<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kült &#8211; Öteki Sinema</title>
	<atom:link href="https://www.otekisinema.com/kategori/film-incelemeleri/kult/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.otekisinema.com</link>
	<description>alt kültür sinema yayını</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Jun 2025 13:32:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/10/cropped-ipad-32x32.jpg</url>
	<title>Kült &#8211; Öteki Sinema</title>
	<link>https://www.otekisinema.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Act of Vengeance (1974): Slasher Manyaklarının Atası!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/act-of-vengeance-slasher-manyaklarinin-atasi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/act-of-vengeance-slasher-manyaklarinin-atasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 12:23:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İntikam filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstismar Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Act of Vengeance]]></category>
		<category><![CDATA[Bob Kelljan]]></category>
		<category><![CDATA[İntikam Kadınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=142368</guid>

					<description><![CDATA[Act of Vengeance izlenmeyi hak eden bir kült klasik. Korku/gerilim tutkunuysanız, türün alışılmış kalıplarının dışında seyrederken yine de tanıdık bir keyif alacağınız bir yapım. Sosyal meselelere meraklıysanız, 1970’lerin cinsiyet politikalarını bir istismar filmi prizmasından görme şansı tanıyor. Sinematografik açıdan yenilik arıyorsanız, belki çığır açmıyor ama orijinal sahneleri ve unutulmaz görsel motifleriyle aklınızda yer edecek kareler sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><strong>Act of Vengeance (1974), bilinen diğer adıyla Rape Squad, 1970’lerin ortasında Amerikan istismar sinemasının cesur ama tartışmalı örneklerinden biri.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayı pek çok isimle gezmiş ve sonrasında unutulmuş bir film bu. <span class="Apple-converted-space">  </span>Act of Vengeance / Rape Squad / City Monster / The Violator / İntikam Kadınları… Bu filme isim bulmak filmi çekmekten daha zorlamış olabilir zira, yapım aslında ”Rape Squad&#8221; başlığı altında çekilmiş. American Internation Pictures, başlığında &#8220;rape&#8221; (tecavüz) kelimesi geçen bir filmi yayınlamaktan vazgeçince, filmin adı yayınlanmadan kısa bir süre önce &#8220;Act of Vengeance&#8221; (İntikam Eylemi) olarak değiştiriliyor. Film AIP&#8217;nin umduğu kadar iyi gişe yapmayınca, biraz tanıtım yapma umuduyla film yeniden &#8220;Rape Squad&#8221; (Tecavüz Timi) olarak yayınlanmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmen <b>Bob Kelljan</b> imzalı film, bir yandan kadınların intikam güdüsünü ve dönemin feminist söylemlerini sahipleniyor gibi görünürken, diğer yandan türün klişelerine teslim olarak “istismar” sularında gezinmekten çekinmiyor. Beni bu filmi yazmaya yönelten şey ise sevgili <a href="https://youtu.be/1bTxNJwc6ug" target="_blank" rel="noopener">Haluk Sözeri&#8217;nin Youtube kanalındaki 13. Cuma filmleri videosu</a> oldu. Orada, Haluk&#8217;un ağzından bu film için çıkan &#8220;maskesiyle Jason&#8217;a, kostümüyle (tulumu kastediyor) Michael Myers&#8217;a ilham veren film&#8221; cümlesi, artık bu filmi Öteki Sinema okurlarıyla buluşturma zamanının geldiğini düşündürttü. Böyle etkileşimlere bayılırım! O zaman bu istismar filmi slasher türüne nasıl ön ayak olmuş, bir bakalım!</p>
<p><iframe title="Act of Vengeance (1974) ORIGINAL TRAILER [HD 1080p]" width="1170" height="658" src="https://www.youtube.com/embed/YTzNtI3jM5o?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><b>Act of Vengeance</b>, temelinde bir tecavüz intikamı öyküsü anlatıyor. Genç ve özgür bir kadın olan <b>Linda</b> (Jo Ann Harris), bir akşam evine dönerken “Jingle Bells” şarkısını söylemeye zorlayarak onu taciz eden maskeli bir sapığın saldırısına uğrar. Saldırgan turuncu bir iş tulumu giymiş, yüzünü eski tip bir buz hokeyi maskesiyle gizlemektedir. Bu arada aklınıza 80&#8217;lerin o mesafeli maskeli manyakları gelmesin, sinir bozacak seviyede geveze bir manyak bu!</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/act-of-vengeance-slasher-manyaklarinin-atasi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/act-of-vengeance-slasher-manyaklarinin-atasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Kötü Üç Boyutlu Filmi: Robot Monster (1953)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/robot-monster-1953/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/robot-monster-1953/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kirisci]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2024 17:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Wood]]></category>
		<category><![CDATA[George Barrows]]></category>
		<category><![CDATA[Great Guidance]]></category>
		<category><![CDATA[Phil Tucker]]></category>
		<category><![CDATA[Plan 9 From Outer Space]]></category>
		<category><![CDATA[Ro-Man]]></category>
		<category><![CDATA[Robot]]></category>
		<category><![CDATA[Robot Monster]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=137178</guid>

					<description><![CDATA[Film izlemek tek yönlü kalmadığı ve eserin niteliği ne olursa olsun seyredende duygular, ilhamlar ve düşünceler oluşturabildiği ölçüde değerlenir ve dünyanın en kötü üç boyutlu filmi Robot Monster da en azından bunu başaran bir yapıttır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1953 yılının Aralık 15&#8217;inde, Los Angeles Times gazetesine bir intihar mektubu ulaştı. Yalnızca 15 bin dolar gibi bir bütçeyle çektiği filminin 1 milyon dolara yakın kazanç getirmesine rağmen dağıtımcının ona gişeden hakkını vermediğini, eleştirilerin acımasızlığından dolayı Hollywood’da bir geleceğinin kalmadığını ve sinemada yer gösterici olarak bile iş bulamadığı için yaşamına son vereceğini yazan kişi Robot Monster filminin yönetmeni Phil Tucker&#8217;dı. Mektubu okuyan editör hemen durumu polise haber verip bir muhabiri de mektuptaki adres olan Hollywood Knickerbocker Oteli’ne gönderdi. Phil Tucker&#8217;ı uzun süredir ikamet etmekte olduğu odasında baygın bulup kurtardılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonradan, bu olayın dikkat çekmek için yapılmış bir düzenbazlık olduğunu dile getiren Ed Wood, Tucker&#8217;ın bir sonraki filminin iş yapmayacağını anlayınca bu yola başvurduğunu söyleyerek onunla alay etmişti. Dünyanın en kötü yönetmeni yarışında başa baş mücadele eden bu iki adam aynı zamanda birbirlerinden nefret ediyorlardı. Herhalde araları tam olarak Wood&#8217;un, yine bir başka en kötü film unvanıyla tanınan Plan 9 From Outer Space filminden sonra bozulmuş olmalı çünkü Tucker&#8217;ın bu yapımda yönetmen yardımcısı olarak bulunduğu ortaya çıkmıştı.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/robot-monster-1953/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/robot-monster-1953/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: The Keep / Kan Çanağı (1983)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/the-keep-kan-canagi-1983/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/the-keep-kan-canagi-1983/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2022 11:53:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğaüstü Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Clark Ashton Smith]]></category>
		<category><![CDATA[Enki Bilal]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriel Byrne]]></category>
		<category><![CDATA[H. P. Lovecraft]]></category>
		<category><![CDATA[Ian McKellen]]></category>
		<category><![CDATA[Jürgen Prochnow]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Çanağı]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Film]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Mann]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Ervin Howard]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Glenn]]></category>
		<category><![CDATA[Tangerine Dreams]]></category>
		<category><![CDATA[The Keep]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=125642</guid>

					<description><![CDATA[The Keep, ışık, gölge ve duman efektleriyle sürrealist bir kâbusu andıran, unutulmaz karelerle dolu, yaratıcı bir fantastik korku filmi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><strong>Bazı filmler ciddi bir kısmı çeşitli nedenlerle hunharca kesilmiş ya da bir şekilde tamamlanmasına hiç izin verilmemiş olmasına rağmen bile elde kalan versiyon karanlık bir gecedeki ay gibi parlar; Orson Welles’in The Magnificent Ambersons’ı ya da Andrzej Zulawski’nin On the Silver Globe’u gibi… Bu hafta Kült Filmler Zamanı adlı yazı dizimiz kapsamında ele alacağımız Michael Mann’ın yönettiği The Keep (Kan Çanağı, 1983) filmini de bu listeye eklemek mümkün.</strong></p>
<p style="text-align: justify"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2022/01/The-Keep-Kan-Canagi-poster.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-125654" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2022/01/The-Keep-Kan-Canagi-poster-300x444.jpg" alt="" width="300" height="444" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2022/01/The-Keep-Kan-Canagi-poster-300x444.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2022/01/The-Keep-Kan-Canagi-poster-600x889.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2022/01/The-Keep-Kan-Canagi-poster-620x918.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2022/01/The-Keep-Kan-Canagi-poster.jpg 640w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>Evet, acayip kurgu hataları var, öykü akışında sayısız soru işareti doğuran ağır hasarlar var, büyük katliam da dahil olmak üzere çoğu ölümü ekranda göremiyoruz, birçok şey yerine tam oturmuyor ama The Keep, küçücük anlarda bile insanı kendine hayran bırakmayı başarıyor. Başka türlü bir film bu, bir rüya, hatta karanlık bir masal. İmgeleriyle, “başkötüsü”yle (main villain), Nazileriyle, Yahudi profesörü ve müzikleriyle akılda kalıcı, benzersiz bir atmosfer filmi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify">Michael Mann’ın The Keep’ini ilk kez seyrettiğimde daha çok aklımda yer eden Tangerine Dreams’in olağanüstü müzikleri ile Kale’nin (Keep) ve Molasar’ın tasarımı olmuştu. Aslında orijinal versiyonun mevcut/izlediğim versiyondan daha uzun olduğunu okumuştum ama sonuçta önümüzde bir sanat eseri varsa ona göre değerlendirme yaparız. Filmi beğenmiştim ama öyle şaheser muamelesi de çekmemiştim yani. Derken ilk seyredişimden yıllar sonra filmin kayıp görüntüleri ve alternatif sahneleri bir bir ortaya çıkmaya başladı. Bu da bende filme karşı büyük bir merak uyandırdı. Aslında orijinal versiyonun Michael Mann onaylı son kurgusunun birçok kaynağa göre 210 dakika, yani 3,5 saat olduğunu öğrendik (daha önce 2 saat 50 dakika olduğu bilgisi yaygındı), izlediğimiz versiyon ise sadece 95 dakikaydı, yani yaklaşık 2 saatlik görüntü kayıptı. O kadar çok sahne bir şekilde eksiltilmişti ki Michael Mann filmi reddediyordu, benim filmim bu garabet değil diye. Filmin özel efektlerini hazırlayan süpervizörün (Wally Veevers) post-prodüksiyon sırasındaki zamansız ölümüyle (ve neyi nasıl yapmayı planlandığına dair hiçbir belge, bilgi, ipucu bırakmadan) birçok sahnenin ham görüntüsünün ana kurguya girmesi güçleştiği ve bu nedenle bazı cinayetler ile finaldeki katliamın ekran dışında (off-screen) gerçekleştiği rivayet ediliyordu. Mazeret ne olursa olsun, bu 2 saatlik kayıp görüntünün yol açtığı kurgu sorunlarına rağmen film gözümde günden güne büyüdü ve kayıp sahneler ne olabilir acaba diye düşünerek uyarlandığı romanı okumaya karar verdim.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/the-keep-kan-canagi-1983/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/the-keep-kan-canagi-1983/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Tetsuo &#8211; The Iron Man (1989)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/tetsuo-the-iron-man/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/tetsuo-the-iron-man/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2020 16:28:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Body Horror]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Body-horror]]></category>
		<category><![CDATA[Bullet Ballet]]></category>
		<category><![CDATA[Cyberpunk]]></category>
		<category><![CDATA[Full Metal Yakuza]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Michel Foucault]]></category>
		<category><![CDATA[Shinya Tsukamoto]]></category>
		<category><![CDATA[Siberpunk]]></category>
		<category><![CDATA[Sogo Ishii]]></category>
		<category><![CDATA[Takashi Miike]]></category>
		<category><![CDATA[Takeshi Kitano]]></category>
		<category><![CDATA[Tetsuo]]></category>
		<category><![CDATA[Tetsuo II: Body Hammer]]></category>
		<category><![CDATA[The Iron Man]]></category>
		<category><![CDATA[Violent Cop]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=118289</guid>

					<description><![CDATA[Tetsuo, müziklerinden sahne ve set tasarımlarına, alışılmadık kamera tekniklerinden stop-motion tercihlerine kadar sıra dışı bir şaheserdir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Sene 1997. Takashi Miike Full Metal Yakuza’yı (Full Metal gokudô, 1997) çekmektedir. Daha önceden ayarladıkları bir çekim mekânını kullanamayacaklarını öğrendiğinde dünyası başına yıkılır. Fakir bir yönetmendir, bütçesi çok kısıtlıdır, çekimin bir gün gecikmesinin öngörülemeyen sonuçları olacağını çokça tecrübe ettiğinden derhal uygun bir mekân arayışına girerler. İyi haber almaları uzun sürmez. Shinya/Shin&#8217;ya Tsukamoto’nun Bullet Ballet’ı (1998) çekmekte olduğu mekân Miike’nin çekimleri için şeklen çok uygundur. Daha önce erkek kardeşinin düğününe gittiği Tsukamoto’yu hayatında sadece bir kez görmüştür. “Bay Tsukamoto, çok sıkıştım. Lütfen çekim mekânınızın küçük bir köşesini kullanmama izin verin.” der telefonda, Tsukamoto da “Memnuniyetle.” diye cevap verir.</p>
<p style="text-align: center"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-118303" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto-620x352.jpg" alt="" width="620" height="352" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto-620x352.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto-600x341.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto-300x170.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto-768x436.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/06/Shinya-Tsukamoto.jpg 912w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify">Çekim günü sabah erkenden mekâna varır Miike. Hemen Tsukamoto’ya şahsen teşekkür etmek ister, Tsukamoto çekimlere çoktan başlamıştır. Işıkla ilgili talimatlar yağdırırken, hiddetten gözlerinden âdeta alevler fışkırmaktadır. Ortam inanılmaz gergindir. Yerde bir aktör vardır, kafasında bol miktarda sahte kanla çekimi beklemektedir. Tsukamoto çekimden memnun değil gibidir, senaryoyu tekrar kontrol eder. Derken dönüp Takashi Miike’ye korkutucu gözlerle bakar. Onda bir delinin gözleri vardır. Miike kalakalır, konuşamaz. Kendisine verilen yere gider ve kafayı bile kaldırmadan çekimlerini tamamlar. O gözleri tekrar görmek istemez, bugün heyheyleri üstünde herhalde diye düşünür. Üstelik sabahın köründe. Miike o sıralar günde aşağı yukarı 80 plan çeken bir yönetmendir, ortalaması o civardadır, bütçe kısıtı yüzünden film çekimleri genelde bir hafta, on gün kadar sürer. Çekimler bitince ayrılmadan önce Tsukamoto’ya teşekkür etmek için yanına gider, hâlâ gözü dönmüş hâlde olamaz diye düşünür. Sonuçta akşam olmuştur. Tsukamoto’nun gözleri aynı hâldedir. Vahşi ve delici. Ne çekiyorlar diye bakar. Aynı aktör aynı şekilde yerdedir. Kafasından aşağı boca edilmiş onca kanla, yönetmenin talimatlarını beklemektedir. Miike kamera lensinin açısından Tsukamoto’nun sabahtan beri aynı planı çektiğini fark eder ve detaycılığı karşısında dehşete kapılır. “Asla bu adamdan iyi olamayacağım.” diye düşünür.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/tetsuo-the-iron-man/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/tetsuo-the-iron-man/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: The Hourglass Sanatorium (1973)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/the-hourglass-sanatorium-1973/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/the-hourglass-sanatorium-1973/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 20:50:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Bruno Schulz]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kum Saati Sanatoryumu]]></category>
		<category><![CDATA[Polonya]]></category>
		<category><![CDATA[Polonya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatorium Under the Sign of the Hourglass]]></category>
		<category><![CDATA[The Hourglass Sanatorium]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Wojciech Has]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=112961</guid>

					<description><![CDATA[Wojciech J. Has imzalı The Hourglass Sanatorium (1973), tam bir uyarlama şahikası. On üzerinden onluk bir kült film. Kaçırmayın.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/07/The-Hourglass-Sanatorium-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-112966" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/07/The-Hourglass-Sanatorium-poster-300x412.jpg" alt="" width="250" height="344" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/07/The-Hourglass-Sanatorium-poster-300x412.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/07/The-Hourglass-Sanatorium-poster-600x825.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/07/The-Hourglass-Sanatorium-poster-620x852.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/07/The-Hourglass-Sanatorium-poster.jpg 694w" sizes="auto, (max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a>Polonyalı Yahudi yazar Bruno Schulz’un ikinci öykü kitabı Sanatorium Under the Sign of the Hourglass’ı (Sanatorium pod Klepsydra) olabilecek en kötü ya da belki en mükemmel ortamda okumak durumunda kaldım: Bir hastane koridorunda, bir bekleme odasında ve Acil’de. Üç ayrı hastanede uzunca süreler hastamızı beklerken sayfalar su gibi aktı. Okurla ilk kez 1937 yılında buluşan kitapla ilgili ilk izlenimim; yazıldığı dönemi de hesaba katarak, Franz Kafka, Marcel Proust ve Henri Bergson etkisinde şekillenmiş olduğuydu. Yazarı araştırınca, bilhassa Bergson, Kafka ve Thomas Mann etkisinin başka araştırmacılar tarafından da dile getirildiğini gördüm. Maalesef Schulz’un ömrü, üzerinde çalıştığı ilk romanı The Messiah’ı (Mesih) bitirmeye yetmedi, 1942 yılında işgalci bir Nazi subayı tarafından sokak ortasında vurulup öldürüldüğünde 50 yaşındaydı.</p>
<p style="text-align: justify">Bugün Kült Filmler Zamanı kapsamında ele alacağımız film; Wojciech J. Has’ın Sanatorium Under the Sign of the Hourglass’tan uyarladığı -bizde Kum Saati Sanatoryumu adıyla gösterilen- The Hourglass Sanatorium (Sanatorium pod Klepsydra, 1973). Bu şahane filmi ilk kez birkaç yıl önce seyretmiştim, nihayet uyarlandığı kitabı okuyunca geçen hafta 124 dakikalık versiyonunu sahne sahne analiz etmek için bir kez daha seyrettim, bir kez daha büyülendim ve hatta filme olan hayranlığım katlandı çünkü Wojciech J. Has’ın filmi tam bir uyarlama şahikası. Ama öyle böyle değil. Has; çeşitli eksiltmelerle kitabın derinliğini katlamakla kalmıyor, ustaca hamlelerle ona başka boyutlar da ilave etmeyi başarıyor. Bu filmi o kadar çok beğendim ki, filmle ilgili iki ayrı yazı yazacağım. İlki bu genel değerlendirme olacak. Diğerinde ise kitapla filmi derinlemesine kıyaslayan bir inceleme yazıp, zaman mefhumuyla, Yahudi tarihiyle ve Hasidizm’le (bir tür Yahudi aydınlanma hareketi) kurduğu ilişkiyi irdelemeye çalışacağım. Hadi başlayalım…</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			2 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/the-hourglass-sanatorium-1973/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/the-hourglass-sanatorium-1973/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ikarie XB 1 / Icarus XB 1 (1963)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/ikarie-xb-1-1963/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/ikarie-xb-1-1963/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 19:08:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Alpha Centauri]]></category>
		<category><![CDATA[Çekoslovakya]]></category>
		<category><![CDATA[Icarus XB 1]]></category>
		<category><![CDATA[Ikarie XB 1]]></category>
		<category><![CDATA[Jindrich Polak]]></category>
		<category><![CDATA[Solaris]]></category>
		<category><![CDATA[Stanislaw Lem]]></category>
		<category><![CDATA[Star Trek]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Uzayda Piknik]]></category>
		<category><![CDATA[Voyage to the End of the Universe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=108520</guid>

					<description><![CDATA[Ikarie XB 1, ilginç set tasarımları, muhteşem siyah-beyaz görüntü çalışması, çarpıcı finaliyle kült mertebesine erişen 55 yıllık bir hazine.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">1 Ekim 2018 tarihinde bir web sitesinde güneş sistemimize en yakın güneş sistemi olan Alpha Centauri hakkında ilginç bir yazı yayınlandı. Yazının tam metninin link’ini kaynaklar kısmına ilave ediyorum. Yazı kabaca şöyle:</p>
<p style="text-align: justify">“Üniversitede fizik okumuş olan Rus milyarder Yuri Milner’in başlattığı ‘Breakthrough Starshot’ projesi, bir uzay aracını 2050 yılı gibi Alpha Centauri sistemine ulaştırmayı planlıyor. Projenin amacı, Güneş sistemimize en yakın güneş sistemi olan Alpha Centauri’ye insan yapımı bir uzay aracı göndermek. Alpha Centauri, dünyadan tam olarak 4,37 ışık yılı uzaklıkta. Bugüne kadar insanlık tarafından uzaya gönderilmiş en hızlı uzay aracı olan New <a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-108527" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1-620x310.jpg" alt="" width="350" height="175" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1-620x310.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1-600x300.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1-300x150.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1-768x384.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1-660x330.jpg 660w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/11/Ikarie-XB-1-1.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a>Horizons’ın hızını baz alırsak, Alpha Centauri’ye ulaşmamız 78.000 yıl sürüyor. Yuri Milner ise çok ama çok hafif kütlede bir uzay aracını foton yelkenlisi kullanarak hızlandırıp ışık hızının %15-20 hızına ulaştırmayı hedefliyor. Hedeflenen hıza ulaşılsa dahi yolculuğun 20-30 yıl arası sürmesi bekleniyor. Uzay aracı Alpha Centauri güneş sisteminde ‘yaşanılabilir’ olarak kategorilendirilen Proxima Centauri b gezegeninin yakınından geçip çektiği fotoğrafları ve yaptığı ölçümleri tekrar dünyaya gönderecek. Foton yelkenlisi dünya yüzeyine yerleştirilecek güçlü lazerlerin yelkeni hedef alması ve yelkene çarpan ve yansıyan fotonların momentumlarıyla yelkeni hızlandırması prensibiyle çalışıyor. Uzay aracının istenilen hıza çıkabilmesinin en önemli gereksinimlerinden birisi çok ama çok (gram mertebesinde) hafif olması. Bu yüzden nano boyutlarda, yaklaşık olarak bir çip büyüklüğünde inşa edilecek. Foton yelkeni ise apayrı bir mühendislik problemi. Birkaç gramlık uzay aracını hedeflenen hıza ulaştırabilmek için gerekecek yelken yüzeyinin 10 metre kare, yelken ağırlığının ise 1 (bir) gram olması gerektiği hesaplanıyor. Yani yelkenin kalınlığının yaklaşık olarak 100 atom kadar olması gerekiyor. Aracın ivmelenebilmesi için fotonların yelkenden yansıması gerekiyor. Dolayısıyla proje ekibinin aklına ilk olarak gümüş-altın gibi metalleri çok ince filmler halinde yelken malzemesi olarak kullanmak gelmiş. Fakat bu metaller fotonların çoğunu yansıtsa dahi yansıtılamayan fotonların kısa sürede bu metalleri ısıtıp yelkeni parçalayacağı hesaplanıyor. Dolayısıyla yelken malzemesi olarak hem yüksek yansıtıcı hem de düşük emici yarı iletken malzemeler kullanılması planlanıyor. Breakthrough Starshot projesi planlandığı gibi gider ise uzay aracının (araçlarının) 2036 yılında yola çıkması ve 2050-2056 gibi Proxima Centauri b gezegenine ulaşması bekleniyor. Çektiği fotoğrafların dünyaya ulaşması için ise 4 yıl daha gerekiyor.”</p>
<p style="text-align: justify">Yani makalede yer alan bilgilere göre, her şey yolunda giderse aşağı yukarı 2060 yılında ilk fotoğraflar elimize ulaşacak. Bilimkurguyu işte bu yüzden severim ben. Bakın, millet bu tarihten 100 yıl önce bambaşka bir coğrafyada neler yazıp neler çekmiş?</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/ikarie-xb-1-1963/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/ikarie-xb-1-1963/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Phase IV (1974)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/phase-iv-1974/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/phase-iv-1974/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2018 08:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[2001: A Space Odyssey]]></category>
		<category><![CDATA[Annihilation]]></category>
		<category><![CDATA[Böcek]]></category>
		<category><![CDATA[Bug]]></category>
		<category><![CDATA[İstila]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy Rexx]]></category>
		<category><![CDATA[Karınca]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Middleham]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Liquid Sky]]></category>
		<category><![CDATA[Phase IV]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Saul Bass]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=106983</guid>

					<description><![CDATA[Kült Filmler Zamanı’nın bu seferki konuğu, yüksek bilinç düzeyine ulaşan karınca kolonilerinin dünyayı istilasını anlatan Phase IV.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/09/Phase-IV-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-106989" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/09/Phase-IV-poster-300x429.jpg" alt="" width="225" height="321" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/09/Phase-IV-poster-300x429.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/09/Phase-IV-poster-600x857.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/09/Phase-IV-poster-620x886.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/09/Phase-IV-poster.jpg 700w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></a>Sinema tarihinde sadece tek bir uzun metraj yönetmiş o da başyapıt olmuş birkaç yönetmen var. Charles Laughton (<strong>The Night Of The Hunter</strong>, 1955), Herk Harvey (<strong>Carnival Of Souls</strong>, 1962), Barbara Loden (<strong>Wanda</strong>, 1970) ve Dalton Trumbo (<strong>Johnny Got His Gun</strong>, 1971) gibi. Bu ilgi çekici konuda kapsamlı bir yazı yazacağım için şimdilik ne olmuş, nasıl olmuş gibisinden fazla detaya girmeyeceğim ama bu isimlerden birisi de çağının en önemli grafik tasarımcılarından biri kabul edilen Saul Bass (<strong>Phase IV</strong>, 1974).</p>
<p style="text-align: justify">Saul Bass’ı sizler Alfred Hitchcock’tan Martin Scorsese’ye, Otto Preminger’den Stanley Kubrick’e kadar sayısız ustanın filmine sunduğu katkılar nedeniyle dolaylı da olsa zaten tanıyorsunuz. <strong>Psycho</strong>’nun (Sapık, 1960) storyboard’larını çizen, sayısız Hitchcock filmine jenerik tasarımı yapan bir isim Bass. İşte bu büyük sanatçı 75 yıllık hayatı boyunca sadece bir tek uzun metraj yönetti, o da zamanla “gelmiş geçmiş en kült filmlerden biri” oldu çıktı. Bu yıl İstanbul Film Festivali sayesinde beyazperdede seyretme fırsatı bulduğumuz Phase IV, <strong>Liquid Sky</strong> (1982) ile birlikte festivalin benim açımdan en parlak filmiydi. İkisi de büyük sürpriz oldu. Kült Filmler Zamanı’nın bu seferki konuğu, yüksek bilinç düzeyine ulaşan karınca kolonilerinin dünyayı istilasını anlatan 1974 tarihli Phase IV.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			3 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/phase-iv-1974/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/phase-iv-1974/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seven Blood-Stained Orchids (1972)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/seven-blood-stained-orchids/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/seven-blood-stained-orchids/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 09:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Cornell Woolrich]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Duccio Tessari]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Wallace]]></category>
		<category><![CDATA[I Know What You Did Last Summer]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[King Kong]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Massimo Dallamano]]></category>
		<category><![CDATA[Rear Window]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[Seven Blood-Stained Orchids]]></category>
		<category><![CDATA[The Bloodstained Butterfly]]></category>
		<category><![CDATA[The Ringer]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Lenzi]]></category>
		<category><![CDATA[What Have You Done to Solange]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=103162</guid>

					<description><![CDATA[Umberto Lenzi’nin kanlı giallo’su Seven Blood-Stained Orchids, ucuz romanlarıyla tanınan Edgar Wallace ve Cornell Woolrich’den beslenir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-103167" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster-300x434.jpg" alt="" width="225" height="325" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster-300x434.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster-600x868.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster-620x897.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster-768x1111.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/07/Seven-Blood-Stained-Orchids-poster.jpg 1306w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></a>Giallo (alt) türü, adını, daha çok seyahatlerde okunan, az sayfalı, sarı kapaklı (çoğu sarı sayfalı) sürprizlerle dolu sürükleyici cinayet hikâyeleri içeren ucuz romanlara borçludur. Giallo, İtalyanca “sarı” (renk) anlamına gelir. Umberto Lenzi’nin kanlı giallo’su Seven Blood-Stained Orchids (Sette orchidee macchiate di rosso, 1972) de, bu tarz ucuz romanlarıyla tanınan iki popüler yazardan, Edgar Wallace ve Cornell Woolrich’den beslenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün hemen hemen hiç kimsenin adını bilmediği ve tek bir eserini bile okumadığı İngiliz yazar Edgar Wallace 10 Şubat 1932’de öldüğünde 56 yaşındaydı. Wallace, bir dönem ülkesinde Charles Dickens’tan sonraki en popüler edebiyatçıydı ve işin ilginci, alanında üst düzey bir yetkinliği temsil eden Dickens’ın aksine Wallace, şöhretini kısa sürede kaleme aldığı edebi gücü tartışmalı onlarca romana (ve kısa romana hatta öyküye) borçluydu. Sadece 1920’lerde 150 kadar roman ve kısa roman ile (bazıları kendi romanlarının uyarlaması olan) 10 küsur tiyatro oyunu yazdı. 1920’lerde İncil ve okul/ders kitapları hariç, İngiltere’de basılan her dört eserden biri Edgar Wallace’ındı. Anormal bir üretkenlik. Sinemayla da haşır neşir olan Edgar Wallace, British Lion Film Corporation’ın kurucularındandı ve yönetmenlik bile yapmıştı. Senarist olarak son işi de, sinemaya uyarlanacak olan King Kong (1933) filmi olmuştu. King Kong’un insani özelliklere sahip olması onun fikriymiş ama Wallace filmin yaratacağı sansasyonu ve fenomeni göremeden öldü. Wallace, öldükten kısa bir süre sonra (birçoğunun aceleye getirildiği her hâlinden belli olan) popüler eserleri adeta unutuldu ve çeyrek asır sonra, 1950’lerin ikinci yarısında Almanya’da tekrar ortaya çıktı. Alman televizyonlarının ardı ardına yaptığı Edgar Wallace uyarlamaları, onun özellikle gerilim ve cinayet hikâyelerindeki yaratıcılık, şaşırtıcılık ve sürükleyicilik mevzubahis olduğunda, İngiliz ve Amerikalı çağdaşlarından hiç de geri kalmadığını gösteriyordu. 1960’larla birlikte bilhassa Amerikan, Alman ve İtalyan sinemalarında Wallace’ın onlarca eseri sinemaya ve TV’ye uyarlandı ve kısa bir süre içinde (19. yüzyılda) kitapları en çok uyarlanan yazar hâline geldi.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/seven-blood-stained-orchids/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/seven-blood-stained-orchids/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Giallo Başyapıtı: Don&#8217;t Torture a Duckling (1972)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/dont-torture-a-duckling/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/dont-torture-a-duckling/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jun 2018 09:24:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[A Lizard in a Woman's Skin]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice Cenci]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Don't Torture a Duckling]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[İhanetin Bedeli]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Lucio Fulci]]></category>
		<category><![CDATA[Murderock]]></category>
		<category><![CDATA[Perversion Story]]></category>
		<category><![CDATA[Seven Notes in Black]]></category>
		<category><![CDATA[The House with Laughing Windows]]></category>
		<category><![CDATA[The New York Ripper]]></category>
		<category><![CDATA[The Raven]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=100073</guid>

					<description><![CDATA[Lucio Fulci'nin giallo başyapıtı, kapsamlı politik ve sosyolojik analizlere olanak sağlarken, sinemasal duruşundan taviz vermeyen Don't Torture a Duckling filmidir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İtalyan sinemasının ilgiye değer bir alt-türü de giallolar. Daha önce yazmıştım ama tekrarlamakta fayda var. Bir alt-tür (sub-genre) olarak nitelendirebileceğimiz giallolar; dehşet (horror) sineması, esrarlı bir olay içeren gerilim (mystery-thriller) filmleri, dedektiflik filmleri ve psikolojik dramaların kesiştiği noktada hayat bulur. İlk başlarda basit bir seri katil filmi gibi görülen giallolar; zamanla, kendi-çapında yaratıcı-yönetmen (auteur-director) sayılabilecek sol-tandanslı B-sineması yönetmenlerinin ülkeleri (ve toplumları) ile hesaplaşmalarına dönüşür ve din (kilise), hukuk, ordu, medya, sanat dünyası, sosyete, emniyet güçleri, eğitim (akademi) ve aile, gialloların içine ustaca gizlenmiş eleştiri oklarından nasibini alır. Kürtaj, ceza sistemi, cinsel özgürlükler, evlat edinme, aile içi ilişkiler Freudyen sendromların kökenleri olarak âdeta mimlenir. İtalyan toplumunda sınıflar arası ilişkilerin çarpıklığına dikkat çekilir, kapitalist ilişkiler ağı gözler önüne serilir. Tarikatlar ve din masaya yatırılır. Fetişizm, seks, komünyon, ilk takdis, eşcinsellik, günah çıkartma, ensest, uyuşturucu gibi tartışmalı hususlar ele alınır. Bu hassas konular ele alınırken dehşet/korku (horror) sinemasının enstrümanlarından sıkça faydalanılır. Toplumsal çürüme, yozlaşma, sosyal ve cinsel travmalar ile çıkar ilişkileri incelenir. Giallolar işte bu özelliklerinden dolayı basit cinaî seriyaller olmaktan çıkıp, içinde bulundukları toplumun yaralarını teşhir eden bir tür müzeyi andırmaya başlarlar, ki bence İtalyan sineması açısından taşıdıkları asıl önem de budur.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-100081 size-full" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1.jpg" alt="" width="900" height="450" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1.jpg 900w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1-600x300.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1-300x150.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1-620x310.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1-768x384.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/06/Dont-Torture-a-Duckling-1-660x330.jpg 660w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">İtalyan korku sinemasının en kendine has yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Lucio Fulci de, “İtalyan usulü seri-cinayet sineması” şeklinde adlandırabileceğimiz giallolara kayıtsız kalmamış ve bu alanda her biri bir diğerinden farklı bir tarzda ve üslupta çekilmiş altı filmle hatırı sayılır bir katkı sunmuştur. Sırasıyla; Perversion Story (Una sull&#8217;altra, 1969), A Lizard in a Woman&#8217;s Skin (Una lucertola con la pelle di donna, 1971), Don&#8217;t Torture a Duckling (Non si sevizia un paperino, 1972), Seven Notes in Black (Sette note in nero, 1977), The New York Ripper (Lo squartatore di New York, 1982) ve Murderock (Murderock &#8211; uccide a passo di danza, 1984). Fulci’nin özellikle ilk dört giallosu muhteşemdir ama ustanın giallo başyapıtı, kapsamlı politik ve sosyolojik analizlere olanak sağlarken, sinemasal duruşundan ve unsurlarından taviz vermeyerek âdeta devleşen Don&#8217;t Torture a Duckling’dir (1972).</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/dont-torture-a-duckling/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/dont-torture-a-duckling/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The Bird with the Crystal Plumage (1970)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/bird-with-the-crystal-plumage/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/bird-with-the-crystal-plumage/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 May 2018 21:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[Blood and Black Lace]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Şey Bilen Kız]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Deep Red]]></category>
		<category><![CDATA[Ennio Morricone]]></category>
		<category><![CDATA[Four Flies on Grey Velvet]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Goblin]]></category>
		<category><![CDATA[Kristal Kanatlı Kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Sapık]]></category>
		<category><![CDATA[Sleepless]]></category>
		<category><![CDATA[Tarot]]></category>
		<category><![CDATA[Tenebre]]></category>
		<category><![CDATA[The Bird With the Crystal Plumage]]></category>
		<category><![CDATA[The Girl Who Knew Too Much]]></category>
		<category><![CDATA[The Man Who Knew Too Much]]></category>
		<category><![CDATA[Vertigo]]></category>
		<category><![CDATA[Yükseklik Korkusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=99805</guid>

					<description><![CDATA[The Bird with The Crystal Plumage filmini özgün bir eser hâline getiren nedir? Hakkını teslim etmek lazım, Dario Argento daha ilk filminde 3 önemli şey yaptı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Bird-with-the-Crystal-Plumage-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-99813" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Bird-with-the-Crystal-Plumage-poster-300x454.jpg" alt="" width="220" height="333" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Bird-with-the-Crystal-Plumage-poster-300x454.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/05/The-Bird-with-the-Crystal-Plumage-poster.jpg 595w" sizes="auto, (max-width: 220px) 100vw, 220px" /></a>Başta Robert Philip Kolker olmak üzere, Amerikan Sineması üzerine çalışan birçok teorisyene göre ilk modern Amerikan filmi, Alfred Hitchcock’un yönettiği, ülkemizde “Sapık” adıyla gösterime girmiş olan 1960 tarihli Psycho’dur. Bu muhteşem filmin bir çeşit dönüm noktası olduğu şüphe götürmez. Öte yandan başta ünlü senarist William Goldman’ın otobiyografik şaheseri Adventures In The Screen Trade kitabında olmak üzere birçok kaynakta Hitchcock’un Psycho’sunun son derece sıkıcı ve berbat finali olduğu görüşüne rastlarsanız şaşırmayın. Ama o savın temel gerekçesi şudur, evin bodrumunda geçen ve Norman’ın annesinin gerçek kimliğinin ortaya çıktığı tüyler ürpertici sahneden sonra filmin 7 dakika daha devam etmesi. Yani o görüşü dile getirenlerin hemen hepsi filme bayılmaktadır, sadece Hitchcock’un filmin zirve yaptığı o kusursuz andan itibaren filmi 7 dakika daha sündürmesine, uzun uzadıya hatta biraz da sıkıcı bir şekilde akademik bilgiler veren bir psikiyatrist eşliğinde Norman’ın içinde bulunduğu durumu izah etmeye çalışmasına sinirlenmişlerdir. Şahsi kanaatimce; Hitchcock o sahneyi büyük emek verdiği Vertigo (Yükseklik Korkusu, 1958) anlaşılamadığı, seyircide yeterli karşılık bulamadığı ve adeta araya kaynadığı için filmine koydu ama Psycho’nun finalindeki o birkaç dakikalık ilave sahnenin sinema tarihine bir başka büyük faydası oldu. Bence o Freudyen okumaları netleştiren sahne, filmin gişesinin de katkısıyla, dolaylı olarak da olsa, bugün giallo adını verdiğimiz İtalyan Seri Cinayet Sineması’nın tohumlarını ekti.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/bird-with-the-crystal-plumage/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/bird-with-the-crystal-plumage/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Liquid Sky (1982) &#8211; (2891) ykS diuqiL</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/liquid-sky-1982/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/liquid-sky-1982/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2018 15:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Amfetamin]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Carlisle]]></category>
		<category><![CDATA[Eroin]]></category>
		<category><![CDATA[Kokain]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Film]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Liquid Sky]]></category>
		<category><![CDATA[LSD]]></category>
		<category><![CDATA[New Wave]]></category>
		<category><![CDATA[Nina V. Kerova]]></category>
		<category><![CDATA[Opiat]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Morrisey]]></category>
		<category><![CDATA[Paula E. Sheppard]]></category>
		<category><![CDATA[Slava Tsukerman]]></category>
		<category><![CDATA[Smithereens]]></category>
		<category><![CDATA[Susan Doukas]]></category>
		<category><![CDATA[Trash]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=97523</guid>

					<description><![CDATA[Liquid Sky, ilk derli toplu kurmaca “New Wave” filmidir. Amerikalılar, “punk” kavramından ziyade ondan esinlenip ayrı bir kültüre evirilen bu terimi kullanırlar.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">37. İstanbul Film Festivali’nin bu seneki sayısız sürprizi içinde, sundukları sinemasal deneyim itibariyle iki tanesi Kült Filmler Zamanı adlı yazı dizimize girecek kadar çok kült öğe içeren, sıra dışı yapımlardı: <strong>Phase 4</strong> (Dördüncü Safha, 1974) ve <strong>Liquid Sky</strong> (1982). Bana âdeta yıldırım gibi çarpan bu iki harikulade filmi yazmasam çatlardım. Liquid Sky ile başlayalım.</p>
<p style="text-align: justify">İşte başından sonuna, tepeden tırnağa hemen her bir öğesiyle (kurgu, kostüm, sanat tasarımı, müzik, senaryo, makyaj, görüntü yönetimi, ışık ve ses kurgusu, oyunculuk, yönetmenlik, set ve çekim hikâyeleri, artık ne varsa) ayrı ayrı kült mertebesine çıkmayı hak eden, eşi menendi olmayan bir film. Hangi birini anlatalım? Hadi isminden başlayalım. “Sıvı Gökyüzü” anlamına gelen “Liquid Sky” aslında argoda eroine verilen bir takma ad. Bilmem sette uyuşturucu kullanımının serbest olduğunu ve ekibin hatırı sayılır bir kısmının bağımlı olduğunu söylememe gerek var mı? Açık konuşayım, bu filmde bir nevi eroin güzellemesi var, daha doğrusu her türden opiat bağımlılığına dair bir çeşit müsamaha. Opiat; afyon, haşhaş ve morfin türevlerinden oluşan bir grubun adı. Liquid Sky’daki en büyük bağımlılar ise sevişmekte olan uyuşturucu (LSD, amfetamin, eroin, kokain vb.) bağımlılarının orgazmın doruğundayken salgıladıkları beyin sıvısı ile beslenen minik uzaylılar. Nasıl ama? Kulağa kült geliyor, değil mi? Devam edelim…</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-97530" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/04/Liquid-Sky-5.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/liquid-sky-1982/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/liquid-sky-1982/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Onibaba (1964)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/onibaba-1964/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/onibaba-1964/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jan 2018 18:17:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Kaneto Shindo]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[Onibaba]]></category>
		<category><![CDATA[Samuray]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan Kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=93277</guid>

					<description><![CDATA[Onibaba, üzerinden geçen onlarca yıla rağmen ilk günkü etkisinden bir şey kaybetmeyen, sinema kültürünü derinden etkilemeyi başarmış, baştan çıkarıcı bir deneyim.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><strong>The Witch</strong> (Cadı, 2015), <strong>Raw</strong> (2016), <strong>A Cure for Wellness</strong> (2016) ve <strong>It</strong> (O, 2017) gibi sosyal meselelere de değinen, esaslı korku/dehşet (horror) filmlerini seyredince, bu türün aslında usta ellerde ne gibi önemli işlevleri olabileceğini yeniden hatırlıyoruz. Korku edebiyatının ve sonrasında korku sinemasının asıl ortaya çıkış gayesi, bütün sanat dallarının temelinde olan şeyle aynıdır: İnsan denen mahlûku anlamaya çalışmak. Ama korku türü zaman içinde, köşeden aniden fırlayıveren kedi, kreşendo şeklinde yükselen melodi, tiz bir keman sesi, yok yere katledilen insanlar ve birdenbire gümbür diye ses çıkaran şeylerle işgal edilmeye başlayınca asıl işlevine halel geldi. Sinema tarihi çok geçmeden, salt korkutmak için korkutmaya çalışan eserlerle tıka basa dolup taştı. Öte yandan, demin adını zikrettiğim, suya sabuna dokunmaktan imtina etmediği için çölde vaha etkisi yaratan güzel filmlerin yapmaya çalıştığı şeyi yarım yüzyıl önce yapan çok daha sağlam filmler var, bunlardan biri de Kaneto Shindo’nun yazıp yönettiği ve birazdan o benzersiz açılışını özetlemeye çalışacağım Onibaba (Şeytan Kadın, 1964). Kült filmlerde bugün bu olağanüstü filme değineceğiz.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/01/Onibaba-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-93284" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/01/Onibaba-1-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/01/Onibaba-1-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/01/Onibaba-1-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/01/Onibaba-1-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2018/01/Onibaba-1.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/onibaba-1964/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/onibaba-1964/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: The Night of the Hunter (1955)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/night-of-the-hunter-1955/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/night-of-the-hunter-1955/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 08:01:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Caniler Avcısı]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Laughton]]></category>
		<category><![CDATA[Davis Grubb]]></category>
		<category><![CDATA[James Agee]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Mitchum]]></category>
		<category><![CDATA[The Night of the Hunter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=92498</guid>

					<description><![CDATA[Bazı filmler sadece içeriğiyle değil, çekim aşaması ve sinema dışı öğeleriyle de kült mertebesine erişir. The Night of the Hunter da onlardan biri.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Bir yılı aşkın bir süre ara verdiğimiz Kült Filmler Zamanı adlı yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hâl böyle olunca, bu hasrete, “kült” denince akla ilk gelen filmlerden biriyle son vermek istedim. David Lynch’in Eraserhead’i ya da Orson Welles’in The Tragedy of Othello: The Moor of Venice’i (1951) gibi bazı filmler sadece içeriğiyle değil, çekim aşaması ve sinema dışı öğeleriyle de kült mertebesine erişir. The Night of the Hunter (Caniler Avcısı) da onlardan biri. Ne şanlısıyız ki, 2014 yılında !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamında bu filmi beyazperdede deneyimleme fırsatı da elde etmiştik, üstelik yenilenmiş bir kopyasından.</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/12/The-Night-of-the-Hunter-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-92505" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/12/The-Night-of-the-Hunter-3-620x413.jpg" alt="" width="620" height="413" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/12/The-Night-of-the-Hunter-3-620x413.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/12/The-Night-of-the-Hunter-3-600x400.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/12/The-Night-of-the-Hunter-3-300x200.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/12/The-Night-of-the-Hunter-3.jpg 750w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify">The Night of the Hunter’da hemen her biri kariyerinin en iyi performanslarından birini (belki de en iyisini) ortaya koymuş olan olağanüstü bir kadro var. Hemen her biri derken; başrol oyuncusundan çocuk oyuncusuna, yönetmeninden senaristine, kurgucusundan müziklerin arkasındaki isme, görüntü yönetmeninden sahne ve set tasarımcısına kadar hemen herkesi kastediyorum. İnanılır gibi değil. Bu, çok sayıda gezegenin aynı anda aynı hizada olması gibi ender görülen bir durumdur. Filme hayat veren kadronun üzerinden geçerek tezimizi somutlamaya çalışalım.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/night-of-the-hunter-1955/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/night-of-the-hunter-1955/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Across 110th Street (1972)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/across-110th-street-kirli-sokaklar-1972/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/across-110th-street-kirli-sokaklar-1972/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2016 09:30:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstismar Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Across 110th Street]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Quinn]]></category>
		<category><![CDATA[Kirli Sokaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Film]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyah İstismar Sineması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=83283</guid>

					<description><![CDATA[Siyah istismar sineması (blaxploitation) akımının en önemli örneklerinden biri olarak kabul ettiğim "Across 110th Street" (Kirli Sokaklar) kelimenin tam anlamıyla bir kült film.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><strong><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/strasse-zum-jenseits-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-83288" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/strasse-zum-jenseits-2.jpg" alt="strasse-zum-jenseits-2" width="240" height="338" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/strasse-zum-jenseits-2.jpg 497w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/strasse-zum-jenseits-2-300x423.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a>Her ne kadar kökleri “The Cool World” (1963), “Uptight” (1968), “Change of Mind” (1969) ve “Cotton Comes to Harlem”e (1970) kadar gitse de 1971 yılında “Sweet Sweetback&#8217;s Baadasssss Song” ve hemen onun şaşırtıcı başarısı ardından gelen “Shaft” (Korkusuz, 1971) filmleriyle beraber Amerikan (ve sonra dünya) sinema sahnesinde yepyeni bir alt-tür arz-ı endam eylemiştir. Junius Griffin’in “black” (siyah) ve “exploitation” (istismar) sözcüklerini birleştirerek ürettiği ve bugün yaygın olarak kullanılan deyimiyle “blaxploitation”.</strong></p>
<p style="text-align: justify">“Blaxploitation” yani siyah istismar sineması, Afro-Amerikalıları merkeze alan, onların yaşam tarzlarını, hayatlarını geçirdikleri yerlerin olumsuz özelliklerini, gündelik dertlerini genellikle siyah oyunculardan kurulu kadrolarla anlatan filmlerdir. Türün bir numaralı özelliği, mutlaka siyah bir oyuncunun başrol ya da başrollerden birinde gözükmesidir. İstisnalar olmakla birlikte, kadroda da büyük ölçüde siyahlar hakimdir. Bu alt-tür, 1960’larla beraber süratle tırmanan siyah özgürlük hareketinin bir tür sinemasal yansıması gibi gözükse de hem yapım, hem dağıtım hem de üretim aşamasında (özellikle yazar ve yönetmen) beyazların katkısı yadsınamaz. “Shaft” gibi prodüksiyonlarda ise MGM gibi tecimsel başarının kokusunu alan büyük yapımevlerinin olduğunu görürsünüz.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			3 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/across-110th-street-kirli-sokaklar-1972/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/across-110th-street-kirli-sokaklar-1972/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: The Most Dangerous Game (1932)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-the-most-dangerous-game-1932/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-the-most-dangerous-game-1932/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2016 08:03:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[En Tehlikeli Oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Fay Wray]]></category>
		<category><![CDATA[Joel McCrea]]></category>
		<category><![CDATA[Kont Zaroff]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Film]]></category>
		<category><![CDATA[Leslie Banks]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Connell]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Rainsford]]></category>
		<category><![CDATA[The Most Dangerous Game]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=83237</guid>

					<description><![CDATA[Time Out’un deyişiyle “korku döneminin hâlâ en iyilerinden biri” olan The Most Dangerous Game kaçmaz. Bir adada geçen insan avı filmi izlenmez de ne yapılır!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-83241" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01-620x489.jpg" alt="poster-most-dangerous-game-the_01" width="620" height="489" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01-620x489.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01-600x473.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01-300x236.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01-768x605.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/11/Poster-Most-Dangerous-Game-The_01.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Akşit Göktürk’ün “İngiliz Yazınında Ada Kavramı” kitabı, tüm hayatım boyunca okuduğum en ufuk açıcı kitaplardan biri olmuştu, hele benim gibi iflah olmaz bir Robinson Crusoe hayranı için. Gerçi Robinson Crusoe’nun başka bir eserden araklanmış olma olasılığı belirdiğinde önce birtakım hayalleriniz yıkılıyor ama sonra toparlıyorsunuz. Her eseri bir bütün olarak ve kendi çerçevesinde değerlendirmek ama yine de hakkaniyetiyle bulunduğu yere oturtmak lazım. Sevdiğiniz bir eserin çalıntı olduğu ortaya çıkarsa, ondan da gocunmanın anlamı yok. Sezar’ın hakkı Sezar’a.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-the-most-dangerous-game-1932/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-the-most-dangerous-game-1932/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
