<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
	>
<channel>
	<title>
	Interstellar (2014) yazısına yapılan yorumlar	</title>
	<atom:link href="https://www.otekisinema.com/interstellar-2014/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.otekisinema.com/interstellar-2014/</link>
	<description>alt kültür sinema yayını</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Nov 2014 17:41:51 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>
		Yazar: Bilge		</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/interstellar-2014/#comment-18697</link>

		<dc:creator><![CDATA[Bilge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2014 17:41:51 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=62908#comment-18697</guid>

					<description><![CDATA[Bu arada eleştirinin devamını yorum olarak ileteyim, aslında başka bir yazıya yorum yazmıştım. Eksik kalan noktaları da tamamlayacağını düşünüyorum. 

Filmin neredeyse şiirsel tonda bir distopyayı tasvir etmesi bence kötü değil, bilakis iyi. Bu Interstellar&#039;ı klasik hayatta kalma temalı felaket filmlerinden çok ayrı bir yere taşıyor. Cooper karakterinin ailesini geride bırakmasına neden olan şey, aslında sadece çocuklarının geleceğini sağlama alma mecburiyeti değil. Bir türlü bastıramadığı ve üstesinden gelemediği yıldızlar ötesini keşfetme duygusu var. Başından beri aslen bu dünyada değil, gökyüzünde olmak istediği vurgulanıyor zaten. Çiftçi olmayı, yapılması gereken en elzem şey olmasına rağmen besin üretmeyi bu nedenle istemiyor. Bu yüzden neredeyse hiç düşünmeden bu teklifi kabul ediyor. İşin sonunda, çocuklarını çok seven bir baba olmasına rağmen kızının icazetini almadan dönüp gitmesi de bundan.

Filmde yıldızlararası uzay yolculuklarının &quot;mecburiyetten&quot; değil yalnızca &quot;keşfetme&quot; duygusuyla yapılması gerektiğini söyleyen bir alt metin var. Ekonomik darboğazda ilk vazgeçilen şeyin NASA olmasını, insanlığın yaptığı en öngörüsüz, bağnaz hareket olarak resmediyor Nolan. Apollo görevlerine yönelik eleştiriye Cooper&#039;ın tahammül bile edemeyişi bunu destekliyor. O nedenle karakterin motivasyonunu yalnızca post-apokaliptik ortam ile ilişkilendirmek yetersiz kalır. Zaten her ne kadar çocuklarına dönmek istese de, her zaman bir sonraki adımı keşfetmeyi seçmesi de bunu destekliyor.

Bence filmin en büyük üç sorununun tamamı da Nolan&#039;ın kişisel inadından kaynaklanıyor. Birincisi, geleneksel olmayan, katmanlı bir timeline yapacağım diye, finali zorlamış da zorlamış. Herşey domino taşları gibi mekanik biçimde ilerleyerek, filmin ikinci yarısının hemen başında tahmin edilen &quot;hayaletin asıl kimliği&quot; mevzusuna bağlanıyor. Bunu Batman üçlemesinde de, Inception&#039;da, Memento da, bütün Nolan filmlerinde görüyoruz. Son ana kadar gerilip, aniden fırlayan ok gibi hep senaryolar. Fakat Interstellar&#039;ın kurgusunda epey boşluk olduğundan, insanı yeterince ikna edemiyor.

İkincisi karakterlerdeki sığlık. Çok dolu laflar ediyorlar fakat, hepsi senaryonun devamlılığını sağlayan birer görev adamı gibi. Cooper dışındaki hiçbir karakterin hareketleri, kendi geçmişleriyle uyum sağlamıyor. Örneğin Dr. Brand&#039;in tüm motivasyonu, sevdiği adamın gezegenine ulaşıp B planını uygulamakken, neredeyse bir hiç uğruna tüm ekibi tehlikeye atması mantıksız. Belli ki Nolan izafiyetin yıkıcılığını vurgulamak için böyle bir aksilik planlamış bu da her ne hikmetse yine kadın astronotun başına kalmış. Ya da Murph ne babasına duyduğu sevgi ne de parlak zekası için izleyici ikna eden bir kıvılcım göstermiyor. Murph&#039;ün abisine yüklenen o anlamsız, hiçbir yere varmayan &quot;psikozluluk&quot; halini saymıyorum bile. Yani karakterlerde ciddi bir derinlik sorunu var. Bunun nedeni de Nolan&#039;ın öyküleri &quot;takıntılar üzerine kurma&quot; tutkusu. Bir karakterin takıntısını -burada Cooper&#039;ın yıldızlararası keşif tutkusu&quot; alıp, herşeyi onun etrafına yığıyor.

Son olarak da bilim... Filmin bilimi çok sorunlu. Eğer başından beri bilimsellik üzerine bu kadar pazarlama yapmasalardı kimsenin gözüne batmazdı, çünkü şimdi herkes aksini iddia etse de aslında karadelikler üzerine çok az şey biliyoruz. O öyle olamaz ya da böyle olur demek için elimizde yeterli done yok. Ama hiçbir şey bilmesek de fosil yakıtın itiş kuvvetiyle, olay ufku çekiminden ya da karadeliğin kütlesinden kaçılamayacağını biliyoruz. Statosfere çıkmak bile insan bünyesini alt ederken, karadelik gibi akıl sağlığımızı tehdit edecek bir yapının içinde hiçbir fiziksel / zihinsel emare göstermemenin imkansızlığını biliyoruz. Güneşi kara delik olan bir gezegende yaşam kurmak için, Lazarus görevlerinin sondalarından fazlasına ihtiyaç olacağını biliyoruz. O nedenle işin başında yaptıkları bilimsellik propagandası, bir bakıma kendi ayaklarına sıkan unsur oldu.

Yine de tüm bu olumsuzluklara rağmen kötü bir film olmadığını düşünüyorum. Ama kesinlikle çoooooook daha iyi olabilirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu arada eleştirinin devamını yorum olarak ileteyim, aslında başka bir yazıya yorum yazmıştım. Eksik kalan noktaları da tamamlayacağını düşünüyorum. </p>
<p>Filmin neredeyse şiirsel tonda bir distopyayı tasvir etmesi bence kötü değil, bilakis iyi. Bu Interstellar&#8217;ı klasik hayatta kalma temalı felaket filmlerinden çok ayrı bir yere taşıyor. Cooper karakterinin ailesini geride bırakmasına neden olan şey, aslında sadece çocuklarının geleceğini sağlama alma mecburiyeti değil. Bir türlü bastıramadığı ve üstesinden gelemediği yıldızlar ötesini keşfetme duygusu var. Başından beri aslen bu dünyada değil, gökyüzünde olmak istediği vurgulanıyor zaten. Çiftçi olmayı, yapılması gereken en elzem şey olmasına rağmen besin üretmeyi bu nedenle istemiyor. Bu yüzden neredeyse hiç düşünmeden bu teklifi kabul ediyor. İşin sonunda, çocuklarını çok seven bir baba olmasına rağmen kızının icazetini almadan dönüp gitmesi de bundan.</p>
<p>Filmde yıldızlararası uzay yolculuklarının &#8220;mecburiyetten&#8221; değil yalnızca &#8220;keşfetme&#8221; duygusuyla yapılması gerektiğini söyleyen bir alt metin var. Ekonomik darboğazda ilk vazgeçilen şeyin NASA olmasını, insanlığın yaptığı en öngörüsüz, bağnaz hareket olarak resmediyor Nolan. Apollo görevlerine yönelik eleştiriye Cooper&#8217;ın tahammül bile edemeyişi bunu destekliyor. O nedenle karakterin motivasyonunu yalnızca post-apokaliptik ortam ile ilişkilendirmek yetersiz kalır. Zaten her ne kadar çocuklarına dönmek istese de, her zaman bir sonraki adımı keşfetmeyi seçmesi de bunu destekliyor.</p>
<p>Bence filmin en büyük üç sorununun tamamı da Nolan&#8217;ın kişisel inadından kaynaklanıyor. Birincisi, geleneksel olmayan, katmanlı bir timeline yapacağım diye, finali zorlamış da zorlamış. Herşey domino taşları gibi mekanik biçimde ilerleyerek, filmin ikinci yarısının hemen başında tahmin edilen &#8220;hayaletin asıl kimliği&#8221; mevzusuna bağlanıyor. Bunu Batman üçlemesinde de, Inception&#8217;da, Memento da, bütün Nolan filmlerinde görüyoruz. Son ana kadar gerilip, aniden fırlayan ok gibi hep senaryolar. Fakat Interstellar&#8217;ın kurgusunda epey boşluk olduğundan, insanı yeterince ikna edemiyor.</p>
<p>İkincisi karakterlerdeki sığlık. Çok dolu laflar ediyorlar fakat, hepsi senaryonun devamlılığını sağlayan birer görev adamı gibi. Cooper dışındaki hiçbir karakterin hareketleri, kendi geçmişleriyle uyum sağlamıyor. Örneğin Dr. Brand&#8217;in tüm motivasyonu, sevdiği adamın gezegenine ulaşıp B planını uygulamakken, neredeyse bir hiç uğruna tüm ekibi tehlikeye atması mantıksız. Belli ki Nolan izafiyetin yıkıcılığını vurgulamak için böyle bir aksilik planlamış bu da her ne hikmetse yine kadın astronotun başına kalmış. Ya da Murph ne babasına duyduğu sevgi ne de parlak zekası için izleyici ikna eden bir kıvılcım göstermiyor. Murph&#8217;ün abisine yüklenen o anlamsız, hiçbir yere varmayan &#8220;psikozluluk&#8221; halini saymıyorum bile. Yani karakterlerde ciddi bir derinlik sorunu var. Bunun nedeni de Nolan&#8217;ın öyküleri &#8220;takıntılar üzerine kurma&#8221; tutkusu. Bir karakterin takıntısını -burada Cooper&#8217;ın yıldızlararası keşif tutkusu&#8221; alıp, herşeyi onun etrafına yığıyor.</p>
<p>Son olarak da bilim&#8230; Filmin bilimi çok sorunlu. Eğer başından beri bilimsellik üzerine bu kadar pazarlama yapmasalardı kimsenin gözüne batmazdı, çünkü şimdi herkes aksini iddia etse de aslında karadelikler üzerine çok az şey biliyoruz. O öyle olamaz ya da böyle olur demek için elimizde yeterli done yok. Ama hiçbir şey bilmesek de fosil yakıtın itiş kuvvetiyle, olay ufku çekiminden ya da karadeliğin kütlesinden kaçılamayacağını biliyoruz. Statosfere çıkmak bile insan bünyesini alt ederken, karadelik gibi akıl sağlığımızı tehdit edecek bir yapının içinde hiçbir fiziksel / zihinsel emare göstermemenin imkansızlığını biliyoruz. Güneşi kara delik olan bir gezegende yaşam kurmak için, Lazarus görevlerinin sondalarından fazlasına ihtiyaç olacağını biliyoruz. O nedenle işin başında yaptıkları bilimsellik propagandası, bir bakıma kendi ayaklarına sıkan unsur oldu.</p>
<p>Yine de tüm bu olumsuzluklara rağmen kötü bir film olmadığını düşünüyorum. Ama kesinlikle çoooooook daha iyi olabilirdi.</p>
]]></content:encoded>
		
			</item>
	</channel>
</rss>
