Eski İstanbul’un Eski Sinemaları

Ben çocukken (Boğaz’daki) Arnavutköy’de bir sinema salonu vardı. Halk ağzında “Dayı’nın Sineması” diye bilinen, Rum mimarisi Çiçek Sineması. Şimdi Ziraat Bankası olmuş, beş sene önce girdiğimde, “biz burada mı seyrettik o filmleri” dedirtti. Peki, perde neredeydi? Balkon da vardı. Girişte gişe vardı. Cinema Paradiso gibi…

Dayı alkolikti, gece gündüz içer. Karısına yenge derlerdi, gişede durur, kızları şizofren… Bir gün film afişlerine bakarken içi boş gazoz şişesi kasasını yukardan aşağı atmıştı. Şans eseri kulağımın yanından geçip yerde parçalanmıştı. O gün siyah beyaz çizgi roman Karaoğlan izlemiştim. Kel Danyal Topatan kötü adam Camoka’ydı. Dayı film makinistliği de yapardı mecburen ama bazen bobinleri karıştırır, ışıklar yanar. Yukarıda karısıyla kavga ederler, biz duyardık. Taş bir bina…

O zamanlar semt sinemaları ne kadar çoktu. Boyacıköy Sineması, sonradan Kanal 7’nin stüdyosu olmuştu. En çok sinema olan semt Kocamustafapaşa’ydı. Yakın akrabalarımıza gittiğimde mutlu olurdum. Bir semtte 10 sinema! Can, İstanbul Sineması. Özkan, Özlem, Çoruh, Zengin sinemaları. Akrabalarımız fotoroman okurdu. Siyah beyaz filmlere de giderlerdi her hafta. Ben de gazoz içerdim. Sonra ergen olduk, zaten bu sinemalar da seks filmi oynatmaya başladılar. Afişlerine bakardım filmlerin. Öyle giriyorsun sinemaya… Herhangi bir filmin herhangi bir yerinde parça atarlardı. Matineler devamlı, yer gösterici otuzbir çekenlere fener tutup ifşa ediyor…

Sonra biraz daha cesaretlenip Aksaray sinemalarına dadandım. Yıldız sinemasında Dustin Hoffman‘ın Kelebek (Papillon, 1973) filmi. Bruce Lee falan da gösterirlerdi ama arka sokaklarda daha marjinal sinemalar var!

Güneş başlı başına yazılacak bir sinema, sayko bir mekan, adeta ergen cehennemi! Ankara’dan gelen müşterisi var. Daha sonraları bu sinemanın müşterileri Facebook’ta grup bile kurdular, hala sayıklarlar. O zamanlar aklımız ermezdi ama ibneler de varmış. Adlı adınca porno oynatan sinemalar. İstanbul, camiler şehri değil sinemalar şehriydi sanki. Aksaray camisinin arkasında Kulüp Sineması vardı, eğer hafızam yanıltmıyorsa. Aksaray’dan Şehzadebaşı’na gidersen birkaç sinema daha var. Eskiden tiyatroymuş buraları…

Beşiktaş’ta da 5 sinema birden vardı! Yıldız tarafından çarşıya girdiğinde Suat Park Sineması… Matineler devamlı, 3 film birden. Yerli filmleri oynatırdı, kocaman sinema, localar falan. Sabah gir, akşam çık! Yanında da Mıstık Sineması. Mıstık daha lükstü. Orası da yabancı filmler oynatırdı. Edwige Fenech, Gloria Guida’nın oynadıkları. Onları severdim, İtalyan seks komedi filmleri başkadır. Karşı yokuştan çıktığında Yıldız Sineması… Ben orada kendi hikayemi, Renkli Türkçe filmini çektim. Hikaye doğruydu, Yıldız gerçekten öyle bir yerdi.

Çarşı içinde Yumurcak Sineması vardı. Tam aile sineması. Karşısında Kambur’un Bahçesi diye yazlık sinema vardı. Hala öyle bir yer var fakat artık otopark. Ihlamur’a doğru yürürsen Kerem ve Aslı sinemaları vardı.

Beyoğlu sinemalarına gitmeye biraz daha büyüdükten sonra başladım. Lüks, Rüya… Rüya Sineması’nın işletmecisi ya da müdürü Gündüz Bey, parça dediğimiz porno bölümler de oynatırdı. 10 dakika arada  fuayede hava atardı. Parça, kısım, neyse artık, korsan çekilen bölümler sonradan filmlere ekleniyordu.

Ve Alkazar… Çok güzel binalardı. Eskimiş dekorları, açılmayan, kapanmayan tozlu kadife perdeleri ile 50’lerin 60’ların zevki vardı. Localar, balkonlar muhteşem ama eskiydi, bakımsızdı. Yine de şimdiki standart AVM sinemalarından çok daha kişilikli yapılardı, ruhları vardı. Çok büyük salonlar bunlar. Girişleri ve çıkışları başka. Film bittiğinde tuvaletten gelen keskin sidik kokusuyla Beyoğlu’nun yan sokaklarına çıkardım şaşkınlık içinde. Sokaklar başka bir dünya, paralel evren sanki.

Eskinin Ses Opereti şimdi Ses Sineması yani seks sineması olmuştu. Orada şimdi Ferhan Bey oynuyor ve orayı koruyor. Yan sokaktan giriliyordu, harika bir salon ama çöktü çökecek. Yangın atlatmış galiba… Antraktlarda fuayeye çıktığımda salona hayranlıkla bakar, anlamaya çalışırdım. Keza Elhamra Sineması öyleydi. Amfitiyatro gibi bir salon, tiyatroya da benziyor, harika bir mimari…

Harbiye’ye doğru yürüdüğümde Şan Sineması… Burada biraz kalite artardı. Sonra bu sinemada Egemen Bostancı müzikalleri yapıldı, bazılarında ben de vardım. Kocaman salonlar, localar. Hep Ermeni vakıflarından kalma…

Biraz ilerde As Sineması. As, her zaman kalite filmler oynattı. Daha da yürürsün, Harbiye Konak Sineması… Çok lüks, sonraları film festivallerine de ev sahipliği yaptı. İleride Pangaltı İnci… Orası da Ermeni vakfının. 2000’li yıllara kadar underground porno film sineması olarak çalıştı. Çok yazık! Karşısında bir sinema daha vardı, şimdiki Ramada Otel’in yerinde… Osmanbey’e doğru Gazi Sineması… Site ve Kent sinemaları konforlu salonlardı. 80’lerde İstanbul Film Festivali’ne (o zaman adı İstanbul Film Günleri) salonlarını açtılar ama İnci ve Konak sinemaları gerçekten çok güzel salonlardı. Kayıp hafıza… Umarım bir yerlerde bu salonların altın yıllarından kalan fotoları vardır..

Uzun lafın kısası; İstanbul sinemalar şehridir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir