Zombie Lake (1981)

Zombie Lake 1981 yılı mahsulü Julián Esteban’ın yumurtladığı hikayeden Jesus Franco tarafından senaryolaştırılmışz1 ve Jean Rollin (bendeki kopyada ismi J.A. Laser olarak geçiyor) tarafından yönetilmiş olan Fransa / İspanya ortak yapımı bir film.

Aslında filmi Jess Franco yönetecekmiş ama çekim zamanı geldiğinde Franco ortadan kaybolmuş. (Kimbilir ne derdi vardı!?) Bunun üzerine yapımcılar Rollin’e teklif götürmüşler. Rollin teklifi kabul etmiş ve ortaya bu şaheser(!) çıkmış. Filmin orjinal ismi aslında Le Lac des Morts Vivants. Ama birçok ülkede Zombie Lake ismi ile piyasaya sürüldüğü için en bilinen ismi bu. Elbette ki bu filmin de birden çok ismi var: The Lake of the Living Dead, Sumpf der Lebenden Toten, Zombies Lake gibi. Bendeki kopyanın ismi Zombies Lake mesela.

Fransa’nın küçük köylerinden birinde önce valinin kızı kaybolur, arkasından köylülerden birinin kızı öldürülür. Lanetli olduğu söylenen gölün etrafında gerçekleşen bu olaylar köylüleri rahatsız eder. O sırada köye lanetli göl ile ilgili araştırma yapmak üzere bir kadın gazeteci gelir. Gazeteci sayesinde validen gölün geçmişi üzerine gerekli olan bilgileri alırız. İkinci Dünya Savaşı sırasında köy Alman işgali altındadır. Alman askerlerinden bir tanesi bir hava saldırısı sırasında hayatını kurtardığı Fransız kıza aşık olur. Kız da Alman askere karşı boş değildir. Gizli gizli buluşmaya başlarlar. Bir çocukları olur. Savaşın sonlarına doğru Alman birlikleri Fransa’dan çekilmeye başlar. Bizim aşık askerin içinde olduğu birlik sona kalan az sayıda Alman birliğindendir. Bir gün köydeki direnişçiler Alman birliğini ormanda pusuya düşürür, hepsini öldürüp cesetlerini göle atarlar. Gölün altında senelerdir dinlenmekte olan nazi zombiler için hareket vakti gelmiştir. Zaman intikam zamanıdır.

z2-tileBu filmi izledikten sonra öğrendiklerimiz konulu bir yazı yazıyor olsaydım yazının can alıcı noktası şöyle olurdu: Herhangi bir Fransız kadını çıplak görmek istiyorsanız, onu bir göl kenarına götürün. Filmdeki kadınların hiçbiri dayanamadı. Göl kenarına gelen soyunup göle atladı. Herhalde bizim bilmediğimiz Fransız geleneklerinden biri olsa gerek.

Bir de anlayamadığım bir nokta var. Bunca senedir suyun altında dinlenmekte olan zombileri harekete geçiren şey neydi? Yapabileceğim en iyimser tahmin filmin başında gölde (tabii ki çıplak) yüzmeye başlayan valinin kızının kulaç atarken gücünü iyi hesap edememesi sonucu yaydığı yüksek frekanslı dalgalar olabileceği. Eğer sebep bu değilse başka ne olabilir bir cevabım yok.

Zombi moduna geçmiş olan aşık askerin sevgilisinin evine gidip büyümüş olan kızını ziyaret ettiği sahne sinema tarihine geçecek denli sıra dışı. Hele bir de kızına annesinden yadigar kalan kolyeyi verdiği an var ki, gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz.

Yönetmen Rollin’i filmde polis memuru Stiltz rolünde izliyoruz. O da zombilerin hışmından kurtulamıyor. Rollin daha çok çektiği vampir filmleri ile tanınan bir yönetmen. Bu alışkanlığının izlerini Zombie Lake’de görmek mümkün. Ama bir zombi filminin içine romantizm katıldığında ortaya çıkan sonuç bu oluyor işte.

Makyaj ve efekt konusuna hiç girmesek daha iyi olur sanki. Zaten yetersiz olan zombilerin makyajları birçok sahnede çekim esnasında dökülüyor. Herhalde bu durumdan hiçkimse rahatsız olmamış ki aynen o şekilde bırakmışlar. Filmdeki sevişme sahnelerine zombi sahnelerinden daha çok özen gösterilmiş. Hatta filmin afişi zamanında sansürlenmiş. Bir önce yazdığım Zombie 5: Killing Birds filminde olduğu gibi bu filmde de zombiler taze et peşinde değil. Sadece intikam amacıyla öldürmek için saldırıyorlar. Senaryo gülünç diyebileceğimiz kadar kötü. Oyunculuklar berbat ötesi. Müzikler çok kötü. Sinematografik ögeler hak getire. Ama nedendir bilmem ben bu filmi çok seviyorum. Kendine has bir büyüsü var sanki.

Yakın zamanda Öteki Sinema’da incelenmiş olan Død Snø (Dead Snow, 2009, yönetmen Tommy Wirkola) filmini hatırlayacak olursak, senaryosunun nerdeyse tamamının Zombie Lake ile birebir aynı olduğunu görürüz. Mekan olarak göl kenarındaki şirin bir Fransız kasabası yerine Norveç’in karlı dağları tercih edilmiş, o kadar.

Sonuç olarak bu filmi hiçkimseye tavsiye etmiyorum. Ama filme karşı olan sevgim o kadar iddialı ki, herkesin izlemesi lazım diyerek son noktayı koyuyorum.

Öteki Sinema için yazan Murat Kızılca

z6

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

5 Yorumlar

  1. Masis Üşenmez

    Nazi Zombi serimizin ikinci halkası olsun bu film de. Meme görmek isteyenler için iyi bir seçim sanırım. Zaten Fransız filminde meme görünmezse o filmden cacık olmaz.

  2. yaf nerden buluruz filmi merak ettim simdi he :D
    eğer elinizde nerden bulabileceğimize dair bilgi varsa bana mail atın plz.

    teşekkürler

  3. Murat, senin incelediğin her filmi illa bulup izliyorum. Bunu da izlemeye başladım ama sıkıntıdan geberiyorum şu anda : ) Dakika 45… izlemeye devam ediyorum ama laptopumu açtım gözucuyla bakıyorum anca.

    Su altındaki nazi zombiler fikri harika. Dediğini anlıyorum, rezil olsa da sevilecek bir yanı yok değil filmin.

    Ama zombi makyajları bu kadar mı kötü olur ya. Bu kadar mı. Bu kadar rezil, itici, komik, nefret edilecek kadar zavallı zombi makyajı da ilk defa görüyorum hayatımda! Yuh! Yuh ki ne Yuh! Yazık vakite emeğe yazık.

    Ayrıca aynen dediğin gibi Jean Rollin aşk ve zombi kavramlarını birleştirmeye çalışıp saçmalamış, ezilmiş.

  4. Bi de Portekiz kısasındaki makyajlara laf atıyordun : )

    Watch
    Whatever
    Whenever

  5. Makyaj kötü olsun, bağrıma basarım. Ama Rollin’in bazı filmleri var ki, bağrıma taş basasım geliyor. Aslında kolay kolay sıkılmam ama Rollin, Franco gibi sınırları zorlayabiliyor. Demiyorum ki ille de Le Frisson Des Vampires, Les Raisins De La Mort veya Fascination filmler çeksin. Ama yine de… seviyoruz işte…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: