Pek çok bilimkurgu yapımına esin olan epik çizgi dizi Space Battleship Yamato (1974), dünyanın son umudu olarak uzaylı istilacılarla mücadele eden bir ekibin maceralarını anlatıyordu. Adını Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki en önemli savaş aracından alan dev uzay gemisi, ekranlarda sayısız düşmanı yok etmişti ama dizi için adı alınıp tasarımı birebir kullanılacak kadar saygı duyulan asıl Yamato, gerçekte Pasifik Savaşı boyunca hiçbir zafer elde edemeyip en sonunda da kolayca batırılıvermişti.
Hezimete karşın Yamato Japon kültürel bilincinde bir ideal olarak kaldı. İlk yapıldığında Japon halkına yenilmez bir süper savaş makinesi olarak sunulan bu gemi, hakkında oluşturulan düşlemi gerçekte tersi olmasına karşın korumaya devam etti. Bunda en büyük paylardan biri de sinemadaki temsilidir.
Yamato ifadesi, sadakat, onur, cesaret, özveri gibi geleneksel Japon değerlerini simgeler. Japon ruhu ve kültürünün özünü yansıtan Yamato aynı zamanda Japonya’nın en eski siyasi merkezi olan bölgesinin ve ilk imparatorluk ailesinin de adıdır ve ülkenin kökeni olarak kabul edilir.
Yapıldığı İkinci Dünya Savaşı arefesinde Yamato zırhlısına bu ad, Japon halkının dayanıklılığının ve ulusal gururunun sembolü olarak verilmişti. 20. yüzyılın başından beri genişleme çabası ve kaynak paylaşım savaşları içinde bulunan Japonya, ona engel olacak azılı güç ABD ile karşı karşıya geleceğini biliyordu. Pasifik’te üstünlüğünü kabul ettirmek planı çerçevesinde ürettiği Yamato, dünyanın en büyük süper savaş gemisiydi.
Yamato’nun üzerindeki 9 adet 460 mm top o güne kadar bir gemi üzerine montelenmiş en büyük ve güçlü silahlardı. 1944-45’te yeniden donatıldığında, ana silahları dışında batarya konfigürasyonu 6 adet 155 mm top ve 24 adet 127 mm top olarak değiştirilmiş, 25 mm uçaksavar silahı sayısı tam 162’ye çıkarılmıştı. Yamato her tarafından namluların fırladığı bir yüzen kaleydi. (Yamato gemisinin özellikleri ve tarihini ayrıntılı öğrenmek isteyenler için Daniel Knowles’ın “Yamato: Flagship of the Japanese Imperial Navy”, Janusz Skulski’nin “The Battleship Yamato”, Lars Ahlberg ve Hans Lengerer’in “The Yamato Class and Subsequent Planning” kitapları doyurucu olacaktır.)
Ününe karşın sinemada ilk göründüğü filmlerden biri olan Admiral Yamamoto’da (1968) Yamato’dan nerdeyse hiç bahsedilmez.
AMİRAL ISOROKU YAMAMOTO
Toşiro Mifune’nin Japonya’nın en saygın amiralini canlandırdığı Admiral Yamamoto’da Yamato, dönemine göre etkileyici bir model kullanılarak çekilmiş kısa görüntülerde yer alır. Görünümü bu modelden ibarettir ve gemideki birkaç salon ve güverte çekimleri dışında kapasitesi hakkında hiçbir bilgi verilmez. Geminin öneminden de bahsedilmez. Amiral Yamamoto’nun ABD ile olası savaşı engellemeye çalışıp bunu başaramaması ve zorunlu olarak savaşı kazanmak için elinden geleni yapmaya çalışması üzerine kurulu hikayede Yamato, onun savaşta bir süre görevini sürdürdüğü mekandan ibarettir yalnızca.
Yıllar sonra yapılan, Isoroku (2011) da Admiral Yamamoto filmi gibi Amerika ile bir savaşa girmenin yanlışlığını belirtmeye çalışması ama kimseyi ikna edemeyişi üzerine kuruludur. Bir yandan da Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesinin nedenleri ve bu savaşı isteyenlerin motivasyonlarını anlaşılır şekilde verebilen bir yapımdır.
Japonya bu dönemde ABD ile boy ölçüşebilecek durumda değildi ve imparatorluğun güçlenebilmesi için bir şekilde sömürge paylaşımından pay almayı umuyordu. Bu yüzden de benzer bir amaç içinde olan Almanya ile müttefik olmuştu. Yamamoto mevcut durumda savaşa dahil olmanın ve ABD ile karşı karşıya gelmenin intihar olacağını düşünen az kimseden biriydi. Fakat uyarıları dikkate alınmamıştı.
Savaş kararı alındıktan sonra ise Yamamoto, zafer elde edebilmek için stratejiler düşünmeye koyuldu ve ABD ile uzun süreli ve yıpratıcı bir savaşa girişmek yerine onu gafil avlayıp hızlıca diz çöktüreceğini umduğu Pearl Harbour baskınını planladı.
Isoroku’nun önemli anlarından biri Pearl Harbour baskını sonrasında Japon komutasının ve kamuoyunun kutlamalar yapması ama Yamamoto’nun aslında savaşı çoktan kaybettiklerini anladığı sahnedir. Çünkü bu baskında Japon uçakları sekiz savaş gemisini batırmalarına ya da işlemez hale getirmelerine karşın istihbarat zaafı nedeniyle hiçbir uçak gemisine zarar verememişlerdi. Uçak gemileri o sırada limanda değildi ve bu ayrıntı Japonya’nın Amerika’yla çabuk bir anlaşma masasına oturamamasının en önemli nedenlerinden biri oldu. Yamamoto, Pasifik Savaşı’nın yalnızca savaş gemileriyle değil uçak gemileriyle kazanılacağını çoktan öngörmüştü.
Isoroku filmi, Admiral Yamamoto’ya göre kostüm ve savaş araçlarını asıllarına daha uygun şekilde yansıtır. Yamato gemisinin savaşı kazandıracak bir süper araç olarak görüldüğünden bahsedilir ama burada da üzerinde pek az durulan bir ayrıntıdan ibarettir. Amiral Yamamoto’yu anlatan iki filmde de Yamato gemisi pek öne çıkan bir araç değildir çünkü Yamamoto hayattayken bu gemi, gücünü gösterecek hiçbir çarpışmaya girmemişti.
Amiral Yamamoto bir süre görevini Yamato üzerinde yürüttükten sonra 18 Nisan 1943’te Bouganville adasındaki birliği denetlemek üzere 6 savaş uçağının korumasında yolculuk ederken kafilesi birkaç Amerikan uçağının saldırısına uğradı. Yamamoto’nun bulunduğu uçak isabet alarak adaya çakıldı. İki Yamamoto biyografisinde de bu sahne nerdeyse aynı şekilde verilmiştir. Uçak kurşunların hedefi olur, Yamamoto vurulmasına karşın koltuğunda sanki vurulmamış gibi hareketsiz şekilde dimdik durmaya devam eder, ünlü komutanın ölüm anı yüceltilir.
Yamamoto’nun sonunun Yamato’nun da sonunu haber verdiği söylenebilir çünkü donanmanın başındaki kişinin basit bir şekilde öldürülmesi gibi amiral gemisi Yamato da benzer bir kaderi paylaşacak, üstelik sinemada da yine benzer şekilde, vurulmasına rağmen dimdik durmuş gibi anılacaktı.
YAMATO’NUN HAYALİ ZAFERLERİ
Düşük bütçeli Japon canavar filmi Reigo: King of the Sea Monsters (Shinkaiju Reigo, 2005), Yamato’yu İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalılardan önce dev deniz canavarı Reigo ile çarpıştırır ve sonda onu yok ettiğini gösterir.
Rambo (1986) çizgi dizisinin Yamato’yla ilgili ilk bölümlerinde baş düşman General Warhawk, bir kıyı ülkesini ele geçirmek üzere Yamato’yu yeniden savaşır hale getirir. “Şimdiye kadar yapılmış en güçlü savaş gemisi” diyerek gemiyi över ve onunla önünde kimsenin duramayacağını düşünür. Rambo’nun, üzerine roketler montelenmiş bir jetski ile Yamato’ya saldırdığı, dev gemiye elinde makineli tüfekle ateş ettiği fantastik sahneler içeren hikayede Yamato pek çok gemiyi suya gömer, kıyılara ateş kusar.
Space Battleship Yamato’da Yamato’nun tıpkı tasarımına sahip uzay savaş gemisinin uzay boşluğunda bıraktığı enkazlar ise saymakla bitmez. Ama Yamato’nun kurgu eserlerdeki bu zaferleri gerçekte hiç yaşanmadı.
Yamato, Haziran 1944’te, Japonların çok ağır kayıplar verdiği Filipin Savaşı’nda doğrudan bir etkinliği olmasa da ilk kez birkaç uçağa ateş açtı ama bunlar düşman uçağı sanılan Japon uçaklarıydı.
Yamato’nun etkin olduğu tek savaş Ekim 1944’te Leyfe Körfezindeki kısa harekattır. ABD’nin Filipin kıyılarına yeni askerler indirmesini engellemek için yapılan saldırıda Yamato’nun dev topları ilk kez ateşlendi. Bir muhribi ve bir eskort uçak gemisini batırdı. Ama saldırı daha fazla ilerlemeden yetişen Amerikan uçaklarının yoğun saldırılarıyla üç Japon gemisi batınca Yamato ile birlikte geriye kalan gemiler geri çekildiler.
Yamato göreve başladğı 1942 başından beri denizlerde boşuna dolaşmış ya da limanlarda beklemiş, birkaç nakliye ve koruma görevlerinde bulunmuş, bu sürede “dünyanın en büyük oteli” diye anılmaya başlanmıştı. Ancak üç yıl sonra bir savaşa aktif olarak girdiğinde ise düşmana verdiği tahrip çok azdı. Yamato’nun adamakıllı giriştiği ilk ve son savaş bu bahtsız geminin battığı günde gerçekleşti. Doğrudan Yamato’yu konu eden filmlerin odaklandığı da işte bu son gündür.
BATTLESHIP YAMATO
Japonya’nın ağır yenilgisinden yedi yıl sonra yapılan Battleship Yamato (Senkan Yamato, 1953) bu gemi üzerine çekilen ilk filmdir ve son görevine gönderilmesi kararının alınmasıyla başlar. Süresinin büyük kısmını durgun konuşma sahnelerine ayırmştır. Son yarım saatini oluşturan çarpışmaya hazırlık ve savaş sekansı etkileyici olmakla birlikte bazı sahneler tekrara düşer ve kurgu, o sırada gemide olup bitenleri bir karmaşadan ibaret bırakarak anlam bütünlüğü oluşturmakta biraz zorlanır.
Yamato’dan sağ kurtulmuş askerlerden biri olan Mitsuru Yoşida’nın kitabından uyarlanan Battleship Yamato, kitaba olabildiğince sadık bir uyarlamaydı. Bazı askerlerin birbirlerinin ülkeye karşı sadakatlarini sorguladıkları, bir intihar görevinde ölmenin anlamını tartışanlar ile sorgusuz sualsiz ülke için canlarını vermeleri gerektiğine dair düşüncelerin çarpıştığı düz sahneler vardır. O yıllarda savaşın son dönemindeki intihar görevleri eleştiriliyordu ve bu da filme yansımıştır.
Film yenilgiden çok az bir süre sonra yapıldığı için olsa gerek Yamato hiç de bir süper gemi gibi sunulmaz. Onu övmeye kalkan, silahlarının gücünü anlatan bir teğmene, sadece savaş gemileri arasında bir savaş olsa geminin başarılı olabileceği ama uçaklara karşı aciz olduğu cevabı verilir. Ülkenin gururu Yamato’dan bahsettikleri bile şüphelidir. Trajik sonuyla gemi hakkındaki umutların hüsrana uğramasının tazeliği, filmi bütünüyle bu ezilmiş kabulle başlatıp bitirmiş gibidir.
Yamato son görevine gönderildiğinde ABD, Japonya’nın hava gücünü nerdeyse tamamen ortadan kaldırmıştı. Oysa hava desteği olmadan donanmadaki savaş gemilerinin nerdeyse hiçbir anlamları yoktu. “Okinawa işgal edilirken donanmamız yan gelip yatacak mı?” diyen ordu komutası ve İmparator Hiroşiho’nun intihar görevi kararına Donanma komutanları karşıydılar. Boşuna can, yakıt ve mühimmat kaybından başka bir getirisi olmayacağını söyleseler de uyarıları işe yaramadı. Buna karşın gemiyi ve mürettabatını boşuna ölüme gönderen İmparator’a bu filmlerde nerdeyse hiç değinilmez.
THE IMPERIAL NAVY
Japonya’nın savaştaki tüm deniz etkinliğini konu alan The Imperial Navy (Rengo Kantai, 1981) filmi son bölümünü Yamato’ya ayırır. Savaş boyunca önemli bir yararlılığı olmayan geminin intihar görevine gönderilmesi tartışılır ve yenilgiden önce hiç olmazsa bir kez olsun savaştırılması gerektiği söylenir. Eğer Yamato’yu kullanmadan Japonya yenilirse halkın onları affetmeyeceğini söylerler.
Mürettabata bir gece önce bolca sake dağıtılır. Okinawa kıyısındaki Amerikan birliklerine saldırmadan önceki gece şarkılar söyleyip ölümlerini kutlarlar. Ertesi gün ise o kutlama naraları ve kahkahalar gemiden sessizce ayrılırlar. Oldukça başarılı çekimlerle Yamato’nun verdiği savaş filmin en görkemli bölümüdür.
YAMATO
Yamato (Otoko-tachi no Yamato, 2005), geminin batışının 60. yıldönümünde gösterime giren bir anma filmidir. Geminin yapılışını ve ilerleyen süreci kısaca anlatır ve yine asıl olarak son görevine odaklanır. Bütünüyle bir başarısızlık hikayesi olan bu görevde asıl anlatılan gemi mürettabatının özverisidir. Bir intihar görevine çıktıklarından haberdar olan, ya kendi istek ve vatan sevgileriyle ya da komutanlarının telkinleri ve yüreklendirmesiyle savaşmış olan askerler onurlandırılır.
Babası Yamato’dan sağ kurtulmuş bir kadın, onun ölümünden sonra vasiyeti üzerine geminin battığı yere gitmek ister. Onu tesadüf eseri, babasının Yamato’daki arkadaşlarından olan bir başka gazi götürür teknesiyle. Gazinin geminin batma noktasına doğru ilerlerken o günleri yeniden anımsayıp arkadaşının kızına da aktarmasıyla biz de bu anıları izlemiş oluruz.
Askerlerin kahramanlığını başarıyla gösteren ve bu tür Japon filmlerinde çokça görülen aşırı duygusal anlatımların da eksik olmadığı, görkemli ve oldukça kanlı son savaş sekansında bütçesini doğru kullanmayı başarmış bir filmdir.
7 NİSAN 1945
Yamato’ya verilen son görev Okinawa’daki ABD donanma unsurlarına ulaşıp olabildiğince zarar vermek, sonra da gemiyi karaya oturtup tüm mürettabatla kıyıda son asker ölene kadar bir savaşa girişmekti. Ama o gün değil kıyıya, donanma güçlerine bile ulaşamadı.
Görev zaten Amerikan şifre çözücülerince açığa çıkmıştı. Yamato ve yanındaki sekiz gemiden oluşan filoyu durdurmak üzere ABD ordusu savaş gemileri ve denizaltılar görevlendirmesine karşın, hava gücünün açık denizdeki savaşlarda savaş gemilerinden daha üstün bir güç olduğunu her zaman savunmuş ve bunun için üsleriyle tartışmalara girmiş biri olan Amiral Marc Mitscher, insiyatif alarak uçak gemisiyle Yamato’yu takibe aldı ve düşmanı, gemi ve denizaltı desteği olmaksızın yalnızca uçaklarla yok etmeyi denemeye karar verdi.
Space Battleship Yamato’nun bir bölümünde, asıl Yamato’nun 250 yıl önceki son seferi de anlatılır. İyice abartılarak geminin o gün aynı anda 1000 tane düşman uçağının saldırısına uğradığı söylenir. Oysa gerçekte Mitscher, düşman kafilesinin üzerine toplam 280 uçak göndermişti.
Uçaklarla Yamato’nun ilk karşılaşması öğle ortasında gerçekleşti. Çok geçmeden ilk saldırıda kafiledeki destroyerlerden biri batırıldı. Yamato da ilk darbeyi aldı, iki uçaksavar topu parçalandı ve delinmez denen gövdesinde bir delik açıldı. Ardından bir başka bombayla radar odası parçalandı ve ana toplarından biri daha vuruldu. 10 dakika süren ilk saldırının ardından İkinci saldırı başladı. Yamato’nun 460 mm’lik korkutucu dev topları uçaklara ateş ediyor ama isabet kaydedemiyordu. Yamato’daki uçaksavarların başındakiler de silahları sürekli ateşlemelerine rağmen nerdeyse hiç etkili olamadılar.
Bu sırada torpido uçakları Yamato’yu arka arkaya vurdular ve iskele tarafındaki tahribi daha da artırdılar. Gemi çok hızlı bir şekilde su alıp yan yatmaya başladı. Bu da ana topların artık ateşlenemeyeceği anlamına geliyordu. Yamato aslında iki saat içinde aralıklarla üç dalga halinde saldırıya uğramıştır ama bu yalnızca The Imperial Navy filminde belirtilir. Diğerleri Yamato’nun tek bir saldırıda battığı gibi bir izlenim verirler.
Yamato’yu son yolculuğuna uğurlayan saldırıda torpido uçakları iskele tarafındaki tahribatı daha da artırmak üzere üst üste vuruşlar yaptılar. Uçaksavar silahlarına yapılan etkili atışlarla çarpışma boyunca gerçekleşen en büyük kayıplar yaşandı. Gemi hızla su alıyordu ve yangınlar kontrolden çıkmıştı. Yamato’nun artık bu cendereden kurtulamayacağı anlaşılmıştı. Amiral Seiçi İto gemiyi boşaltma emri verdikten sonra kendini kamarasına kapatarak, Kaptan Kosaku Aruga da kendini dümen dairesine bağlatarak ölümü beklemeye başladılar.
Uçaklar Yamato’yu vurmaya devam etti ve gemi sonunda alabora oldu. Üç dakika sonra da cephane depolarından biri müthiş bir patlamayla gemiyi havaya uçurdu ve 6 kilometreye varan bir mantar bulutu oluşturdu. Yamato okyanusun dibini boylarken denize atlamış pek çok askeri de girdabına çekerek kendisiyle birlikte sürükledi.
2000’lerin başında yapılan okyanus tabanındaki ayrıntılı gözlemlerden önce Yamato’nun bütün halde okyanus dibinde yattığı sanılıyordu. Space Battleship Yamato’da okyanuslar kuruyunca sanki gemi tek parça halinde orda bekliyormuş gibi bir izlenim verilir. Rambo çizgi filminde de Yamato batığı, denizden dev vinçlerle çıkarıldığında yine tek parçadır. Ama yıllar sonraki batık keşfinde anlaşıldığına göre, Yamato batarken yaşanan patlamayla ikiye bölünmüştü.
1953 yapımı Battleship Yamato filminde okyanusta kurtarılmayı bekleyen askerlere Amerikan uçaklarından ateş açıldığı ve bir kısmının da bu şekilde öldüğü gösterilir. Bu ayrıntıya dair çelişkili tanıklıklar bulunmaktadır. Sonraki hiçbir Yamato filminde böyle bir şeyden bahsedilmez.
Bu savaşta Yamato, üzerindeki üç binden fazla mürettebat ve diğer batırılan savaş gemileriyle birlikte sulara gömülürken ABD’nin kaybı ise yalnızca 11 uçaktan ibaretti.
YAMATO MODELLERİ
Japon ordusu Yamato battıktan sonra ona ait tüm bilgileri, tasarım çizimleri ve fotoğrafların yok edilmesini sağladı. Ama birkaçı bundan kurtulmayı başardı.
Battleship Yamato’da, geminin güvertesinde geçen sahnelerde dev topların replikalarını yapacak bütçe olmadğı için arka plana perspektif verilmiş bir resim konmuş, oyuncular bu resim önüne dizilmişlerdir. Ama güvertenin resimden ibaret olduğu o kadar bellidir ki ister istemez izleyenin dikkati dağılır bu sahnelerde. Geminin gövdesi ise ayrıntılara dikkat edilmiş ama çok da keskin olmayan bir modelle canlandırılmış, savaş sahnelerinde, yan yattığı ve alabora olduğu bölümlerde başarılı çekimlerle aktarılmıştır. Patlamalar, dumanlar ve pus gibi efektlerle gemiyi zaten ayrıntılı olarak görmemiz engellenerek modelin zaafı örtülmeye çalışılmıştır.
Bu araçları yeniden oluşturmak için bilgisayar teknolojisinden önce kullanılan model yöntemi, olabildiğince gerçekçi gözükmesi için çeştli efektler ve çekim hileleri kullanılan bir alandı. Yamato’yu yıllar içinde bu modellerde takip etmek aynı zamanda 1950’lerden 90’lara kadar model yapımı ve filme alınış şekillerindeki gelişmeler üzerine de fikir verir. The Imperial Navy filmi için Toho stüdyosunda 12 metrelik, o güne kadar bir filmde yer alan en büyük gemi modeli kullanılmıştı.
Yamato’nun tıpatıp modelleri, 1948’de ortaya çıkan kurtarılmış çizim ve fotoğraflar sayesinde yapılabildi. Bu ayrıntı da bizi, Yamato’nun en fazla beş dakika görülebildiği ama bu süper gemi üzerine yapılmış en iyi filmlerden birine yönlendiriyor.
THE GREAT WAR OF ARCHIMEDES
Norifusa Mita’nın aynı adlı çizgi romanından uyarlanan The Great War Of Archimedes (Arukimedesu no Taisen, 2019), Yamato’nun son savaşı ve batırılışını özetle gösteren hızlı ve görkemli bir sahneyle açılır. Tüm Yamato filmleri içinde en başarılı ve vurucu sahneler içeren başlangıç, efsanevi savaş gemisinin neden felaket bir sona sahip olduğunu aktaran bir hikayeyle sürer.
Amiral Yamamoto bu filmde henüz Yamato’nun tasarımı aşamasında onun yapılışına karşı çıktığı sahnelerde yer alır. Donanmanın başındakiler en büyük, en gösterişli bir gemiyle hava atma peşindedirler. Yamato’nun tasarlanıp ilk küçük modelinin gösterildiği sahnede, ne kadar yakışıklı bir gemi olduğundan, kıvrımlarının güzelliğinden bahseder, Japon donanmasının simgesi olacak görsellikte bir gemiye ihtiyaçları olduğunu söylerler.
Filmin başrolünde Yamato’nun gerçekte kaça mal olacağını hesaplayan matematik dahisi Tadaşi Kai adlı kurmaca bir karakter vardır. Yamamoto, gemi için harcanacak paranın fazlalılığını gerekçe göstererek yapımını engellemeyi planlar ve bunun için Tadaşi Kai’yi görevlendirir.
Kai, henüz yapım aşamasındaki geminin planlarını incelemesine izin verilmediği için bunları kendisi yeniden çizmek ve her bir parçasını doğru tahmin edip masrafını belirlemek zorundadır. O dönem henüz donanmanın başında olmayan Yamamoto ve bir diğer komutandan başka ona yardım eden olmaz.
Kai, Yamato benzeri bir savaş gemisine gidip koca gemiyi elindeki metreyle santim santim ölçmeye kalkar. Bir gün boyunca bu şekilde geminin belirli yerlerini ve küçük ayrıntıları dahi ölçüp not ederek ve başka bilgilerle birleştirerek Yamato’nun yaklaşık bir planını çizer ve ardından işçi ve malzeme maliyetlerinin neler olabileceğini de yine bütünüyle kendi çabası ve emrine verilen teğmen ile elde eder. Yamato’nun 263 metrelik dev bir savaş gemisi olarak, donanmanın başındakilerin dediği gibi bir uçak gemisinden daha ucuz olamayacağını ortaya çıkarmaya çalışır. Tüm bunları donanmanın onu engellemeye çalışmasına ve türlü çeşit başka zorluklara katlanarak yalnızca 8 gün içinde başarır.
Ama gemi masrafının aslında söylenenin iki katı olduğunu kanıtlamasına rağmen gemi yine de yapılır. Yamato’yu tasarlayan kişi olarak yansıtılan Amiral Tadamiçi Hirayama da kurgu bir karakterdir ve geminin yapımındaki ısrarın filmdeki temsilcisidir. Dediği üzere, Japonya ondan katbekat güçlü bir düşmanla savaşmak zorunda kalacaktır. Ordu yönetimi ve İmparator buna çoktan karar vermiştir. Yenilginin kaçınılmaz olduğunu o da görmektedir ama halk tam tersine inandırılmıştır. Eğer Yamato Japon halkının batmaz diye bileceği bir inanç ve adanmışlık sembolü olursa, o battığında insanlar uyanacak, gururları gereği teslim olmayan Japonlar savaşarak yok olmayacak ve yenilgiyi kabulleneceklerdir ona göre. Japonya olarak simgeleşmiş süper geminin batması bir işaret olacaktır.
Kai, bir savaş karşıtı olarak bu plana boyun eğer ve geminin yapılmasına destek verir. Geminin büyüklüğü ve güzelliğiyle övünüp sevinen askerler ve halk coşku içindeyken Tadaşi Kai, Yamato’nun yani Japonya’nın olası sonunu bilerek kahrolanlar arasındadır.
YAMATO’NUN YÜKSELİŞİ
Great War of Archimedes, Yamato’nun batışını tüm diğerlerinden farklı yansıtır. Gemi gerçekte olduğu gibi alabora olur ama patlamanın etkisiyle önü ters olarak yukarı kalkmış gösterilir. Bu kısa anda sanki Yamato batmamakta, tam tersine yukarılara yükselmekteymiş gibi bir izlenim verilir. Bu müthiş sahne, Yamato’nun daha en baştan asıl yapılış amacını anlatır.
Yamato önce bir ülkenin simgesi, insanlarının ortak ruhu, ardından ordunun propaganda gücü, daha sonra bir yüzen otel, en son da dev bir tabut oldu ve bu tanımları layıkıyla yerine getirdi ama bir tek asıl varlığının hakkını veremedi.
Başarısı sınırlı olmasına rağmen Japon halkının hayal dünyasında güçlü bir sembol ve gurur kaynağı olarak kalmasının nedenleri tarihsel, kültürel, psikolojik ve ideolojik etmenlerin bileşimidir. En başta ismiyle ulusal kimlik sembolü olmuş, en üstün Japon savaş makinesi reklamıyla bir efsane olarak sunulmuştu. Yenilgiden bir süre sonra ise Yamato’nun intihar görevi “son bir şerefli direniş” algısıyla, kahramanca bir fedakârlık söylemine yol açmıştı.
Leyte Körfezi Savaşı’ndan sonra Japon donanmasının dağılmış olması, Yamato’yu üstün düşmana karşı “yalnız savaşçı” olarak görülmesini sağlamış, gemi ve mürettabatını baştan kahramanlaştırmıştı ve böylece batışına da kolayca romantik anlamlar yüklendi. Tüm bunlar savaş sonrası dönemde özellikle 60’ların sonundan itibaren Yamato’nun trajik kahramanlık öyküsü olarak popüler kültürde işlenmesini sağladı ve Space Battleship Yamato gibi projelerle sembolik olarak yeniden doğup kutsanmış oldu. Artık kaybı ve yıkımı değil, ayağa kalkma iradesini temsil ediyordu. The Great War of Archimedes’te başını göğe yükseltmiş olan Yamato, batarken yükselerek tam da bu durumu ifade eder.
Yamato ile ilgili yukarıda andığım hemen tüm filmler Japonya’da büyük ilgi görmüş, çoğu gösterildikleri yılın en çok izlenen filmlerinden olmuşlardır. Japon halkı ağır yenilginin üstünden gelebilmek için yıkımların arasından semboller ve umut hikayeleri oluşturmak zorundaydı ve Yamato da travmayla baş etme yollarının bir parçası oldu. Böylece okyanus dibinde ikiye bölünmüş olarak yatan Yamato yıkımın içindeki gurur, acının içindeki estetik, yenilginin içindeki direniş ve ulusun zihninde unutulmaz bir kahramanlık anıtı haline geldi. Yamato’nun sinemadaki serüveni de bu anıtın oluşturulması ve yeniden üretimlerinden ibarettir.