<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
	>
<channel>
	<title>
	Baskın (Can Evrenol, 2015) yazısına yapılan yorumlar	</title>
	<atom:link href="https://www.otekisinema.com/baskin-2015/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/</link>
	<description>alt kültür sinema yayını</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Jan 2018 13:50:33 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>
		Yazar: Kaan Kahraman		</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/#comment-36054</link>

		<dc:creator><![CDATA[Kaan Kahraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2016 15:26:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=72275#comment-36054</guid>

					<description><![CDATA[Filmi izleme şansına yeni kavuştum o yüzden yorum yapmam da biraz geç oldu. Öncelikle genç bir yönetmenin ilk uzun metrajı olarak değerlendirdiğimde ortalamanın üstünde bir film olduğunu düşünüyorum. Korku türünde zaten kısıtlı örnekler veren Türk sinemasında kilometre taşı sayılabilir. Ancak o kadar da baş tacı edilecek bir film olduğunu düşünmüyorum. Filmin görselliği çok iyi, oyunculukları fena değil ama senaryosu ve kurgusu yerlerde geziyor. Maalesef Can Evrenol, (kendi tabirimle) Zack Snyder Sendromundan muzdarip. Filmdeki bir çok sekans kendi içinde çok iyi, çok havalı ama film bunları bir birine bağlayıp sağlam bir hikaye anlatmayı beceremiyor.  Filmin başındaki kabus sahnesini ele alalım örneğin. Oldukça etkili bir açılış sahnesi peki bu sahnenin film içindeki anlamı nedir? Arda çocukken kötü bir olay mı (taciz, istismar vs) yaşadı? İzlediğimiz aslında Arda&#039;nın kafasındaki cehennem mi? Ya da en sonda kaza sahnesinin tekrarlanması ve her şeyin başa sarması nedir? Yoksa polislerin hepsi kaza anında ölüp gerçekten cehenneme mi gittiler? Filmde bunların hiçbirinin cevabı yok. Ayrıca yorum yapan arkadaşlardan birisi korku edebiyatı karıştırın biraz demiş. Merak etmeyin bu sitenin takipçilerinin büyük bir kısmı korku edebiyatına da hakim. Öyle Lovecraft okumayan anlamaz demek filmin eksiklerini kapatmıyor ne yazık ki]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Filmi izleme şansına yeni kavuştum o yüzden yorum yapmam da biraz geç oldu. Öncelikle genç bir yönetmenin ilk uzun metrajı olarak değerlendirdiğimde ortalamanın üstünde bir film olduğunu düşünüyorum. Korku türünde zaten kısıtlı örnekler veren Türk sinemasında kilometre taşı sayılabilir. Ancak o kadar da baş tacı edilecek bir film olduğunu düşünmüyorum. Filmin görselliği çok iyi, oyunculukları fena değil ama senaryosu ve kurgusu yerlerde geziyor. Maalesef Can Evrenol, (kendi tabirimle) Zack Snyder Sendromundan muzdarip. Filmdeki bir çok sekans kendi içinde çok iyi, çok havalı ama film bunları bir birine bağlayıp sağlam bir hikaye anlatmayı beceremiyor.  Filmin başındaki kabus sahnesini ele alalım örneğin. Oldukça etkili bir açılış sahnesi peki bu sahnenin film içindeki anlamı nedir? Arda çocukken kötü bir olay mı (taciz, istismar vs) yaşadı? İzlediğimiz aslında Arda&#8217;nın kafasındaki cehennem mi? Ya da en sonda kaza sahnesinin tekrarlanması ve her şeyin başa sarması nedir? Yoksa polislerin hepsi kaza anında ölüp gerçekten cehenneme mi gittiler? Filmde bunların hiçbirinin cevabı yok. Ayrıca yorum yapan arkadaşlardan birisi korku edebiyatı karıştırın biraz demiş. Merak etmeyin bu sitenin takipçilerinin büyük bir kısmı korku edebiyatına da hakim. Öyle Lovecraft okumayan anlamaz demek filmin eksiklerini kapatmıyor ne yazık ki</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Yazar: Nyarlathotep		</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/#comment-33905</link>

		<dc:creator><![CDATA[Nyarlathotep]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Apr 2016 13:36:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=72275#comment-33905</guid>

					<description><![CDATA[Selam,

Eskiler beni korkusitesi&#039;nden hatirlar. Filmin yonetmeni Can da oyle. Ismim Bilgin.

Filme dair soyleneceklerden cok filmi elestirenlerin ne yazik ki sig edebi kavrayis ve eksikliklerine soylenecek cok sey var. Oncelikle efendim, bu film olmustur. Bu filmin olmuslugunu kavrayabilmek icin Lovecraft kimdir nedir ne ve nasil yazmaktadir, bunlari bilmek gerekir. Bu film Turk izleyicisine fazladir. Bu yuzden Can&#039;in da standart Turk izleyicisinden gelen yorumlari iplemedigine eminim.

Lovecraft, olayi anlatir ve cekilir. Olayin basi ve sonu yoktur. Genelde tekil kisi agzindan olaylari anlatmayi sever. Gerceklik ve dus icicedir. Sanri sancilarla birlesir. Bunu Poe ve Lord Dunsany&#039;den aldigi ilhamla onlardan daha keskin bir bicimde gerceklestirir. Bu filmi kavrayabilmek icin Lovecraft okuyucusu olmak gerekir. Bu yuzden bu film herkese gore degildir, gise/sinema filmi ise asla degildir. Anlatilan oykude detay yoktur (Lovecraft ve ondan etkilesimle yazan August Derleth, Robert Bloch, R. E. Howard ve bazi Stephen King oykuleri de buna dahildir) Olay bir bolumunden alinir ve neredeyse ekspresyonist bir tavirla okuyucuya/izleyiciye aktarilir. Kurguda aciklar vardir ve bu bilerek boyle yapilir. Bu bir eksiklik degil, yazar tarafindan iradi bir bicimde yapilan kurguyu okuyucu gozunde yuceltme, okuyucunun dusgucune birakma methodlarindan biridir. Bu edebi anlamda 1890&#039;lardan beri, (Poe ile birlikte baslayan bir nesil) gerceklesir. Aha Baskin tam da boyle bir film.

Kurgu nerede, neyin nerede oldugu belli degil, olay orgusu yok diyen arkadaslara nacizane onerim, biraz daha korku edebiyati karistirmalari.

Isin sinematik boyutundan hic anlamam. Isık falan boyle seyler hic bilmem. Ama beni rahatsiz eden bir sey goremedim. Aksine sunu soylemeliyim. Filmde edilen kufurler, gerceklesen sohbetler Izmir&#039;de yasayan biri olmama ragmen siklikla icerisinde bulundugum dahil oldugum sohbetlerdir. Bunu izleyiciye sert ve keskin bir gerceklikle aktarinca izleyicilerin terorize olmus halini anlayabilmek butunuyle mantikdisi. Kisisel olarak anormal bir durumlar karsilastigimda ben de &quot;anani s.km, ciksana ulan o. cocugu, nerdesin ulan p.c&quot; gibi tepkiler veririm. Bunu Turk sinemasinda ilk defa goruyorum. Ayakta alkislamalik.

Hepsinin otesinde.

Bu bir Turk korku sinemasinda bir ilk. Ama Turk korku sinemasi derken biraz cekiniyorum. Cinler araciligiyla define arayan koylulerin cocuklarlina torunlarina musallat olan cinlerden, ters kose yapmak isterken taa en basindan itibaren filmin bas karakterinin en yakinin aslinda kendisine buyu yaptirdiginin kesin bir bicimde tahmin edilebilirliginden falan bunlardan gina geldi. Ha izliyor muyum? Hala izliyorum evet.

Can, keske daha cok film yapsan. Ama Turk korku falan adi altinda gecmesin. Turk izleyicisinin daha ogrenmesi, okumasi gereken cok sey var.

Turkish Hellraiser ve Lovecraftian tanimlamlarini sonuna kadar hak ediyor.

Enfes bir film.

Herkes izlemesin yazmak da filmi daha ilgi cekici kiliyor simdi oyle yazmak da istemiyorum fakat nasil bitirsem bilemedim.

Lovecraftian zihinlere gore bir film diyeyim en iyisi. Ucundan Clive Barker da barindiriyor (cok cok az da olsa Midnight Meat Train havasi sezen bir tek ben miyim?)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selam,</p>
<p>Eskiler beni korkusitesi&#8217;nden hatirlar. Filmin yonetmeni Can da oyle. Ismim Bilgin.</p>
<p>Filme dair soyleneceklerden cok filmi elestirenlerin ne yazik ki sig edebi kavrayis ve eksikliklerine soylenecek cok sey var. Oncelikle efendim, bu film olmustur. Bu filmin olmuslugunu kavrayabilmek icin Lovecraft kimdir nedir ne ve nasil yazmaktadir, bunlari bilmek gerekir. Bu film Turk izleyicisine fazladir. Bu yuzden Can&#8217;in da standart Turk izleyicisinden gelen yorumlari iplemedigine eminim.</p>
<p>Lovecraft, olayi anlatir ve cekilir. Olayin basi ve sonu yoktur. Genelde tekil kisi agzindan olaylari anlatmayi sever. Gerceklik ve dus icicedir. Sanri sancilarla birlesir. Bunu Poe ve Lord Dunsany&#8217;den aldigi ilhamla onlardan daha keskin bir bicimde gerceklestirir. Bu filmi kavrayabilmek icin Lovecraft okuyucusu olmak gerekir. Bu yuzden bu film herkese gore degildir, gise/sinema filmi ise asla degildir. Anlatilan oykude detay yoktur (Lovecraft ve ondan etkilesimle yazan August Derleth, Robert Bloch, R. E. Howard ve bazi Stephen King oykuleri de buna dahildir) Olay bir bolumunden alinir ve neredeyse ekspresyonist bir tavirla okuyucuya/izleyiciye aktarilir. Kurguda aciklar vardir ve bu bilerek boyle yapilir. Bu bir eksiklik degil, yazar tarafindan iradi bir bicimde yapilan kurguyu okuyucu gozunde yuceltme, okuyucunun dusgucune birakma methodlarindan biridir. Bu edebi anlamda 1890&#8217;lardan beri, (Poe ile birlikte baslayan bir nesil) gerceklesir. Aha Baskin tam da boyle bir film.</p>
<p>Kurgu nerede, neyin nerede oldugu belli degil, olay orgusu yok diyen arkadaslara nacizane onerim, biraz daha korku edebiyati karistirmalari.</p>
<p>Isin sinematik boyutundan hic anlamam. Isık falan boyle seyler hic bilmem. Ama beni rahatsiz eden bir sey goremedim. Aksine sunu soylemeliyim. Filmde edilen kufurler, gerceklesen sohbetler Izmir&#8217;de yasayan biri olmama ragmen siklikla icerisinde bulundugum dahil oldugum sohbetlerdir. Bunu izleyiciye sert ve keskin bir gerceklikle aktarinca izleyicilerin terorize olmus halini anlayabilmek butunuyle mantikdisi. Kisisel olarak anormal bir durumlar karsilastigimda ben de &#8220;anani s.km, ciksana ulan o. cocugu, nerdesin ulan p.c&#8221; gibi tepkiler veririm. Bunu Turk sinemasinda ilk defa goruyorum. Ayakta alkislamalik.</p>
<p>Hepsinin otesinde.</p>
<p>Bu bir Turk korku sinemasinda bir ilk. Ama Turk korku sinemasi derken biraz cekiniyorum. Cinler araciligiyla define arayan koylulerin cocuklarlina torunlarina musallat olan cinlerden, ters kose yapmak isterken taa en basindan itibaren filmin bas karakterinin en yakinin aslinda kendisine buyu yaptirdiginin kesin bir bicimde tahmin edilebilirliginden falan bunlardan gina geldi. Ha izliyor muyum? Hala izliyorum evet.</p>
<p>Can, keske daha cok film yapsan. Ama Turk korku falan adi altinda gecmesin. Turk izleyicisinin daha ogrenmesi, okumasi gereken cok sey var.</p>
<p>Turkish Hellraiser ve Lovecraftian tanimlamlarini sonuna kadar hak ediyor.</p>
<p>Enfes bir film.</p>
<p>Herkes izlemesin yazmak da filmi daha ilgi cekici kiliyor simdi oyle yazmak da istemiyorum fakat nasil bitirsem bilemedim.</p>
<p>Lovecraftian zihinlere gore bir film diyeyim en iyisi. Ucundan Clive Barker da barindiriyor (cok cok az da olsa Midnight Meat Train havasi sezen bir tek ben miyim?)</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Yazar: irene		</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/#comment-32389</link>

		<dc:creator><![CDATA[irene]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2016 15:27:58 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=72275#comment-32389</guid>

					<description><![CDATA[olmamış filmdir efendim. insanlar yorum yaparken beğenmedim demeye bile çekiniyor. film hakkında bu kadar zorlama iyi yorum çok inandırıcı gelmiyor bana. genel olarak senaryo kötü denmiş ama ben kurgu, sinematografi, oyunculuk, cast seçimi konusunda da ciddi sıkıntılar görüyorum. en basit örneği baba karakteri korkutmaktan çok uzak. özellikle mahallenin bitirim delikanlısı gibi konuşması felan aklıma geldikçe gülüyorum. seslendirme vs. hiç mi düşünülmez.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>olmamış filmdir efendim. insanlar yorum yaparken beğenmedim demeye bile çekiniyor. film hakkında bu kadar zorlama iyi yorum çok inandırıcı gelmiyor bana. genel olarak senaryo kötü denmiş ama ben kurgu, sinematografi, oyunculuk, cast seçimi konusunda da ciddi sıkıntılar görüyorum. en basit örneği baba karakteri korkutmaktan çok uzak. özellikle mahallenin bitirim delikanlısı gibi konuşması felan aklıma geldikçe gülüyorum. seslendirme vs. hiç mi düşünülmez.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Yazar: Süha Tuna		</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/#comment-32388</link>

		<dc:creator><![CDATA[Süha Tuna]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2016 14:55:27 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=72275#comment-32388</guid>

					<description><![CDATA[Selamlar,

Baskın’ı merakla bekliyordum. İlk fırsatta da gidip izledim. Filmle ilgili düşüncelerimi belirtmeden önce yukarıdaki kritik ile ilgili kısa bir eleştiride bulunmak istiyorum.

Herhangi bir şeyi, diğer bir şeyi aşağılayarak övmenin doğru olmadığını ve maksadına hizmet etmediğini düşünüyorum. Bir şeyin niteliği, çevresindeki şeylerin kötülüğü ile ölçülmez. Bu noktada, yegane başarılı olma kriteri güldürmek değil izlenmek olan ve bunu da gerçekleştiren Güdür Güldür’ün yerilmesini anlayabilmiş değilim. Güldür Güldür komik mi, kime komik geliyor gibi konu başlıklarının Baskın’ın kritiğinde yer almasını ise hiç anlayabilmiş değilim. Güldür Güldür’ün Ali Sunal’a komik gelmesi gibi mantıksız bir çıkarımın Baskın’ın kritiğinde eğreti durduğunu düşünüyorum. Keza, uzaklara bakarak sigara içen adamlar’ın da... 

Bu başlıkların ayrı bir yazının konusu olduğu ayrımına varıldığında delete tuşunun da akla gelmesini isterdim.
Baskın ve muadili filmlerle ilgili nitelikli kaynağa ulaşmak hali hazırda bu kadar zorken,  ve Öteki Sinema’nın da en iyi yaptığı şey buyken, konuyla ilgili metne ulaşmak isteyen insanları bu sataşmalara maruz bırakmamak gerekirdi diye düşünüyorum.

Filmle ilgili birkaç nokta üzerinde durmak istiyorum.

•	Türk Korku Sineması ve Gişe Formülünde Baskın’ın Yeri Üzerine

Bu noktada ‘gişe formülü’ demek yerine belli bir Pazar formülü demek daha doğru olacaktır. Romantik komedi pazarı oluştuğunda bu pazarın üreticileri, cinli film pazarı oluştuğunda da bu pazarın irili ufaklı, nitelikli niteliksiz üreticileri olacaktır. Bu da hayatın akışı içerisinde doğal karşılanabilecek bir durumdur.
Peki Baskın yalnızca cin pazarına sırt çeviren bir film olarak diğer filmlerden daha nitelikli, üreticileri ise diğer üreticilere nazaran daha idealist olmaya hak mı kazanıyor? Hayır. Böyle bir peşin hükme ancak Can Evrenol’un arkadaşları varabilir. Pekâlâ Baskın da belli bir pazara göre formülize edilerek inşaa edilmiş bir filmdir.  Bu sebeple Baskın, Türk korku sinemasının diğer ürünlerinden yalnızca tür olarak ayrılacak bir filmdir.
Baskın da en az cinli filmler kadar formülize bir filmdir. Öyle ki, bu formül filmin  diyaloglarında da hissedilmektedir:  “Türklerin yüzde 70’i hayvanlarla ilişkiye girerek milli olur” diyaloğu bir Türk filminden değil de, adeta bir İspanyol filminden fırlamış gibi durmuyor mu sizce de?
Yoksa bir Türk seyirci için, “bizim millet hayvanla öğrenir oğlum bu işi” gibi bir diyalog daha yaşayan, canlı bir diyalog olacaktır. Sonuç olarak, kendi aralarında kendileri hakkında konuşan insanlar bunu yaparken‘biz’ derler. Kendilerine Fransa’dan bakmazlar. Bu ve bunun gibi birçok sebepten ötürü Baskın da kendisine dışarıdan bakan film olmuş, bu sebeple Türk izleyicisinin filme ortak olmasını engellemiştir. 
Şahsen, yer yer ingilizce düşünülerek yazılan diyalogların dahi olduğu kanısındayım. Bu sebeple Mustang ne kadar dışarıya oynayan bir filmse Baskın da bir o kadar bu matematiğe göre formülize edilmiş bir filmdir. 

•	Orijinallik

Türk sineması için yeni bir deneyim denilebilir fakat ‘oraya gidenler bir daha dönmedi’ gibi artık mizaha konu olacak kadar eprimiş, gevşemiş bir konu üzerine inşaa edilmiş bir film için, Türk korku sinemasının en orijinal iki filminden biri demek gerçekten akıl alacak bir şey değil. Onun yerine, “güzel bir denemeydi, bir dahakine inşallah ” demek belki daha insaflı bir yorum olacaktır.

•	Birkaç Şey

Evrenol,  kısa filmlerinde bir hikaye anlatmaktan ziyade, sinefili olduğu türün sahnelerini canlandırmayı tercih etmiştir. Bu çalışma şekli bir kısa filmci için olağandır ve kendisi için iyi bir pr çalışmasıdır. Bu şekilde çalışan başka kısa filmciler de vardır. Çektikleri filmin içine kasıtlı olarak boğaz kesilmesi, kesik yaraları, vahşet sahneleri, dışarıda gezen organlar  koyarlar ve bakın bu sahneleri ben de üretebiliyorum demek isterler. Bu kendileri ve dünyaları adına güzel bir tanıtım şeklidir. Fakat hikaye anlatımında değil, makyajda ustalık kazanmanızı sağlar

Bakın’ın bir uzun metraj olarak bu tuzağa düştüğünü düşünüyorum. Bir duygu bütünlüğünün sağlanamadığı filmde, parça parça da olsa Türk sineması için kalitenin sınırlarını zorlayan sekanslar bulunuyor. Fakat bu sahneler bir duygu oluşumuna yol açmıyor. Evrenol’un görsel estetik üzerinde düşünüğü kadar hikaye anlatımı üzerine de düşünüğü bir film eminim tadından yenilmeyecektir.

Nihayetinde Baskın’ın vasatın altında başlayıp vasat olarak biten bir film olduğunu düşünüyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selamlar,</p>
<p>Baskın’ı merakla bekliyordum. İlk fırsatta da gidip izledim. Filmle ilgili düşüncelerimi belirtmeden önce yukarıdaki kritik ile ilgili kısa bir eleştiride bulunmak istiyorum.</p>
<p>Herhangi bir şeyi, diğer bir şeyi aşağılayarak övmenin doğru olmadığını ve maksadına hizmet etmediğini düşünüyorum. Bir şeyin niteliği, çevresindeki şeylerin kötülüğü ile ölçülmez. Bu noktada, yegane başarılı olma kriteri güldürmek değil izlenmek olan ve bunu da gerçekleştiren Güdür Güldür’ün yerilmesini anlayabilmiş değilim. Güldür Güldür komik mi, kime komik geliyor gibi konu başlıklarının Baskın’ın kritiğinde yer almasını ise hiç anlayabilmiş değilim. Güldür Güldür’ün Ali Sunal’a komik gelmesi gibi mantıksız bir çıkarımın Baskın’ın kritiğinde eğreti durduğunu düşünüyorum. Keza, uzaklara bakarak sigara içen adamlar’ın da&#8230; </p>
<p>Bu başlıkların ayrı bir yazının konusu olduğu ayrımına varıldığında delete tuşunun da akla gelmesini isterdim.<br />
Baskın ve muadili filmlerle ilgili nitelikli kaynağa ulaşmak hali hazırda bu kadar zorken,  ve Öteki Sinema’nın da en iyi yaptığı şey buyken, konuyla ilgili metne ulaşmak isteyen insanları bu sataşmalara maruz bırakmamak gerekirdi diye düşünüyorum.</p>
<p>Filmle ilgili birkaç nokta üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p>•	Türk Korku Sineması ve Gişe Formülünde Baskın’ın Yeri Üzerine</p>
<p>Bu noktada ‘gişe formülü’ demek yerine belli bir Pazar formülü demek daha doğru olacaktır. Romantik komedi pazarı oluştuğunda bu pazarın üreticileri, cinli film pazarı oluştuğunda da bu pazarın irili ufaklı, nitelikli niteliksiz üreticileri olacaktır. Bu da hayatın akışı içerisinde doğal karşılanabilecek bir durumdur.<br />
Peki Baskın yalnızca cin pazarına sırt çeviren bir film olarak diğer filmlerden daha nitelikli, üreticileri ise diğer üreticilere nazaran daha idealist olmaya hak mı kazanıyor? Hayır. Böyle bir peşin hükme ancak Can Evrenol’un arkadaşları varabilir. Pekâlâ Baskın da belli bir pazara göre formülize edilerek inşaa edilmiş bir filmdir.  Bu sebeple Baskın, Türk korku sinemasının diğer ürünlerinden yalnızca tür olarak ayrılacak bir filmdir.<br />
Baskın da en az cinli filmler kadar formülize bir filmdir. Öyle ki, bu formül filmin  diyaloglarında da hissedilmektedir:  “Türklerin yüzde 70’i hayvanlarla ilişkiye girerek milli olur” diyaloğu bir Türk filminden değil de, adeta bir İspanyol filminden fırlamış gibi durmuyor mu sizce de?<br />
Yoksa bir Türk seyirci için, “bizim millet hayvanla öğrenir oğlum bu işi” gibi bir diyalog daha yaşayan, canlı bir diyalog olacaktır. Sonuç olarak, kendi aralarında kendileri hakkında konuşan insanlar bunu yaparken‘biz’ derler. Kendilerine Fransa’dan bakmazlar. Bu ve bunun gibi birçok sebepten ötürü Baskın da kendisine dışarıdan bakan film olmuş, bu sebeple Türk izleyicisinin filme ortak olmasını engellemiştir.<br />
Şahsen, yer yer ingilizce düşünülerek yazılan diyalogların dahi olduğu kanısındayım. Bu sebeple Mustang ne kadar dışarıya oynayan bir filmse Baskın da bir o kadar bu matematiğe göre formülize edilmiş bir filmdir. </p>
<p>•	Orijinallik</p>
<p>Türk sineması için yeni bir deneyim denilebilir fakat ‘oraya gidenler bir daha dönmedi’ gibi artık mizaha konu olacak kadar eprimiş, gevşemiş bir konu üzerine inşaa edilmiş bir film için, Türk korku sinemasının en orijinal iki filminden biri demek gerçekten akıl alacak bir şey değil. Onun yerine, “güzel bir denemeydi, bir dahakine inşallah ” demek belki daha insaflı bir yorum olacaktır.</p>
<p>•	Birkaç Şey</p>
<p>Evrenol,  kısa filmlerinde bir hikaye anlatmaktan ziyade, sinefili olduğu türün sahnelerini canlandırmayı tercih etmiştir. Bu çalışma şekli bir kısa filmci için olağandır ve kendisi için iyi bir pr çalışmasıdır. Bu şekilde çalışan başka kısa filmciler de vardır. Çektikleri filmin içine kasıtlı olarak boğaz kesilmesi, kesik yaraları, vahşet sahneleri, dışarıda gezen organlar  koyarlar ve bakın bu sahneleri ben de üretebiliyorum demek isterler. Bu kendileri ve dünyaları adına güzel bir tanıtım şeklidir. Fakat hikaye anlatımında değil, makyajda ustalık kazanmanızı sağlar</p>
<p>Bakın’ın bir uzun metraj olarak bu tuzağa düştüğünü düşünüyorum. Bir duygu bütünlüğünün sağlanamadığı filmde, parça parça da olsa Türk sineması için kalitenin sınırlarını zorlayan sekanslar bulunuyor. Fakat bu sahneler bir duygu oluşumuna yol açmıyor. Evrenol’un görsel estetik üzerinde düşünüğü kadar hikaye anlatımı üzerine de düşünüğü bir film eminim tadından yenilmeyecektir.</p>
<p>Nihayetinde Baskın’ın vasatın altında başlayıp vasat olarak biten bir film olduğunu düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
		<item>
		<title>
		Yazar: Haluk TURANLI		</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/#comment-32371</link>

		<dc:creator><![CDATA[Haluk TURANLI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2016 22:57:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=72275#comment-32371</guid>

					<description><![CDATA[Çok büyük hevesle gittim, çok pişman olmadım ama çok da etkileyici bulmadım doğrusu. Belki bahsedilen (referans alınmış olan) korku filmlerinin bir kısmını seyretmediğimden, belki &quot;Güldür Güldür&quot;&#039;ü komik bulduğumdan, belki korku filmlerinde klişelere alışmış olduğumdan, ters kurgu ile verilse, giriş-gelişme-sonuç bütünlüğünü aradığımdan, neyin niye olduğunu anlamaya çalıştığımdan bir yarım kalmışlık hissi sardı. Ali Sunal&#039;da niye salonu terk etmiş anlamadım, öyle çok sert sahneler yoktu, çok daha sert sahneleri olan filmler izledim, bunlar en fazla bir Prodigy - Breathe klibi kadar rahatsız edici sahnelerdi. Bir de biraz şundan, biraz bundan, ortaya da biraz bundan, haa kapanışta da tatlı niyetine zaman döngüsü olayına girelim,onu da unutmayalım şeklinde bir aranjman gibi olmuş bana göre. Kötülediğim düşünülmesin ama bunları hissettim filmden sonra. İnşallah film yapmaya devam eder ve inşallah daha başarılı işlerini görürüz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok büyük hevesle gittim, çok pişman olmadım ama çok da etkileyici bulmadım doğrusu. Belki bahsedilen (referans alınmış olan) korku filmlerinin bir kısmını seyretmediğimden, belki &#8220;Güldür Güldür&#8221;&#8216;ü komik bulduğumdan, belki korku filmlerinde klişelere alışmış olduğumdan, ters kurgu ile verilse, giriş-gelişme-sonuç bütünlüğünü aradığımdan, neyin niye olduğunu anlamaya çalıştığımdan bir yarım kalmışlık hissi sardı. Ali Sunal&#8217;da niye salonu terk etmiş anlamadım, öyle çok sert sahneler yoktu, çok daha sert sahneleri olan filmler izledim, bunlar en fazla bir Prodigy &#8211; Breathe klibi kadar rahatsız edici sahnelerdi. Bir de biraz şundan, biraz bundan, ortaya da biraz bundan, haa kapanışta da tatlı niyetine zaman döngüsü olayına girelim,onu da unutmayalım şeklinde bir aranjman gibi olmuş bana göre. Kötülediğim düşünülmesin ama bunları hissettim filmden sonra. İnşallah film yapmaya devam eder ve inşallah daha başarılı işlerini görürüz.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
	</channel>
</rss>
