymiş gibi çarpıştırarak, filmin ilerleyeceği yolu açıkça ilan eder. Aslında film, propagandasını; atak müzikler, hızlı kurgu, parlak setler ve intikam temasını kullanarak gizliden değil, göstere göstere yapar. Filmin başında çarpışan füze eldivenlerden, sondaki müthiş maça kadar film ABD-SSCB Savaşı alegorisi olarak lanse edilir. Apollo, Drago’yla yapacağı maçın onun için ne ifade ettiğini açıklarken “Bize karşı onlar” der, kendisini de “savaşçı” olarak tanımlar. Rocky/Ivan maçının spikerleri karşılaşmayı bir “savaş” gibi aktarırlar, Vince DiCola’nın en güzel müziklerinden biri de Rocky/Drago maçı boyunca çalan “War(savaş)”tır.

Ruslar Drago’nun eğitiminde teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanırken Amerikan tarafında teknolojiyi, Paulie’ye verilen doğum günü hediyesi olan ev robotu temsil eder. Rocky IV’ün en garip ayrıntılarından biri olan bu robot, Amerikan teknolojisinin hayatı kolaylaştıran eğlenceli yönüne dikkat çekerken, Rus teknolojisi karmaşık ve soğuk gösterilir.

Bir çekişme de satrançta yaşanır. Rusya’daki dağ evinde onlara refakat eden Rus yardımcı ile Apollo’nun antrenörü Duke satranç oynarlar ve Duke Rus’u mat eder. Böylece satrançtaki başarılarıyla bilinen Ruslara filmde bir darbe daha vurulmuş olur.

Sonuçta Amerika kazansa da Sovyetlere duyulan belli bir saygı film boyunca hissedilir. Rus halkı başta soğuk ve duygusuz görünse de maç sırasında tanık olacağımız üzere inanılmaz derecede sevecen ve hakkaniyetli gösterilir. Kendi vatandaşlarının ezici üstünlüğüne rağmen yıkılmayan Rocky’i takdir eder ve maçın sonlarına doğru Ivan yerine onu desteklemeye, onun için tezahürat etmeye başlarlar. Maçı kazandığında ülkenin başkanı ve Politbüro üyeleri bile onu ayakta alkışlar. Elbette bu durum Rusların bir Amerikalı için alkış tutmasını göstererek Amerikan seyircisinin gururunu okşamak için yapılmıştır ama Ruslara ilişkin olumsuz gösterilen her şeye karşın, bu sahnelerden sonra halkına ve yöneticilerine karşı bir sempati oluşması da sağlanmış olur.

Rocky IV’ün Sovyetlere en büyük katkısı ise milli marşlarını tüm dünyanın kafasına kazımış olmasıdır. Olimpiyatlardaki tüm madalyaları defalarca kazansalar bile Ruslar milli marşlarını diğer milletlere bu kadar iyi belletemezlerdi. Maçtan hemen önceki, heyecanın doruğa tırmanmakta olduğu anlarda çalan bu marş, tüm film boyunca duyulan diğer müziklerle birlikte ‘soundtrack’in en etkili parçalarından biri sayılır. http://www.youtube.com/watch?v=tHNcAZYPY_E

ROCKY IV’ÜN MÜZİĞİ

Bill Conti, Rocky’nin Philadelphia sokaklarındaki serserilerden biri olmamak için verdiği uğraşı, endişelerini, Adrian’a olan aşkını, zaman zaman itilip kakılırken zaman zaman içindeki canavarı ortaya çıkarışını müthiş bir duyarlılıkla ortaya koymuştu. Rocky ana teması Gonna Fyl Now, gelmiş geçmiş en iyi film müziklerinden biridir.

Serideki diğer filmlerden farklı olarak Rocky IV’te Stallone, Vince DiCola ile çalışmıştır. Tüm film boyunca yalnızca birkaç kez Bill Conti’nin teması duyulur. 80’ler müziğindeki ‘synthesizer’ egemenliği filmin yapısına oldukça uymuştur. Vince DiCola; Ivan Drago teması, Apollo’nun cenazesi, Rocky’nin Rusya’ya doğru yola çıkışı, maça hazırlık ve maç sahnelerinde zirveye çıktığı müthiş müzikler yaratmıştır. (İşin garibi, “Training Montage”, “Hearts On Fire” ve “War” dışında Vince DiCola’nın yaptığı müzikler 2010 yılına kadar hiçbir ortamda yayınlanmadı.)

Rocky serisinde müzik kullanımındaki değişim Rocky III’te başlamıştı. Bill Conti’nin muhteşem “Mickey”, “Conquest” gibi parçalarının yanında filmin başında ve sonunda çalan “Eye of the Tiger” şarkısı efsane olmuştur. Sylvester Stallone’nin Survivor grubuna yaptırdığı Eye of the Tiger, ismini Apollo Creed’in bir repliğinden alıyordu. Ve grup, belki de hayatta bir kez gelebilecek bir ilhamla oluşturdukları bu parçayla bir klasiğe imza attılar. Sporla ya da yoğun çalışmayla yapılan hazırlıklarla ilgili tüm görüntülü işlerde, suyu çıkana kadar bu müzik kullanılmıştır ve kullanılmaya devam etmektedir. Sayısız cover ve remix’i yapılan bu parça asla eskimeyen müziklerin sihrini taşır. Survivor’un bu başarısından sonra Sly 4. filmde de onlarla çalıştı. Bu sefer Eye of the Tiger’a, en az onun kadar başarılı Burning Heart’ı eklediler.

Apollo Creed/Ivan Drago maçının hemen öncesinde, James Brown’un bizzat kendisinin söylediği “Living in America” eşliğinde ringe gökten dans ederek inen Apollo, Drago’yu ve bizleri şaşkınlığa uğratır. Bu görkemli şovla Drago’ya Amerika’yı anlatırken, güya “Amerikan tarzı boks”u da az sonra ringde öğretecektir.

Robert Tepper’in No Easy Way Out parçasının çaldığı klip de filmin en etkili bölümlerinden biridir. Rocky, intikam maçı için Rusya’ya gitmesine karşı çıkan Adrian’la tartıştıktan sonra Lamborghini’sine atlayıp şehrin ıssız yollarında ilerler. Geçmişin hesabını yaptığı bu bölüm, tüm Rocky filmlerinden sahneler barındırmasıyla ve bu sahnelerin arasına girerek o güzel anıları parçalayıp yok etmekle tehdit eden şeytan yüzlü Drago imgeleriyle seyircileri etkiler.

DEĞİŞİM

Filmin ana teması “değişim”dir. Apollo’nun ölümünden ders almayan Rocky, Adrian’a “Ben bir dövüşçüyüm, böyle varoldum. Kendimizi değiştiremeyiz” der. Finaldeki maçta ise Rus seyircinin Rocky’e karşı tutumu değişir. Rocky’nin kazanma sevincinin ardından yaptığı konuşma şöyledir:

“Bu akşam buraya gelirken neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. İlk başta pek çoğunuzun benden nefret ettiğini gördüm, sanırım ben de sizden pek hoşlanmadım. Maç boyunca bu salonda pek çok değişim oldu. Benim size ve sizin bana olan duygularınızla ilgili… Burada iki insan birbirini öldürüyordu, ama sanırım bu 20 milyonun birbirini öldürmesinden iyidir. Yani demek istediğim, eğer ben değişebiliyorsam, siz değişebiliyorsanız, herkes değişebilir!”

Bu filmin finali için oldukça basit kalan konuşma, içerdiği mesajı çoluk çocuk herkesin anlayabileceği şekilde iletmekle yetinir. Rusların kendini beğenmiş Amerikalılara karşı, Rocky’nin de soğuk ve duygusuz görünen Ruslara karşı önyargıları değişmiş, Moskova şenlik yerine dönmüştür. Bu olabiliyorsa herkes önyargılarını ve kendilerini değiştirebilir, hayat bayram olabilir… Soğuk savaş içinde bulunan ABD ve SSCB’nin birbirlerine karşı tutum ve duygularının da değişebileceğini ifade eden naif bir ifadedir bu. Drago ise başka bir anlamda çoktan değişmiş olduğunu maçın sonlarına doğru belli eder. Rocky karşısında başarılı olamadığı için onu azarlayan Nicoli’yi ring dışına fırlatıp, kendisi yerine Rocky’yi destekleyen seyircilere, “Ben yalnızca kendim için kazanırım!” diye isyan eder. Frankenstein, yaratıcılarının onu dışlamasına kızmıştır. Aynı zamanda komünist rejimin reddedip kapitalizmin desteklediği bireyselliği benimsediğini de ilan etmiş olur.

RUSYA’DA DOPİNG, DÜNYADA DOPİNG

En yeni teknoloji ve bilimin nimetlerinden sonuna kadar faydalanarak meydana getirilmiş olan son model boksör Ivan Drago ve et kemikten safkan insan, yediğine içtiğine hormon karışmamış organik boksör Rocky Balboa…

2481771-ivan_dragoSovyet Rusya’da sporculara (Komünizmin spor alanında da başarı getirdiğini kanıtlamak üzere) belli başarılar elde etme zorunluluğu getirilmesiyle 70 ve 80’lerde doping kullanımı iyice artmıştı. Son yıllarda Türkiye’deki spor politikaları da benzer bir yapılanmaya gitti ve bu durum bir hüsrana yol açtı. Yalnızca son bir yıl içinde pek çok sporcu doping kullandığı gerekçesiyle yarışmalardan men edildi, madalyaları geri alındı. Böyle bir hezimet spor tarihimizde görülmemişti. Dopingle Mücadele Kurulunun 2013 verilerine göre Türkiye’de her 7 sporcudan biri doping kullanıyor. Rocky IV, sporcuları doping kullanmaya yönelten bu sisteme de dikkat çeker. Çünkü rejim/iktidarın ihtiyaç duyduğu iyi izlenim için hiçbir şey şansa bırakılmıyor, aldığı sıkı eğitime rağmen Ivan’ın vücuduna bir de doping iğnesi saplanıyor.

Demir Perde ülkeleri, özellikle Doğu Almanya bir devlet politikası olarak sporcularına doping uygulamıştır. Böylelikle Doğu Alman sporcuları olimpiyatlarda rakip ülkelere fark atan sayıda madalya alabilmişlerdir. 1956 Melbourne Olimpiyatlarında sadece tek bir madalya alabilen Doğu Alman sporcuları, 1960 Roma Olimpiyatlarında yine tek madalya, 1964 Tokyo Olimpiyatlarında ise dört madalya kazanabildiler. Dopingle gelen değişim 1972’de başladı: Münih Olimpiyatlarında 70 madalya, 1976 Montreal Olimpiyatlarında 90 madalya, 1980 Moskova’da 125 madalya… Bu eğilimin tüm komünist ülkelerdeki genel spor politikası olduğu söylenebilir. Hatta Sovyetler Birliği’nde kadın sporcuların antrenörleri tarafından hamile bırakıldığı, bu sayede vücutları daha fazla erkeklik hormonu salgılamaya başlayan kadın sporcuların yarışmalarda daha başarılı olabildikleri söylenmiştir. Yarışmalar tamamlanınca da fetüsler kürtajla alınıyordu. (Sporda Doping Gerçeği, Kısmet Erkiner, 2008)

Fakat doping yalnızca Doğu Bloku ülkelerine ait bir olgu değildi. Profesyonel spor karşılaşmalarının yapılageldiği zamanlardan beri her milletten doping kullanan sporcu varolmuştur. 2008 yılı yapımı “Bigger, Stronger, Faster” belgeselinde, 100 m. dünya rekoru kırdıktan sonra doping kullandığı anlaşılan ve madalyası elinden alınıp yarışmalardan men edilen Ben Johnson, neden doping kullanma ihtiyacı duyduğu sorulunca omzunu silkip “Herkes kullanıyordu” cevabını verir. Sporcuların vücut performansını artırıcı ilaç kullanımının ABD’de bir asırdan beri ne kadar yaygın olduğu ve aslında bunun çoğu zaman devletçe görmezden gelindiği kanıtlanmış durumdadır. Fransa Bisiklet Turunda 7 kez şampiyon olan Lance Armstrong 7 şampiyonluğunda da doping kullandığını itiraf etmiş, “Doping kullanmak sporcular arasında bir gelenek, ben de buna aykırı davranmadım” demiştir. Bugün hemen hemen hiçbir spor karşılaşmasında sporcuların doping kullanmadığı %100 kanıtlanamaz. Rocky IV’te Ivan Drago’nun doping kullanmış olması ve Sovyet Rusya’da bunun yaygın olduğunun iması, filmin asıl propaganda malzemelerinden biridir. Stallone, kendi ülkesindeki yaygın doping kullanımı gerçeğinden bahsetmeyerek Rocky suretinde ülkesini aklamaya çalışmıştır.

YÜZYILIN MAÇI: ROCKY BALBOA vs IVAN DRAGO

Drago mükemmel sporcu projesi gereği, bilim adamlarının gözetiminde makinelerle çalışıyor. “Neye vurursa vursun yok eden” biri haline getiriliyor. Rocky ise televizyon bile olmayan bir dağ evinde ve karlı Rusya steplerinde hazırlanıyor maça.

1257882288945_f

Tüm Rocky filmleri aslında hep “kazanmak için köklerine dönmek” konusunu işlerler. 2. filmde Rocky, Adrian’ın da ısrarlarıyla boksu bırakır. Başka işler arayıp çeşitli reklam filmlerinde oynar ama hiçbirinde tutunamayınca Adrian’a rağmen Apollo’yla rövanş maçına çıkmaya karar verir. Mickey’le birlikte ilk filmde olduğu gibi (tavuk peşinde koşmak, üzerinde Mickey varken iple bisiklet sürüklemek vs) eski usul çalışmalara girişir.

3. filmde ününün doruğuna çıkmış olan Rocky zevk ve sefa tuzağına düşmüştür. Önceki filmlerdeki tutukluğunu üstünden atmış; reklamlarda oynamakta, dergilerde gazetelerde çarşaf çarşaf röportajları çıkmakta, TV programlarına katılmaktadır. Bu şafşata içinde Mickey’i dinlemez ve Clubber Lang’den güzelce dayak yer. Onu yenmesi için köklerine dönmesi, ucuz salonlarda eskiden olduğu gibi çalışması gerekecektir. Bu sayede Clubber’la rövanş maçını kazanıp ünvanını geri alır.

İşte 4. filmde de Rocky son teknoloji aletlerle çalışan rakibinin aksine tekrar köklerine döner. Gelmiş geçmiş en iyi maça hazırlık sahnelerine sahip olan bu filmde Rocky Rusya’nın sert doğa koşulları içinde çalışır. Bu sert koşullar onu da sertleştirir ve bir “demir parçası” haline getirir.

Kendi performans sınırlarını zorlayacak hale gelen iki sporcunun maça hazırlandıkları ünlü klip-sekans, maça etkisi açısından bilimsel bir geçerlilik de taşıyor. Prof. Sir Frederic Bartlett, 60’lı yıllarda Cambridge Üniversitesi laboratuvarlarında insan performans sınırlarını ölçmeye başlamış, spor karşılaşmalarında fiziksel performans kadar önemli olan psikolojik tolerans konularında da deneysel araştırmalar yapmıştır. (Spor Psikolojisi, Sabri Özbaydar, 1983) Bulgulara göre, sporcuların karşılaşmalara hazırlanmaları sırasında ‘çevresel görüş alanı’ önemli bir ayrıntıdır. Geniş alanlarda, görüş alanına fazladan objelerin girdiği mekanlarda çalışmak karşılaşma anında, sporcunun görüş alanında olmayan hareketleri bile görebilmesini sağlar. Bu yüzden geniş arazide çalışmak görüş alanını genişletir ve odaklanma hızını keskinleştirir. Rocky Rusya kırsalında dağlarda tepelerde maça hazırlanarak bir avantaj sağlamıştır. Drago ise hep iç mekanlarda dar görüş açılı ortamlarda çalışır. Rocky gerçekten koşarken Drago koşma bandındadır.

Karşılaşma sırasındaki çevresel faktörlerin algı ve konsantrasyona etkisi de önemlidir. Seyirci, ışık, ses, sıcaklık gibi faktörler karşılaşma anında sporcunun fiziksel performansını ve duyusal durumunu etkiler. Örneğin Apollo/Drago maçı öncesi Apollo’nun Living in America şovundaki ses ve ışık gösterileri Drago’yu dumura uğratır. Ama Drago kendini çabuk toparlayarak üzerine uygulanan görkemli baskıyı ve seyirci dezavantajını gözardı etmeyi başarır ve Apollo’yu kolayca yener. Aynı şey Rocky/Drago maçında da tekrarlanır. Seyircilerin ilk baştaki yuhalamalarına, havai fişekler eşliğindeki milli marş gösterisine rağmen Rocky bu duyusal baskılardan etkilenmemeyi başarır. Maç ilerledikçe seyircinin Rocky’ye yaklaşımı değişmeye başlar. Drago’nun ölümcül yumrukları karşısında dayanmaya devam eden, yere yığıldıkça geri kalkan Rocky, Rus seyircinin saygısını, sempatisini, giderek sevgisini kazanır.

“A. BB” imzalı, ringde Rocky’i Hulk’a karşı gösteren resim, Rocky karakterini en iyi özetleyen anlatımlardan biridir. Onun Hulk’la boks maçına çıkması hiç de yadırgatıcı değildir. Rocky Hulk’la, Frankenstein’la, Terminatör’le… eline boks eldiveni geçirebilen herkesle dövüşebilir. Normal bir insan evladının asla dayanamayacağı ölümcül yumruklar, darbeler alabilir. Ringde defalarca kez kaşı gözü yarılsa da tekrar tekrar kalkıp dövüşmeye devam edebilir. İşte Hulk’u bile bezdirebilecek olan, bu yere yapışıp yapışıp tekrar kalkarak dövüşe devam etmek, nerdeyse tüm Rocky filmlerinin olduğu kadar Rocky IV’ün de özünü oluşturur.

Rusya’ya hareket etmeden önce oğlunun “Korkuyor musun?” sorusuna Rocky şöyle cevap verir: “Evet, bazen korkuyorum… Ringdeyken gerçekten dayak yiyorsam ve kollarım kaldıramayacak kadar acıyorsa şöyle düşünürüm: ‘Şu adam çeneme öyle bir vursun ki artık bir şey hissetmeyeyim.’ Ama o kadar korkutucu olmayan başka bir yönü daha var; içimde devam etmek isteyen, bir raund daha dayanmak isteyen bir şey… Çünkü yapamayacağını düşündüğün zaman bir raund daha devam etmek, hayatında çok şeyi değiştirebilir.”

“ACI YOK ROCKY!”

Rocky IV, çocukluğunu 80’lerde geçirmişler için oynamaktan hiç sıkılınmayan, hep ilham veren parlak ambalajlı bir oyuncak gibidir. Ne zaman karşımıza çıksa illa ki sonuna kadar izlenir. İlk Rocky’deki fakir mahallelerdeki yaşam mücadelesi yerine bu film devletler arası prestij mücadelesiyle ilgileniyor. Ama bir çocuk gözüyle ne filmdeki soğuk savaş ne de Amerikan propagandası önemlidir. Asıl sevilen Rocky’nin değişmeyen iyiliği, mütevazı duruşu, azimle çalışması, düşünce tekrar kalkması, kanasa bile acıyı unutması, güçlü rakipleri karşısında dayanmaya devam etmesidir.

rocky4_2

Rocky, gelecek için umut besleyen bünyelere coşkulu bir sevinç verir ve çoğu zaman gerçek hayatın acımasızlığıyla bu umudu yitirmiş olanlara “bir raund daha devam etme” azmi aşılar.

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

2 Yorumlar

  1. Harika bir yazı olmuş, bayıldım :)

  2. Süper yazı olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: