<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öteki Sinema &#8211; Öteki Sinema</title>
	<atom:link href="https://www.otekisinema.com/author/oteki-ulak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.otekisinema.com</link>
	<description>alt kültür sinema yayını</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 17:59:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/10/cropped-ipad-32x32.jpg</url>
	<title>Öteki Sinema &#8211; Öteki Sinema</title>
	<link>https://www.otekisinema.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali  Ön Jürisi Açıklandı!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/26-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivali-on-jurisi-aciklandi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/26-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivali-on-jurisi-aciklandi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:58:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Festivalleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=144601</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivalinin ön jürisinde bu yıl, Uzun Metraj dalında Yönetmen Ümran Safter, sitemizin kurucusu Sinema Yazarı ve Eleştirmen Murat Tolga Şen ve Oyuncu Senan Kara yer alıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Avrupa’daki en köklü Türk film festivallerinden biri olan Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, bu yıl 26. kez sinema tutkunlarını bir araya getirmeye hazırlanıyor.Festivalde yarışacak filmlerin seçkisini yapacak ön jüride bu yıl, Uzun Metraj dalında Yönetmen Ümran Safter, sitemizin kurucusu Sinema Yazarı ve Eleştirmen Murat Tolga Şen ve Oyuncu Senan Kara yer alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-144603" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25-620x437.png" alt="" width="732" height="516" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25-620x437.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25-300x211.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25-768x541.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25-60x42.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.25.png 1184w" sizes="(max-width: 732px) 100vw, 732px" /></a></p>
<p>Kısa Film dalında ise Yönetmen Gizem İbak, sitemiz yazarlarından Sinema Eleştirmeni ve Çocuk Kitapları Yazarı Banu Bozdemir, Akademisyen Dr. Gülizar Öztürk Şahin, Belgesel dalında Yönetmen Ozan Turgut, Oyuncu Nurten İnan ve Akademisyen Dr. Murat Çetinkaya yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47.png"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-144604" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47-620x465.png" alt="" width="721" height="541" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47-620x465.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47-300x225.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47-768x576.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47-60x45.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-13-20.54.47.png 1192w" sizes="(max-width: 721px) 100vw, 721px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><b>2026’nın Mottosu; Kültürlerin Ortak Dili: Sinema</b></p>
<p style="text-align: justify;">12 – 19 Haziran 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek olan, Festival Başkanlığını Hüseyin Sıtkı’nın yaptığı festival, yalnızca beyazperdede değil, farklı şehirlerde ve mekânlarda kültürlerarası bağları güçlendirecek çok sayıda etkinlikle izleyicilere ulaşacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Festivalin 2026 yılı mottosu “Kültürlerin Ortak Dili: Sinema” olarak belirlenirken, program kapsamında güncel ve evrensel konulara odaklanan etkinlikler de yer alacak. Bu çerçevede, “Savaş ve Ekonomik Krizin Sinemaya Etkileri” ile DFF Frankfurt Film Müzesi ile birlikte yürütülen “Göçmen Filmleri Arşivi” projesi kapsamında “Sinema Diliyle Göç” panelleri gerçekleştirilecek. Festivalde ayrıca “Sanatın Ayrımcılığa Bakışı” konulu bir sergi de sanatseverlerle buluşacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Festival bu yıl da yalnızca Frankfurt’la sınırlı kalmayacak. Wiesbaden, Offenbach, Langen, Dietzenbach, Rodgau, Rödermark, Ober-Ramstadt, Ginsheim-Gustavsburg, Hofheim, Mühlheimgibi pek çok şehirde düzenlenecek gösterimlerle Türk sineması geniş bir coğrafyada izleyiciyle buluşacak. Ayrıca, açık hava sinemalarında, liselerde ve cezaevlerinde düzenlenecek özel gösterimler, huzurevi buluşmaları ve kültürel atölyelerle toplumun farklı kesimlerine dokunan projeler hayata geçirilecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Organizasyon ve Destekçiler</b></p>
<p style="text-align: justify;">26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, Almanya merkezli Kültürlerarası İletişim Derneği (Transfer zwischen den Kulturen e.V.) tarafından organize ediliyor. Festivalin hayata geçirilmesinde, Hessen Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığı ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın yanı sıra Frankfurt Büyükşehir Belediyesi, T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu, Hessen Film ve Medya Kurumu ile Frankfurt RheinMain Bölgesi Kültür Destek Fonu`nun değerli katkıları bulunuyor. Her biri, kültürlerarası diyaloğun güçlenmesine ve Türk sinemasının Avrupa&#8217;daki görünürlüğünün artmasına önemli ölçüde destek sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Festivalle ilgili tüm gelişmeleri yakından takip etmek, etkinlik takvimine göz atmak ve yarışma sonuçlarını öğrenmek için Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nin dijital mecralarını ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Festivalin resmî web sitesi <a href="http://www.turkfilmfestival.de/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://www.turkfilmfestival.de&amp;source=gmail&amp;ust=1776186551487000&amp;usg=AOvVaw2JdnD_sfxa4M8lycU08oM2">www.turkfilmfestival.de </a>üzerind<wbr />en detaylı bilgiye ulaşabilir, Instagram hesabı @turkfilmfestivalifrankfurt ve Facebook sayfası Frankfurt Türk Film Festivali üzerinden en güncel içerikleri takip edebilirsiniz.</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			2 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/26-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivali-on-jurisi-aciklandi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/26-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivali-on-jurisi-aciklandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Berzah Fanzin Yayın Hayatına Başladı</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/berzah-fanzin-yayin-hayatina-basladi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/berzah-fanzin-yayin-hayatina-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 20:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Berzah]]></category>
		<category><![CDATA[Berzah Fanzin]]></category>
		<category><![CDATA[CosmicZion]]></category>
		<category><![CDATA[CosmicZion Zine]]></category>
		<category><![CDATA[Fanzin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=144565</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de spekülatif kurgu literatürüne yeni bir soluk getirmeyi hedefleyen ve kolektif üretimi merkezine alan Berzah Fanzin, 2026 yılının Mart ayında ilk sayısıyla okurlarıyla buluştu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4 style="text-align: justify;"><strong>Fantastik Kurgunun Yeni Durağı</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de spekülatif kurgu literatürüne yeni bir soluk getirmeyi hedefleyen ve kolektif üretimi merkezine alan Berzah Fanzin, 2026 yılının Mart ayında ilk sayısıyla okurlarıyla buluştu. CZZ (CosmicZion Zine) çatısı altında bağımsız bir proje olarak hayata geçen fanzin; bilimkurgu, fantazya ve korku türlerindeki özgün kurgu ve kurgu dışı eserleri tek bir adreste toplamayı amaçlıyor. Berzah, bu alanda okurlara düzenli ve nitelikli içerik sunmak için yola çıkıyor.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/berzah-fanzin-yayin-hayatina-basladi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/berzah-fanzin-yayin-hayatina-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pera’da Bir Şövalye: Giovanni Scognamillo</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/perada-bir-sovalye-giovanni-scognamillo/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/perada-bir-sovalye-giovanni-scognamillo/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 18:26:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Biğkem Karavus]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Danacı]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanni Scognamillo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=144513</guid>

					<description><![CDATA[Fantazya, bilimkurgu ve korku türlerinin Türkiye’de tanınması ve gelişmesinde öncü rol üstlenmiş, Türk sinemasının dünyada bilinirliğini sağlamış tarihçi ve araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun büyülü dünyasına davetlisiniz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Fantazya, bilimkurgu ve korku türlerinin Türkiye’de tanınması ve gelişmesinde öncü rol üstlenmiş, Türk sinemasının dünyada bilinirliğini sağlamış tarihçi ve araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun büyülü dünyasına davetlisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">FABİSAD’ın onur üyesi olan Scognamillo’nun adını ve mirasını yaşatmak için 2013 yılından bu yana GİO Ödülleri veren FABİSAD, bu kez önemli bir sergiye imza atıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sergide Scognamillo’ya ait kişisel eşyalar, onlarca kitabını yazdığı daktilo ve çalışma masası, renkli dünyasını yansıtan çizimleri, daha önce yayımlanmamış şiir ve öykü çalışmaları, kitapları, özenle biriktirdiği figürleri, canavar ve yaratıkları ile Scognamillo’ya özgü daha pek çok ürün yer alıyor.</p>

<a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-562.jpg"><img decoding="async" width="620" height="815" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-562-620x815.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-562-620x815.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-562-300x394.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-562-60x79.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-562.jpg 685w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a>
<a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-567.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="620" height="815" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-567-620x815.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-567-620x815.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-567-300x394.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-567-60x79.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2026/02/Giovanni-Scognamillo-567.jpg 685w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a>

<h4 style="text-align: justify;"><strong>Sergideki büyük sürpriz!</strong></h4>
<p></p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/perada-bir-sovalye-giovanni-scognamillo/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/perada-bir-sovalye-giovanni-scognamillo/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öteki Sinema Yazarlarının 2025 Yılı Keşifleri</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2025-yili-kesifleri/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2025-yili-kesifleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Listeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Keşif Listelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[Keşif]]></category>
		<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki Sinema Yazarları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=144084</guid>

					<description><![CDATA["İzlemediğiniz her film, yeni filmdir" sloganımız eşliğinde Öteki Sinema Yazarlarının 2025 Yılı Keşifleri listemizi ilginize sunuyoruz. İyi okumalar…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Vay be, dile kolay! Keşifler listemizi 2008&#8217;den beri her yılın sonunda düzenli olarak yayınlıyoruz ve sıra geldi 18. listemize&#8230; Öteki Sinema yazarlarının bütün bir yıl boyunca izledikleri filmler arasından, yapım yılı gözetmeksizin seçtiklerinden oluşan geleneksel keşifler listemizi okurlarımızla paylaşmak, bizi her seferinde heyecanlandırıyor. &#8220;<strong>İzlemediğiniz her film, yeni filmdir&#8221;</strong> sloganımız eşliğinde <span style="color: #800000;"><strong>Öteki Sinema Yazarlarının 2025 Yılı Keşifleri</strong></span> listemizi ilginize sunuyoruz. İyi keşifler…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Not:</strong> <em>Listeler, yazarların gönderme sıralarına göre sunulmuştur.</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144092" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Black Tavern (1972):</strong> King Hu’nun Dragon Inn’i (1967) en sevdiğim wuxia’lardan biridir. Sonrasında birçok film, neredeyse tamamı tek mekânda (bir hanın içinde) geçen Dragon Inn’e öykünerek çekilmiştir. Wing-Cho Yip’in yönettiği The Black Tavern’ın, bu klonlar arasında en iyilerden biri olduğunu duymuştum. Nihayet filmi bu yıl izleyebildim ve evet, söylenenler haklıymış. King Hu klasiğinin ana çatısından neredeyse “kopyala yapıştır” düzeyinde etkilenmiş olsa da The Black Tavern, kimi yönlerden farkını ortaya koyarak tek başına ayakta durabilmeyi başarıyor ve diğer klonlardan farklı bir yerde durduğunu avaz avaz ilan ediyor. Evet, aslı gibi etkileyici dövüş sahneleriyle öne çıkıyor ama dönemin alametifarikası (ya da King Hu liderliğindeki modası) olarak görülebilecek Çin’in geleneksel danslarını temel alan estetikten uzak duruyor. Yani o dönem sıkça görülen dövüş güzellemesinden uzaklaşarak dövüşleri, yine fantastik ama daha çiğ bir seviyede tutuyor ve daha da önemlisi bol kanlı ölüm sahnelerindeki şiddet seviyesini şaşırtıcı biçimde tepe seviyelere getirmekten hiç çekinmiyor. Hâlâ favorim Dragon Inn ama The Black Tavern da meraklısının muhakkak izlemesi gereken, önemli bir wuxia. Bu arada filmde Jackie Chan’in de çok kısa sayılabilecek bir rolü olduğunu da ekleyeyim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>La Traque (1975):</strong> Fransa’dan çok ilginç bir gerilim. Özetini okuduğunuzda sıradan bir tecavüz-intikam filmi gibi görünen, hatta olay örgüsü de aynı minvalde devam eden La Traque, getirdiği toplumsal eleştiriyle bütün değer yargılarını teraziye koyan, şaşırtıcı, beklenmedik derecede çarpıcı bir film. Yönetmen Serge Leroy’un başka işini izlemedim ama bu filmde yakaladığı seviyenin çok azını bile diğer işlerine sıçratabilmişse izlenmeye değer bir filmografi keşfedilmeyi bekliyor demektir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144096" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kizilca-y-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Terrornauts (1967):</strong> Bu artık bir ritüele dönüştü. Her sene muhakkak birkaç eski tarihli bilim kurgu izliyorum. Seçim yaparken tek önceliğim “daha önce izlemediğim” şartına uyması. Bilim kurgu sineması tarihi açısından önemli sayılan filmlerin hemen hepsini her sinefil gibi izlediğim için bu ritüel neticesinde karşıma nadiren çok iyi filmler, sıklıkla gerçekten çok kötü ya da fena değil ama tatsız tuzsuz, yavan filmler çıkıyor. Ama en çok “o kadar kötü ki çok iyi” filmlere denk geldiğimde seviniyorum ki 2025’te bu kategoride karşıma çıkan en eğlenceli film The Terrornauts oldu. Montgomery Tully’nin yönettiği, meşhur İngiliz şirketi Amicus yapımı The Terrornauts, resmen daha iddialı oldukları başka bir bilim kurguyla (They Came from Beyond Space, 1967) beraber gösterilsin diye çekilmiş ve bu yüzden yapım şirketi tarafından hiç önemsenmemiş, aşırı ucuz bir film. Basit bir sit-com gibi başlıyor, Contact’tekine (1997) benzeyen bir gelişmeyle aşırı garip bir ortama sürükleniyor, sonrasında ise Armageddon (1998) ve benzeri filmlerdeki gibi aralarında bilim insanlarının yanı sıra sıradan insanların da olduğu bir grubun dünyayı kurtarma çabasına dönüşüyor. Aslında film, içinde bazı iyi fikirler barındırıyor ama aşırı ucuzluktan dolayı bunların hiçbirini yeterince değerlendiremiyor ama art arda gelen aşırı saçmalıklar yüzünden fazlasıyla eğlenceli bir hale bürünüyor. Hatta yer yer Star Trek’in (1966-1969) ilk sezonuna ait bölümlerden birini izliyormuş gibi bir tat almak da mümkün. Sinema tarihinde kazı yapmayı sevenler için müthiş bir keşif.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Clearcut (1991):</strong> Her yılın sonunda yayınladığım en iyi korku filmleri listemi olabildiğince geniş çapta bir havuz içinden seçip hazırlayabilmek için elimin ulaştığı iyi kötü bütün korku filmlerini izlemeye gayret ederim. Bu yolculuk esnasında karşıma çıkan Seeds (2024), belki listeye girmeyi başaramadı ama en büyük esin kaynağı olarak gösterilen Clearcut (1991) ile tanışmamı sağladı. Bugüne kadar nasıl gözümden kaçtığını anlamadığım Clearcut, yerli halkın topraklarını işgal eden acımasız kereste şirketine karşı yasal yollardan mücadele eden yerlilerin beyaz avukatı Peter’ın bölgeye gelmesiyle beraber gelişen olayları anlatıyor. Hukuk yardımıyla adaleti sağlayabileceğini düşünen Peter’ın görüşleri, efsanevi Graham Greene’in canlandırdığı Arthur isimli yerliyle tanışmasından sonra bambaşka yerlere savruluyor. Peter Weir’ın The Last Wave’inden (1977) de açık izler taşıyan Clearcut, halkın değil de güç odaklarının yanında duran kolluk kuvvetlerinin ve hükümetlerin koruması altında dokunulmaz kılınan sermayenin doğayı acımasızca katletmesi ve bu katliama dur demeye çalışan yerlilerin karşılaştığı zulüm hakkında tartışmalı çözüm önerileri sunarak cevaplaması zor sorular soruyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Blue Elephant (2014):</strong> Uluslararası dolaşıma girdiğinden beri olumlu eleştiriler alan The Blue Elephant, çok uzun zamandır izleme listemde yer alıyordu. Nihayet bu yıl izleme şansına eriştim. Son 20-30 yıldır Ortadoğu’dan oldukça ilginç tür filmleriyle karşılaşıyoruz. Bu akımın içine rahatlıkla yerleştirilebilecek Mısır yapımı film, Ahmed Mourad’ın aynı adlı çoksatan romanından uyarlanmış. Karısı ve kızının ölümüyle inzivaya çekilen psikiyatrist Dr. Yahya, beş yıl sonra işine geri döner ve yakın arkadaşı psikiyatrist Dr. Şerif’in karısını vahşice öldürdükten sonra akıl hastanesine kapatıldığını öğrenir. Şerif ile ilgilenmeye başlayan Yahya, cinayetin ardındaki gizemi çözmeye çalışır. Aynısı değil ama Shutter Island’dakine (2010) benzer bir belirsiz ortam yaratan film, neyin gerçek, neyin hayal ürünü olduğu konusunda sağlam şüpheler yaratmayı başarıyor. Sonuna kadar heyecanla izlenen, sıkı bir muamma. Filmin The Blue Elephant 2 (2019) adlı bir devam filmi de var. İşin komiği geçtiğimiz yıllarda bu devam filmi Netflix’te vardı, ilk filme henüz ulaşamadığım için izlememiş ama izleme listeme almıştım. İlk filmi en sonunda bulup izledikten sonra baktım, devam filmi Netflix’ten kalkmış. Şimdi de devam filmini bulup izleyeceğim günü bekliyorum…</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144141" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sinema, her yıl olduğu gibi, bu yıl da konfor alanımızın dışına, varoluşun en zorlu sınırlarına doğru iten bir keşif yolculuğu sundu bizlere&#8230; 2025 yılını kapatırken, benim bu yılki sinema yolculuğumda karşılaştığım ve ben de bazen konusu ile bazen de biçimsel tercihleri nedeniyle derin izler bırakan, keşif defterimde yer alan ve mutlaka izlenmesi gereken çarpıcı yapımlardan bazıları şunlar.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Barzakh (2011):</strong> Bu yıl beni en çok sarsan filmlerden biri, Litvanyalı yönetmen Mantas Kvedaravicius’un Barzakh adlı yapımı oldu. Film, Çeçenistan’da kaybolan bir adamın ardından açılan derin sessizliği merkezine alıyor. Cami minarelerinin hemen yanı başında yükselen işkence merkezleri, insanların gündelik hayatına sızmış bir gölge gibi dururken, kayıpların aileleri çelişkili ve kopuk bilgilerle baş etmek zorunda kalıyorlar. Ne yazık ki, devletin açıklamalarıyla falcıların sözleri arasındaki uçurum, gerçeğin yerini daha da belirsizleştiriyor. Barzakh, Sufi inancındaki yaşamla ölüm arasındaki eşik olan berzah kavramını, günümüz siyasi şiddeti ve toplumsal acılarıyla buluşturuyor ve ortaya çok katmanlı, yoğun bir anlatım ve izlenmesi zor bir deneyim çıkarıyor. Genç yaşta hayata veda eden Kvedaravicius’un bu filmi, yalnızca bir kaybı değil, yokluğun bıraktığı ağır ve görünmez mirası da gözler önüne seriyor. Bu yokluk, yönetmenin 30 Mart 2022’de savaşın ortasında Mariupol’da öldürülmesi ile ilgili derin bir boşluk hissini de hissettiriyor. Gencecik bir yönetmen, antropolog, arkeolog ve akademisyen olan Kvedaravicius’un bu erken ve trajik kaybı, onun Çeçenistan&#8217;daki kayıplarla ilgili tezi ve filmlerinde işlediği temaları, ne yazık ki kendi hayatının acı bir kehaneti haline getiriyor. Savaş altında sıradan yaşamın ve direnişin sessiz tanıklığını yapan Mariupolis ve son filmi Mariupolis 2 adlı belgesellerini de mutlaka öneririm.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bombay Beach (2011):</strong> Alma Har’el’in Bombay Beach belgeseli, Amerikan Rüyası’nın çöküşünü ve unutulmuş bir topluluğun yaşamını şiirsel bir dille aktarıyor. Filme konu olan mekan, Kaliforniya’daki Salton Sea, 1950’lerde bir tatil cenneti olarak tasarlanmış, ancak bugün burası, çökmüş restoranları ve butikleriyle hayalet bir kasabaya dönüşmüş. Burası, bir zamanların parlak Amerikan Rüyası&#8217;nın terk edilmiş ve kırık bir aynası olarak filmde ortaya çıkıyor. Belgeseli farklı kılan yan, bence Har’el’in biçimsel tercihleri. Film, geleneksel anlatımın sınırlarını aşarak, gözlemci belgesel ile koreografili dans ve şiirsel montajı birleştiriyor. Beirut grubunun özel besteleri ve Bob Dylan şarkılarıyla desteklenen atmosfer, filmin rüya gibi, melankolik dokusunu güçlendiriyor. Dans sahneleri ve düşük alan derinliğiyle çekilmiş görüntüler, karakterlerin iç dünyalarını ve toplumsal gerçekliği duygusal bir dille ifade ederken aynı zamanda kalbe de dokunuyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144144" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/zehra-yigit-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Caniba (2017):</strong> Bu yılın beni en çok sarsan yapımı, Verena Paravel ve Lucien Castaing Taylor’ın yönetmenliklerini üstlendikleri Caniba. Film, insan varoluşundaki yamyamca arzunun rahatsız edici anlamını, katil ve yamyam, sadist Issei Sagawa ve mazoşist kardeşi Jun Sagawa’yı merkezine alarak anlatıyor. Film Yuhanna İncil’inden bir alıntı ile başlıyor. &#8220;Gerçekten, gerçekten size diyorum ki, insanoğlunun etini yemez ve kanını içmezseniz, içinizde yaşam yoktur. Benim etimi yiyen, ve kanımı içen, bende kalır ve ben onda kalırım.&#8221; Hıristiyanlıkta İsa’nın bedeninin ve kanının ruhsal yaşamın kaynağı olarak yorumlandığı bu pasaj, mecazi anlamda birleşmeyi ve ruhsal bağlılığı ifade ederken Caniba, bu metaforu tersine çevirerek, sembolik olanı gerçek ve şiddet içeren bir eylemin bağlamına yerleştiriyor. Böylece izleyici, etik ve ahlaki gerilimle doğrudan yüzleşiyor. Bu yüzleşme, filmi izleyicinin kendi ahlaki &#8220;berzahı&#8221; haline getiriyor. Sembolik olanın gerçeğe dönüştüğü yerde, konfor ve etik sınırları da epeyce zorlanıyor. İzlerken yoğun bir tiksinti hissettiğim Caniba, biçimsel tercihleri ile sıradan bir belgeselden çok daha fazlasını sunuyor. Görsel ve işitsel olarak yalnızca bir tüketim değil, bir deneyim fırsatı veriyor. İnsan doğasının karanlık yönleriyle yüzleşmeye davet eden film, dışavurumun sınırlarını zorlayan teknikleriyle hem şaşırtıyor hem de derin bir içsel sorgulama sağlıyor. Bu deneyimi destekleyen Harvard Sensory Ethnography Lab (SEL) yaklaşımı (geçen yılki keşif listemde ikilinin bir başka filmleri Leviathan’ı (2012) da önermiştim), geleneksel belgesel anlayışını genişleterek duyularla deneyimlemeyi ön plana çıkarıyor. SEL’in felsefesi, sahnede yalnızca anlatı veya konuşan kafalara odaklanmak yerine, mekan, duyular ve insanın varoluş haline dikkat çekiyor. Caniba da bu bakışı benimseyerek, izleyiciyi hisle, rahatsızlıkla, empati ve etik gri alanlar üzerinden düşünmeye davet ediyor. Sinemadan yalnızca eğlence değil, derin bir deneyim arayan izleyiciler için bu tür duyusal ve etik açıdan güçlü filmler oldukça kıymetli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Was Marielle Weiss (2025):</strong> Üç belgeselin ardından dördüncü keşif filmim bu yılın Berlinale gösterimlerinde izlediğim ince mizahıyla ve zekice kurgusuyla beni etkileyen Frederic Hambalek’in filmi. Film, aile ve evlilik ilişkilerini, her şeyi gören bir çocuğun gözünden anlatıyor. Julia ve Tobias dışarıdan mükemmel bir çift gibi görünseler de, kızları Marielle bir gün en yakın arkadaşından tokat yediğinde hayatları tamamen değişir. O andan itibaren Marielle, telepatik güçler kazanır ve anne babasının gizli davranışlarını görüp duymaya başlar. Annesinin ofisteki flörtleri, babasının iş yerindeki iddialarının arkasındaki gerçekler açığa çıktıkça, sözde sakin aile hayatı suçlamalar, kırgınlıklar ve manipülasyonlarla dolu bir karmaşaya dönüşür. Film, mizah ve dramatik gerilimi başarılı bir şekilde harmanlayarak, karakterlerin içsel çatışmalarını ve aile içi güç dinamiklerini ortaya çıkarıyor. Julia Jentsch ve Felix Kramer, giderek absürtleşen ebeveyn rollerini son derece doğal ve inandırıcı bir şekilde canlandırıyorlar. Marielle’in sürekli gözetimi altında, çift hem birbirlerini hem de kızlarını etkilemeye çalışıyor; ancak açığa çıkan sırlar ve güvensizlikler onarılamaz bir hale geliyor. Hikaye zaman zaman doruk noktasına tam olarak ulaşmasa da, film hem komik hem dokunaklı sahneleri ve Berlinale’nin o özel karlar altındaki atmosferiyle izleyicide kalıcı bir etki bırakıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bildiğin Gibi Değil (2024):</strong> Son keşif filmim de üç kardeşin, babalarının kaybının ardından farklı yönlere savruluşunu ve yas sürecinde birbirleriyle olan ilişkilerini merkeze alan Vuslat Saraçoğlu filmi. Film, kardeşlerin geçmişe dair anılarını, çatışmalarını ve aralarındaki karmaşık duygusal dinamikleri samimi ve derin bir şekilde ele alıyor. Aile bağları ve bellek üzerinden ilerleyen anlatımı, izleyiciyi hem düşündürüyor, hem de anlatı ile duygusal bağ kurmaya davet ediyor. Serdar Orçin, Alican Yücesoy ve Hazal Türesan, her biri kendi karakterinin çok katmanlı duygularını sahneye olağanüstü bir gerçeklikle taşıyorlar ve karakterinin kırılganlığını, içsel çatışmalarını ve samimiyetini öylesine doğal bir biçimde yansıtıyor ki, sahnelerdeki her bakış ve mimik izleyicide neredeyse dokunulabilir bir gerçeklik hissi uyandırıyor. Vuslat Saraçoğlu, çok yönlü bilgi ve becerisi ile sinemanın akademik bilgisini ustalıkla pratiğe aktaran ve incelikle kurulan bir sinema dili inşa eden genç bir yönetmen olarak öne çıkıyor. Onun bakışı, özellikle kadın yönetmenlerin sektördeki varlığının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Farklı perspektifler, hikayelere hem duygusal hem entelektüel bir derinlik kazandırıyor ve Saraçoğlu dürüstlükle, tertemiz bir iş çıkarıyor. Film boyunca karakterlerin samimiyetine, mekanların anlatıya kattığı özgüllüğe ve diyalogların doğal ritmine özen gösterilmesi, yönetmenin bu işin matematiğini ne kadar iyi bildiğini ve sahiciliği izleyiciye geçirebilme becerisini ortaya koyuyor. Saraçoğlu, bu titiz ve dengeli çalışmasıyla, izleyicinin sadece bir hikayeye değil, aynı zamanda derin bir sosyolojik gözleme de tanıklık etmesini sağlıyor. Filmde üç kardeşin araba içerisinde bangır bangır söyledikleri kareyi çok seviyorum. İbrahim Erkal’ın şarkısı Unutmayacağım’a bir de video çekmişler. Ben çok keyifle dinledim.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu yoğun ve zorlayıcı keşiflerin ardından, yeni yılın bize, tıpkı sahnelerdeki küçük ama kalbimizi ısıtan jestler gibi, güzellikler getirmesini diliyorum. Zira sinema, en karanlık gerçeği gösterse bile, sonunda daima insan ruhunun bir yerlerde direndiğini fısıldıyor.</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144147" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kocaman bir yılı daha geride bırakıyoruz. 2026’ya girdiğimiz an gökyüzünde uçan arabalar belirmeyecek olsa da yeni bir yıla girmek, yeni bir portala geçme hissi yaratıyor. Eminim hepimiz bu yıl bir sürü şey keşfettik. Cilt alt tonumuzun nötr olduğunu, akapella sevmediğimizi, parayı elimizde tutamadığımızı, trileçenin bir Meksika tatlısı olduğunu&#8230; Bunun gibi şeyler. Ben de, hepimiz gibi, filmler ve diziler keşfettim. (Keşifler listesinde dizi paylaşan tek yazar olduğumu da keşfettim.) İşte onlardan seçtiğim beşli. Bir de kendime bu sene daha kısa yazacağıma dair söz verdim. Acaba başarabilecek miyim?</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Frankenstein (2025):</strong> Guillermo del Toro’nın fetüs fanuslarından, solungaçlı canavarlarından, korkutucu azizlerinden, yalnız çocuklarından oluşan dünyasını çok seviyorum. Onun estetiği, çürümüş olanla güzeli aynı karede göstermek. Hep bir Frankenstein filmi yapmak istemiş ve sonunda onu kendi gotik, zarif, kanlı tarzında yaratmış. Filmden o kadar etkilendim ki hemen gidip kendime, canavar gibi bir “Jacob Elordi &#8211; Frankenstein” tişörtü aldım. &#x1fac0;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>John Candy: I Like Me (2025):</strong> Bence de sevilesi birisin John Candy. Bu belgeselle bunu daha iyi anladım. Ne kadar iyi bir insan olduğunu. Aynı zamanda ne kadar kırılgan ve eğlenceli olduğunu. John Candy’nin yer aldığı her şey daha tatlı değil mi? Gerçekten de soyadının etkisiyle, içinde olduğu her şeyi şekerlendiriyor. Yılbaşı döneminde konfor filmlerimden biri de Planes, Trains and Automobiles&#8217;dir. Şimdi kendime bir orange whip yapıp izlesem mi? &#x1f379;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144149" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/semra-doll-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Juliet of the Spirits (1965):</strong> “Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz, yalnızca bir düşün içinde bir düş.” Edgar Allan Poe’nun bu dizeleri geliyor aklıma. Ruhların Jülyet’i de böyle. Her şey gerçek ya da değil. Ama zaten gerçek nedir? Jülyet bir Japon animesindeki küçük bir kız çocuğuna benziyor. Muhteşem varlıkların yer aldığı büyülü mekanlarda, parlak renklerin kaosunda, hayallerin ve kabusların ortasında geziniyor. Evet, Spirited Away&#8217;deki Chihiro o. &#x1f47a;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Together (2025):</strong> Her şeyi birlikte yapan, ayrılmaz ikili olan ve gittikçe birbirlerine benzeyen çiftler vardır. Bu film; çift tişörtü giymeyi, double menü almayı, ortak Instagram hesabı açmayı aşıyor. Birlikteliği başka bir boyuta taşıyor. Kanlı, acılı ama bir o kadar romantik ve tatlı. Gerçek hayatta da partner olan Dave Franco ve Alison Brie, bana bütün olma hissini fazlasıyla verdi. Finali gerçekten büyüleyiciydi. Harika bir uyumun gücünü asla hafife almayın. &#x1f37a; &#x1f35f;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Manipulated (2025):</strong> Ben şu an ne yapıyorum? Evet, film olması gerektiği açıkça belirtilen listeye dizi ekliyorum. Ama buna karşı koyamıyorum. Çünkü The Manipulated tarafından manipüle edilmiş olabilirim. Güney Kore yapımı, lezzetli bir kısa dizi. Bir diziden beklentilerim; akıl oyunlarının, güçlü bir intikam hikayesinin, nefes kesen aksiyonun, inandırıcı kötülerin ve Ji Chang-wook’un olmasıdır. Neyse ki bu dizide hepsi var. &#x1f64c;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144182" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Run (2020):</strong> Hasta ve tekerlekli sandalyeye mahkum bir çocuk, ona bakan aşırı korumacı fedakar bir anne&#8230; Bu masum ilişkiye karanlık bir “sır” sokma fikri filmi daha en baştan farklı kılıyor. Sarah Paulson’un muhteşem oyunculuğu sayesinde psikolojik gerilimi üst düzey olan bir film.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Predator: Killer of Killers (2025):</strong> Love, Death and Robots’u sevenler her zaman benzer işler arar ve maalesef bulmakta zorlanır. Bu arayışa ilaç olan ve Predator evrenine yeni bir bakış getiren, animasyon formatındaki başarısından dolayı da olumlu görüşler alan yapım; Viking, Japon feodal dönemi ve 2. Dünya Savaşı havacılığını kullanıyor, dönemin önemli savaşçılarının Predator ile karşılaşmasını üç kısa hikayede anlatıyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144185" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/fatih-danaci-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A House of Dynamite (2025):</strong> Askeri karar verme süreci kompleks bir yapıya sahiptir. Zor kararların alındığı bu süreci, Kubrick’in Dr. Strangelove filmi başta olmak üzere pek çok kez izledik. Bu tarz içeriklerde çoğunlukla politik ve askeri makamların ya da makyavelist ve ilke sahibi bireylerin konuya yaklaşımları temel çatışmayı yaratır. Ancak A House of Dynamite, çok daha farklı kademelerin karar verme sürecini eş zamanlı bir kurguyla anlatıyor ve Soğuk Savaş sonrası nükleer silahların kullanımının kısıtlandığını ancak üzerinden çok zaman geçtiğini ve kuralların unutulduğunu söylerken Dünya coğrafyasında yakın zamanda tanıklık ettiğimiz gerginlikleri bizlere hatırlatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dungeons &amp; Dragons: Honor Among Thieves (2023):</strong> D&amp;D; Stranger Things dizisiyle birlikte hiç olmadığı kadar popüler kültür ürünü haline geldi demek abartı sayılmaz. Masaüstü oyunları, bilgisayar oyunları ve kitaplar dışında D&amp;D kültürünü merak edenler film külliyatını da inceleyecek ve karşılarına bazı örnekler çıkacaktır. Ancak yapımlar arasında, “sonunda başardılar” dedirten en iyi örnek şüphesiz ki bu film olacaktır. Filmi farklı bir noktaya taşıyan unsurlar ise hikâyesi ve mizah anlayışının yanı sıra CGI ile kukla–animatronik kullanımındaki başarılı denge.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Cobweb (2023):</strong> İyi bir korku filmi için büyük bütçelere ihtiyaç olmadığını gösteren, kısıtlı mekâna rağmen doğru yönetmen ve kurgu ile atmosfer yaratmayı başaran bir film. İnsan doğasındaki vahşeti bir çocuğun sahip olduğu saflık üzerinden verirken her ne kadar klişe sahneleri olsa da kullandığı doğaüstü temalar sayesinde “acaba ne olacak?” sorusunu her daim sordurmayı başarıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bonus: Kin-dza-dza! (1986): Uzun süredir izlemeyi ertelediğim Sovyet sinemasının absürt komedisi olan kült film, sansürü aşmasını bilen alegorik anlatımı ve detayları ile hiç şüphesiz farklı bir seyir keyfi sunuyor. Sovyet sinemasında felsefi, politik, toplumsal ve kültürel eleştiriyi bilimkurgu potasında eriten, SSCB’ye iyi ya da kötü demeden hicvetmeyi başaran ve bu yönüyle hikaye anlatıcılığı açısından topladığı takdiri sonuna kadar hak eden, alışılmışın ötesindeki futuristik araçlarıyla da distopik filmler arasında özel bir yer edinen Kin-dza-dza!; ötekicilerin kaçırmaması gereken bir yapım.</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144188" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Man and Woman and Dog (Otoko to Onna to Inu) (1963):</strong> Çoğu aynı tornadan çıkmış gibi olan Japon stüdyo animasyon tarzı dışında bağımsız filmler üretmiş Japonya&#8217;nın en önemli animasyon sanatçılarından Yoji Kuri&#8217;nin The Bathroom (1970) ve The Midnight Parasites (1972) gibi birbirinden garip ve yaratıcı eserlerinin yanında daha az bilinir işlerinden Man and Woman and Dog, yılışık bir köpeğin, kocasına son derece bağlı bir kadının sevgisini kendine yöneltme çabalarını anlatıyor. Üç dakikalık hikaye büyük anlatımlar ve Kuri’nin acımasız kara mizahıyla dolu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Death of Maria Malibran (1972):</strong> Werner Schroeter’in bazı sahneleri seyirciyi sıkıntıdan komaya sokan bu filmi hiç de tavsiye edilecek gibi değil. Ayrıca 19. yy opera sanatçısı Maria Malibran’ın yaşamı ve ölümüyle ilgili bir şey öğrenmeyi bekleyenleri de bir hiçlik bekliyor. Ama tüm bunların yanında öyle ilginç anları var ki bu tuhaflığa kayıtsız kalmak da mümkün değil. Film birkaç epizot içinde 1808-1836 yılları arasında yaşamış, kısa ömründe çalkantılı bir yaşam sürmüş olan Malibran’ın egoist ve taviz vermez görünen karakterini, yaşadığı olay ve durumları, kendi içindeki çatışmalarını hikayesiz bir sinemasal anlatımla yansıtmaya uğraşıyor. Birkaç oyuncunun aynı anda aynı kişiyi canlandırdığı sahneler, bitmek bilmeyen monologlar, çarpıcı makyaj ve duruşlar, sert ışıklar ve çerçevelerle hareketsizlikten hareket oluşturmaya çalışırken bıktıran ama bir yandan da 19. yy başında yaşamış bir karakteri 1970’lerde göstermeye başlayan birbirinden garip bölümleriyle rüyalarınıza oynayan lanet olası bir yapım.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144189" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-kirisci-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Freebie and the Bean (1974):</strong> Gittikleri her yerde tahribat yaratan, çocuktan farksız karakterli iki mankafa polisin hikayesi. Böyle yazınca sıradan bir Amerikan sulu komedisi olduğu sanılabilir ama tam tersine, tüm tahribat dolu sahneleri bu iki adamın karakterlerini ve yaşamlarını yansıtan, insanlara gerçekten arabaların çarptığı, üzerlerinden motorların geçtiği harika takip sahneleri, kazalar ve gerçekçi dövüşler barındıran bir polisiye aksiyon. Yarım asır yaşında olmasına rağmen hala taze etkisi verebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kampuchea: The Untold Story (1985):</strong> Vietnam Savaşı sona erdikten sonra bölgede iç savaş ve çatışmalar aynı şiddetle sürmüş, Kamboçya’da 1975-79 arası iktidarda olan komünist Kızıl Kimer rejimi ülkedeki en az bir milyon insanın ölümüne yol açmıştı. 1979’da ise sürekli çatışma halinde olduğu Vietnam’ın Kamboçya’yı işgaliyle ülke yeniden bir kaosun içine sürüklendi. Küçük bir çocuğun, ailesi tüm diğer köylülerle birlikte Vietnam askerleri tarafından katledilince, 2 yaşındaki kızkardeşini “barış ve özgürlük ülkesi Tayland”a ulaştırmaya çalışmasını anlatan film, aslında işgalin devam ettiği günlerde yapılmış bir Kızıl Kimer propagandası. Bunu da sıkıcı savaş sahneleri dışında başardığı söylenebilir. Filmde Tayland’ın, Kamboçyalılara cömertçe kucak açtığı gösteriliyor. İki ülke arasındaki çatışmaların devam ettiği, can güvenliklerinden endişe edildiği için Kamboçyalı sporcuların Tayland’daki turnuvalardan geri çağrıldığı şu günlerde daha da ilginç hale gelen bir izleme deneyimi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Juskiss (1996):</strong> Bir video film kiralama dükkanı çalışanı etrafında süregiden fantastik bir film olan Juskiss, basit ve düşük bütçeli bir yapım ama 90’lar filmleri, oyun kültürü, özellikle dövüş oyunları, Japon süper kahraman dizileri üzerine yaptığı taşlamalar çok eğlenceli. İnsanlığı zombileştirmeye çalışan uzaylı bir varlığı önlemek için onun ele geçirdiği kimseleri öpmek zorunda olan bakir kahramanın ve onu yönlendiren uzay şerifi Justy’nin pek dur durak bilmeden ilerleyen mütevazı hikayesi daha bilinir olmayı hak ediyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144191" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yine bir yılı geride bıraktık, bu sene elimde olmayan nedenlerle evde çok vakit geçirmek zorunda kaldığım için beklediğimden çok ama çok fazla film seyrettim -o yüzden bu listeyi yapmak her senekinden daha zor oldu- ama yine de sizlerle 5 keşfimi paylaşmaktan gurur duyuyorum.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Reflection in a Dead Diamond (2025):</strong> Helene Cattet ve Bruno Forzani zaten en sevdiğim yönetmenler arasında en üst noktadalar ve yeni filmleri için keşif demek, belki biraz hile yapmak gibi oluyor ama bu filmi daha çok insanın görmesi için ne yapmam gerekiyorsa onu yapmaya hazırım. Amer ile giallo’yu en yoğun ögelerine distile eden, Let the Corpses Tan ile poliziotteschi sinemasina son noktayı koyan ikili, bu sefer merceklerini casus ve super criminal filmlerine çeviriyor ve İtalyan sinemasında bu iki türün devi Fabio Testi ile beraber bir başyapıt ortaya koyuyor. Danger Diabolik’ten tut da türün en ince ve en saklı örneklerine kadar büyük bir yelpazeden esinlenerek senenin görsel olarak en çarpıcı filmine imza atıyorlar. Büyük bir perdede, olabildiğince yüksek sesle izlenmesi gereken bu filmi bütün europspy severler için hararetle tavsiye ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Prikosnoveniye (Contact) (1992):</strong> Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasından sonra Rusya’da yapılan ilk filmlerden biri olan Contact, aynı zamanda folk horror türünün başyapıtlarından ve bu kadar unutulmuş olması inanılmaz kalp kırıcı -sanırım bundan sonraki hayatımda bu filmin daha fazla insan tarafından görülmesi için çalışacağım. Bazı intihar vakalarını araştırmaya başlayan bir dedektifin, bu intiharların ölenlerin aileleri tarafından teşvik edildiklerini keşfetmesiyle ortaya çıkan bir olay örgüsü&#8230; Hiçbir film beni bu sene <a href="https://www.imdb.com/title/tt0176047/" target="_blank" rel="dofollow noopener">Contact</a> kadar yerime çivilemedi, inanılmaz bir deneyim!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144194" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/evrim-ersoy-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Schamlos (Shameless) (1968):</strong> Bu sene Udo Kier’i zamansızca kaybettikten sonra, onu anmak için bir film ararken bulduğum ve beni Austrian exploitation sinemasının varlığından haberdar eden, dünyamı altüst eden, inanılmaz bir counter-culture filmi. Get Carter kadar nihilist ama aynı zamanda inanılmaz bir enerjiye sahip bu filmde Udo, çok genç (ilk rolü!) bir çete reisi, sevdiği kız öldürülünce, Viyana’nın ortasından bıçak gibi geçen ve katili arayan bu adam, aynı zamanda 2. Dünya Savaşı sonrası kaybolmuş genç bir jenerasyonun temsilcisi -vahşi, yönü olmayan ama hareket etmeyi bırakmayan bir kurşun gibi. Schamlos, bize bir exploitation hediyesi, bunu herkes mutlaka ama mutlaka görmeli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>54: Director’s Cut (1998):</strong> 1998 senesinde Harvey Weinstein ve şirketinin kuşa çevirdiği versiyonu izlediğimde nefret etmiş, ne kadar kötü bir film demiştim ama işte 30 yıl sonra yönetmenin ısrarlarıyla orijinal versiyonu sinemaya kazandırıldı ve iyi ki de oldu, çünkü bu versiyon, Saturday Night Fever kadar etkili, disko yıllarının sonunu inanılmaz bir şekilde anlatan, Mike Myers’den Oscar’lık bir performans çıkaran, hüzünlü, melankolik, partinin sonunu kalbimiz kırık bir şekilde izlediğimiz, sadece karakterler üstünden hareket eden, kendini gereksiz senaryo gelişmeleri ile uğraştırmayan, inanılmaz bir film. Eğer disko yıllarına birazcık merakınız varsa kaçırılmaması gereken bir başyapıt.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Man Wanted (1995):</strong> Benny Chan’in zaten çok iyi bir yönetmen olduğunu biliyoruz ve Hong Kong blooshed türüne olan katkılarından hepimiz gayet haberdarız ama bu biraz geri plana itilmiş film, ekranıma bir bomba gibi indi. Klasik HK senaryosundan hareket eden, sahte bir kimlik ile çetelerin arasına karışmış bir polis, onun çete reisi olan büyük abisi (burada gerçek abi değil, çete abisi anlamında), ortada bir kız ve bunların etrafında dönen diğer karakterler&#8230; Ama burada asıl olay aksiyon sekansları ve Hong Kong’un tek başına bir karakter gibi her sahnede bulunması. Benny Chan, her dakika bir önceki andan daha büyük bir olay yaratmak için uğraşıyor ve bunun sonucunda ortaya bir an bile nefes aldırmayan bir heyecan akımı çıkıyor. Aksiyon severler bunu kaçırmamalı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144196" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu yıl, benim için dijital platformların algoritma köleliğinden kurtulup, özgür bir sinema keşfine çıktığım bir yıl oldu. Bu yolculukta pusulam, Stremio ve özellikle Uğur Film sitesiydi. Uğur Film&#8217;in zorlamadan, dayatmadan sunduğu rafine kürasyon, benim gibi deneyimli bir sinema izleyicisi için bile gerçek bir keşif vahası. Hatta öyle ki, &#8220;Issız bir adaya düşsen yanına hangi platformu alırsın?&#8221; sorusuna cevabım Mubi değil, Uğur Film olurdu. Bu değerli platformun arkasındaki emeğe teşekkür ederek ana akım sinemanın çok ötesine geçen filmlerden oluşan listemi sunuyorum.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pervye Na Lune (First on the Moon) (2005):</strong> Sinema tarihinde keşif yapmayı sevenler için gerçek bir hazine. Sahte belgesel (mockumentary) türünün en başarılı ve inandırıcı örneklerinden biri olan bu Rus yapımı film, Sovyetler Birliği&#8217;nin 1930&#8217;larda, yani ABD&#8217;den çok önce Ay&#8217;a insan gönderdiğini iddia eden bir kurguyu o kadar ustaca işliyor ki, izlerken &#8220;Acaba gerçek mi?&#8221; diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Dönemin estetiğine uygun olarak çekilmiş siyah-beyaz görüntüler, ustaca hazırlanmış arşiv kayıtları, röportajlar ve dönemin atmosferini yansıtan detaylar, bu alternatif tarih kurgusunu inanılmaz derecede inandırıcı kılıyor. Sadece bir bilim kurgu değil, aynı zamanda Sovyet döneminin propaganda mekanizmasına, gizlilik saplantısına ve kahramanlık mitlerine dair de zekice bir taşlama. Sinemanın gerçekliği manipüle etme gücünü ve tarihin nasıl yeniden yazılabileceğini gösteren, hem düşündürücü hem de son derece eğlenceli bir deneyim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaidan Yukijoro (The Snow Woman) (1968):</strong> Japon sinemasının korku türündeki zengin geleneğinin, özellikle de kaidan (hayalet hikayeleri) alt türünün en estetik ve atmosferik örneklerinden biri. Kar Kadını efsanesine dayanan bu film, yönetmen Tokuzo Tanaka&#8217;nın ellerinde şiirsel bir görsel şölene dönüşüyor. Dönemin diğer Japon korku filmlerinde (örneğin Onibaba veya Kuroneko) gördüğümüz tekinsiz atmosfer, burada karlar altındaki bir dünyada, bembeyaz bir ölümcül güzellikle birleşiyor. Filmin temposu belki günümüz korku izleyicisine yavaş gelebilir ama her karesi bir tablo gibi işlenmiş, renk kullanımı ve ışıklandırmasıyla büyüleyen bir yapım. Korkutmaktan ziyade, hüznü ve doğaüstü olanın getirdiği o kaçınılmaz trajediyi hissettiren, görsel açıdan doyurucu bir klasik.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Orochi (1925):</strong> Sessiz sinema döneminin Japonya&#8217;sından, chanbara (samuray kılıç dövüşü) türünün en erken ve en etkileyici örneklerinden biri. Dönemin en büyük yıldızı Tsumasaburo Bando&#8217;nun başrolünde olduğu bu film, sadece aksiyon sahneleriyle değil, aynı zamanda karmaşık ve trajik bir anti-kahraman portresi çizmesiyle de öne çıkıyor. Bando&#8217;nun canlandırdığı samuray, onuru için savaşan, haksızlığa uğrayan ve giderek daha karanlık bir yola sürüklenen bir karakter. Filmin özellikle finalindeki o uzun ve kaotik dövüş sahnesi, o dönem için inanılmaz bir koreografi ve enerjiye sahip. Sessiz sinemanın kendine has dramatik anlatımını, samuray filmlerinin dinamizmiyle birleştiren, sinema tarihi meraklıları için kaçırılmaması gereken bir kilometre taşı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144197" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025-620x155.jpg" alt="" width="620" height="155" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025-620x155.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025-300x75.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025-768x192.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025-60x15.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/murat-tolga-sen-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ga, Ga – Chwala Bohaterom (1986):</strong> Polonya sinemasının bilim kurgu türündeki en sıra dışı ve kara mizah yüklü örneklerinden biri. Yönetmen Piotr Szulkin&#8217;in &#8220;kıyamet üçlemesi&#8221;nin (diğerleri Golem ve O-Bi, O-Ba) son halkası olan bu film, totaliter bir rejim altında, kahramanlık kavramının nasıl içi boşaltılmış bir propaganda aracına dönüştüğünü anlatıyor. Suçluların &#8220;gönüllü&#8221; olarak kahraman ilan edilip, uzak bir gezegendeki (aslında Dünya&#8217;ya çok benzeyen) bir koloniye gönderildiği distopik bir gelecekte geçen hikaye, absürt durumları ve bürokratik saçmalıklarıyla Kafkaesk bir kabusu andırıyor. Szulkin&#8217;in kendine has, kasvetli ve grotesk görsel dili, filmin eleştirel tonunu daha da güçlendiriyor. Hem Doğu Bloku bilim kurgusuna hem de toplumsal hicve meraklı olanlar için benzersiz bir keşif.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Wanderers (1979):</strong> Philip Kaufman&#8217;ın yönettiği bu film, 1960&#8217;ların başındaki New York&#8217;ta, Bronx&#8217;taki çete kültürüne odaklanan, enerjik ve bir o kadar da nostaljik bir yapım. Dönemin ruhunu yansıtan müzikleri, renkli karakterleri ve çeteler arası rekabetiyle West Side Story ile American Graffiti arasında bir yerde duruyor. Ancak The Wanderers, sadece bir çete filmi değil; aynı zamanda bir büyüme hikayesi, değişen zamanlara ayak uydurmaya çalışan gençlerin portresi. Filmin özellikle sonlarına doğru tonunun değişmesi ve daha gerçekçi, hatta biraz da hüzünlü bir hal alması, onu benzerlerinden ayırıyor. Dönemin atmosferini solumak ve gençlik enerjisine tanık olmak isteyenler için keyifli bir seyirlik.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Parad Planet (1984):</strong> Yine Sovyet bilim kurgusu ama bu sefer çok daha felsefi, metaforik ve görsel açıdan çarpıcı bir örnek. Vadim Abdrashitov&#8217;un yönettiği bu film, bir grup insanın, Dünya&#8217;ya yaklaşan gizemli bir &#8220;gezegenler geçidi&#8221; olayı sırasında yaşadıkları tuhaf ve tekinsiz deneyimleri anlatıyor. Tarkovski&#8217;nin Stalker veya Solaris filmlerindeki gibi varoluşsal sorular soran, insan doğasını ve bilinmeyenle karşılaşma anındaki tepkileri irdeleyen bir yapım. Filmin atmosferi, dönemin Sovyet sinemasının kendine has ağırlığını ve ciddiyetini taşıyor. Net cevaplar vermektense, izleyiciyi düşünmeye ve kendi yorumunu yapmaya teşvik eden, zihin açıcı bir bilim kurgu deneyimi arayanlar için ideal.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144199" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu sene daha çok “hangi korku filmleri ses getirmiş” ekseninde ilerleyen bir film diyetine girdiğimi fark ettim. Seneye daha çeşitli filmler izlemek yeni yıl kararlarım içinde.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nosferatu (2024):</strong> Robert Eggers’ın Nosferatu cover’ı gotik romans ile grotesk gerçekçilik arasında müthiş bir denge kurmuş. Artık “folk korkunun duayen ismi” tanımlamasını hak eden Eggers, Doğu Avrupa folklöründe temsil edilenlere daha yakın bir vampir/strigoi portresi çiziyor. Bill Skarsgard, artık 100 yıllık ikonik bir figüre dönüşmüş olan Kont Orlok karakterini baştan, kendine özgü bir şekilde yaratma konusunda çok başarılı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sinners (2025):</strong> Vampirlerden devam edelim. Ryan Coogler’ın ses getiren filmi Sinners, epey dağınık bir kurguya sahip. Fakat bu dağınıklık içinde, Amerikan tarihi, Jim Crow yasaları, blues müzikle ilgili meraklısına zevk verecek pek çok detay var. Filmin ırkçılık ile olan derdi, sadece ayrımcı ve katil KKK gibi oluşumlara yönelik değil, vampirizmi bir kültürel hırsızlık metaforu olarak kullanması yönüyle de ilginç.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144201" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-yalcinkaya-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Monkey (2025):</strong> Osgood Perkins’in Longlegs’i geçen seneki listemde kendine yer bulmuştu. The Monkey’yi pek yüksek beklentilerle izlemesem de, ortalamanın üzerinde bir korku komedi olduğunu düşündüm. Stephen King’in 1980 tarihli kısa öyküsünden uyarlanan film, Final Destination’vari yaratıcı ve “gore” yüklü kazara ölüm koreografileriyle ön plana çıkıyor. Fakat filmin ölüme yaklaşımı daha alaycı ve hicivsel. Korku komedi filmleri, genel olarak bu iki öge arasında bir denge tutturmakta zorlanır. The Monkey bu dengeyi iyi yakalayabildiği için takdiri hak ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Late Night with the Devil (2023):</strong> Avustralyalı yazar, yönetmen ve kurgucu kardeşler Colin ve Cameron Cairnes’den 1970’lerin satanik panik, okültizm, ruh çağırmayla yoğrulmuş kültürel iklimini yeniden yaratmaya yönelik ilgi çekici bir deneme. Film, ağırlıklı olarak tek mekanda geçmesi ve talk şov formatını orijinal bir şekilde kullanarak tekinsizliğin dozunu git gide artırmasıyla beğeni kazandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Paris is Burning (1990):</strong> Dört korku filmini dengelemek için tamamen farklı bir film olsun listede. Alt ve karşı kültürlerle ilgili belgeselleri izlemeyi seviyorum. Hiç bilmediğim bir yerde ve zamanda, hiç tanımadığım insanların ana akım kültür ve toplum içinde aykırı hayatlar yaşadığını bilmek ve bu hayatlardan enstantaneler görmek beni mutlu ediyor. Jennie Livingston’ın yönettiği Paris is Burning, 1980’lerde New York’ta siyah ve hispanik queer bireylerin düzenlediği “balo” etkinliklerini ve RuPaul’s Drag Race gibi yapımlara öncülük eden drag queen yarışmalarının tarihini anlatıyor. Homofobi ve transfobinin, AIDS ile yaşanan pek çok kayıbın gölgesinde iç burkan ve fakat aynı zamanda ilham veren pek çok öyküye yer veriyor, Paris is Burning.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144204" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Reflection in a Dead Diamond (2025):</strong> Efsane film Amer’in (2009) yönetmen ikilisinin yeni filmi. Saykadelik bir Diabolik aşk mektubu. Beyniniz akacak</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Apprentice (2024):</strong> Trump’ın gençlik yıllarını, karanlık bir Succession üslubuyla anlatan, müthiş çarpıcı bir film. Border ve Kutsal Örümcek filmlerinin yönetmeni Ali Abbasi’den.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144206" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/can-evrenol-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Weapons (2025):</strong> Saçma sapan senaryosuna rağmen, son 10 yılın en sıkı ve en eğlenceli korku filmlerinden biri. Zaten bu sayfaya bakıyorsanız bu filmi çoktan izlemişsinizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bring Her Back (2025):</strong> Yönetmenin ilk filminden hiç hazzetmemiş olmama rağmen, merak edip bu filme bir şans verdim. Benim için yılın filmiydi. Çok korkunç.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Our Hero, Balthazar (2025):</strong> Rastgele bir okula silahlı saldırı düzenleme fantazisi kuran NewYork’lu süper zengin bir gencin hikayesi. Sosyal medya kültürü ile yeni dünya düzeninin şımarıklığını, pervasızlığını, puştluğunu anlatan garip tatlış bir film.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bonus: The War of the Worlds: Next Century (1981), Together (2025), Dangerous Animals (2025)</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144208" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A zori zdes tikhie (The Dawns Here Are Quiet) (1972):</strong> Rus yazar Boris Vasilyev’in 1969 yılında yayımlanan “Sakindi Oranın Şafakları” adlı romanını gencecikken okumuş ve çok sevmiştim, bu etkileyici kitabın, biri kült diğeri tırt iki uyarlaması var, ikisini de izledim. 2015 tarihli olanı seyretmenize gerek yok. Lakin 1972 yılında çekilen film, bütün kusurlarına rağmen, çokça sarsıcı ve trajik idi, savaş aygıtını ve insanlığın bu büyük travmasını odağına almıştı. Savaş öncesini canlı renklerle, savaş sırasında ise sepya ve siyah-beyaz renklerle ayıran yönetmen Stanislav Rostotsky, savaş meydanının kahraman erkek klişesi yerine, beş genç kadının fedakarlıklarını bizlere gösterir. Matem ve ağıt, çalınmış tüm hayatlar için. Yapıt, SSCB’de 66 milyon insan tarafından sinemada seyredildi, tüm gişe rekorlarını kırdı. Ve 1973’te Oscar adayı oldu, kazanamasa da Sovyet sinemasının evrensel ve insani filmler çektiğini tüm dünyaya duyurdu. (Oscar o yıl, Luis Bunuel&#8217;in Burjuvazinin Gizli Çekiciliği filmine gitti.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Moskva slezam ne verit (Moscow Does Not Believe in Tears) (1979):</strong> Bu filmin orijinal adı olan Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor, sanırım soğuk savaşın verdiği bariz ve baskın endişe nedeniyle, Aşk Gözyaşlarına İnanmıyor ismiyle gösterime girmişti ülkemizde. 1979 tarihli SSCB yapımı bu romantik-komedi, yabancı dilde en iyi film Oscar ödülünü de kazanmasını bilmişti. Taşradan başkent Moskova’ya gelen üç genç kadının, bir pansiyonda kesişen hayatları üzerinden, değişen ve dönüşen zamanı aktaran yapımın yönetmenlik koltuğunda Vladimir Menshov oturmuştu. Film, kendini 1958 ve 1978 yıllarını baz alarak ikiye böler, böylelikle gençliğin ve orta yaşların farkını ortaya koyar. Pembe düşler ve hayatın gerçekliği, bu bir uçurumdur ve sanıldığından daha derindir. Ve üç karakterin hayata bakışı ve onu algılayışı bambaşkadır, ayakta kalmanın ve yaşama tutunmanın birçok yolu vardır. Filmin adının, eski bir Rus deyimi olduğunu da ekleyelim, çünkü Moskova, serttir, rekabetçidir ve zayıflığa asla yer vermez.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144211" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/alper-turgut-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Operatsiya y i drugiye priklyucheniya Shurika (Operation &#8216;Y&#8217; &amp; Other Shurik&#8217;s Adventures) (1965):</strong> Filmin adı dilimize tam olarak “Şurik’in Maceraları &#8211; Operasyon 1” olarak çevrildi. 1965 tarihli bu Sovyet komedi yapımı, üç kısa filmden (Ortak, Garip İzlenim, Y Operasyonu) oluşur. Nasıl bizler, Yeşilçam’ın hepimizi iyi hissettiren kült filmlerini sayısız kez izlediysek, hah işte SSCB’den Rusya’ya tam 60 yıldır, nesiller fark etmeksizin bu filmi seviyor, beğeniyor, güldükçe gülüyor. Hatta öyle ki yıllar sonra iki üniversitenin bahçesine, filmin kahramanlarının heykelleri dikildi. Film az diyaloglu, doğaçlamaya dayalı ve absürt bir mizahla harmanlanan eğlenceli bir slapstick, tam manasıyla. Filmin temposu hiç düşmüyor, sürekli şakalar, kovalamacalar ve dönemin ruhunu hissettiren Moskova’nın atmosferi, hepsi iç içe geçiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Letyat zhuravli (The Cranes Are Flying) (1957):</strong> Nam-ı diğer Leylekler Uçarken. Teknik açıdan gerçekten devrimci bir iştir ve sinema tarihinin en lirik projelerinden biridir. Ötesinde Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye alan tek Sovyet filmidir. Hareketli kameranın kullanımı, seyirciyi olayların içine çeker ve karakterlerle yakınlaşmasını sağlar. Ötesinde ışık-gölge oyunları, çarpık açılar ve sinema tarihinin en ikonik bazı sahneleri. Peki, 1957 tarihli bu film, ülkemizde ne zaman gösterildi? Tamı tamına 17 yıl sonra, yani 1974’te. Günümüzde bir filme ulaşma hızımızı düşününce, bizimki gerçekten büyük lüks. Her neyse, bu çağının ötesindeki yapıtta, Boris ve Veronika adlı iki genç sevgilinin, savaş koşullarında yaşadıklarını seyrediyoruz, aslında Veronika’ya yoğunlaşıyoruz dersek daha doğru olur. Şu replik hala aklımda; “Aşk bu, hayatım. Zararsız bir zihinsel bozukluk.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>V boy idut odni stariki (Only Old Men Are Going to Battle) (1974):</strong> 1974 yapımı bir Sovyet filmidir ve ana ekseni dram ile müziktir. Yapıt ile tanışma sebebim ise meşhur Kızılordu Korosu tarafından seslendirilen “Smuglyanka” şarkısını kullanmasıdır. Bu hayli güzel olan halk şarkısı, esmer bir Moldovalı kıza, görür görmez sırılsıklam âşık olan delikanlının, sevdiği kadının, anayurt savunması için partizanlara katılması üzerine yaşadıklarını dillendirir. Film ise Nazi Almanya’sının ünlü ve güçlü hava kuvvetlerine (Luftwaffe) karşı savaşan Sovyet savaş pilotlarını (Muhafız Savaş Uçak Alayı) anlatır. Filmin yönetmeni ve senaristi olan Sovyetlerin efsanevi sinemacılarından Ukraynalı Leonid Bykov, başkarakter Muhafız Yüzbaşı Alexei Titarenko’yu da canlandırdı. Evet, filmin Türkçe adı “Yalnızca İhtiyarlar Savaşa Gitsin”, çünkü savaş makinesi denen lanet şey, en çok genç kanıyla çalışır. Savaş karşıtı bir film bu, tastamam, çünkü amacı kahramanlık miti yaratmak değil, çünkü pilotlar aynı zamanda hayalleri, sevdaları, korkuları olan gencecik insanlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Not: Sovyet sineması bir engin deniz, sırayla seyretmeye devam ediyorum, en çok benimsediklerimi yazmaya çalışacağım, pek yakında.</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144209" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-620x153.png" alt="" width="620" height="153" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-620x153.png 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-300x74.png 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-768x189.png 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-60x15.png 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan.png 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Boxer’s Omen (1983):</strong> Bu yıl 964 Pinocchio, Penda’s Fen gibi sıra dışı kabul edilebilecek birkaç film seyrettim, hepsini temsilen bu filmi seçiyorum. Chih-Hung Kuei’nin bu benzersiz Hong Kong filmi vasat bir hikâye olarak başlıyor ama bir noktadan sonra takip eden sahnede ne tür bir şeyle karşılaşacağınızı asla tahmin edemediğiniz fantastik bir yolculuğa evriliyor. Budizm, kara büyü, kin, kan, intikam… Boxer’s Omen’e bayıldım!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Execution of Private Slovik (1974):</strong> Bir çalışma kapsamında Terrence Malick’in A Hidden Life’ını araştırırken ismi tekrar karşıma çıkınca bulup izledim. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ordusunda idam edilen tek asker kaçağı olan Eddie Slovik’in öyküsü. Martin Sheen şaşırtıcı bir performans ortaya koyuyor, idam sahnesi unutulacak gibi değil, bilhassa Hail Mary duası.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-144212" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025-620x186.jpg" alt="" width="620" height="186" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025-620x186.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025-300x90.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025-768x230.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025-60x18.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/12/ertan-tunc-2025.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A Legend of Turmoil (1992):</strong> Bu kayıp şaheser bu yıl bir şekilde ortaya çıktı ve hemen seyrettim. Samuray kılıcını çekip tabancalı adamlara saldırabilecek cesarette bir mafya şefini anlatan A Legend of Turmoil aslında basit bir Yakuza filmi görünmekle beraber Fukasaku’nun organize suç filmleriyle Kitano ve Johnnie To’nunkiler arasında bir nevi köprü vazifesi görüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>The Man Without a Map (1968):</strong> The Man Without a Map, yürüttüğü soruşturma sırasında kimlik bunalımı yaşama filmlerinin öncülerinden. Çin Mahallesi, Kiracı, Suç Unsuru ve David Lynch filmlerine daha yıllar var. Filmin sıra dışı kamera kullanımına ayrıca hayran oldum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Vulcanizadora (2024):</strong> Hayatları bok gibi giden iki dost bir geziye çıkarlar, amaçları birlikte intihar etmektir ama hikâye bambaşka bir yere varır. Normalde beşinci ve son keşif filmi olarak yakın tarihli bir film eklemeyi düşünmüyordum, A Homance ya da Mayanaka Made’i alacaktım ama son anda dümeni Vulcanizadora’ya kırdım, bu dünya ağrısıyla daha fazla sinemasever tanışsın istedim.</p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>Daha önceki yıllara ait keşifler listelerimiz:</strong></h4>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2024-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Öteki”cilerin 2024 Yılı Keşifleri</strong></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2023-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Öteki”cilerin 2023 Yılı Keşifleri</strong></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2022-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Öteki”cilerin 2022 Yılı Keşifleri</strong></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2021-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Öteki”cilerin 2021 Yılı Keşifleri</strong></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2020-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Öteki”cilerin 2020 Yılı Keşifleri</strong></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2019-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><span style="color: #0000ff;"><strong>“Öteki”cilerin 2019 Yılı Keşifleri</strong></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="https://www.otekisinema.com/otekicilerin-2018-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2018 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/otekicilerin-2017-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2017 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/otekicilerin-2016-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2016 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/otekicilerin-2015-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2015 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2014/12/otekicilerin-2014-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2014 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2013/12/otekicilerin-2013-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2013 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2012/12/otekicilerin-2012-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2012 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2011/12/otekicilerin-2011-yili-kesifleri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2011 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2010/12/otekicilerin-2010-yilinda-kesfettikleri-filmler/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2010 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2009/12/2009-yilinda-kesfettigimiz-filmler/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2009 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a style="color: #0000ff;" href="http://www.otekisinema.com/2008/12/bu-yilin-son-yazisi-2008in-otekileri/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">“Öteki”cilerin 2008 Yılı Keşifleri</a></strong></span></p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2025-yili-kesifleri/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/oteki-sinema-yazarlarinin-2025-yili-kesifleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemanın Marvel’laşması</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/sinemanin-marvellasmasi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/sinemanin-marvellasmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 15:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mayın Tarlası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=144175</guid>

					<description><![CDATA[MTŞ&#8217;nin notu: Bu yazı yukarıdaki videoda anlatılanların Türkçeleştirilmiş halidir. Videoyu da, otomatik altyazı seçeneği ile gayet anlaşılır şekilde izleyebilirsiniz. Beni bir sürü konuda aydınlatan ve sinemanın bugününe, geleceğine dair önemli çıkarımlar içeren bir video, lütfen Like Stories of Old kanalına abone olun, çünkü daha fazlası var ve maalesef yerli Youtube&#8217;da böyle şeyler (henüz) yok. Sinema değişti. Bunu salonlardaki filmlerde de evde izlediğim platform filmlerinde de hissediyorum. Bir zamanlar var olanın çoğu yitip gitti; çünkü artık onu hatırlayan kimse yaşamıyor&#8230;  İnsanlar &#8220;Sinemanın Marvelleşmesi&#8221;nden (Marvelization) bahsettiğinde, bunun ne anlama geldiğine dair muhtemelen bir fikriniz vardır: Durmaksızın patlatılan espriler, o bıktırıcı öz-farkındalık hali]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">MTŞ&#8217;nin notu: Bu yazı yukarıdaki videoda anlatılanların Türkçeleştirilmiş halidir. Videoyu da, otomatik altyazı seçeneği ile gayet anlaşılır şekilde izleyebilirsiniz. Beni bir sürü konuda aydınlatan ve sinemanın bugününe, geleceğine dair önemli çıkarımlar içeren bir video, lütfen <a href="https://www.youtube.com/@LikeStoriesofOld" target="_blank" rel="noopener">Like Stories of Old</a> kanalına abone olun, çünkü daha fazlası var ve maalesef yerli Youtube&#8217;da böyle şeyler (henüz) yok.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sinema değişti. Bunu salonlardaki filmlerde de evde izlediğim platform filmlerinde de hissediyorum. Bir zamanlar var olanın çoğu yitip gitti; çünkü artık onu hatırlayan kimse yaşamıyor&#8230; </strong></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar &#8220;Sinemanın Marvelleşmesi&#8221;nden (Marvelization) bahsettiğinde, bunun ne anlama geldiğine dair muhtemelen bir fikriniz vardır: Durmaksızın patlatılan espriler, o bıktırıcı öz-farkındalık hali ve her şeyin artık bir &#8220;franchise&#8221; (seri/marka) olma zorunluluğu. Ancak tek başına bu eleştiriler, meselenin kalbine inmekte yetersiz kalıyor; çünkü yerdiğimiz her seriye karşılık, övdüğümüz bir başkası var. Ve utançtan yüzümüzü buruşturduğumuz her şakaya karşılık, hedefini bulan benzer bir şaka mevcut.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, asıl sorun ne? Sinemanın Marvelleşmesi derken gerçekte neyi kastediyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası sorun, sanıyorum ki benim &#8220;Hikaye Anlatımı Entropisi&#8221; (Storytelling Entropy) adını verdiğim bir fenomenle ilgili. Bu, diğer şeylerin yanı sıra; neden Marvel’ı eskisi gibi takip etmediğinizi, neden bazı devam filmlerini sevip diğerlerinden nefret ettiğinizi, tüm bu aptal şakaların nereden çıktığını ve potansiyeli yüksek, sevdiğiniz yıldızlarla dolu devasa yapımların neden sonunda tamamen &#8220;kof&#8221; hissettirdiğini açıklamak için uydurduğum birleştirici bir teori.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle, hikaye anlatımı entropisinin temel fikrini açıklamak için ışın kılıcını (lightsaber) ele alalım. Işın kılıcı, gezegendeki çoğu insanın görünüşünü ve sesini anında tanıyacağı, belki de şimdiye kadar yaratılmış en ünlü sinema objesidir. İnsanlar sadece onun ne olduğunu bilmekle kalmaz, büyük ihtimalle neyi temsil ettiğini de bilirler. Çünkü ışın kılıcı sadece bir silah değildir; bir metafordur. Sadece tasarımıyla bile ki bu tasarım zarif ve asil bir dokunuşla göğüs göğüse çarpışmayı önerir, kullanıcısının felsefesi ve var olduğu o geniş dünya hakkında sembolik olarak çok şey anlatır. Hatta anlamı netleştirmek için belirgin bir renk kodlamasına bile sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesele şu ki; ışın kılıcı, çok sayıda anlam ve fikri basit, tekil bir nesnede yoğunlaştırır. Bu haliyle onu &#8220;Anti-Entropik Hikaye Anlatımı&#8221;nın bir örneği olarak görebiliriz. Anti-entropiktir; çünkü düzensizliği düzene sokar, çok sayıdaki hikaye unsurunu alır, birleştirir ve mutlak özüne damıtır. Bilinçli ya da bilinçsiz, genellikle anti-entropik hikaye anlatımına hayranlık duyarız çünkü hikayelere büyük bir zenginlik katar ve her şeyin anlamlı, amaçlı ve birbiriyle bağlantılı olduğu hissini uyandırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ilke sadece objeler için değil; karakterler, olay örgüsü ve dünya inşası için de geçerlidir. En sevilen filmlere baktığınızda, bu anti-entropik hareketi net bir şekilde görebilirsiniz: Tek bir çekirdek fikri belirleme niyeti (ister köyü haydutlardan koruyan samuraylar olsun, ister yanlış zamanda yanlış yerde bulunan isteksiz bir kahraman) ve bu fikri her sinematografik teknikle yakalayarak mükemmel bir kapsül haline getirme çabası&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bir yazar veya yönetmen perspektifinden bakıldığında bu durum biraz hayal kırıklığı da yaratabilir. Işın kılıcına dönelim; elinizde bu kadar havalı bir şey varken, doğal olarak &#8220;daha fazlasını&#8221; istersiniz. Sonuçta siz sevdiniz, seyirci sevdi ve gişede çok para kazandırdı. Ama sorun şurada: Eğer bir fikrin mükemmel damıtılmış haline zaten sahipseniz, buradan nereye gidebilirsiniz? Bunu nasıl aşabilirsiniz?</p>
<p style="text-align: justify;">Sonraki Star Wars filmlerinin de gösterdiği gibi, eğer daha fazla sıkıştıramıyorsanız, yani fikrinizin mutlak özüne zaten ulaşmışsanız; ya aynen korursunuz ya da karmaşıklık eklemeye başlar, orijinal konsepti çok hafif de olsa sulandıran elementleri değiştirmeye başlarsınız. Küçük ölçekte tutulursa bu bir sorun değildir, sadece zararsız bir varyasyondur.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat bu entropik hareket daha geniş bir düzeyde gerçekleşmeye başladığında&#8230; Diyelim ki insanlığın &#8220;nihai savaşçılarının&#8221; &#8220;nihai avcıyla&#8221; yüzleştiği ikonik bir filminiz var ve devamını istiyorsunuz. Ama bundan daha &#8220;maço&#8221; olamayacağınız için, nihai savaşçıyı sıradan bir adama dönüştürüyorsunuz. Bu pek başarılı olmayınca başka yere bakıyorsunuz. Kendi anlamları ve temaları olan başka bir ikonik film canavarı buluyorsunuz ama umurunuzda değil, onu kendi hikayenize taşıyorsunuz. Bir &#8220;Crossover&#8221; (kesişim) etkinliği, kulağa havalı geliyor değil mi? Eleştirmenler hayır diyebilir ama gişedeki 177 milyon dolar kesinlikle evet diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yol budur (This is the way). Hikaye anlatıcılığını unutursunuz, temaları ve anlamları unutursunuz; her şey &#8220;içeriğe&#8221; dönüşür. Birbirine çarpıştırılabilen, yeniden markalanabilen, diriltilebilen içerikler. Herkes buna bayılır, para daha önce hiç olmadığı kadar akar. Düzensizliği, dışa doğru genişlemeyi kucaklamayı öğrenirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, ana teze gelelim: Marvelleşme çağında yaşamak demek, hikaye anlatımı entropisinin yaygın bir fenomene dönüştüğü ve sinemayı bariz ya da örtük sayısız yolla etkilediği bir zamanda yaşamak demektir. Bu yeni sinema kültürünün kapsamını tam olarak tartışabilmek için, onu temel özelliklerini yakaladığını düşündüğüm üç ana başlığa ayırdım. İlki ve en barizi: Evren İnşasının (Franchise-building) Yükselişi.</p>
<p style="text-align: center;"><em><strong>&#8220;Bay Stark, daha büyük bir evrenin parçası oldunuz, sadece henüz bunu bilmiyorsunuz.&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu konudaki suçun çoğu Marvel&#8217;a atılıyor. Ne de olsa &#8220;evren inşası&#8221; fikrini ana akıma taşıyan ve büyük stüdyoların, &#8220;tekil film&#8221; fikrini giderek zayıflatan crossover etkinlikleri ve gelecek hikayeleri aktif olarak planlama trendini başlatan onlardı. Ama durum göründüğünden biraz daha karmaşık. Aslında, başlangıçta Marvel&#8217;ın da bir tür anti-entropik hikaye anlatımıyla meşgul olduğu söylenebilir; sadece bunu alıştığımızdan daha büyük bir ölçekte yapıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Geriye dönüp baktığımızda, Marvel&#8217;ın niyetinin asla tek bir filmle kendi içinde kapalı bir hikaye anlatmak olmadığı açık. Bunun yerine, hepsi birbiriyle bağlantılı, zamanla bir dizi takım çalışması ve hesaplaşma yoluyla yavaşça birleşen ve nihayetinde dev bir finalde bir araya gelen bireysel filmlerden oluşan koca bir sinematik evren kurmak istediler. Çekirdek fikirleri buydu. Ve sadece Iron Man ile başlayıp Avengers: Endgame ile biten &#8220;Infinity Saga&#8221;ya bakarsanız, bunu başardıklarını düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu, Infinity Saga&#8217;daki her filmin bir başyapıt olduğu anlamına mı geliyor? Hayır, ama mesele bu değildi. Marvel serisindeki bireysel filmler daha çok &#8220;haftanın macerası&#8221; tadındadır; her biri çığır açmak zorunda olmayan ama arada sırada o anıtsal olaylarda zirveye ulaşan bir sürekliliğin parçasıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, evren inşası ne zaman entropik hale gelir? Ne zaman asıl hikaye anlatımına zarar vermeye başlar? Bunu en net, diğer stüdyoların Marvel&#8217;a bakıp ondan tamamen yanlış dersler çıkarmasında görüyoruz. O &#8220;paylaşılan evren&#8221; fikrini bir hikaye anlatma aracı olarak değil, bir pazarlama modeli olarak kullandılar. Karakterlerle bağ kurmamıza zaman tanımadan büyük finalleri zorlayan DC ile bunu gördük. Hikayeleri arasında kayda değer bir bağ olup olmadığını bile düşünmeyen Dark Universe ile gördük. Ve ne yazık ki, her şeyin dönüp dolaşıp orijinal üçlemedeki bir avuç karaktere bağlandığı Star Wars&#8217;un son genişlemesinde de gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">Marvel da Endgame sonrası açıkça bocalıyor. Artık her zamankinden daha fazla karakter ve hikaye var, bunların çoğu televizyonda uzun formatta gerçekleşiyor ve artık &#8220;çok fazla&#8221; gelmeye başladı. Sanki o &#8220;haftalık macera&#8221;, &#8220;günlük ev ödevi&#8221;ne dönüştü. Bu sadece takibi zorlaştırmakla kalmıyor, bağlantısallığı da anlamsız kılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hikaye anlatımı entropisi hakkında hatırlanması gereken önemli şey şudur: Kalıcıdır ve daima daha fazla düzensizliğe doğru hareket eder. Bu serileri birleştirici bir merkezden (eğer başta bir tane kurabildilerse) uzağa, boşluğa doğru ittikçe, temel varsayımları da yıkılmaya başlar. Çünkü en entropik, en düzensiz halinde evren inşası &#8220;paylaşılan bir dünya&#8221; hakkında değildir; sadece &#8220;tanınırlık&#8221; hakkındadır. Bu da bizi Marvelleşmenin ikinci kilit özelliğine götürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz bağlam vereyim. Bir süre önce Dungeons and Dragons filmini izlemeye gittim, oldukça eğlenceliydi. Ama sonunda, ana kötü karakter neredeyse yenilmişken, küçük bir şaka yapılıyor. Komik bulup bulmamanızdan bağımsız olarak, bu doğrudan Avengers&#8217;tan alınma, değil mi? Yani buradaki meta-bağlantı kaçınılmaz, Marvel bile Thor: Ragnarok&#8217;ta buna bir gönderme yapmıştı. Peki neden tamamen alakasız bu filmde var? Bilinçli bir saygı duruşu mu? Ucuz bir taklit mi? Her halükarda, son zamanlarda çok daha sık gördüğümüz ve birçok insanın hoşlanmadığı bir tür &#8220;meta-farkındalığı&#8221; işaret ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Öz-farkındalık ve meta-yorumlar tek başına kötü değildir. Synecdoche, New York, The Fabelmans veya Asteroid City gibi sanatın dinamikleri ve yaratım süreci üzerine olan filmlerde çok etkili kullanılabilir. Hatta Deadpool&#8217;un bu anlamda başarılı olduğunu söyleyebilirim çünkü karakterin temel fikri, bir süper kahraman hikayesinin içinde olduğunun farkında olan bir süper kahraman olmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorun, bu tür bir farkındalığın asıl hikayeye bağlanmadığı zaman başlar. Çekirdek fikre katkıda bulunmayıp dikkatinizi ondan uzaklaştırdığında&#8230; Son zamanlarda çokça gördüğümüz bu tür meta-referansların en bariz biçimi &#8220;Nostalji Yemi&#8221;dir (Nostalgia-baiting).</p>
<p style="text-align: justify;">Yine söylüyorum, bir filme nostalji katmak mutlaka kötü değildir. Ancak eldeki hikayeye anlamlı bir katkı sağlamayıp, sadece seyirciye &#8220;Hey, bunu hatırladın mı?&#8221; demek için oradaysa, işte o zaman nostalji sadece düzensizlik, yani entropi üretir. *Jurassic World*&#8217;ün, aslında iyi olan diğer dinozor filmini size duygusal bir şekilde hatırlatmak için tüm olay örgüsünü durdurması veya The Flash&#8217;ın yaptığı o garip şeyler buna örnektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ilginç olan şu ki, zamanla bu tür referanslar nostalji faktörü olmadan da yapılmaya başlandı. Sırf referans olsun diye yapılan, hiçbir yere varmayan referanslar&#8230; Bunlar, tanınırlığın eğlenceye eşitlendiği, dikkatimizin giderek amaçsız bir düzensizliğe itildiği ve hikayelere samimiyetle bağlanmanın zorlaştığı o geniş &#8220;caps/meme kültürünün&#8221; bir parçası. Burada daha geniş bir kültürel sorun olan &#8220;İroni Zehirlenmesi&#8221;ne (Irony-poisoning) geçiyor olabiliriz; artık samimiyetle ve kırılganlıkla iletişim kuramadığımız, bunun yerine her şeyi bir şakaya çevirmek zorunda kaldığımız fikri.</p>
<p style="text-align: justify;">Saf hikaye anlatımı perspektifinden bakıldığında, bu tür bir ironik kopuşun entropik bir güç olduğuna inanıyorum. Çünkü diyelim ki kimliğiyle boğuşan bir karakteriniz var, ona değer veren birinin nazik sözlerinde anlam bulduğu güzel bir an yaratıyorsunuz; ama hemen ardından &#8220;Ne? Bu çok mu klişeydi? Evet, çok klişeydi&#8221; gibi bir espri yaparsanız, seyirciyi o sahnenin duygusundan anında koparır ve karakter gelişiminin temelindeki fikri baltalarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem evren inşasının yükselişi hem de artan meta-farkındalık, ille de hikaye anlatıcılarının kendileri tarafından değil, içinde bulundukları daha büyük endüstri tarafından yönlendiriliyor. Ve bu bizi Marvelleşmenin son ve en belirsiz özelliğine getiriyor:</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em>&#8220;Hikayeni aldılar ve onu önemsiz bir şeye dönüştürdüler.&#8221;</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Endüstrinin içinden biri değilim ama bu gelişmelerin (yayın platformlarının yükselişi, film yıldızı kavramının düşüşü vb.) hikaye anlatımına olan dolaylı etkisini keşfetmek istiyorum. Bu, olgusal bir gözlemden ziyade sezgisel bir hisse dayanıyor. Kısa süre önce The Rings of Power&#8217;ı izliyordum. Bunu büyük bir *Yüzüklerin Efendisi hayranı olarak söylüyorum; o dünyaya geri dönmeyi gerçekten umuyordum ama hiç, ama hiç hissedemedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece ben miyim diye düşündüm. Çocukluğumda benim için anlamlı olduğu için mi Yüzüklerin Efendisi* filmlerini romantize ediyorum? Emin olmak için kendime 4K Ultra HD bir hafıza yolculuğu ısmarladım ve fark ettim ki hayır, sorun kesinlikle bende değil. Bu filmler hala inanılmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Beni düşündüren şey şuydu: Yüzüklerin Efendisi&#8217;ni bu kadar sevmemin bir nedeni sadece filmlerin kendisi değil, nasıl yapıldıklarıydı. O filmlerin kamera arkası belgesellerindeki tutku, çocuk halimle bana film yapımını büyülü bir deneyim gibi göstermişti. Tutku, hikaye anlatımında anti-entropik bir güçtür; vizyonu mükemmelliğe damıtmak için mutlak bir adanmışlıkla çalışmayı sağlar. Bugün eksik olan tam da bu gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Son yıllardaki büyük yapımlara baktığınızda, bu tür bir yaratıcı tutkuyla değil; finansal hırsları, pazarlama stratejilerini ve franchise potansiyelini içeren daha entropik bir vizyona sahip stüdyolar ve yapımcılar tarafından başlatılmış gibi hissettiriyorlar. Bu, Game of Thrones&#8217;u yaratmak ile Game of Thrones gibi bir dizi yaratmak arasındaki farktır. İlki yeni bir şey yaratma tutkusundan doğar; ikincisi sadece başka bir şeyin başarısını tanır ve benzerini ister.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani mesele &#8220;Kurumsal Tutku&#8221; olduğunda, asıl hikayeden çok, belli bir tür hikayenin &#8220;görünümü&#8221; önemlidir. Amazon&#8217;un Citadel&#8217;i yaratmak için yanıp tutuştuğuna inanmıyorum; sadece uluslararası bir casus dizisi istediler. The Gray Man, Red Notice veya Ghosted; bunlar sadece yayın servisinin alışveriş sepetindeki, yeterince &#8220;tanıdık&#8221; öğeye sahip oldukları için seçilen ürünlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta The Hobbit üçlemesi bunun en parlak örneğidir. Yüzüklerin Efendisi ile aynı yönetmene sahipti ama aynı değildi. Çünkü özünde The Hobbit, Yüzüklerin Efendisi idi ama gerçek tutku yerine kurumsal tutkuyla yapılmış haliydi. Sonuçlar ortada.</p>
<p style="text-align: justify;">Marvelleşme şu an baskın bir akım olsa da, her şeyi kapsamıyor. Sinemanın Marvelleşmesine kurban gidebilecekken zincirlerini kırıp harika deneyimler sunan istisnalar var. Bunu nasıl yaptılar? Basit: Entropiyi tersine çevirdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Oppenheimer ve Barbie gibi, amaçsız meta-referanslarla dolu daha büyük bir çerçeveye zorlanmayan, kendi ayakları üzerinde duran orijinal filmler yaparak.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya sevdiğimiz devam filmleri? Top Gun: Maverick klasik sinemaya dönüş olarak kutlandı. Onu Ghostbusters: Afterlife veya son Indiana Jones&#8217;tan ayıran neydi? Sadece çok iyi olması mı? Bence asıl sebep, Maverick&#8217;in orijinal fikrin özünü alıp onu daha da rafine eden nadir bir devam filmi olması. Yani anti-entropik olmayı başardı. Orijinal filmdeki karmaşıklığı, peynir tadındaki (cheesy) kısımları tıraşladı ve geriye sadece mutlak özü, o net görevi bıraktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Benzer şekilde Mission Impossible serisi, çekirdek fikrini (casusluk aksiyonu ve dudak uçuklatan dublörlük) temele indirgeyerek anti-entropik kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir de James Cameron Yolu vardır. Elinizde zaten mükemmel bir klasik varsa ve onu daha fazla mükemmelleştiremiyorsanız, çekirdek fikri değiştirirsiniz. Klostrofobik korku deneyimini (Alien), genişleyen bir aksiyon gerilimine (Aliens) dönüştürürsünüz. İnsanlığı yok etmeye gelen makineyi (Terminator), onu korumaya gelen makineye (T2) çevirirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya da Francis Ford Coppola Yolu (Kapsama/Envelopment): Çekirdek fikrinizi alıp daha büyük bir fikrin parçası yaparsınız. The Godfather bir adamın yozlaşmasının hikayesiydi; Part 2 ile bu hikaye, kuşaklar boyu süren bir şiddet döngüsünün parçası haline geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradaki kilit faktör, o büyük hikayenin ne zaman tamamlandığını bilmektir. Harika hikaye anlatımı, yaratımla ilgilidir. Entropi ise bunun zıttıdır; ufukta bekleyen o yavaş ölüme doğru dışa dönük harekettir; boş bakışların ve kof güzelliğin arafı, bir zamanlar gerçek olanın unutulmuş hatırasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunu başarabilmek için devam etmeliyiz, hikayelerimizin sona ermesine izin vermeliyiz.</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/sinemanin-marvellasmasi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/sinemanin-marvellasmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15. Suç ve Ceza Film Festivali Kazananları</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/15-suc-ve-ceza-film-festivali-kazananlari/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/15-suc-ve-ceza-film-festivali-kazananlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:06:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Festival Duyuruları]]></category>
		<category><![CDATA[Suç ve Ceza]]></category>
		<category><![CDATA[Suç ve Ceza Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Yorgos Arvanitis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=144064</guid>

					<description><![CDATA[Adalet ve Sinema Derneği tarafından, Prof. Dr. Adem Sözüer’in başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci’nin direktörlüğünde düzenlenen 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'nin kapanış töreni İBB Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Adalet ve Sinema Derneği tarafından, Prof. Dr. Adem Sözüer’in başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci’nin direktörlüğünde düzenlenen 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali&#8217;nin kapanış töreni İBB Beyoğlu Sineması’nda gerçekleşti. Pınar Altuğ’un sunduğu törende Altın Terazi yarışmalarının ödülleri açıklandı ve usta görüntü yönetmeni Yorgos Arvanitis’e Sinemaya Katkı Ödülü takdim edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nı Sudanlı yönetmenler Anas Saeed, Rawia Alhag, Ibrahim Snoopy, Timeea Mohamed Ahmed ve Phil Cox’un imzası taşıyan hibrit belgesel Khartoum (Hartum) kazandı. Uluslararası Kısa Metraj Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü’ne Mila Zhluktenko ve Daniel Asadi Faezi’nin yönettiği In Retrospect (Geçmişe Bakmak) layık görüldü. Prof. Dr. Bengi Semerci festival destekçilerine teşekkür ettiği konuşmasında bir de müjde verdi. Önümüzdeki yıldan itibaren festivalde, açılış töreninde Adalet Savunucusu Ödülü alan jüri üyesi Filistinli yönetmen Rashid Masharawi’nin kurduğu Masharawi Fonu aracılığıyla para karşılığı da bulunan İnsan Hakları Ödülü verilecek. Semerci konuşmasında, <em>“Festivalle aynı gemideyiz, adalete doğru”</em> diyen Rashid Masharawi’ye teşekkürlerini sundu.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/15-suc-ve-ceza-film-festivali-kazananlari/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/15-suc-ve-ceza-film-festivali-kazananlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cam Evdeki Çığlıklar: Thirteen Ghosts’un Hayaletleri Televizyona Sızıyor!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/cam-evdeki-cigliklar-thirteen-ghostsun-hayaletleri-televizyona-siziyor/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/cam-evdeki-cigliklar-thirteen-ghostsun-hayaletleri-televizyona-siziyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 18:45:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=143776</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz haftalarda Dread Central’da çıkan bir haberde, Thirteen Ghosts’un dizi uyarlamasının geliştirme aşamasında olduğu söylendi. Projenin arkasında Patrick Mediate, Aaron McLane ve Ashley Robinson yer alıyor. Üçlü, Dark Castle ile birlikte hazırladıkları kapsamlı bir sunumla, filmdeki her bir hayaletin kendi bölümüne sahip olacağı bir dizi tasarlamış.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">2001’de vizyona girdiğinde, Dark Castle Entertainment yapımı Thirteen Ghosts (stilize haliyle Thir13en Ghosts), gişede pek de harikalar yaratmadı. 42 milyon dolarlık bütçesine karşılık dünya çapında yalnızca 68 milyon dolar kazanabildi. Eleştirmenlerden gelen yorumlar da büyük ölçüde olumsuzdu. Yani hem ticari hem de sanatsal anlamda bir “kaçan top” olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama zaman değişti. Tıpkı birçok korku filmi gibi, Steve Beck’in yönettiği Thirteen Ghosts da yıllar geçtikçe yeniden değerlendirildi ve 2023 itibarıyla bir tür “kült favori”ye dönüştü. Hayranlar filmin kanlı efektlerini, pahalı prodüksiyon tasarımını ve özgün hayaletlerini yeniden keşfetti. DVD’deki özel bir ek sayesinde her hayaletin kendi geçmiş hikâyesinin olduğunu öğrenmek de ilgiyi artırdı. Dark Castle bu canlanmanın farkında elbette.</p>
<p style="text-align: justify;">Şirket filmi artık “kütüphanelerinin tacı” olarak görüyor ve “yeniden diriltilmeyi çoktan hak eden bir yapım” diye tanımlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz haftalarda Dread Central’da çıkan bir haberde, Thirteen Ghosts’un dizi uyarlamasının geliştirme aşamasında olduğu söylendi. Projenin arkasında Patrick Mediate (Primordial Pictures), Aaron McLane (Fear the Walking Dead’in VFX süpervizörü) ve Ashley Robinson (aynı dizinin yardımcı yapımcısı) yer alıyor. Üçlü, Dark Castle ile birlikte hazırladıkları kapsamlı bir sunumla, filmdeki her bir hayaletin kendi bölümüne sahip olacağı bir dizi tasarlamış.</p>
<p><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/11/13-ghosts-dvd.webp"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter  wp-image-143778" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/11/13-ghosts-dvd-620x366.webp" alt="" width="893" height="527" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/11/13-ghosts-dvd-620x366.webp 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/11/13-ghosts-dvd-300x177.webp 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/11/13-ghosts-dvd-60x35.webp 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/11/13-ghosts-dvd.webp 736w" sizes="auto, (max-width: 893px) 100vw, 893px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Mediate ve McLane, Dread Central’a şunu söylüyor: “Dünyanın her kültüründe hayalet hikâyeleri vardır. Bu yeniden yorum, o hikâyelerin uluslararası bir seçkisini sunacak. Her bölümün anlatımı ve görsel tarzı, o bölümün yönetmenine göre değişecek. Böylece her bir hayalet hikâyesi kendi estetiğini oluşturacak.”</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu proje gerçekten gerçekleşebilir mi? Bloody Disgusting, Patrick Mediate’le bu konuda konuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle, Mediate hâlihazırda devam eden WGA ve SAG-AFTRA grevlerinin projeyi tamamen durdurduğunu söylüyor. Grevler biter bitmez ekibin —Dark Castle dahil— kolları sıvayacağı kesin. Ancak önlerinde büyük bir engel var: Thirteen Ghosts’un haklarının bir kısmı Sony’ye ait. Dolayısıyla Dark Castle, Sony’nin onayı olmadan diziyi hayata geçiremiyor. Şirket projeyi grevlerden hemen önce Sony’ye sunmuş, fakat görüşmeler şu anda askıda.</p>
<p style="text-align: justify;">Mediate bu durumu şöyle açıklıyor: “Dark Castle’ın desteği önemli ama Sony Pictures Television hakların yüzde 50’sine sahip. Dolayısıyla dizinin geleceği tamamen Sony’nin kararına bağlı. Grev başlamadan hemen önce onlara projemizi sunduk.”</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer Sony onay verirse, dizi 2001 filmindeki finalden yola çıkarak her bir hayaletin geçmişini derinlemesine inceleyecek. Hatırlarsanız, filmin sonunda hayaletler özgür kalıp ormana doğru yürüyordu. Dizi bu noktadan sonrasını anlatacak: her bölüm bir hayaletin hikâyesini merkeze alacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayranların favorisi The Jackal dizide önemli bir karakter olacak. Ayrıca, hayaletleri hapsetmek için kullanılan “Basileus Makinesi”nin yapımı ve filmdeki Necronomicon benzeri kitap Arcanum’un kökeni de işlenecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Mediate şöyle devam ediyor: “Hayaletlerin geçmişinde keşfedilecek o kadar çok şey vardı ki, her bölümü onların kökenlerini, karakterlerini, trajedilerini ve kaderlerini anlatacak şekilde kurguladık. Bu hikâyeler, Cyrus Kriticos’un gizemli mirasıyla ve onun bugünkü ailesiyle iç içe geçiyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Bu anlatım biçimi sayesinde geçmişteki olayların şimdiki zamana şaşırtıcı şekillerde etki etmesini sağlayabiliyoruz. Seyirci için taze, farklı ve özgün bir deneyim yaratacağız,” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Mediate ayrıca seriye bir artırılmış gerçeklik (AR) bileşeni eklemeyi planladıklarını açıkladı. Tıpkı 1960 ve 2001 filmlerinde kullanılan “Ghost Viewer” numarasına benzer şekilde, izleyiciler dizinin hayaletlerini kendi evlerine davet edebilecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekip, dizinin ilk sezonundan sonraki sezonlarını da kapsayan detaylı bir “geliştirme dosyası” hazırlamış. Mediate, “13 Ghosts evreni ilk sezonla sınırlı kalmayacak. Ölüm öncesi ve sonrası düzlemleri keşfeden yeni hikâyelerle devam edecek. Bu, büyük bir evrenin temellerini atan derin bir proje olacak. İzleyiciler karakterlere bağlanacak ve yeni sezonları merakla bekleyecek,” diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İyi haber şu: Dark Castle yeniden korku türüne dönmeye hazırlanıyor. Thirteen Ghosts dizisi dışında, başka eski markalarını da canlandırmak istiyorlar. Şirket son olarak Seance (2021) ve Orphan: First Kill (2022) filmlerini yayımlamıştı; belli ki bu, yeni bir dönemin başlangıcı.</p>
<p style="text-align: justify;">Dark Castle 1998’de, William Castle’ın klasik korku filmlerini modern izleyiciyle buluşturmak amacıyla kurulmuştu. Şirketin filmografisinde House on Haunted Hill (1999), Thirteen Ghosts (2001), Ghost Ship (2002), Gothika (2003), House of Wax (2005), Orphan (2009), The Hills Run Red (2009) ve Splice (2010) gibi yapımlar var.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://bloody-disgusting.com/movie/3776116/thirteen-ghosts-the-series-dark-castle-hopes-to-further-explore-the-world-of-the-2001-horror-movie/" target="_blank" rel="noopener">https://bloody-disgusting.com/movie/3776116/thirteen-ghosts-the-series-dark-castle-hopes-to-further-explore-the-world-of-the-2001-horror-movie/</a></p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/cam-evdeki-cigliklar-thirteen-ghostsun-hayaletleri-televizyona-siziyor/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/cam-evdeki-cigliklar-thirteen-ghostsun-hayaletleri-televizyona-siziyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evil Dead Burn’ın Çekimleri Tamamlandı!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/evil-dead-burnin-cekimleri-tamamlandi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/evil-dead-burnin-cekimleri-tamamlandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 07:15:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=143574</guid>

					<description><![CDATA[Korku sinemasının efsane serisine yeni bir halka ekleniyor. Infested filminin yönetmeni Sébastien Vaniček’in yönettiği Evil Dead Burn filminin çekimleri resmen tamamlandı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Korku sinemasının efsane serisine yeni bir halka ekleniyor. <em>Infested</em> filminin yönetmeni Sébastien Vaniček’in yönettiği <em>Evil Dead Burn</em> filminin çekimleri resmen tamamlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Warner Bros. ve New Line Cinema ortaklığında 24 Temmuz 2026’da vizyona girmesi planlanan filmde, <em>Dune: Part Two</em>’dan Souheila Yacoub, <em>Wednesday</em> dizisinden Hunter Doohan, <em>The Night Agent</em>’tan Luciane Buchanan ve <em>Pearl</em> filminden Tandi Wright rol alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Vaniček, senaryoyu <em>Infested</em>’ın yazarı Florent Bernard ile birlikte kaleme aldı. Hikâyenin ayrıntıları sıkı sıkıya gizleniyor olsa da yönetmen filmin “acıtan, seyirciyi test eden” bir deneyim olacağını söylüyor. Kısacası, karşımızda kan revan içinde bir <em>Deadite</em> kaosu var gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin yapımcılığını Sam Raimi ve Robert Tapert’in Ghost House Pictures şirketi üstleniyor. Bu film, Fedé Alvarez’in 2013 tarihli <em>Evil Dead</em> yeniden çevrimi ve Lee Cronin’in <em>Evil Dead Rise</em> filminden sonra serinin beşinci yapımı olacak. Cronin bu kez yönetici yapımcı koltuğunda, ona orijinal serinin kahramanı Bruce Campbell, Romel Adam ve Jose Canas eşlik ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Vaniček, Instagram üzerinden çekimlerin tamamlandığını duyurduğu bir paylaşımda sette geçen kanlı bir anı paylaştı; <a href="https://www.instagram.com/p/DP6o_7WE-2h/?utm_source=ig_web_copy_link&amp;igsh=MzRlODBiNWFlZA==" target="_blank" rel="noopener">klasik <em>Evil Dead</em> tarzı bir “parçalama” sahnesi</a>… Kafa mı, yüz mü, kol mu bilinmez ama bir şeyin ciddi şekilde ezildiği kesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Korku severler için beklenti zirvede. Necronomicon’un bu kez sayfalarından ne tür lanetler fışkıracak merak konusu. Üstelik <em>Evil Dead Burn</em> dışında, Ghost House’un yapımcılığını üstlendiği bir başka <em>Evil Dead</em> filmi daha yolda: <em>Last Stop in Yuma County</em>’nin yönetmeni Francis Galluppi de kendi versiyonunu hazırlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle, <em>Evil Dead</em> evreni yeniden kabarıyor. Hazır olun; bu kez ateşle geliyor.</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/evil-dead-burnin-cekimleri-tamamlandi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/evil-dead-burnin-cekimleri-tamamlandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025 Chainsaw Ödülleri FANGORIA’nın YouTube kanalında!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/2025-chainsaw-odulleri-fangorianin-youtube-kanalinda/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/2025-chainsaw-odulleri-fangorianin-youtube-kanalinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 06:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=143567</guid>

					<description><![CDATA[Bu yılki Chainsaw Ödülleri’ni yani “korku sinemasının en büyük gecesi”ni yakalayamadıysanız, güzel haber: Törenin tamamı artık FANGORIA’nın YouTube kanalında izlenebilir!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" data-start="174" data-end="497">Bu yılki <em data-start="183" data-end="205">Chainsaw Ödülleri’ni</em> Pazar gecesi Shudder’da canlı izleyemediyseniz (Türkiye&#8217;de Shudder yok biliyoruz) ya da hâlâ “korku sinemasının en büyük gecesi”ni yakalayamadıysanız, güzel haber: Törenin tamamı artık <strong data-start="352" data-end="386">FANGORIA’nın YouTube kanalında</strong> izlenebilir! İster ilk kez keşfet, ister en sevdiğin anları tekrar tekrar yaşa — tüm gösteri elinin altında.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="499" data-end="1122">2025 edisyonu, FANGORIA’yı adeta uzayın derinliklerine fırlattı. Sinema ve televizyonun dört bir köşesinden gelen en iyi korku yapımlarını kutlayan tören, tam anlamıyla “galaktik” bir şölene dönüştü. <strong data-start="699" data-end="715">Ryan Coogler</strong>, <strong data-start="717" data-end="731">Dee Snider</strong>, <strong data-start="733" data-end="751">Shannon Purser</strong>, <strong data-start="753" data-end="773">Ernest Dickerson</strong>, <strong data-start="775" data-end="791">Bill Moseley</strong>, <strong data-start="793" data-end="801">GWAR</strong> ve daha birçok ismin sunumuyla sahne alan ödüller, yalnızca geçen yılın en iyi filmlerine değil; aynı zamanda <a href="https://www.otekisinema.com/bir-jaws-yazisi-suda-arkamizi-kolladigimiz-50-yil/"><strong data-start="912" data-end="920">Jaws</strong></a> ve <a href="https://www.otekisinema.com/re-animator/"><strong data-start="924" data-end="939">Re-Animator</strong></a> (ortak sunucu <strong data-start="954" data-end="974">Barbara Crampton</strong> başrolde!) gibi efsanelerin yıl dönümlerine, korkunun uzayla süregelen flörtüne ve türün tarihinde “korku sunucusu” geleneğine de selam gönderdi.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="1124" data-end="1577">Bu yılın adayları arasında <strong data-start="1151" data-end="1162">Sinners</strong> (birden fazla ödülle gecenin kazananı oldu), <strong data-start="1208" data-end="1231">The Ugly Stepsister</strong>, <strong data-start="1233" data-end="1250">The Substance</strong>, <a href="https://www.otekisinema.com/2024-yilinin-en-iyi-korku-filmleri/"><strong data-start="1252" data-end="1264">Longlegs</strong></a> ve <strong data-start="1268" data-end="1281">Nosferatu</strong> yer alırken; diziler kategorisinde <strong data-start="1317" data-end="1358">The Last Drive-In With Joe Bob Briggs</strong> ve <a href="https://www.otekisinema.com/the-last-of-us-insanligin-sonuna-hosgeldiniz/"><strong data-start="1362" data-end="1380">The Last of Us</strong></a> da listede boy gösterdi. Üstelik Chainsaw Ödülleri, her zamanki gibi bağımsız sinemayı da unutmadı; <strong data-start="1481" data-end="1491">Azrael</strong> ve <a href="https://www.otekisinema.com/oddity-2024/"><strong data-start="1495" data-end="1505">Oddity</strong></a> gibi küçük ama etkileyici yapımlar da birçok dalda adaylık elde etti.</p>
<p style="text-align: justify;" data-start="1579" data-end="1670">Kazananların tam listesini <a class="decorated-link" href="#" rel="noopener" data-start="1606" data-end="1618">buradan</a> görebilirsin.</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/2025-chainsaw-odulleri-fangorianin-youtube-kanalinda/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/2025-chainsaw-odulleri-fangorianin-youtube-kanalinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ridley Scott, Hollywood&#8217;a Sataşıyor!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/ridley-scott-hollywooda-satasiyor/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/ridley-scott-hollywooda-satasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 16:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=143375</guid>

					<description><![CDATA[Ridley Scott, lafını esirgememesiyle tanınan bir yönetmen olarak, Hollywood’un bugünkü haline dair oldukça sert bir eleştiri yaptı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Ridley Scott, lafını esirgememesiyle tanınan bir yönetmen olarak, Hollywood’un bugünkü haline dair oldukça sert bir eleştiri yaptı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">“Sinema sektörü vasatlık içinde boğuluyor,” diyor Gladyatör ve Blade Runner’ın efsanevi yönetmeni. O kadar ki Scott artık kendi eski filmlerini yeniden izlemeye başlamış.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/ridley-scott-hollywooda-satasiyor/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/ridley-scott-hollywooda-satasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>32. Adana Altın Koza Film Festivali’nin Kazananları!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/32-adana-altin-koza-film-festivali-kazananlar/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/32-adana-altin-koza-film-festivali-kazananlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 13:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Festival Duyuruları]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Altın Koza]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Altın Koza Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Adana Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=143177</guid>

					<description><![CDATA[32. Adana Altın Koza Film Festivali’nin kazananları açıklandı. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda Pelin Esmer’in O Da Bir Şey Mi filmi En İyi Film seçilirken, Yılmaz Güney Ödülü de Orhan Eskiköy’ün Ev filmine verildi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin kazananları açıklandı. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda Pelin Esmer’in “O Da Bir Şey Mi” filmi En İyi Film seçilirken, Yılmaz Güney Ödülü de Orhan Eskiköy’ün “Ev” filmine verildi. En İyi Belgesel Ödülü, Sibel Karakurt’un “Eskisi Gibi” filmine giderken, Uluslararası Kısa Film Yarışması’nda Türkiye’den Fırat Yücel’in “Happiness” filmi En İyi Film Ödülü’nü kazandı. Edebiyat Uyarlaması Uzun Metraj Senaryo Yarışması’nda ise En İyi Senaryo Ödülü, Pınar Arıkan’ın Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı adlı romanından uyarladığı “Kesik Baş”a verildi.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/32-adana-altin-koza-film-festivali-kazananlar/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/32-adana-altin-koza-film-festivali-kazananlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Good Boy: Korku Bu Kez Bir Köpeğin Gözünden!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/good-boy/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/good-boy/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 13:59:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Fragmanları]]></category>
		<category><![CDATA[Pek Yakında Sinemalarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=143008</guid>

					<description><![CDATA[Korku sinemasında her şey denendi sanıyorsanız, yanıldınız. Maskeli katillerden, lanetli bebeklerden, intikamcı hayaletlerden bıkmadınız mı? İşte size taptaze bir manyaklık: Good Boy! Evet, yanlış duymadınız. Bu filmde kabusu biz insanlar değil, bir köpek yaşıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" data-start="321" data-end="589"><strong>Korku sinemasında her şey denendi sanıyorsanız, yanıldınız. Maskeli katillerden, lanetli bebeklerden, intikamcı hayaletlerden bıkmadınız mı? İşte size taptaze bir manyaklık: <em data-start="495" data-end="505">Good Boy</em>! Evet, yanlış duymadınız. Bu filmde kabusu biz insanlar değil, bir köpek yaşıyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;" data-start="591" data-end="859">Yönetmen Ben Leonberg, hem filmin yazarı hem de başrol oyuncusu köpek Indy’nin sahibi. Yani “köpeğim Oscar’lık oynuyor” diyerek set kurmuş, ortaya da sadakat ile dehşeti harmanlayan, bir yandan yürek ısıtan bir yandan da kanınızı donduran tuhaf bir deneyim çıkarmış.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/good-boy/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/good-boy/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Die My Love Fragmanı: Annelik, Çürüme ve Zihnin Labirenti</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/die-my-love-fragmani-annelik-curume-ve-zihnin-labirenti/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/die-my-love-fragmani-annelik-curume-ve-zihnin-labirenti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 10:11:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Fragmanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=142938</guid>

					<description><![CDATA[Jennifer Lawrence’ın başrolde olduğu Die My Love fragmanı nihayet yayımlandı. Lynne Ramsay’in kamerasından çıkan ilk görüntüler, sıradan bir uyarlama ya da dramatik annelik hikâyesi izlemediğimizi baştan belli ediyor. Aksine, fragman bize hem pastoral hem de tekinsiz bir evren vaat ediyor]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Jennifer Lawrence’ın başrolde olduğu Die My Love fragmanı nihayet yayımlandı. Lynne Ramsay’in kamerasından çıkan ilk görüntüler, sıradan bir uyarlama ya da dramatik annelik hikâyesi izlemediğimizi baştan belli ediyor. </strong></p>
<p>Aksine, fragman bize hem pastoral hem de tekinsiz bir evren vaat ediyor: kır evi, yeni doğan bebek, evliliğin kırılgan dengesi… Fakat bütün bu “normal” dekorun içinde kaynayan şey, insanın içgüdüleriyle aklının çatışması.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Camın Ardında Bir Yabancı: Grace</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fragmanın en çarpıcı anlarından biri, Grace’in cama yapışıp hayvansı bir şekilde hırladığı sahne. Bu, onun çözülüşünün görsel simgesi gibi. Annelik, toplumun bize öğrettiği gibi bir “tamamlanma” değil; aksine parçalanma, yabancılaşma ve hayvanileşme. Ramsay, bu görüntüyle Grace’i seyirciye yabancılaştırıyor. Karakter, izole ortamda yalnızca bebeğini değil, kendi içindeki karanlığı da doğuruyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Pastoral Dekor, Tekinsiz Bir Tuzak</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kırsaldaki ev, fragmanda güvenlikten çok tuzağı çağrıştırıyor. Sahnelerin ışık kullanımında pastoral olan ile tehditkâr olan arasındaki sınır sürekli bulanıklaştırılmış. Doğanın içinde bir özgürlük yok; tam tersine doğa, Grace’in zihnindeki çöküşü besleyen, ona ayna tutan bir unsur gibi işliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Robert Pattinson’ın canlandırdığı Jackson, fragmanda özellikle geri planda. Sanki evin içinde bir gölge gibi dolaşıyor. Bu tercih, filmin Grace’in perspektifine sıkı sıkıya bağlı kalacağını gösteriyor. Yani “eş” karakteri bir kurtarıcı ya da yönlendirici değil, daha çok pasif bir figür. İzleyicinin gözü Grace’in zihninde açılan gediklere odaklanıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ramsay’nin Sinema Dili</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Lynne Ramsay, We Need to Talk About Kevin’da olduğu gibi yine sıradan aile yapısını ters yüz ediyor. Fragman boyunca kullandığı ritmik sesler, ani sessizlikler ve görüntülerin ani kesilmeleri, seyirciyi şimdiden tetikte tutuyor. Ramsay’nin filmografisini bilenler için fragman, onun karakter psikolojisini dışavuran görselliğini devam ettirdiğini açıkça gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Die My Love fragmanı, “annelik” temasını melodramdan uzaklaştırarak rahatsız edici bir sorgulamaya dönüştürüyor. Bu, yalnızca bir kadının annelikle başa çıkamaması değil; insanın en temel içgüdülerinin, modern hayatın dayattığı rollerle çatışması. Fragman, izleyiciye şu soruyu fısıldıyor: İçimizdeki hayvanı bastırmak mümkün mü, yoksa her beşik aslında bir kafes mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Die My Love, 7 Kasım 2025’te MUBI dağıtımıyla vizyona girecek.</p>
<p><img decoding="async" src="https://images.justwatch.com/poster/331331612/s718/die-my-love.jpg" alt="Die My Love yayını: İnternette nereden film izlenir?" /></p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/die-my-love-fragmani-annelik-curume-ve-zihnin-labirenti/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/die-my-love-fragmani-annelik-curume-ve-zihnin-labirenti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Round One&#8230; Fight! Yeni Street Fighter Filmi Yolda!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/round-one-fight-yeni-street-fighter-filmi-yolda/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/round-one-fight-yeni-street-fighter-filmi-yolda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 09:59:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=142934</guid>

					<description><![CDATA[Legendary Pictures ve Capcom’un efsanevi video oyun serisinin canlı aksiyon uyarlaması Street Fighter, IMAX® formatında çekiliyor. Film, Ekim 2026’da sinemalarda izleyiciyle buluşacak.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400; text-align: justify;"><strong>Legendary Pictures ve Capcom’un efsanevi video oyun serisinin canlı aksiyon uyarlaması Street Fighter, IMAX® formatında çekiliyor ve Ekim 2026’da sinemalarda izleyiciyle buluşacak. Bu film, Legendary’nin Paramount Pictures ile yaptığı yeni küresel dağıtım anlaşması kapsamında vizyona girecek ilk yapım olacak.</strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Hâlihazırda prodüksiyon aşamasında olan Street Fighter filmi, 90’ların jeton yutturan, tuşlara abanılan klasik ruhunu onurlandırırken aynı zamanda yeni nesil hayranlar için seviye atlıyor.</p>
<p><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-1-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-142936" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-1-1.jpg" alt="" width="575" height="575" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-1-1.jpg 575w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-1-1-300x300.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-1-1-60x60.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-1-1-480x480.jpg 480w" sizes="auto, (max-width: 575px) 100vw, 575px" /></a></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">1993 yılında geçen hikâyede, yolları ayrılmış dövüşçüler Ryu (Andrew Koji) ve Ken Masters (Noah Centineo), gizemli Chun-Li’nin (Callina Liang) onları bir sonraki World Warrior Turnuvası’na çağırmasıyla yeniden dövüş sahnesine adım atar. Bu turnuva yalnızca yumrukların, kaderin ve öfkenin çarpışması değildir; perde arkasında onları birbirine ve geçmişlerinin şeytanlarına karşı karşıya getiren ölümcül bir komplo vardır.</p>
<p style="font-weight: 400; text-align: justify;">Yönetmen koltuğunda Kitao Sakurai’nin oturduğu Street Fighter, hadouken’ler, tekmeler ve tüm favori karakterlerinizle arcade salonundan beyazperdeye destansı bir dövüş şöleni taşımaya hazırlanıyor.</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/round-one-fight-yeni-street-fighter-filmi-yolda/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/round-one-fight-yeni-street-fighter-filmi-yolda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ethan Hawke, Şeytani Rolüne Geri Dönüyor: Siyah Telefon 2</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/ethan-hawke-en-seytani-rolune-geri-donuyor-siyah-telefon-2/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/ethan-hawke-en-seytani-rolune-geri-donuyor-siyah-telefon-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 09:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Fragmanları]]></category>
		<category><![CDATA[Pek Yakında Sinemalarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=142928</guid>

					<description><![CDATA[Dört yıl önce, 13 yaşındaki Fin kaçıranını öldürüp kaçtı ve The Grabber’ın elinden kurtulan tek kişi oldu. Ama gerçek kötülük ölümü aşar&#8230; ve telefon yeniden çalıyor. Dört kez Oscar® adayı Ethan Hawke, kariyerinin en şeytani rolünde geri dönüyor: The Grabber, Fin’in (Mason Thames) peşine mezarın ötesinden intikam almak için düşerken, Fin’in küçük kız kardeşi Gwen’i (Madeleine McGraw) de tehdit ediyor. Şimdi 17 yaşında olan Fin, esaretten sonraki hayatı ile mücadele ederken, başına buyruk 15 yaşındaki Gwen rüyalarında siyah telefondan çağrılar almaya ve Alpine Lake adlı bir kış kampında takip edilen üç oğlanla ilgili rahatsız edici görüntüler görmeye başlar. Hem kendisi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Dört yıl önce, 13 yaşındaki Fin kaçıranını öldürüp kaçtı ve The Grabber’ın elinden kurtulan tek kişi oldu. Ama gerçek kötülük ölümü aşar&#8230; ve telefon yeniden çalıyor.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dört kez Oscar® adayı Ethan Hawke, kariyerinin en şeytani rolünde geri dönüyor: The Grabber, Fin’in (Mason Thames) peşine mezarın ötesinden intikam almak için düşerken, Fin’in küçük kız kardeşi Gwen’i (Madeleine McGraw) de tehdit ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi 17 yaşında olan Fin, esaretten sonraki hayatı ile mücadele ederken, başına buyruk 15 yaşındaki Gwen rüyalarında siyah telefondan çağrılar almaya ve Alpine Lake adlı bir kış kampında takip edilen üç oğlanla ilgili rahatsız edici görüntüler görmeye başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem kendisi hem de abisi için bu gizemi çözmeye ve işkenceye son vermeye kararlı olan Gwen, Fin’i bir kış fırtınasında kampa gitmeye ikna eder. Orada, The Grabber ile kendi ailelerinin geçmişi arasında sarsıcı bir bağlantı keşfeder. Gwen ve Fin, ölümden sonra daha da güçlenen ve onlar için hayal edebileceklerinden çok daha önemli hale gelen bir katille yüzleşmek zorunda kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">Vizyoner senarist-yönetmen Scott Derrickson’ın geri döndüğü Siyah Telefon 2, yine Derrickson &amp; C. Robert Cargill tarafından, Joe Hill’in yarattığı karakterlere dayanarak yazıldı. Filmin yapımcıları Jason Blum, Derrickson ve Cargill; uygulayıcı yapımcılar ise Joe Hill, Adam Hendricks ve Ryan Turek.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadroda ayrıca Oscar® adayı Demián Bichir (The Nun, A Better Life) kampın yöneticisi olarak, Arianna Rivas (A Working Man) yeğeni olarak, Miguel Mora (Siyah Telefon) The Grabber’ın kurbanlarından birinin kardeşi olarak ve Jeremy Davies de Fin ve Gwen’in babası Terrence olarak yer alıyor. Yeni oyuncular arasında Maev Beaty (Beau is Afraid) ve Graham Abbey (Under the Banner of Heaven) bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-142930" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-620x775.jpg" alt="" width="717" height="896" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-620x775.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-300x375.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-768x960.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-60x75.jpg 60w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed-480x600.jpg 480w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2025/09/unnamed.jpg 1052w" sizes="auto, (max-width: 717px) 100vw, 717px" /></a></p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/ethan-hawke-en-seytani-rolune-geri-donuyor-siyah-telefon-2/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/ethan-hawke-en-seytani-rolune-geri-donuyor-siyah-telefon-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
