Aşk gerçekten iki kişi arasında kurulan bir bağ mıdır, yoksa öznenin kendi içindeki bir eksikliğin etrafında inşa ettiği bir kurgu mudur? Arzunun nesnesi olarak Füsun: Masumiyet Müzesi (2026)
Filmde her şey mevcuttur, fakat hiçbir şey tehlikeli değildir. Evet, Hayır, Belki, tekil bir başarısızlık örneğinden çok, platform çağının romantik komedi anlayışının tipik bir
Takeshi Kitano’nun ilk yönetmenlik denemesi olan Violent Cop (1989), hem büyük bir yönetmenin doğuşunu müjdeleyen bir yapım hem de yeni Japon sinemasının çıkış noktasını
Filmin formülü aslında oldukça tanıdık. Stephen King’in Cujo’sunu alın, o kuduz köpeği çıkarıp yerine bir şempanze koyun. Zaten film de atalarına saygıda kusur etmiyor
Train Dreams’i “sulu gözlü” olmakla itham edenler var ama film, sinema denen şeyin ne olduğunu göstermesi bakımından önemli, bilhassa filmin tüm mesajını içeren o
Meyhane imgesi, bizim kuşağımızın zihnine Yeşilçam’ın puslu, sigara dumanlı arabesk sekanslarıyla kazındı. Yeşilçam'ın meyhanesi sadece içki içilen bir yer değil, bir rehabilitasyon merkeziydi.
Yeşilçam’ın seks furyasına baktığımızda, sadece müstehcenliği değil; bir toplumun modernleşme sancılarını, köyden kente göçün travmalarını, sınıfsal öfkenin mizaha ve cinselliğe bürünmüş hâlini görürüz. O
Eşkıya, popüler melodramın (sadakat/ihanet/özveri) nabzını, 90’ların neo-noir kent şiddeti ve endüstriyel ölçekte parlatılmış görsel-işitsel estetikle alaşımlar. Bu sayede Yeşilçam’ın duygusal arketipleri, çağdaş biçimle yeniden
Çiçek Abbas filmi alternatif bir etik önermez; yer değiştirmeyi ödüllendirir. Abbas başka türlü davranabilir miydi? Evet—ama bunun için filmin evrenine “yer değiştirme” yerine “kurum değiştirme”
Abuzer Kadayıf (2000) da benim nazarımda ilginç bir fikirle başlayan, umut vaat eden ama bu ilginç konuyu yeterince incelikli olarak işleyemeyen, keçiboynuzu gibi bir
Aşk, yer yer öznenin kendi üzerinde kurduğu hakimiyeti askıya alır. Bu yüzden kırılgan ve riskli bir eşiğin deneyimidir. Bu kadim duygu izi, Veliaht’ta Yahya ile Derya’nın Kars’ta Taş Köprü üzerinde birbirine doğru çekildiği sahnede yeniden cisimleşir.
Dijital çağın bize verdiği en büyük vaat, erişim kolaylığıydı. Devasa arşivler parmaklarımızın ucunda olacak, fiziksel medyanın yükünden kurtulacaktık ancak bugün geldiğimiz noktada, dijital yayıncılık dünyası keskin bir bıçakla ikiye ayrılmış durumda: Müzik platformlarının görece istikrarlı cenneti ve film-dizi platformlarının kaotik cehennemi.
Yıllarca "Televizyon sinemayı öldürecek" dendi. Oysa geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, o beğenmediğimiz televizyon meğer sinemanın en büyük besleyicisi, en çalışkan altyapı tesisiymiş.
MTŞ’nin notu: Bu yazı yukarıdaki videoda anlatılanların Türkçeleştirilmiş halidir. Videoyu da, otomatik altyazı seçeneği ile gayet anlaşılır şekilde izleyebilirsiniz. Beni bir sürü konuda aydınlatan ve sinemanın bugününe, geleceğine dair önemli çıkarımlar içeren bir video, lütfen Like Stories of Old kanalına abone olun,
Dehşet Bey, biçim olarak modern, ruh olarak anımsız. Murat Menteş’in edebi mizahını ve Kutlukhan Perker’in grafik zekâsını sinemaya çevirmeye çalışan film, “Türk John Wick’i”
Daha birkaç yıl önce hepimiz aynı şeyi söylüyorduk: “Televizyon öldü.” Meğer öldü sanılan şey aslında sadece biçim değiştirmiş. Netflix, Prime Video, Max, Disney+ hepsi
Bir zamanlar televizyonun mezarını kazanlar, şimdi onun ruhunu platformlara çağırıyor. Ekran küçüldü, yayın akışı dağıldı, reklam araları bitti ama hikâyenin özü aynı kaldı: uzun,
Bloody Disgusting’de ilginç bir korkudan zıplatan sahneler seçkisine rastladık ve ilginizi çekeceğini düşündüğümüz bu listeyi sizlerle paylaşmaya karar verdik.
Spontane bir şekilde bu haftayı gayri resmi ‘Zombileri araştırma ve geliştirme haftası’ ilan etmiş durumdayız. [REC] yazımın hemen arkasında Murat Kızılca’nın eklediği Pakistan Zombi-gore