<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>&#8220;grand guignol&#8221; için arama sonuçları &#8211; Öteki Sinema</title>
	<atom:link href="https://www.otekisinema.com/search/grand+guignol/feed/rss2/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.otekisinema.com</link>
	<description>alt kültür sinema yayını</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Dec 2024 09:01:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/10/cropped-ipad-32x32.jpg</url>
	<title>&#8220;grand guignol&#8221; için arama sonuçları &#8211; Öteki Sinema</title>
	<link>https://www.otekisinema.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ölmeyi Reddetmek: Sisu (2022)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/olmeyi-reddetmek-sisu-2022/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/olmeyi-reddetmek-sisu-2022/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jan 2024 21:04:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Aksel Hennie]]></category>
		<category><![CDATA[Finlandiya]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Doolan]]></category>
		<category><![CDATA[Jalmari Helander]]></category>
		<category><![CDATA[Jorma Tommila]]></category>
		<category><![CDATA[Sisu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=134916</guid>

					<description><![CDATA[“Sisu, Fince bir kelimedir. Çeviride tam karşılığı yoktur. Durdurulamaz yiğitlik ve sarsılmaz azim anlamına gelir. Artık umut kalmayınca Sisu kendini gösterir.”]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Filmleri gerçeklikle kurdukları ilişki bakımından ayrı ayrı değerlendirmek durumundayız. Günümüzde geçen bir aile dramasıyla kendine ait bir evreni olan çizgi roman uyarlamasını aynı şekilde analiz etmek doğru olmaz. Jalmari Helander’in yazıp yönettiği Sisu (2022) daha açılıştaki ön yazıdan itibaren mitolojik nitelikli bir olayı anlatmaya koyulduğu izlenimini veriyor:</p>
<p style="text-align: justify"><em>“Sisu, Fince bir kelimedir. Çeviride tam karşılığı yoktur. Durdurulamaz yiğitlik ve sarsılmaz azim anlamına gelir. Artık umut kalmayınca Sisu kendini gösterir.”</em></p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/olmeyi-reddetmek-sisu-2022/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/olmeyi-reddetmek-sisu-2022/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suya Düşen Hayaller: The Banshees of Inisherin (2022)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/the-banshees-of-inisherin-2022/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/the-banshees-of-inisherin-2022/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 12:37:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Barry Keoghan]]></category>
		<category><![CDATA[Brendan Gleeson]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[David Mamet]]></category>
		<category><![CDATA[Harold Pinter]]></category>
		<category><![CDATA[In Bruges]]></category>
		<category><![CDATA[İrlanda]]></category>
		<category><![CDATA[Kerry Condon]]></category>
		<category><![CDATA[Martin McDonagh]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Shepard]]></category>
		<category><![CDATA[Samuel Beckett]]></category>
		<category><![CDATA[Seven Psychopaths]]></category>
		<category><![CDATA[Sheila Flitton]]></category>
		<category><![CDATA[Six Shooter]]></category>
		<category><![CDATA[The Banshees of Inisherin]]></category>
		<category><![CDATA[Three Billboards Outside Ebbing Missouri]]></category>
		<category><![CDATA[Victor Hugo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=132813</guid>

					<description><![CDATA[The Banshees of Inisherin, hemen herkesin ruhuna usulca dokunan, hayat üzerine düşünmeye iten, çok sade ama vurucu bir film.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bundan 10 küsur yıl önce hayattaki en iyi dostum, birdenbire benimle (ve aşağı yukarı herkesle) konuşmama kararı almıştı. Öyle yıldırım gibi ani, yıkıcı ve yakıcı bir şekilde olmuştu bu. Tek mesajla. İnanılmaz üzülmüştüm; kendimi o kadar çaresiz, o kadar kırılgan hissettiğim çok az an vardır. O kadar büyük bir ümitsizliğin içine düşmüştüm ki depresyona girmiştim, Martin McDonagh’ın yazıp yönettiği The Banshees of Inisherin’de (2022) Pádraic’in kendini bir anda içinde bulduğu nahoş durum bana onu hatırlattı. Bazen öyledir işte, insanlar gider. Pat diye. “Gitmek ölmektir bazen”, diyordu Victor Hugo. Ama bazen gitmek öldürmektir, bazen de kalmak ölmek. Dört ana karakteri üzerinden hayli dokunaklı bir öykü anlatan The Banshees of Inisherin işte bu olasılıklar üzerine bir film.</p>
<h5 style="text-align: justify;"><strong>McDONAGH TEMALARI</strong></h5>
<p style="text-align: justify;">“In-Yer-Face/In Your Face” (Yüzevurumcu) adı verilen tiyatro akımının en önemli oyun yazarlarından biri olarak görülen Martin McDonagh aslen Londra doğumlu, İrlanda’yla doğrudan bağı her yaz akrabalarını görmek için Connemara’ya gidişinden ibaret, hâl böyle olunca en bilinen oyunlarının çoğunun (Leenane’in Güzellik Kraliçesi/ <a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-poster.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-thumbnail wp-image-132817" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-poster-300x441.jpg" alt="" width="300" height="441" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-poster-300x441.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-poster-600x882.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-poster-620x912.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-poster.jpg 646w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>The Beauty Queen of Leenane, Connemara’da Bir Kafatası/A Skull in Connemara ve Yalnız Batı/The Lonesome West’ten oluşan Galway üçlemesi) İrlanda’da geçmesi, İrlandalıların sorunlarına değinmesi ve İrlandalılar hakkında birtakım hükümlere varması başından beri büyük bir tartışma konusu olageldi. Yapıtlarına her zaman “Gerçek İrlanda bu değil!” şeklinde tepkiler geldi. Ben bir sanatçının sanatı için gerçeği eğip bükebilme özgürlüğüne sahip olması gerektiğine inanan ekoldenim. Bence belgesel yapmıyorsanız ya da anlattığınız şeyin “yüzde yüz gerçek” olduğu iddiasında değilseniz mesele yok, istediğinizi yapabilirsiniz. Joyce’un ya da Samuel Beckett’ın İrlandası, Stephen King’in ya da Mark Twain’in ABD’si diye bir şey vardır. Goethe’nin Almanyası, Thomas Mann’ın Almanyası illa dönemini birebir yansıtmalı diye bir kaide olamaz. McDonagh’ın İrlandası onun hayal gücündeki (muhayyilesindeki) İrlanda’dır, tıpkı Martin Scorsese’nin ya da Robert Altman’ın Amerikası’nda olduğu gibi. Biz bu sanatçıların anlattığı ülkeyi, onların gözünden (perspektifinden/bakış açısından) görmüş oluruz, bu illa “o ülke yüzde 100 öyledir” anlamına gelmez. Martin McDonagh da öyle yapıyor, sanatıyla kendi İrlandası’nı inşa ediyor, hepsi o.</p>
<p style="text-align: justify;">Martin McDonagh kendi İrlandası’nı inşa ederken Galway üçlemesiyle yetinmedi, İrlanda’yı ve halkını anlatan bir üçlemesi daha var. Aran Adaları Üçlemesi adı verilen oyunlar Inishmore, Inishmaan ve Inisheer isimlerindeki adacıklardan oluşan Aran adalarında geçmekteydi. Inishmaan’ın Sakatı (The Cripple of Inishmaan, 1996), Inishmore’lu Yüzbaşı (The Lieutenant of Inishmore, 2001) ve hiç oynanmayan ve yayımlanmayan The Banshees of Inisheer. İşte The Banshees Of Inisherin filmi o The Banshees of Inisheer oyununu temel alıyor. Oyun bugüne kadar hiç oynanmadığı ve yayımlanmadığı için filmden farklı noktalarını bilmiyoruz. Ama uzmanlar filmin McDonagh&#8217;ın 2010 tarihli oyunu A Behanding in Spokane ile de benzerlikler taşıdığını söylüyorlar.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-132824" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-7.jpg 900w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">David Mamet, Sam Shepard ve bir ölçüde Harold Pinter ve Samuel Beckett oyunlarını hatırlatan Martin McDonagh anlatılarının hem fiziksel hem psikolojik şiddeti ele alma bakımından çok daha uç noktalara savrulduğunu söyleyebiliriz. McDonagh filmlerinde ve oyunlarında psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddet (bilhassa intihar ve cinayet) öykü seyrini kırılmaya uğratan önemli anlar olarak belirirler. Martin McDonagh yapıtlarında çok sayıda tekrarlayan imgeye rastlarız. Zihinsel ve fiziksel engellilik, aile içi travma, ölümcül hastalığa yakalanmış olma, masum biri ya da birilerini istemeden öldürme, yaralama ve sakat bırakma, sevdiği biri yerine ölüme gitme… Bunların hepsi çıkışsızlık/sıkışmışlık, suç/suçluluk şemsiyesi altında birleşirler. Martin McDonagh’ın birçok karakteri daha onları görür görmez çok da yaşamayacağını, yaşasa da asla iyi ve neşeli bir hayatı olmayacağını şıp diye anladığımız kişilerdir. Adım adım onları bekleyen korkunç sona ilerleyen, üstelik kendi kuyularını kazan lanetlenmiş ruhlardır bunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Akademi ödüllü kısa filmi Six Shooter (2004), kalplerde taht kuran In Bruges (2008), suç komedisi Seven Psychopaths (2012) ve bol ödüllü Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017), cinayet, intihar ve intihar girişimleri dolu öykülerdir. McDonagh’ın Inishmaan’ın Sakatı oyununun ana karakteri Billy’nin anne-babası öz çocuklarını çuvala koyup denizde boğmaya çalışmışlardır, bu ebeveynler daha sonra birlikte intihar etmişlerdir. Bu oyunun finalinde engelli oğulları Billy de intihar eder. Veremli olan Billy kalan zamanını bir adada “yalnız” geçirmek istemediği için intihar eder ama bunu tetikleyen hoşlandığı kız Helen’in ona yüz vermeyişidir (tema tanıdık geldi mi?). McDonagh’ın iki İrlanda üçlemesi arasında yazdığı The Pillowman (Yastık Adam, 2003) oyununda Grand-Guignol’u anımsatan çok daha dehşet verici, çok daha tüyler ürpertici şiddet eylemleri (uzuv kesme, boğma, elektrik verme, çarmıha germe, taciz, işkence, çocuk katli, diri diri yakma vb.) söz konusudur, üstelik bu sefer şiddet -sözlü de olsa- genelde çocuğa yönel(til)miştir. Bu oyun özünde otoriter bir rejimde bir sanatçının eserlerini muhafaza etmek (kurtarmak) için ne kadar uç bir noktaya savrulabileceğini gösterir ama çocuğa yönelik ebeveyn (ister gerçek aile isterse koruyucu aile olsun) ve ebeveyne yönelik çocuk şiddeti bakımından kan dondurucudur. Taciz, işkence, cinayet ve intihar, McDonagh oyunlarının bel kemiğidir. Inishmore’lu Yüzbaşı oyununda çok sayıda masum insan öldürülür. Yalnız Batı’da hikâye için dramatik önemde bir intihar söz konusudur (kardeşler barışsın diye intihar eden “rahip/peder/baba” figürü), hatta bu intiharın Galway üçlemesinin bir başka oyunundaki -A Skull in Connemara- polis intiharıyla bir tür bağlantısı vardır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-132825" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-1.jpg 900w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">McDonagh’da baba figürleri (ülke/İrlanda, rahip/peder, Tanrı, öz ya da üvey baba) genellikle sorunludur, hatta McDonagh anneyi de “orada olmamakla” ya da sessiz kalmakla suçlar gibidir. Öykülerin merkezinde çoğu zaman ailevi bir travma yer alır. McDonagh’ın yapıtları çeşitli dertlerden muzdarip yaralı ruhlarla dolup taşar. Bu ruhlar çoğu zaman nereden geldiklerini, niye öyle olduklarını bilirler ama nereye gittiklerini/savrulduklarını bilmezler. Six Shooter, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ve baskın McDonagh temalarını bünyesinde ustaca eriten The Banshees of Inisherin muğlak bir gelecek imgesiyle seyirciye veda eder. Peki, kimdir The Banshees of Inisherin’in kayıp ruhları?</p>
<h5 style="text-align: justify;"><strong>ÖLÜM PERİLERİ VE HAYALETLER</strong></h5>
<p style="text-align: justify;">Ülkesine/yurduna/adasına/toprağına ve hayvanlarına sadık, nazik/kibar ama cahil Pádraic Súilleabháin, sanatçı ruhu taşıyan Colm Doherty, renkli, entelektüel ve cesur Siobhán Súilleabháin ile içinde bulunduğu durumdan ve ruh hâlinden kaçışı sevgide/aşkta bulmaya çalışan kırılgan Dominic Kearney ilk bakışta İrlanda İç Savaşı çıktığında belirli tavırlar sergileyen dört insan tipinin birer temsilcisi gibi duruyorlar. Filmin adındaki “Banshee” sözcüğü İrlanda folklorunda “ölüm perisi”, “felaket habercisi” gibi anlamlara geliyor. Genelde “Banshee”den hayatını kaybetmiş ve Araf’ta kalmış (genelde dişi/kadın) ruhsal bir varlık olarak söz edilir. Banshee daha yeni ölmüş ya da yakında ölecek insanların habercisi olarak anılır. İnsanın karşısına birdenbire çıkabilen bu perinin/hayaletin/hortlağın, (genelde aile üyelerine, yakınlarına veya komşularına) ölümün gelişini haber verdiği söylenir. Filmi bu bilgiyle birlikte değerlendirdiğinizde ara sıra ortaya çıkan ve ana karakterlerle irtibata geçip gaipten haberler (“Bu ay bitmeden Inisherin&#8217;de bir ölüm yaşanacak. Hatta iki de olabilir.”) veren Bayan McCormick karakterinin bir “banshee” olduğunu düşünebiliriz. Sonuçta gelecekte yaşanacaklara dair haber veren (ve bilen) ürkütücü bir kadın bu. Birçok kritik sahnede bir şekilde ortaya çıkan ya da zaten çoktandır orada olan bir karakter. İnsanların ürktüğü, görmekten kaçındığı bir kadın. Bir sahnede Pádraic’in Bayan McCormick’ten saklanmaya çalıştığını görüyoruz, Siobhán’ın ondan saklandığını da ağabeyi söylüyor. Dominic’in öleceğini McCormick haber veriyor, hatta babasına oğlunun cesedini teslim eden de o oluyor. Ama…</p>

<a href='https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="620" height="349" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8-620x349.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-8.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a>
<a href='https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="620" height="349" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9-620x349.jpg" class="attachment-medium size-medium" alt="" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-9.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a>

<p style="text-align: justify;">Ama filmin adında “Banshee” yerine “Banshees” (çoğulu) sözcüğünü gördüğümüz için bence işin rengi değişiyor. Acaba bu filmde birden çok sayıda “ölüm perisi” olabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Siobhán “Belki de Colm artık senden hoşlanmıyordur.”, Dominic “Bak ne buldum. Kancalı bir sopa. Hangi amaçla kullanılıyor acaba? Bir sopa uzunluğundaki mesafedeki bir şeyleri kancaya takmak için mi?”, Colm “Ana karadan birkaç gündür silah sesi gelmiyor. Savaşın sonuna geldiler herhâlde.” ya da Pádraic “Eminim yakında yeniden savaşmaya başlarlar. Bazı şeyler geçmek bilmez.” derken bir şekilde, o an itibariyle belirsiz olan gelecekten haber vermiş olmuyorlar mı? Ya Pádraic’in Colm’ın potansiyel öğrenci adayı Declan’ı adadan uzaklaştırmak için babası hakkında uydurduğu yalanın (ekmek arabası çarptığı için ölmek üzere olduğunun) annesi için doğru çıkmasına ne demeli? Film boyunca Siobhán’ın, Pádraic’in ya da Dominic’in kendilerine anlatılmayan bazı hakikatleri bir şekilde başkalarına anlattıkları da ima ediliyor. Pádraic, Siobhán, Colm ve Dominic de bir “banshee” olabilir mi? Bence değiller. Ama bu durum ilginç bir olasılığı da doğurmuyor değil. Özellikle filmin açılışında yürürken ardında çok net bir şekilde harikulade bir gökkuşağı beliren Pádraic’le beraber film boyunca bu dört ana karakterin, bazı sahnelerde belirgin bir güneş ışığıyla nasıl özel olarak aydınlatıldığını fark ettiğimizde ve bunu tekrarlayan imgeler aracılığıyla filme yayılan dinî referanslarla (karakterlere yukarıdan bakan Meryem Ana heykeli, Kilise, günah çıkarma ve sayısız sahnede bir şekilde ortaya çıkan haç imgesi) birleştirdiğimizde zihnimizde kocaman ve dikkat çekici bir soru işareti ister istemez doğuyor: “Bu dört ana karakter de çoktan ölmüş insanlar olmasın sakın?”</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-132819" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-5.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Anakaranın hemen karşısındaki bir adada yaşamalarına rağmen iç savaşa kayıtsız kalan Siobhán, Dominic, Colm ve Pádraic’in İrlanda İç Savaşı’nda hayatını kaybetmiş insanların hayaletleri olduğuna dair olasılık hiç düşük değil. Özellikle adayı hayaletlerin (kayıp ruhların) yaşadığı bir tür Araf (“Limbo”) olarak veya karakterlerin aynı şeyleri sonsuza dek tekrar tekrar yaşamakla cezalandırıldıkları bir tür cehennem olarak düşünürsek bu teori bir miktar daha anlam kazanıyor. Hikâye boyunca ana karakterlerin tüm bir kadraj içinde yalnız başına resmedildiği çok sayıda plan var. McDonagh birçok sahnede karakterin ızdırabını tek başına çektiği yalnızlığının, çıkışsızlığının altını çizmek için onu çerçeveye alınan karenin içinde kaderine mahkûm edilmiş küçük ve önemsiz bir figür olarak fotoğraflıyor. Gökkuşaklarıyla kutsanan, sürekli dini ritüellere şahit olduğumuz, hayvanların sanki bilinç sahibiymişçesine hareket ettiği (bilhassa Pádraic’in hayvanları), görsel açıdan doyurucu, cennet gibi bir ada bu. Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi. Ama bence ana karakterlerin (belki de komple ada halkının) ölmüş insanların hayaletleri olduğuna dair bu teori doğru değil, çünkü hem adadan anakaraya bir iş için (idamlar) ya da kaçıp kurtulmak için gidenler var, hem de anakaradan adaya gelenler var. Adayla anakara arasında deniz ulaşımı ve iletişim ağı olduğunu görüyoruz, bu da beni filmi bir başka açıdan düşünmeye sevk ediyor. Siobhán, Dominic, Colm ve Pádraic’in aslında bir ve aynı kişi olduğundan hareket eden bir düşünme biçimine…</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-132823" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-10.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Çok üzücü bir hadise karşısında takınabileceğimiz tavırlar sınırlıdır. Aynı şekilde, verebileceğimiz tepkilerin belki şekli değil ama mahiyeti sınırlıdır. Siobhán, Dominic, Colm ve Pádraic karakterlerinin her biri insanı çok üzen belirli olay ya da durum karşısında takınılan tavırları simgeliyor gibiler. Dört ana karakter de kendilerini hiç hoşlarına gitmeyen bir konumda buluyorlar. Siobhán o adadan ve ada sakinlerinin sığlığından, kabalığından ve renksizliğinden bunalıyor, bir diğeri, Colm, hayatının belirli bir rutin içine sıkışmış olmasından ve sanat adına bir şeyler yapıp sonraki nesiller tarafından hatırlanacak bir iz bırakma imkânı varken bunu yapmamayı seçmiş olmasından. Babası tarafından taciz edilen Dominic, güzel bir kadının onu bu kâbustan uyandırıp yaşama yeniden tutundurabileceğini düşlüyor, Pádraic ise hayatının temel rutinini belirleyen en iyi dostunu kaybetmiş olmayı kendine yediremiyor, eski hayatını geri kazanmak istiyor. Bu dört karakterin dördü de aslında yaşama sevgisini geri kazanmak isteyen melankolik bireyler olarak resmedilmiş. Onları kurtarabilecek sevgiyi/aşkı/tutkuyu ise bambaşka şeylerde arıyorlar. Biri “hayatın anlamını” yeni topraklarda (yeni insanlarda) ve bilimde bulabileceğini düşünüyor, biri bunu sanatta (sanat eserinde), biri bir kadında (aşk), bir diğeri ise bunu dostlukta bulabileceğine inanıyor. The Banshees of Inisherin aslında hayatın anlamını farklı yerlerde/mecralarda/eylemlerde arayan, dört hayale tutunmuş dört insan tipi üzerine bir film. Kalkıp gitmek, kalıp (aynı olan için) dövüşmek, kalıp değişmek/dönüşmek ve gidecek cesareti bulamayıp kendini/benliğini bir şekilde imha etmek… Genelde önemli bir olay karşısında hepimiz bu dört duruştan birini seçeriz.</p>
<h5 style="text-align: justify;"><strong>BU HAYAL DE SUYA DÜŞTÜ (THERE GOES THAT DREAM)</strong></h5>
<p style="text-align: justify;">The Banshees of Inisherin’in bu kadar sevilmesinin, insanların kendini bu filme yakın hissetmesinin, alt metninde yer alan çok sayıda detay ve göndermeyle hiçbir ilgisi yok. Bu film, hemen herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği basit bir öykü içeriyor. Bu öykünün merkezinde bir açmaz (tam olarak doğru bir yanıtı olmayan bir nevi “aporia”) var, aşağı yukarı hepimizin hayatı boyunca bir ya da birkaç kez yüzleşmek durumunda kaldığı zor bir durum. Bazılarımız için bu bir şehri terk etmek, bazılarımız için bu bir insanı terk etmek olabilir. Bazılarımız için tutkularını bir kenara koyup hayatın sıradanlığında eriyip gitmek, bazılarımız için de yetinmeye razı olduğu şeyler için mücadele etmek olabilir. Ama hepimizin bir şekilde çözmek durumunda kaldığı büyük sorunlar vardır. Bazen âşık olduğumuz kişi başkasına gönül verir, bazen hayat bize sevdiğimiz işi yapma imkânı tanımaz. Bazen geçim derdimiz olur, bazen dünya ağrımız (Weltschmerz), bazen de içsel kaygımız (Angst). Bize neyin çarptığını anlayamadığımız zamanlar olur. Acı/ağrı/hüzün yoğun, keskin ve müzmindir/süreğendir. The Banshees of Inisherin’de bu güçlü his Siobhán, Dominic, Colm ve Pádraic’i esir almış gibidir. Dördü de açmazdadır. Çıkışsızlık ağlarını örmüştür, umarsızca bir kurtuluş ararlar. Peki, bir insan kendisini cendereye almış olan (kötü) yazgısından kurtulabilir mi, mümkün müdür böyle bir şey? Ben McDonagh’ın buna fırtınanın merkezine gidecek cesareti kendinde bulan Siobhán üzerinden olumlu bir cevap verdiğine inanıyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-132820" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-6.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">En başından beri, Siobhán olayları soğukkanlı bir şekilde ele alan, akıllı, öngörülü, düşünceli/düşünür (thinker), anlayışlı, gerektiği yerde nazik ya da yürekli ve gözü pek bir insan olarak konumlandırılıyor. Adadaki diğer insanlara kıyasla renkli giyinen, rengarenk biri Siobhán. Adanın sade, sıkıcı ve monoton hayatına uymadığı belli. Sürekli okuyan, bilginin varlığına ve gerekliliğine inanan entelektüel biri, muhakeme yeteneği güçlü. Mesela Siobhán’ı ilk gördüğümüzde yeni yıkadığı çamaşırları asıyor. Siobhán ağabeyinin eve hayvanlarını almasına karşı, temizliğe (arınmaya/suya) önem veriyor. Burada filmin suyla kurduğu ilişkiye değinmemiz lazım.</p>
<p style="text-align: justify;">The Banshees of Inisherin dört tarafı denizlerle çevrili bir adada geçiyor. Arınmayı (“vaftiz”?) temsil eden su (burada “deniz”) faktörünün hikâyenin içinde ne denli merkezi bir durumda olduğuna dikkat ediniz. Filmin açılış sahnesinden kapanışına kadar denizi görmekle kalmıyoruz, su (deniz ya da göl) karakterleri çevreleyen (Colm ve Pádraic) hatta kaderlerine karar veren (öldüren/Dominic ya da yaşatan/Siobhán) doğaüstü bir güç olarak konumlandırılıyor. Filmin ortalarında bir insanın gölde intihar ettiğini işitiyoruz. Finale doğru Dominic’in de gölde intihar ettiğini öğreneceğiz. Peki, niye intihar ediyor Dominic? Bütün ümitlerini bağladığı, rüyalarındaki kadın olan Siobhán denizi aşarak adadan kaçıp kurtuluyor da ondan. Pádraic kız kardeşini -ironik bir şekilde- bir uçurumun başında uğurlarken arkasındaki belli belirsiz siluetin Dominic olduğunu söylemeye gerek yok. Peki, Dominic niye denize atlayıp intihar etmiyor da gölde intihar etmeyi tercih ediyor? Aslında hayallerinin suya düştüğü yer (“There goes that dream”) orası diye olmasın? Peki, filmin finalindeki Colm ve Pádraic’in sohbeti nerede geçiyor, tabii ki denizin kıyısında.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-132818" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2-620x349.jpg" alt="" width="620" height="349" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2-620x349.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2-600x337.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2-300x169.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2-768x432.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2023/09/The-Banshees-of-Inisherin-2022-2.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">The Banshees of Inisherin, denizi/suyu geçmek (Siobhán) ya da geçmemek (Pádraic, Colm) veya geçememek (Dominic) üzerine bir film. Bu film, kaçıp kurtulmak (Siobhán), kalıp dönüşüme ayak uydurmak (Pádraic, Colm) ya da değişemediği için kendini/varlığını yok etmek (Dominic) üzerine bir film. Özgürlük/serbestiyet (“freedom”dan çok “liberty” anlamında) üzerine bir film. Kişinin kendi iradesi/istemesi üzerinde, çevresindeki olanca gelişmeye rağmen hâkimiyeti olup olamayacağına dair bir film. Özgür, bağımsız bir birey olup olamamakla ilgili bir film. Öyle sanıyorum ki insanların birçoğunun The Banshees of Inisherin’le özel bir bağ kurmasının altında yatan neden aslında bu. Savaşın gölgesinde ölüm perilerinin, hayaletlerin kol gezdiği hayalî bir adada taciz, tecavüz ve intiharla dolu psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddetin tavan yaptığı karanlık ve depresif bir öykü olması değil. Hepimiz ara sıra, öldükten sonra kimsenin bizi hatırlamayacağı hissiyle sınanırız. Hangimiz en az bir sevdiğini (anne, baba, sevgili, eş, evlat, dost, hatta evcil hayvan) bir daha geri gelmemek üzere temelli yitirmemiştir ki? Ve hangimiz bu yitimi başka bir sevgiyle (insan, hayvan, doğa sevgisi, hatta sanat ve/veya bilim) ikame etmeye çalışmamışızdır ki? Hiçbirimiz. The Banshees of Inisherin (2022) hemen herkesin ruhuna usulca dokunan, insanı kendi hayatı üzerine düşünmeye iten, çok sade ama bir o kadar da vurucu bir film. Mutlaka şans verin.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Öteki Sinema için yazan: Ertan Tunç</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Not:</strong> Aslında bu filmi Martin Heidegger’in Sorge (ihtimam-göstermeklik), mitsein (birlikte varolma), Angst (kaygı) ve Sein zum Tode (ölüme doğru varlık) kavramlarından yola çıkarak ele alan bir bölüm daha yazmaya başlamıştım ama sonra o kısmı makaleye çevirmeye karar verdim.</p>
<p>[box type=&#8221;shadow&#8221; align=&#8221;&#8221; class=&#8221;&#8221; width=&#8221;&#8221;]</p>
<h4 style="text-align: justify;"><strong>KAYNAKLAR</strong></h4>
<ul>
<li style="text-align: justify;">Çelik, Nurten. 2014. Violence in Contemporary Plays: Philip Ridley’s Mercury Fur, Anthony Neilson’s Penetrator, Martin McDonagh’s The Pillowman (Çağdaş Oyunlarda Şiddet: Philip Ridley Kürklü Merkür, Anthony Neilson Sokucu, Martin McDonagh Yastık Adam), T.C. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı İngiliz Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Kayseri.</li>
<li style="text-align: justify;">Örmengül, Seda. 2015. Postnationalist Subversion of the Constituents of Irishness: Land, Religion and Family in The Plays Of Martin McDonagh and Dermot Bolger, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Ankara.</li>
<li style="text-align: justify;">Sümer, Deniz Gönenç. 2009. Inıshmaan’ın Sakatı Adlı Oyundaki Billy Karakterinin Stanislavski Yöntemleriyle Çözümlenmesi, T.C. Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü İleri Oyunculuk Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.</li>
<li style="text-align: justify;"><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Martin_McDonagh" target="_blank" rel="dofollow noopener"><span style="color: #0000ff;">en.wikipedia.org/wiki/Martin_McDonagh</span></a></li>
<li style="text-align: justify;"><a href="https://www.imdb.com/title/tt11813216/" target="_blank" rel="dofollow noopener"><span style="color: #0000ff;">imdb.com/title/tt11813216</span></a></li>
</ul>
<p>[/box]</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/the-banshees-of-inisherin-2022/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/the-banshees-of-inisherin-2022/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek Sandılar Ama Hepsi Sadece Birer Filmdi</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/gercek-sandilar-ama-hepsi-sadece-birer-filmdi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/gercek-sandilar-ama-hepsi-sadece-birer-filmdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kızılca]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2020 20:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Listeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cannibal Holocaust]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Myrick]]></category>
		<category><![CDATA[Eduardo Sanchez]]></category>
		<category><![CDATA[Eventful]]></category>
		<category><![CDATA[Flower of Flesh and Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[Ghostwatch]]></category>
		<category><![CDATA[Guinea Pig]]></category>
		<category><![CDATA[Guinea Pig serisi]]></category>
		<category><![CDATA[H.G. Wells]]></category>
		<category><![CDATA[Hideshi Hino]]></category>
		<category><![CDATA[Kurmaca]]></category>
		<category><![CDATA[Mermaid In A Manhole]]></category>
		<category><![CDATA[Oren Peli]]></category>
		<category><![CDATA[Orson Welles]]></category>
		<category><![CDATA[Paranormal Activity]]></category>
		<category><![CDATA[Ruggero Deodato]]></category>
		<category><![CDATA[Satoru Ogura]]></category>
		<category><![CDATA[Sepultura]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen Volk]]></category>
		<category><![CDATA[The Blair Witch Project]]></category>
		<category><![CDATA[The War of the Worlds]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=118664</guid>

					<description><![CDATA[Listemiz “gerçek” gibi sunulan ve seyircinin zokayı yutarak “gerçek” zannettiği, bütünüyle kurmaca filmlerden oluşmaktadır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şu şehir efsanesiyle meşhur radyo oyununu bilirsiniz, hani 1938’de Orson Welles’in liderliğindeki ekibin seslendirdiği, H.G. Wells’in The War of the Worlds’ünden uyarlanan oyundan bahsediyorum. 1898 tarihli romanın, yayının yapıldığı tarihte gerçekleşiyormuş gibi güncelleştirilmiş hali olan oyunun başlangıcında mikrofonu alan Orson Welles, aslında romanın başındaki giriş kısmını, o günlerin standart radyo yayını arasına giren son dakika haberi gibi kurgulayarak aktarmıştı. Meşhur şehir efsanesini tetikleyen de kesintisiz 30 dakika süren bu kısım oldu. Güya radyo oyununu gerçek zanneden Amerikalı dinleyiciler, uzaylıların dünyayı ele geçirdiğini sanarak büyük bir panik içerisinde sağa sola kaçışmaya başlamışlardı. Evet, hakikaten dinlediğini gerçek zannedip panikle kaçmaya çalışanlar olmuştu belki ama abartıldığı kadar fazla sayıda değillerdi çünkü radyo kanalının o denli fazla sayıda dinleyicisi yoktu. Peki, olmayan yangını körükleyip bütün dünyaya yayan kimdi? Büyük Buhran’dan sonra gazeteler, reklam gelirlerinin önemli bir kısmını radyolara kaptırmışlardı. Welles’in oyununu radyoların itibarını sarsmak için iyi bir fırsat olarak gören gazeteler, panik içinde kaçanların sayısını abartarak “sorumsuzca” yayın yapan radyolara “güvenilmemesi” gerektiğinin altını kalınca çizen “yalan” haberler yaparak gazetelerin daha “güvenilir” olduğunu kanıtlamak istemişlerdi. Gazetelerde yayımlanan yalan haberlerden sonra şehir efsanesine dönüşen mevzu, kulaktan kulağa yayılarak bütün dünyayı dolaştı. Her aşamasıyla ilginç sayılabilecek olaylar silsilesinin daha çok ilk kısmıyla ilgilenen listemize hoş geldiniz: “Gerçek sanmıştık ama hepsi sadece birer filmmiş!”</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-medium wp-image-118668" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri-620x388.jpg" alt="" width="620" height="388" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri-620x388.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri-600x375.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri-300x188.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri-768x480.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri-1536x961.jpg 1536w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/07/Orson-Welles-The-War-of-the-Worlds-gazete-haberleri.jpg 1960w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p style="text-align: right;"><strong>Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca</strong></p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/gercek-sandilar-ama-hepsi-sadece-birer-filmdi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/gercek-sandilar-ama-hepsi-sadece-birer-filmdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Dönem İşkence Pornolarından: Mark of the Devil (1970)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/mark-of-the-devil-1970/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/mark-of-the-devil-1970/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kızılca]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2020 19:48:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstismar Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Adrian Hoven]]></category>
		<category><![CDATA[Cadı Avcısı]]></category>
		<category><![CDATA[Frankie Avalon]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Herbert Lom]]></category>
		<category><![CDATA[Horror House]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence Pornosu]]></category>
		<category><![CDATA[Kusma Torbası]]></category>
		<category><![CDATA[Mark of the Devil]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Armstrong]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Reeves]]></category>
		<category><![CDATA[Reggie Nalder]]></category>
		<category><![CDATA[Screamtime]]></category>
		<category><![CDATA[The Haunted House of Horror]]></category>
		<category><![CDATA[Torture Porn]]></category>
		<category><![CDATA[Udo Kier]]></category>
		<category><![CDATA[Witch Hunter]]></category>
		<category><![CDATA[Witchfinder General]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=116583</guid>

					<description><![CDATA[1970 yılı mahsulü Mark of the Devil, insanlık tarihinin en utanç verici dönemlerinden birini istismar sinemasına yakınlaşarak anlatıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/02/Mark-of-the-Devil-1970-poster-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-116614" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/02/Mark-of-the-Devil-1970-poster-1-300x431.jpg" alt="" width="270" height="388" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/02/Mark-of-the-Devil-1970-poster-1-300x431.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/02/Mark-of-the-Devil-1970-poster-1-600x862.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/02/Mark-of-the-Devil-1970-poster-1-620x891.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2020/02/Mark-of-the-Devil-1970-poster-1.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 270px) 100vw, 270px" /></a>Kimi dar görüşlü eleştirmenlerin karşıt görüşlerine rağmen bugün artık korku klasiklerinden biri kabul edilen Witchfinder General (1968, Michael Reeves), ticari başarısının da etkisiyle benzer birçok filmin önünü açmış, pek isteyerek olmasa da uzantıları günümüze kadar devam eden farklı kulvarların temelini atmıştı. Karşıt görüşlerin temel dayanağı, yer verdiği işkence sahneleriyle günümüzde işkence pornosu (‘torture porn’) olarak kategorize edilen (ve Saw ve Hostel serileri ile zirve yapan) alt türe zemin hazırlamasıydı. Michael Armstrong’un yönettiği Mark of the Devil (1970) ise Witchfinder General’ın açtığı yoldan giden ilk filmlerden biriydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Mark of the Devil, daha henüz proje aşamasındayken, oyuncu, yapımcı ve yönetmen Adrian Hoven’ın kısa yoldan para kazanmak için tasarladığı, bol çıplaklık ve bol şiddet içeren bir istismar filmiydi. The Witch Hunt of Dr. Dracula adını vermeyi planladığı filmde, bir mumyanın sürdüğü at arabasıyla Almanya’nın güneyinde gezinen ve işkence edeceği genç kadınları arayan vampir Dracula’nın maceralarını anlatacaktı. Ancak projeye para yatıran yapımcılar, Hoven’ın ne planladığını anladıklarında şiddetle itiraz ettiler ve İngiliz bir yönetmenle çalışmakta ısrar ettiler. İlk tercih olarak Witchfinder General’ın gelecek vadeden yetenekli yönetmeni Michael Reeves’i düşünüyorlardı ama Reeves (daha henüz 25 yaşındayken) aşırı dozda uyuşturucudan öldüğünden, aynı ayarda olduğu düşünülen Michael Armstrong ile anlaştılar.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/mark-of-the-devil-1970/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/mark-of-the-devil-1970/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Perdelik Şiddet Operası: Yakuza Law (1969)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/yakuza-law-1969/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/yakuza-law-1969/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kızılca]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Oct 2019 20:29:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[İstismar Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Abashiri Prison]]></category>
		<category><![CDATA[Antoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ero Guro]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Horrors of Malformed Men]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Takakura]]></category>
		<category><![CDATA[Once Upon a Time in Japan]]></category>
		<category><![CDATA[Super Giant]]></category>
		<category><![CDATA[Teruo Ishii]]></category>
		<category><![CDATA[The Joys of Torture]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Yakuza]]></category>
		<category><![CDATA[Yakuza Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakuza Law]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.otekisinema.com/?p=114537</guid>

					<description><![CDATA[Üç ayrı bölümden oluşan Yakuza Law, yakuzanın katı kurallarına ve bu kuralları çiğneyenlerin nasıl cezalandırıldığına odaklanıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/10/Yakuza-Law-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-114540" src="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/10/Yakuza-Law-poster-300x428.jpg" alt="" width="250" height="357" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/10/Yakuza-Law-poster-300x428.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/10/Yakuza-Law-poster-600x856.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/10/Yakuza-Law-poster-620x884.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2019/10/Yakuza-Law-poster.jpg 631w" sizes="auto, (max-width: 250px) 100vw, 250px" /></a>Tuhaf filmleriyle nam salmış Japon sinemasının en nevi şahsına münhasır isimlerinden biri olan Teruo Ishii, ülkesi dışında öyle çok kabul gören, çok tanınan veya çok sevilen yönetmenlerden biri değildir. (<em>Gerçi ülkesinde de çok kabul görmez belki ama tanınır ve sevilir.</em>) Batıda, biraz Super Giant serisine ait filmlerle tanınır, belki biraz da ero-guro (erotik-grotesk) filmleriyle. Elbette filmografisindeki en sıra dışı işi de atlamamak lazım: 1969 tarihli Horrors of Malformed Men. Dönemin şartları gereği yıllık üretimi olağanın bir hayli üzerinde seyreden Teruo Ishii, Yakuza Law filmini de aynı yıl içinde çekmiştir. (<em>Toplamda 80’den fazla filme imza atan Ishii, 1960 ile 1969 arasındaki 10 yılda tam 45 film yönetmiştir; yılda ortalama dört buçuk film ediyor; hemen her birinin gişede iyi iş yaptığı düşünülürse gerçekten inanılmaz.</em>)</p>
<p style="text-align: justify;">Teruo Ishii filmografisi, Japon sinema sektörünün bilhassa 60’lı ve 70’li yıllarının kaba bir özeti gibidir. Ishii, stüdyo sistemi içinde çalışmayı seçmiş ve sisteme ayak uydurmakta hiçbir zaman zorlanmamıştır. Önce Shintoho, sonrasında Toei ve Shochiku gibi önemli yapım şirketleri için çalışmış; aksiyon, korku, erotik, suç ve kara film gibi birbirinden farklı birçok türe el atmıştır. Aynı bir fabrikanın seri üretim bandından çıkar gibi art arda üretilen devam filmleriyle seriye dönüşen filmlerden de nasibini fazlasıyla almıştır. Kariyerinin hemen başında çektiği Super Giant serisi, hemen ardından gelen Line (Chitai) serisi ile Gang (Gyangu) serisi; sektörde “az zamanda, iyi gişe yapan filmler çekmeyi beceren, eli çabuk yönetmen” olarak tanınmasını sağlamıştır. Ama onun yerini iyice sağlamlaştıran film; başroldeki oyuncu Ken Takakura’yı yıldızlık seviyesine yükselten ve Ishii’yi de stüdyolar için vazgeçilmez kılan Abashiri Prison (1965) olmuştur. Abashiri Prison da yüksek gişe hasılatı nedeniyle seriye dönüşmüş, serideki 18 filmden ilk 10’unu Ishii yönetmiştir, hem de 1965 ile 1967 yılları arasındaki üç yıllık süreçte.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/yakuza-law-1969/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/yakuza-law-1969/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korku Filmleri Hakkında 20 Tüyler Ürpertici Bilgi</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/20-tuyler-urpertici-bilgi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/20-tuyler-urpertici-bilgi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Uygun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 17:09:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Listeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Chucky]]></category>
		<category><![CDATA[Creature From the Black Lagoon]]></category>
		<category><![CDATA[Drakula İstanbulda]]></category>
		<category><![CDATA[Film Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[James McAvoy]]></category>
		<category><![CDATA[King Kong]]></category>
		<category><![CDATA[Night of the Living Dead]]></category>
		<category><![CDATA[Nosferatu]]></category>
		<category><![CDATA[Poltergeist]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Saw]]></category>
		<category><![CDATA[Split]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen King]]></category>
		<category><![CDATA[The Amityville Horror]]></category>
		<category><![CDATA[The Blair Witch Project]]></category>
		<category><![CDATA[The Craft]]></category>
		<category><![CDATA[The Evil Dead]]></category>
		<category><![CDATA[The Exorcist]]></category>
		<category><![CDATA[The Last House on the Left]]></category>
		<category><![CDATA[The Shining]]></category>
		<category><![CDATA[Tüyler Ürpertici]]></category>
		<category><![CDATA[wolf creek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=105528</guid>

					<description><![CDATA[Öteki Sinema yazarı Semra Doll, yine ilginç bir listeyle okurların karşısına çıkıyor: Korku Filmleri Hakkında 20 Tüyler Ürpertici Bilgi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Öteki Sinema yazarı Semra Doll, yine ilginç bir listeyle okurların karşısına çıkıyor: Korku Filmleri Hakkında 20 Tüyler Ürpertici Bilgi.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Öncelikle korku filmi izlemek kalori yakmamıza neden oluyor. Adrenalin seviyesinin yükselmesi kan akışını hızlandırıyor, bu da metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlıyor. Böylece kilo veriyoruz. En çok kilo verdiren film ise 184 kaloriyle “The Shining”. İzledikçe eriyoruz yani.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-90306" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny-300x450.jpg" alt="" width="225" height="338" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny-300x450.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny-600x900.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny-620x930.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny-768x1152.jpg 768w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/nosferatu-1922-004-max-schreck-portrait-long-shot-appearing-from-the-dark-bfi-00m-dny.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></a>2-</strong> Max Schreck yani Kont Orlok, “Nosferatu” (1922) filminde sadece bir kez göz kırpıyor. O da son sahnede, can verirken. Yaşamayan biri için gayet mantıklı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Bir tuvaletin ve sifon çekmenin gösterildiği ilk film Alfred Hitchcock’un “Psycho”su. (1960) Bu durum, meşhur duş sahnesinden bile meşhur aslında. Banyo perdesinden bıçak sallamak da bir şey mi, siz bir de tuvalet pompasının oyunculuğunu görün!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> “King Kong”un (1933) yıldızı Fay Wray kendisine rolü için ilk kez teklif götürülüp de “iri, esmer ve karizmatik” biriyle aynı filmi paylaşacaksın dediklerinde o kişiyi Cary Grant sanmış. Yapımcıların bilgi verirken “oldukça kıllı” kısmını atlamaları kötü olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Gelmiş geçmiş en korkunç filmlerden biri olan “The Exorcist”in (1973) yönetmeni William Friedkin’i korkutan bir film varmış: The Babadook! Dook dook dook, biz de Şeytan’ı izlerken böyle korkuyorduk!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> “The Craft” (1996) filmi çekilirken gerçek bir cadıdan, Pat Devin’dan yardım alınmış. Pat Devin, Amerika’nın en eski ve büyük Wicca meclisi “Covenant of the Goddess”ın bir üyesi. Film, inandırıcılığını Fairuza Balk’tan sonra ona borçlu demek ki.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/20-tuyler-urpertici-bilgi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/20-tuyler-urpertici-bilgi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alman Sinemasından Seyredilmesi Gereken 10 Dışavurumcu Film</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/alman-sinemasidan-seyredilmesi-gereken-10-disavurumcu-film/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/alman-sinemasidan-seyredilmesi-gereken-10-disavurumcu-film/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Misafir Koltuğu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Sep 2017 06:36:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Listeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alman dışavurumcu sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Alman Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Aylin Torun]]></category>
		<category><![CDATA[Film Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[From Morn to Midnight]]></category>
		<category><![CDATA[Hands of Orlac]]></category>
		<category><![CDATA[Metropolis]]></category>
		<category><![CDATA[Nosferatu]]></category>
		<category><![CDATA[The Cabinet of Dr. Caligari]]></category>
		<category><![CDATA[Variety]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=90299</guid>

					<description><![CDATA[Almanya'dan 10 dışavurumcu film listemizde karanlık tasvirleri sinemada karşımıza çıkan sanatçılar tarafından yapılmış klasikler yer alıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">The Cabinet of Dr. Caligari, Nosferatu&#8230; 1920&#8217;lerin Alman sinemasındaki gölge, öfke ve abartılı setler trendi, kara filmden korku türüne kadar her şeyin temelini oluşturuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanımı bazen kalın çizgilerle çizilemese de, Alman Dışavurumculuğu sessiz sinemanın en ayırt edilebilir stillerinden bir tanesidir. Dışavurumculuk, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın ardından tiyatro, mimari ve sinema gibi alanlara sıçramadan önce ilk olarak 20. yüzyılın başında şiirde ve görsel sanatlarda ortaya çıkan sanatsal bir stildir. Dünyanın özne gözünden temsil edildiği Dışavurumculuk, kaynağını kısmen Alman Romantizminden alır. Çarpık biçimli, kabusu andıran arka planlar aracılığıyla, tasvir ettiği insan figürlerinin öfkesini öne çıkarır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sinemada daha çok yamuk yüzeyler, gerçek dışı setler, yüksek açılar ve derin gölgeler dışavurumculuğa eşlik eder. Işığın ve karanlığın yüksek kontrastlı kullanımını tarif etmek için genellikle İtalyanca bir terim olan «chiaroscuro» kullanılsa da, Alman film eleştirmeni Lotte Eisner, kendi dilindeki «Helldunkel» terimini tercih etmiştir. Bu terimi, «kendisini gölgeli, esrarengiz iç mekanlarda veya sisli, gerçek dışı manzaralarda dışa vuran Alman ruhunun bir tür alacakaranlığı» olarak tanımlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Alman Dışavurumcu sinema, savaş alanındaki korkulardan ve sonrasında gelen ekonomik yıkımdan doğdu. Türün imzası niteliğindeki The Cabinet of Dr. Caligari (1920) gibi, katıksız Alman Dışavurumculuğu olarak tarif edilebilecek çok az film vardır. Akım Weimar yıllarında geliştiyse de, gerçekçi sokak filmlerindeki ‘Neue Sachlichkeit’ (yeni nesnellik) stili gibi birkaç stille birleşti ve daha seyreltilmiş bir hal aldı. Bu dönüşüm, klasik kara filmin keskin açılarında ve birbirine karışan gölgelerinde on yıllarca kendisini hissettirecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin Fritz Lang&#8217;in Destiny (1921) adlı filmi çeşitli Dışavurumcu öğeler içerir, ancak Eisner&#8217;in kendisinin de belirttiği gibi başka birtakım stillerin de eklenmesiyle, bir noktada formun kendisinin bir parodisi haline gelmiştir. Alman Dışavurumcu sessiz sinemanın ne kadar kapsamlı olabileceğini görmek istiyorsanız, kendilerini «apokaliptik gençler» olarak tanımlayan ve karanlık tasvirleri sinemada karşımıza çıkan sanatçılar tarafından yapılmış birkaç klasik örnek vardır.</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong>The Cabinet of Dr. Caligari (1920)</strong></h3>
<p><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-90300" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt.jpg" alt="" width="1000" height="752" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt.jpg 1000w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt-600x451.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt-300x226.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt-620x466.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2017/09/cabinet-of-dr-caligari-the-1920-002-close-up-man-shocked-bfi-00n-pyt-768x578.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yönetmen</strong> Robert Wiene</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/alman-sinemasidan-seyredilmesi-gereken-10-disavurumcu-film/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/alman-sinemasidan-seyredilmesi-gereken-10-disavurumcu-film/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Night of the Living Dead (1968)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/night-living-dead-1968/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/night-living-dead-1968/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2016 14:22:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Zombie Kültü]]></category>
		<category><![CDATA[Duane Jones]]></category>
		<category><![CDATA[George A. Romero]]></category>
		<category><![CDATA[John Russo]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Night of the Living Dead]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşayan Ölülerin Gecesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=82556</guid>

					<description><![CDATA[Yani ille de tek bir yaşayan ölüler filmini seçmem gerekseydi, Night Of The Living Dead'i, bu şaheseri tek geçerdim.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yani ille de tek bir yaşayan ölüler filmini seçmem gerekseydi, George Romero ve John Russo ortaklığının sinema tarihine armağan ettiği bu şaheseri tek geçerdim. Night Of The Living Dead (Yaşayan Ölülerin Gecesi, 1968) tepeden tırnağa, silme süpürme bir kült film. Gücü, sadece perdede adeta kapana kısılıp kalan şahsiyetleri terörize etmesindeki ustalıkta değil, türün bir takım kurallarını ve klişelerini (yaşayan ölüleri insan eti yiyen hale getirme fikri, kafalarından vurulunca ölmeleri vb.) inşa edip başlı başına bir alt-tür doğurmasında ve bunu yaparken de karanlık ve bir o kadar da karamsar sayısız politik ve sosyolojik okumaya olanak sağlamasında yatıyor. Zaten hem biçim, hem de içerik açısından başyapıt statüsüne erişmiş 40 yaşından büyük kaç bağımsız kült korku filmi vardır ki? Bir avuç. Onları da zaten kült filmler yazı dizisinde elimizden geldiğince tek tek ele almaya çalışıyoruz.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/night-living-dead-1968/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/night-living-dead-1968/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimselerin Bilmediği 10 İngiliz Korku Filmi!</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/1970lerde-gozden-kacmis-en-iyi-10-ingiliz-korku-filmi/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/1970lerde-gozden-kacmis-en-iyi-10-ingiliz-korku-filmi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öteki Sinema]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 May 2016 08:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Listeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Film Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Filmi Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Liste]]></category>
		<category><![CDATA[The Wicker Man]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniden çevrim filmler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=76960</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz korku film hayranları listede yer alan filmlere aşina olabilirler ama türü yeni keşfedenler korkunç tuhaflıklar görecekler.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-76976 alignright" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/05/symptoms-1974-002-title-card-620x465.jpg" alt="symptoms-1974-002-title-card" width="307" height="230" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/05/symptoms-1974-002-title-card-620x465.jpg 620w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/05/symptoms-1974-002-title-card-600x450.jpg 600w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/05/symptoms-1974-002-title-card-300x225.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/05/symptoms-1974-002-title-card.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 307px) 100vw, 307px" />Restore edilen José Larraz’ın Symptoms filmi, İngiliz korku filmlerinin kaybolmuş tutkusunu yeniden alevlendirdi. Daha önce baskıcı bir atmosfere sahip olan film yenilenince tüm olağandışı özelliklerinden tat almamızı sağladı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hitchcock’un Psycho’sundan (1960) etkilenen bu korkunç modern gotik hikaye, beklenmedik bir şekilde 1974’teki Cannes Film Festivali’ne seçildi. İngiltere’nin kırsallında yaşayan nevrotik bir kadın (Angela Pleasence) kız arkadaşını kalması için davet eder, Larraz’ın seyrek ama etkileyici şok taktikleri kullanımı korku duygusunu yaratır.  </p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			1 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/1970lerde-gozden-kacmis-en-iyi-10-ingiliz-korku-filmi/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/1970lerde-gozden-kacmis-en-iyi-10-ingiliz-korku-filmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Le Village des Ombres (2011)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/le-village-des-ombres-2011/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/le-village-des-ombres-2011/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2016 20:09:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğaüstü Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız sineması]]></category>
		<category><![CDATA[izle]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhlar Kasabası]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=76328</guid>

					<description><![CDATA[Kökeni 1800'lerin sonuna kadar uzanan bir lanet öyküsünü beyazperdeye taşıyan Ruhlar Kasabası (Le Village des Ombres) filminin eleştirisi Öteki Sinema'da...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-76329" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/04/Ruhlar-Kasabası-300x405.jpg" alt="Ruhlar Kasabası" width="226" height="305" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/04/Ruhlar-Kasabası-300x405.jpg 300w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/04/Ruhlar-Kasabası.jpg 474w" sizes="auto, (max-width: 226px) 100vw, 226px" />Ruhlar Kasabası (Le Village des Ombres), kökeni 1800&#8217;lerin sonuna kadar uzanan bir lanet öyküsünü sinemaya taşıyor. Evet, yanılmadınız. Bu, şimdiye kadar yüzlerce kez izlediğimiz türden bir &#8220;gençler yıllar sonra gelir ve kötülüğü uyandırırlar&#8221; hikayesi&#8230; </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Senaryonun türe bir katkısı olmadığını anladığınız anda, birazdan izleyeceğiniz şeyin sırtını çoktan tüketilmiş klişelere yaslayacağını da kolayca tahmin edebiliyorsunuz. Perdede sebepsiz şiddeti yüceltmekten başka amacı olmayan işkence pornolarının aksine Ruhlar Kasabası eski usul korku filmlerinin reçetelerine sarılıyor ve buna uygun bir senaryosu var: Bir grup iyi arkadaş yağmurlu bir gecede arabalarıyla kaza geçirir ve oraya en yakın kasabaya sığınırlar. Fakat bilmedikleri şey, kasabanın taşıdığı 2. Dünya savaşında yaşananlar yüzünden taşıdığı lanettir ve bu kötülük onların ayrılmasına izin vermeye pek niyetli değildir ve olaylar, olaylar&#8230;</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/le-village-des-ombres-2011/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/le-village-des-ombres-2011/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Blind Beast (Môjû, 1969)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-blind-beast-moju-1969/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-blind-beast-moju-1969/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Apr 2016 21:41:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Blind Beast]]></category>
		<category><![CDATA[Blind Beast izle]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Tunç]]></category>
		<category><![CDATA[Film Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Japon Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Kült Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Moju]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=75429</guid>

					<description><![CDATA[Klasik okumalara ilaveten “Blind Beast”i (Môjû, 1969), Ödipal Kompleks (anne-oğul) ya da Stockholm Sendromu (tecavüzcü ve tecavüze uğrayan mağdur ilişkisi) üzerinden okumak mümkün.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-75431" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/04/6d294969-9a18-44d7-ad25-49f8fdf6595f.png" alt="Blind Beast" width="252" height="287" srcset="https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/04/6d294969-9a18-44d7-ad25-49f8fdf6595f.png 468w, https://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2016/04/6d294969-9a18-44d7-ad25-49f8fdf6595f-300x342.png 300w" sizes="auto, (max-width: 252px) 100vw, 252px" />Lars von Trier bir seferinde “bir film, bir ayakkabıdaki taş gibi olmalıdır” demişti. Rahatsız edici bir film mi arıyorsunuz? İşte sinema tarihinin en acayip, en sıradışı deneyimlerinden biri. Artık böyle filmler yerkürenin her tarafında çekiliyor, maharet aşağı yukarı 40 sene, 50 sene evvel buna kalkışmaktı. Bu tip filmleri kült mertebesine eriştiren de bir ölçüde zamanının çok çok ötesinde bir vizyon taşımaları yani bir anlamda sinema tarihi açısından öncü olma özelliği göstermeleridir. 1960’larla beraber Japon sinemasında daha önce eşi benzeri görülmemiş filmler ardı ardına sökün etti, bunlardan en çarpıcı, en akıl almaz olanlarından biri de Yasuzô Masumura’nın Rampo Edogawa’dan uyarladığı sado-mazoşistik “Blind Beast”dir (Môjû, 1969).</p>
<p style="text-align: justify">Koskoca Uzakdoğu Sineması’nda Yasuzô Masumura haricinde “Blind Beast” gibi bir ‘deli-işi’ne o yıllarda cesaret edecek kaç yönetmen vardır, emin değilim. Sonuçta &#8220;Hanzo The Razor&#8221;ı çekmiş bir adam. Alternatifleri düşününce aklıma bir tek Terio Ishii manyağı geliyor, belki bir tek o.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-blind-beast-moju-1969/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/kult-filmler-zamani-blind-beast-moju-1969/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kült Filmler Zamanı: Jigoku (The Sinners of Hell, 1960)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/jigoku-the-sinners-of-hell-1960/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/jigoku-the-sinners-of-hell-1960/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Mar 2016 07:57:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kült]]></category>
		<category><![CDATA[Budist cehennemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Tunç]]></category>
		<category><![CDATA[Japan horror]]></category>
		<category><![CDATA[Japon filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Japon Korku Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Jigoku]]></category>
		<category><![CDATA[Jigoku izle]]></category>
		<category><![CDATA[karma]]></category>
		<category><![CDATA[Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Nobuo Nakagawa]]></category>
		<category><![CDATA[Sinners of Hell]]></category>
		<category><![CDATA[Toho]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=75126</guid>

					<description><![CDATA[Jigoku (The Sinners of Hell, 1960) sinema tarihinde çığır açan, birinci sınıf bir meydan okuma. Evet, hikayesi biraz karmaşık ve özellikle son yarım saatinin hazmı güç, her mideye her bünyeye uygun değil.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><strong>1960 da ne yılmış arkadaş? Korku ve dehşet sinemasının kural-koyucu, öncü eserleri o yıl adeta salonları istila etmiş. </strong></p>
<p style="text-align: justify">Diyelim Amerika’dasınız, sene 1960. Alfred Hitchcock’un “Psycho”sunu, William Castle’ın “13 Ghosts”unu, Michael Powell’in “Peeping Tom”unu, Wolf Rilla’nın “Village of the Damned”ini, Roger Corman’ın “House of Usher”ını ve “The Little Shop of Horrors”unu hakkında hiçbir şey duymadan, ilk elden izleme fırsatınız olmuş. Veya Avrupa’dasınız diyelim. İngiltere’den John Gilling’in o karanlık “The Flesh and the Fiends”i, Terence Fisher’ın “The Brides of Dracula”sı ve “The Two Faces of Dr. Jekyll”ı, Sidney Hayers’ın “Circus of Horrors”u ve bundan sorna koskoca Amicus’a dönüşecek olan Vulgar Productions’ı ateşleyen “The City of the Dead” (Horror Hotel) gösterime girmiş. Bitti mi, ne gezer? Yeni başladık. Fransa’dan Georges Franju şaheseri “Les yeux sans visage” (Eyes Without a Face) 35 mm. ile arz-ı endam eylemiş, ne büyük bir lütuftur onu 1960 yılında karanlık bir sinema salonundaki dev bir perdede izlemek? Roger Vadim’in “Et mourir de plaisir”i (Blood and Roses), Giorgio Ferroni’nin “Il mulino delle donne di pietra”sı (Mill of the Stone Women) ve Mario Bava’nın o benzersiz “La maschera del demonio”su (Black Sunday) da salonları şerelendirmiş o yıl. Uzakdoğu durur mu? Tokuzô Tanaka’nın “Ooe-yama Shuten-dôji”si (The Demon of Mount Oe) ve benim henüz izleyemediğim ama methini çok duyduğum Ishikawa korkusu “Kaibyô Otama-ga-ike” (The Ghost Cat of Otama Pond) yine 1960 yılında gösterime girmiş. Gördüğünüz gibi, çoğunu sizin de iyi bildiğiniz, bugün artık kült mertebesine ulaşmış, dönemine göre hayli cüretkâr ve sarsıcı bir düzine kadar dehşet sineması örneği aynı yıl içinde gösterime girmiş. Bu filmlerin bazılarına ileride detaylı birer yazı yazacağım. Söz. Ama bugünkü konumuz bu filmler değil, bugün ele alacağımız 1960 tarihli yapım, Nobuo Nakagawa’nın insanoğlunun en büyük korkusuna eğilen ve bunu yaparken de sadizmin ve dehşetin doruklarında gezen Jigoku adlı deli-işi başyapıtı olacak.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			2 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/jigoku-the-sinners-of-hell-1960/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/jigoku-the-sinners-of-hell-1960/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baskın (Can Evrenol, 2015)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2016 12:01:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fantastik Türk Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Korku Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Baskın]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Gore]]></category>
		<category><![CDATA[kanlı film]]></category>
		<category><![CDATA[Kanlı filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Korku Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[La Terza Madre]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Korku Filmi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=72275</guid>

					<description><![CDATA[Baskın, yurtdışında aldığı övgüleri hak eden, eğer gişesi de iyi olursa Türk korku sinemasında suyun yönünü değiştirme potansiyeline sahip bir yapım. Çok karanlık ve çok kanlı…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Baskın&#8217;dan önce meseleyi biraz açmak gerek. Türkiye’de korku sineması yapma serüveninde daima taklitçi-özenici bir yan mevcuttur. 40’ların sonundan 2000’lerin başına kadar sinemalarda-ve 80’lerdeki video furyasında-gösterilen tüm filmler yapılmış ve beğenilmiş olanın eldeki imkânlarla bir replikasını çıkarmaktan ibarettir. Bu konuda en ileri giden, kopyalarken aynı zamanda yerelleştirmeyi deneyen ve bu yüzden de çoğu zaman komik duruma düşerek amacının dışına çıkan film büyük sinemacı Metin Erksan’ın çektiği Şeytan’dır.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Replikalarla dolu seyrek üretim bandında geçen onlarca yıldan sonra Türk korku sineması Hasan Karacadağ’ın Dabbe adlı filmiyle bir sıçrama yaşadı ancak bu film de bir Japon korkusu olan Kairo’nun plan plan çekilmiş aynı yapımıydı. Hikâye daha sonra Hollywood tarafından keşfedildi ve bir kez de Pulse ismiyle karşımıza çıktı. Orijinal bir hikâyeye sahip olmamasına karşın Dabbe’nin başardığı şey tüm doğu halklarının korkusunun aynı kökenden kaynaklandığını ortaya çıkarması oldu. Cinler ve büyü ayinleri daha sonra onlarca yapımda kullanıldı ve 2015 yılında sinemalarda gösterilen 22 yerli korku filminin ana beslenme kaynağı haline geldi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2015/09/Bask%C4%B1n-Afi%C5%9F-TR-610x904.jpg" alt="Baskın Afiş TR" width="257" height="381" />Eser bakımından artık iyice kalabalıklaşmış Türk korku sinemasının bana göre en orijinal işi halen <strong><a href="http://www.otekisinema.com/2010/02/kucuk-kiyamet/" target="_blank">Küçük Kıyamet</a></strong> adlı filmdir. Deprem gibi, Türk’ü gerçekten endişelendiren bir doğa olayından yola çıkarak anlatılan bu alacakaranlık hikâyesinin kıymetinin bilinmediğini de düşünürüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, yıllar sonra Küçük Kıyamet’in yanına koyacak bir filmimiz daha oldu; Baskın… Bu filmi Öteki Sinema’da onlarca film kritiği bulunan yakın arkadaşım Can Evrenol çekti, filmin sonundaki akışta da bana bir selam göndermeyi ihmal etmemiş, sağolsun, hep böyle incedir bu çocuk!</p>
<p style="text-align: justify;">İş bu yüzden filme bir kritik yazmayı istemedim. Bu kadar gecikmiş olmasının sebebi de bu&#8230; Can’ın filmini bu sebeplerden dolayı övmüş olmaktan endişe ettim ancak Türk korku sinemasına özel ilgi gösteren bir tür eleştirmeni olarak Baskın’ı pas geçmek daha da kötü hissettirince oturdum klavyenin başına…</p>
<p style="text-align: justify;">Baskın, gişe garantili bir formüle sırt çevirerek çekilmiş bir film… Can bu film için kültür bakanlığından destek almadı, bir önceki (çekilmemiş) senaryosu Kapıcı’yı göndermiş ve geri çevrilmişti çünkü bakanlık o sıralar elinde sigara uzaklara bakan adamın mastürbasyondan ibaret hikâyesini filme alanları daha çok sinemacı sayıyordu. Bu tartışma çok su kaldırır ama oyalanmadan geçelim. Baskın, Türk halkının üç harflilerden sonra en çok korktuğu şeyden besleniyor; polislerden!</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2015/08/BASKIN-Can-Evrenol-3-610x343.jpg" alt="BASKIN Can Evrenol (3)" width="619" height="348" /></p>
<p style="text-align: justify;">Ülkedeki hayatı bir oyun sanan ve bunu da hile kodu yazarak “god mode on” oynayan polislerimiz… Beasts of No Nation filmindeki milislere benzer, vicdanen tüketilmiş, gücü kullanmanın eğlenceli olduğunu sanan ve iktidarın bahşettiği her daim erekte olan çelik namlulu silahlarıyla &#8220;korumak-kollamak&#8221; zorunda olduklarını unutup hırpalamaktan zevk alan ve bu sayede orgazmik bir intikam yaşayan polisler…</p>
<p style="text-align: justify;">Can Evrenol, işte tam da bu kafadaki bir ekip arabası dolusu polisi alıp onların kurallarının hiçleştiği bir fare deliğine sokuyor ve avcıyı ava çeviriyor. Filmdeki karakterler karşılarına çıkan şeye o kadar hazırlıksız ve bu dehşet o kadar büyük ki düşmanları karşısında marketteki yolunmuş ve paketlenmiş bir tavuk etinden farklı değiller.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, Can’ın amacı ne? Bana göre bu genç sinemacı her ne kadar özdeşleşecek bir karakteri ortada gezdirse bile kurbanla değil dehşeti yaratanla özdeşleşmemizi istiyor. Ülkede polis copundan bir şekilde nasibini almış (Gezi’den bahsetmiyorum, GBT sorgusunda bile tartaklanabilirsiniz) bunca genç insan varken bu çok da zor olmasa gerek. Amacın dışına çıkıp filmde gezindiğimde ise şunu görüyorum; bir Türk korku filmi ima etmeden, dehşeti en gore haliyle gözümüze sokarak gösteriyor. Kan-irin-vücut parçaları her yerde… Bir zamanların İtalyan sinemacılarının olduğu kadar cüretkar bir sanat yönetimi ve makyaj-efekt çalışması… Mideniz ve sinirleriniz sağlam değilse filme dayanmanız biraz zor ki Antalya Altın Portakal’daki gösteriminde (neden yarışmadığını anlamış değilim) Ali Sunal salonu terk etti. Ona göre bu sinema olmayabilir, bize göre de Güldür Güldür pek komik bir şey değil ama işte filmi izlerken şunu unutmamak lazım; eğer goresever bir korku meraklısıysanız burada büyük bir ödül var ama korku sinemasına yakın değilseniz bile Can’ın filminin oldukça toplumcu bir tarafı var. Kimileri Molotof atar, kimileri de film çeker… Bu film de dehşetengiz bir iş olmanın yanı sıra karşıya doğru fırlatılmış alevli bir şişe…</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2015/08/unnamed-610x344.png" alt="unnamed" width="621" height="350" /></p>
<p style="text-align: justify;">Açıkça yazıyorum; Can’ın Baskın’ı çok iyi yükseliyor ancak benim fazlaca korku filmi seyretmiş olmamdan kaynaklı olsa gerek finaliyle beklentimi tam olarak karşılamıyor. Hikâyenin filme yetişemediği anlar var ve bunlar finalde daha çok belli oluyor ancak orada Can’ın yapmaya çalıştığını da anlıyorum, hikayeyi dinlendirip bir tür Grand Guignol (Fransız dehşet tiyatrosu) gösterisi sahnelemeye çalışıyor. Böyle bakınca gayet başarılı ama benim en sevdiğim tarafı; gerçeği kendisinden sıyırıp bu karanlık dehlizlerde seyirciyi dolaştırırken “ya bizde böyle şeyler olmaz ki” cümlesini kurdurmamış. Çünkü fantastik bize ağır gelir, Türk’ün fantastikle macerası çoğu zaman komediden ibarettir ki ülkemizde korku türü yokken bile korku komedi dalında çekilmiş eserler vardır (<strong><a href="http://www.otekisinema.com/2012/07/sevimli-frankenstayn-1975/" target="_blank">Sevimli Frankenştayn</a></strong>).</p>
<p style="text-align: justify;">Baskın, yurtdışında aldığı övgüleri hak eden, eğer gişesi de iyi olursa Türk korku sinemasında suyun yönünü değiştirme potansiyeline sahip bir yapım. Çok karanlık ve çok kanlı… Bebek maması kıvamında bir korku filmi değil ve bir gişe filmi olmasına rağmen formülize bir iş değil. Film boyunca pek çok filme bilinçli göndermeler yapılıyor. Can’ın bu filmde en çok Dario Argento’dan ve onun <strong><a href="http://www.otekisinema.com/2012/02/la-terza-madre-2007/" target="_blank">La Terza Madre</a></strong>’de kurduğu dünyadan etkilendiğini düşünüyorum. Bunun yerel bir karşılığı olabileceğini hiç düşünmemiştim çünkü üç harfli filmleri yüzünden biz bile bu türden hayaller kuramıyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Türk korku sineması yeni ve yetenekli bir yönetmeni selamlarken cinci tayfasının da bu gelişmeye seviniyor olması gerek çünkü bu sayede dışarıda kafalar Türk korku filmlerine dönmeye ve geriye doğru keşfetmeye başlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne diyelim; bu kez baskın basanın değil sinemaya gidenin. Filmden çıktıktan sonra yıkanmak isteyeceksiniz çünkü kan sadece oyuncuların değil seyredenlerin üzerine de yapışıyor!</p>
</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			5 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/baskin-2015/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/baskin-2015/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Killer Joe (2011)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/killer-joe-2011/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/killer-joe-2011/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Tolga Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jul 2013 03:18:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Katil Joe]]></category>
		<category><![CDATA[Killer Joe]]></category>
		<category><![CDATA[William Friedkin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=47013</guid>

					<description><![CDATA[Beyazperdede ya da ekranda, şimdiye kadar bir çok kez o muhteşem ‘Amerikan Ailesi&#8217;ni izledik. Birbirine bağlı, birbirini aldatmayan, vatansever ve idealist&#8230; Ergenliğimde izlediğim Cosby Ailesi (The Cosby Show) ve benzeri sitcom&#8217;lardan dolayı ben de Amerikalıların boşanma ve suç işleme istatistiklerini görene kadar öyle olduklarını düşünüyordum. Etkileyici bir illüzyon. Elbette bu aşırı olumlu önermenin tam karşısında duran örnekleri de görmek mümkündü ama bu arızalı varyasyon daha çok slasher&#8217;lara ve komediye malzeme olarak kaba ve karikatüre varan bir abartıyla tezahür etti. William Friedkin müthiş bir yönetmen! Bildiğimiz türden bir sinemacı değil. Stüdyo sisteminin kölesi hiç değil! Sistemin dışında kalarak bu kadar çok]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2013/07/Killer-Joe-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-47155" alt="Killer Joe poster" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2013/07/Killer-Joe-poster-220x300.jpg" width="220" height="300" /></a>Beyazperdede ya da ekranda, şimdiye kadar bir çok kez o muhteşem ‘Amerikan Ailesi&#8217;ni izledik. Birbirine bağlı, birbirini aldatmayan, vatansever ve idealist&#8230; Ergenliğimde izlediğim Cosby Ailesi (The Cosby Show) ve benzeri sitcom&#8217;lardan dolayı ben de Amerikalıların boşanma ve suç işleme istatistiklerini görene kadar öyle olduklarını düşünüyordum. Etkileyici bir illüzyon. Elbette bu aşırı olumlu önermenin tam karşısında duran örnekleri de görmek mümkündü ama bu arızalı varyasyon daha çok slasher&#8217;lara ve komediye malzeme olarak kaba ve karikatüre varan bir abartıyla tezahür etti.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">William Friedkin müthiş bir yönetmen! Bildiğimiz türden bir sinemacı değil. Stüdyo sisteminin kölesi hiç değil! Sistemin dışında kalarak bu kadar çok eser verebilen Amerikalı sinemacı sayısı da çok az. Usta yönetmen bizi bu defa izlemeye hiç alışık olmadığımız bir aile içi hesaplaşma öyküsüne çekiyor ve &#8220;aile toplumun aynasıdır&#8221; iddiasına paralel bir çöküş/tükeniş/çürüme macerası izlettiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Chris (Emile Hirsch) henüz çok genç ancak feleğin çemberinden geçmiş bir karakter. Sokaklarda uyuşturucu satarak yolunu buluyor. Sorumlu ebeveynlere sahip değil çünkü zulasını çalıp kayıplara karışacak kadar ‘uçmuş&#8217; bir annesi (Julia Adams) var. Bu yüzden kendini bir anda çıkmaz bir sokakta buluyor. Uyuşturucunun asıl sahibi olan Digger&#8217;e (Marc Macaulay) olan borcunu ödeyebilmek için annesini öldürtmenin ve hayat sigortasına konmanın planını yapıyor. İlk açıldığı ve bu planda kendisine ortak olmasını istediği kişi ise annesinin eski kocası, kendi öz babası Ansel (Thomas Haden Church)! Planı sakince dinleyen ve hevesle kabul eden babasıyla birlikte aynı zamanda polis dedektifi olan kiralık bir katil tutuyorlar. Tekinsiz ve tuhaf bir adam Joe Cooper (Matthew McConaughey). Katil Joe &#8220;para peşin, kırmızı meşin&#8221; çalışan biri olduğu için bu iki çulsuzun planlarını öylesine dinleyip işten uzaklaşmak istiyor ancak Chris&#8217;in kardeşi Dottie&#8217;yi (Juno Temple) görünce fikrini değiştiriyor. Dottie iş bitip de para paylaşılana kadar Joe&#8217;nun emaneti oluyor. Kağıt üzerinde her şey çok güzel, her şey çok yoz ancak Ansel&#8217;in yeni karısı Sharla&#8217;nın (Gina Gershon) bambaşka planları olunca işler içinden ancak ölümle çıkılabilecek bir yumağa dönüşüyor.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			0 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/killer-joe-2011/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/killer-joe-2011/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>The House with the Laughing Windows (1976)</title>
		<link>https://www.otekisinema.com/the-house-with-the-laughing-windows-1976/</link>
					<comments>https://www.otekisinema.com/the-house-with-the-laughing-windows-1976/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ertan Tunc]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2013 21:47:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eurohorror]]></category>
		<category><![CDATA[Film İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Pier Paolo Pasolini]]></category>
		<category><![CDATA[Pupi Avati]]></category>
		<category><![CDATA[The House with the Laughing Windows]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.otekisinema.com/?p=44105</guid>

					<description><![CDATA[*** Bu yazı, baştan sona ‘sürprizbozan’ içermektedir. *** Bir Afrika atasözünde denir ki, “aslanlar kendi tarihçilerine kavuşana kadar kitaplar avcıyı övmeye devam edecektir”. İtalyan sineması, hem iyi bütçelerle film çeken meşhur yönetmenleri hem de düşük bütçeyle B-sınıfı filmler çeken yönetmenleri düşünüldüğünde son derece zengin ve şaşırtıcı bir arşive sahip. Adı sanı pek de duyulmadık, dişe dokunur bir ödülü olmayan, sinema eleştirmenlerinin en-iyiler listelerine giremeyen, genel olarak kabul görmemiş ikinci sınıf yönetmenleri bile belirli bir sinema duyusuna sahip olarak yetişiyor, burası kesin. Hatta bu yönetmenlere ikinci sınıf demek bile hakaret, sözümü geri alıyorum. Şimdi size seçkin giallolara imza atmış birkaç İtalyan]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><span style="color: #800000;"><strong>*** Bu yazı, baştan sona ‘sürprizbozan’ içermektedir. ***<br />
</strong></span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2013/03/The-House-with-the-Laughing-Windows-poster.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-44160" alt="The House with the Laughing Windows poster" src="http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2013/03/The-House-with-the-Laughing-Windows-poster-228x300.jpg" width="228" height="300" /></a>Bir Afrika atasözünde denir ki, <em>“aslanlar kendi tarihçilerine kavuşana kadar kitaplar avcıyı övmeye devam edecektir”</em>. İtalyan sineması, hem iyi bütçelerle film çeken meşhur yönetmenleri hem de düşük bütçeyle B-sınıfı filmler çeken yönetmenleri düşünüldüğünde son derece zengin ve şaşırtıcı bir arşive sahip. Adı sanı pek de duyulmadık, dişe dokunur bir ödülü olmayan, sinema eleştirmenlerinin en-iyiler listelerine giremeyen, genel olarak kabul görmemiş ikinci sınıf yönetmenleri bile belirli bir sinema duyusuna sahip olarak yetişiyor, burası kesin. Hatta bu yönetmenlere ikinci sınıf demek bile hakaret, sözümü geri alıyorum. Şimdi size seçkin giallolara imza atmış birkaç İtalyan yönetmen ismi sayacağım: Armando Crispino, Luigi Bazzoni, Antonio Margheriti, Giulio Questi, Massimo Dallamano, Antonio Bido, Riccardo Freda, Flavio Mogherini, Luciano Ercoli, Paolo Cavara…</strong></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #808080;"><strong>Öteki Sinema için yazan: Ertan Tunç</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kabul edelim, ülkeleri dışında görece az bilinen bu yönetmenlerin bir çırpıda iki üç filmini sayıvermek zordur. Halbuki bu yönetmenlerin zamanın akışına aslanlar gibi direnen, kaya gibi sapasağlam ve dimdik duran başyapıtları var. “The House with the Laughing Windows”un yönetmeni Pupi Avati de onlardan biri. Bir gün bu yönetmenlerin (Sollima, Valerii vb. de dahil olmak üzere) kendi ülkeleri dışında da gerçekten hak ettikleri yere geleceklerine şüphem yok. Şimdilik, adeta keşfedilmeyi bekleyen saklı hazineler gibiler. Sadece kendi tarihçilerine kavuşacakları günü bekliyorlar.</p>
			<p><a href="https://www.otekisinema.com">Öteki Sinema</a> &copy; 2026 | 
			2 yorum | <a href="https://www.otekisinema.com/the-house-with-the-laughing-windows-1976/">yazının devamı &raquo;</a></p>
		]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.otekisinema.com/the-house-with-the-laughing-windows-1976/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
