Muhammed Furkan Daşbilek: ‘Çocukken naftalinden yayılan kokuyu dedem ve anneannemin kokusu zannederdim’ 1 – Muhammed Furkan Dasbilek

Muhammed Furkan Daşbilek: ‘Çocukken naftalinden yayılan kokuyu dedem ve anneannemin kokusu zannederdim’

Kısa filmci Muhammed Furkan Daşbilek ile kısa film yolculuğunu konuştuk! Naftalin ve Bir Nehir Kıyısında filmleriyle unutma ve hatırlama dengesi üzerine bir bağ kurduğum yönetmene sorularımı ilettim. Muhammed Furkan Daşbilek filmlerinde hatıra, görsellik, umut ve gözlem gücünden ilham alıyor.

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Merhaba Furkan, kısa film yolculuğunu bize anlatarak başlayalım istersen röportajımıza…

Merhaba, tabii. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü mezunuyum. Üniversite döneminde bölüm itibari ile bir şeyler üretme hali bir nevi okuldaki varoluş sürecini belirliyordu. Hal böyleyken işe yarar yaramaz birçok şey çektim. İlk ciddi deneyimim kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak yazdığım Bekleyiş adlı kısa hikaye ile oldu. O dönem Türsak’ın düzenlediği bir senaryo yarışması vardı ve oradan senaryo desteği kazandım. Sanırım o yarışma hala devam ediyor. Okul bitince sektöre girdim ve kamera departmanında çalışmaya başladım. O süreçte sinema yolculuğumda rastladığım en değerli arkadaşlarımdan biri olan Turan Haste ile tanıştık. Birlikte yaklaşık 3 kısa metraj 2 kısa belgesel filmi hayata geçirdik. Şu an üzerine çalıştığımız Rutubet adlı senaryomuzun hazırlıkları devam ediyor.

İki tane filmin olduğunu görüyorum, başlangıç hikayelerini senden dinlemek güzel olacak?

Naftalin anneannem ve dedeme duyduğum özlem sonucu yazdığım bir hikaye. Çocukluğumda anneannem ve dedemi Almanya’da oldukları için çok sık göremezdim. Her sene bir bavul dolusu oyuncak, kıyafet, hediyelik eşya vs. gönderirlerdi. Anneannem bu eşyaların kokmaması ve güvelenmemesi için bavulun içine naftalin koyardı. Çocukken naftalinden yayılan kokuyu dedem ve anneannemin kokusu zannederdim. Kısaca Naftalin’in başlangıç hikayesi benim geçmişe duyduğum özlem ve dedeme son dönemlerinde Alzheimer teşhisi konulmuş olmasıydı. İkinci filmim olan Bir Nehir Kıyısında’nın başlangıç hikayesi ise şöyle. Hikayesi olan oyunları oynamayı severim. This War of Mine adlı oyunu oynarken orada gördüğüm atmosfer ve karakterler beni her zaman etkilerdi. İç savaştan kaçıp bir yerlere sığınan bir grup sivilin hayatta kalmasını konu alan bir oyundu bu. Bu oyunu son oynadığımda aklıma öğrencilik yıllarımda Bosna Savaşı ile ilgili aldığım notlar geldi ve bunları tekrar okudum ve eklemeler yaptım. Daha sonra konu üzerine yaptığım derin araştırmaları da ekleyerek Bir Nehir Kıyısında filminin yolculuğunu başlatmış oldum.

Muhammed Furkan Daşbilek: ‘Çocukken naftalinden yayılan kokuyu dedem ve anneannemin kokusu zannederdim’ 2 – Bir Nehir Kiyisinda

Naftalin hafıza kaybıyla, Bir Nehir Kıyısında hafıza tazeleme ile ilgili… Bir Nehir Kıyısında filmini bir belgeselci gibi karakterlerin çok yakınında çektiğini görüyorum. Bu biçimin içerikle uyumu konusunda neler söylersin bizlere?

Birbirine benzemeyen iki film arasında ince bir bağlantı yakalamışsınız. Bu çok hoşuma gitti. Hafıza konusu kıymet verdiğim üzerine düşündüğüm konulardan biri çünkü. Üniversite yıllarımda görüntü estetiği meselesiyle çok fazla ilgiliydim. Hem de obsesif derecede… Filmler, resimler, fotoğraflar, kitaplar, makaleler… İyi bir görsel terbiye süreci yaşadım diyebilirim. O süreçte biçim içerikten önce gelir, hatta içeriği izleten biçimdir gibi düşüncelere kapıldığım da oldu. Yaş ilerledikçe sadece kendim değil sinemayla olan ilişkim de olgunlaştı galiba. Çünkü zamanla içeriğe hizmet eden biçimsel arayışlara yöneldiğimi hissediyorum. Doğrusu da bu sanki. Hatta bazen biçimin çok da önemli olmadığı filmler bile düşlediğim oluyor. Bir Nehir Kıyısında filmini tasarlarken onlarca belgesel film izledim. Savaştan kaçan sivillerin arasında kameramanlar hem canını kurtarmaya çalışıyor hem de görüntü kaydetmeye uğraşıyordu. Bu kayıtlar kesme yapmadan uzun süre devam ediyordu. Bu durumdan etkilenmiştim ve filmin tek solukta başlayıp bitmesi için elimden geleni yaptım. Tıpkı o belgeseller gibi. Şartlar gereği ilk sahneyi bu isteğime göre çeksek de geri kalan kısmı bölmek zorunda kaldık. Bazen biçim ve içerik uyumunu şartlar belirleyebiliyor.

Gündem o kadar fazla değişiyor ki, her acının yerine bir başkası geliyor ama kaçma, bir yere sığınma duygusu hiç değişmiyor. Filmin bir doğum sahnesiyle açılıyor, her şeye rağmen umut mu demek istiyorsun?

Hikayenin ilk taslağında doğum sahnesi yoktu ve eksiklik hissediliyordu. Son yazımlarda bu eksiklikten doğan duygu boşluğunu o doğum sahnesiyle tamamladık diyebilirim. Fazla matematik gibi gelebilir bu durum ama evet her şeye rağmen bu hikaye umutla başlamalıydı. Böyle bir durumda o insanların kaçıp sığınabileceği tek yer orman. Uçsuz bucaksız, derin ve ıssız… Ölümden kaçıyorlar. Umudun yok olduğu anlar. Umarım o bebek ve siviller kurtulmuştur.

Kısa filmler çekerken hangi duygu ön planda oluyor, hayatında seni en çok etkileyen olaylardan mı yola çıkıyorsun, yoksa daha çok spontane mi gelişiyor?

Bilmiyorum. Sanırım bunun net bir cevabı yok. Çok değişken… Gözlemciyimdir. Kendimi, çevremi, izlediklerimi, yaşadıklarımı, okuduklarımı, dinlediklerimi, oynadıklarımı sürekli gözlemlerim. Bazen o an öyle bir amacım olmasa bile arkada bir yerde çalışır o mekanizma ve o birikenler, aldığım notlar olmadık bir anda hortlayıverir. Oturup o konuyla ilgili kendimi yatıştırana kadar yazmaya başlarım. Bazen yazılanlar bir köşede öylece durur, bazen de kıymetli gelir filme dönüşür. Henüz net bir yöntemim yok. Değişik, hala çözmeye çalışıyorum.

Muhammed Furkan Daşbilek: ‘Çocukken naftalinden yayılan kokuyu dedem ve anneannemin kokusu zannederdim’ 3 – Naftalin

Filmlerin için maddi kaynağı nereden buluyorsun, bunu belki film çekmek isteyenler için bir yol yöntem gibi de anlatabilirsin?

İlk iki kısa filmimizi kendimiz fonladık. Hasat Zamanı, festivalleri dolaştı ve oradan bir miktar finans sağladı ve ardından Naftalin’i çektik. Onun sağladığı festival gelirleri ile Bir Nehir Kıyısında (BNK) filmini çektik. Ayrıca BNK, Sinema Genel Müdürlüğü’nden yapım desteği aldı. Şimdi BNK’nın festival gelirleri ile senaryosunu birlikte yazdığımız yönetmenliğini Turan Haste’nin yapacağı Rutubet adlı kısa filmimizi çekeceğiz. Rutubet hem Bakanlık’tan hem de TRT 12Punto’dan destek aldı. Yol yöntem aslında basit gibi. Önce gücünüzün yettiği kadar bir film çekin. Festivallere gönderin. Eğer Bakanlık gibi bir kurumdan destek almak istiyorsanız orada önemli olan sonuç değil, sürecin ta kendisi oluyor. Genelde Bakanlık’a senaryolar gönderilir, destek gelmeyince özgüven kırılır, o senaryodan vazgeçilir vs. Biz de yaşadık aynı süreci. 4-5 defa ret aldık ama bu süreç bize bir proje dosyası nasıl hazırlanır ve insanlara daha iyi nasıl sunulabiliri öğretti diyebilirim. Kötü hikayelerimiz yoktu, sadece o hikayeleri sunmayı bilmiyorduk hepsi bu.

Bundan sonraki projelerin nelerdir?

Şu an önümüzde Rutubet var. Yoğun bir şekilde hazırlanıyoruz. Onun dışında ilk uzun metraj için çalışmalarım devam ediyor. Umarım bu süreçte her şey istediğimiz gibi olur.

Genel olarak festivallere bakış açını anlatabilir misin? Bu kadar çok festival olması olumlu mu, sen nasıl buluyorsun?

Festivaller, farklı kültürden, farklı düşünceden, farklı inançtan aynı işi yapan insanların bir araya geldiği güzel mozaik bir ortam. Her festival ayrı bir deneyim kazandırmıştır bana. Özellikle sektör profesyonelleriyle, oyuncularla, film eleştirmenleriyle aynı ortamda olup hayatları üzerine, sinema üzerine konuştukları konuşmaları gözlemlemek farklı bir bakış açısı kazandırıyor diyebilirim. İkinci sorunuzun cevabı ise filmlerine finans kaynağını festival gelirlerinden sağlayan biri olarak bu kadar çok festivalin olmasının yararlı olduğunu düşünüyorum. Kısa metraj film yapımcıları, yönetmenleri başka türlü kalkınma sağlayamaz. Festivallerden elde edilen gelirler bir sonraki filmler için ciddi kaynak oluşturabiliyor. En azından bizim bulduğumuz yöntem bu diyebilirim.

Pandeminin filmini çekseydin ortaya nasıl bir hikaye çıkardı?

Pandeminin bitmesini bekleyen bir karı kocanın hikayesi. Dünyada pandemi biter ama onların dünyasındaki pandemi bir türlü bitmez.

Son olarak neler söylersin?

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Son olarak Yaşasın SİNEMA…

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

blank
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Skytürk TV’de sinema, sanat ve "Sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Yayınlanmış yirminin üzerinde çocuk kitabı var. Halen cinedergi.com’un editörü, beyazperde.com ve Öteki Sinema yazarı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir