Medusa’ya bakanların taşlaşması onun bakışlardan kaçma isteğinin bir yansıması gibi de düşünülebilir. Görülürse utançtan yerin dibine girecektir, asıl halinin bilinecek olmasından, çirkinliğine bakıp iğreneceklerinden, belki de alay edeceklerinden ölesiye korkar ve bu yüzden ona bakanları cezalandırır. Bu yorum Medusa’nın bazı en kayda değer uyarlamalarına götürür bizi.
Medusa, Amerikan çizgi romanında Wonder Woman düşmanlarından biri olarak yer almıştı. Wonder Woman, Filipinler’de çok benzer bir tasarım, kostüm ve güçlerle Darna adıyla uyarlandı ve nerdeyse ülkenin sembolik yüzü haline gelen en popüler ulusal kurgu kahramanı haline geldi. Darna’nın baş düşmanı da bir Medusa versiyonu olan Valentina’ydı.
Filipinler’de 1950 yılında Pilipino Komiks’in 78. sayısında ortaya çıkan Valentina’nın, görünüşü ve yılan saçları Medusa ile aynı olmakla birlikte tek farkı insanları taşa dönüştürme gücünün yokluğuydu. Darna çizgi romanlarının çok sevilmiş olması sinema uyarlamasını geciktirmedi. Filmde Darna’nın baş düşmanı da Valentina’ydı. Ne yazık ki bir kayıp film olan Darna (1951) böylece Medusa’nın sinema tarihindeki ilk belli başlı temsiline yer vermiştir denebilir.
Süper kahraman Darna üzerine en başarılı yapımlardan biri olduğu söylenen Fly Darna, Fly! (Lipad, Darna, Lipad!, 1973) filmi de her nasılsa kayıp olduğu için Valentina’nın nasıl canlandırıldığı hakkında yine pek bilgimiz yok. Bu yüzden adamakıllı bir Valentina hikayesi izleyebileceğiniz ilk yapım, Türkiye’de “Yılanlar Kraliçesi Karatecilere Karşı” adıyla gösterilen Devil Woman (1970) filmidir.
ŞEYTAN KADIN
Filmin kötü baş kahramanı çizgi romandaki Valentina’nın ta kendisi olsa da adına Manda denmiştir. Bir ucube olarak doğan bebek Manda’yı babası görür görmez hemen öldürmek ister ama anne buna izin vermez ve yılan saçlı yavrusunu büyütür. Çocuk sanki tanrının bir laneti olarak doğmuştur. O doğduktan sonra ekinler kurur, yılanların sokmasıyla ölümler artar. Manda’nın yılanlarla ilişkisi bebekken başlar, yılanlar bebeğin etrafından eksik olmazlar. Anne baba onlardan korksa da evdeki varlıklarını kabullenmek zorunda kalmışlardır.
Manda 6-7 yaşlarına geldiğinde sürekli türbanlı halde dolaşır. Akranları ise onun sürekli türban takmasını kuşkulu bulduklarından saçlarını göstermesi için zorbalarlar. Çocuklardan biri bir gün türbanını çıkarmaya yeltenince Manda’nın kafasındaki yılanlardan biri çocuğu sokar ve öldürür.
Çocuk ölünce ve zaten genel kötü koşulların nedeni olarak bir şeytanın köydeki varlığı dedikodusu dolaştığından köylüler ellerinde meşaleler ile bu şeytan çocuğu öldürmeye giderler. Önce onları engellemeye çalışan babasını öldürür, evi ateşe verirler. Annesi Manda’nın kaçmasını sağlar ama kendisi de bu yangında can verir.
Manda anne babasının intikamını almaya yemin eder ve büyüyüp bir genç kadın olduğunda hükmettiği yılanlarla köylüleri birer birer öldürmeye başlar. İpsiz sapsızlardan oluşan bir çeteyi kendine bağlar. Köylüleri yılanlarıyla öldürdüğü gibi çetesinin evleri soymasını ve kadınları kaçırmasını sağlar. Kendine bir taht yaptırır ve çete elemanlarının kaçırdıkları kadınlara tecavüz etmelerini umursamazca izler buradan. Böylece ilk kez, toplumun yarattığı canavar Medusa motifine ulaşırız.
Manda yalnızlığın acısını derinden hissetmektedir. Yılan saçlarını kimselere göstermeye cesaret edemez. Başındaki yılanları seyircilerin iyice görmeye başladığı sahnelerde ona hak vermemek olanaksızdır. Filmde Manda’nın saçları olarak tamamen gerçek yılanlar kullanılmıştır. Başa dolandırılmış yılanlar çok az hareket eder ama hareketli olanlar izleyiciye dehşet vermeye yeter. Zehirsiz, saldırgan olmayan Kurt yılanları kullanılmış olmasına rağmen yine de pek çok sahnede onları başında taşıyarak oynayan Rosemarie Gill’e hayranlık duymamak elde değildir.
Gelelim filmin Türkçe adındaki karatecilere. Manda’ya karşı durabilen tek kişi köye Çin’den gelen bir kung fu ustası olur. Filmin önemli bir bölümü bu ustanın bazen 50 kişiyi birden tek başına dövdüğü sahnelerle dolu. Açıkçası uzun dövüş sahneleri filmin asıl cazip öğesi olan baş karakteri dururken boşuna bir ilgi çekme çabası gibi duruyor.
Filmde Rosemarie Gill dışındaki oyunculuklar, yönetmenlik, kurgu vs. oldukça yetersiz kalmakla birlikte Manda’nın acılar içindeki yalnızlığını yansıtmayı da başarmıştır. Bahtsız bir yaşamın kahrı, yılanlarıyla dehşet saçarak kadersizliğinin acısını boşuna çıkarmaya uğraşan bir kadının hıçkırıklarında görünür olur. Manda’nın macerası, yaşamını karartan insanlara bitmek bilmez hıncıyla saldırması ve “atalarının cezasını çocukları da çeker” anlayışıyla toplum nefreti içinde yanmasıyla sonuçlanır.
Devil Woman, Medusa’yı yalnızca bir canavar, bölüm sonu düşmanı , aşılması gereken güçlü bir engel ya da derinliği olmayan bir femme-fatale olarak işleyen tüm yapımlar içinde, ucube doğan ve toplumdan dışlanan birey boyutuyla önemli bir fark yaratmıştır.
ŞEYTAN KADININ DÖNÜŞÜ
Devil Woman çok sevilince devamı olan Bruka: Queen of Evil (1973) yapıldı. Bu film ilkinden çok daha ilginç ve fantastiği zorlayan sahnelerle doludur. Devil Woman’ın sonunda Manda kendi çıkardığı yangının ortasında kalmıştı. Nefreti ve intikam hırsının kurbanı olduğuna dair güzel bir finaldi. İkinci filmin başında ise bütünüyle yılan gövdeli yaşlı bir kadın tarafından kurtarılmış olarak gösterilir. Aslında bu kadın onun büyükannesidir ve yıllar önce şeytana ruhunu satmış ve başı dışında kalan tüm bedeni yılana dönüşmüştür. Yaşlı kadının sürünerek ilerlediği sahneler tuhaf bir dehşet vericilik taşır.
Manda’yı bu filmde Rosemarie Gil yerine ona oldukça benzeyen Divina Valencia canlandırmıştı. Manda’nın başındaki yılanların türü de değişmiş ve bu kez daha büyük yapılı, hemen hepsi hareket eden Kaliforniya Kral yılanları kullanılmıştır. Bazı seyirciler için izlemesi zor olabilecek görüntüler, film boyunca başında bir sürü kıvır kıvır canlı yılan taşımak durumunda kalan Valencia için neler hissettirmiştir bilinmez.
Bruka’da, Darna çizgi romanlarından alınan bir ayrıntı daha vardır. Darna, sihirli taşı yutarak süperkahraman haline gelir ve ağzından çıkardığında normale döner. Manda da, büyükannesinin ona verdiği bir sihirli taşı ağzına alarak normal saçlı bir kadın haline gelebilmektedir. Taşı ağzından çıkardığı zaman ise yine Medusa haline döner. Manda bu şekilde gerçek saçlara kavuşunca çok sevinir. Yıllarca bir ucube olarak yaşadıktan sonra en büyük dileği gerçekleşmiştir.
Manda sonunda normal bir kadın gibi gözükmektedir ama yine de içindeki intikam ateşinden zerre kaybetmiş değildir. Yılanlarıyla halka saldırmaya devam eder, bazı köylerin nüfusunu toptan yok eder. Yeni saçlarıyla çekici bir kadına dönüşen Manda bir akşam ilk kez bir gazinoya gider. Tek başına bir masaya oturup merakla etrafı gözler. İlk kez böyle bir yere, insanların arasına girmektedir. Hemen oradaki erkeklerin dikkatini çeker. Manda, şansını deneyen erkeklerden birinin onunla oturmasına izin verip adamla dans eder, gönlünce eğlenir. Adamın birlikte gitme teklifini de kabul eder. Ama gazinodan ayrılırken masalardaki tabakların yılanlarla dolmuş olduğunu görürüz. Herkes mekandan çığlık çığlığa kaçışır. Manda ise onunla çıkan adamı da yılan saçlarına sokturarak öldürür.
Bruka’da yılan çekimleri çok daha etkileyicidir ve insanları soktukları ve bedenlerine dolandıkları sahneler doyurucu şekilde gösterilir. Dev yılanlarla çevrelenme ve onlarla boğuşma anları ilk filmdeki gibi ima eden değil hem yılanları daha tehditkar ve görkemli gösteren hem de yaşattıkları terörü doğrudan yansıtan sahnelerle verilir.
Filmin daha da fantastik ayrıntıları ise yılan büyükannenin Manda’yı koruması için cehennemden getirdiği cüceler, taş adamlar, kurt, yarasa ve ağaç adamlar gibi birbirinden tuhaf yaratıklar. Yılan büyükannenin Manda ile birlikte, kaçırdıkları bakire kızları şeytana kurban ettikleri ayinlerde taş adamların kızları vura vura öldürmesi, yılanların ölü kızları yemesi gibi iyice çılgınlaşan sahneler. Manda’yı durdurmak için tutulmuş kahramanın yarı çıplak cüceleri ordan oraya fırlatıp durduğu kavgalar, yılan büyükanneyle görkemli olduğu kadar tuhaf dövüş sahnesi. Tüm bunlar filmi daha da eşsiz hale getiren bölümler.
Manda’nın hep arzuladığı normal bir kadın olma halini yalnızca birkaç saat layıkıyla yaşaması ve intikam hedefinden taviz vermemesi belli anlatım fırsatlarını tepmiş gibidir. Ama Filipinli Medusa, gerçekten normale dönmediğini, bir sihirle bu görünüme kavuşabildiğini de bilmektedir ve belki de artık asla o düşman kesildiği insanlardan biri olamayacağını düşünür.
Toplum, ucube olarak dünyaya gelenin cehennemi olmakla kalmaz, farklı olanı yok eden, acımasız ve kötü bir topluluk olarak yansıtılır. İki filmde de Medusa çoğunlukla ondan yana olduğumuz karakterdir ve ona yapılanlara, anne ve babasını katleden kitleye karşı intikamını haklı buluruz. O başta haksızlığa uğramış ve yok yere cezalandırılmış, zaten normalleşemeyecek yaşamı olduğundan çok daha beter hale getirilmiştir. Manda’ya şeytan kadın denmesi, kötü karakter olarak yansıtılması, ölen köylülerin kurban olarak gösterilmesi bile bunu değiştiremez. İki filmde de Manda’nın sonu bir yandan bu ölümcül yaratıktan kurtuluş ama daha çok onun yürek burkan acı sonu olarak verilir. Böylece koşulsuz yok edici canavar Medusa, bu filmlerde toplumun canavarlaştırdığı kurban Medusa haline gelir.
DİĞER UCUBE MEDUSALAR
Darna Filipinler’in en popüler kahramanı olduğu için yıllar içinde pek çok film ve dizi uyarlamaları yapıldı ve baş düşmanı Valentina da karşımıza çıkmaya devam etti. 1991 yapımı Darna’da, ruhunu şeytana satmış bir adam, bazı kötücül güçler edindikten sonra kadınları çeşitli yaratıklara dönüştürür. Valentina da bunlardan biridir. Sonradan durduk yere Medusa’ya dönüşen bir karakter olarak boyutları silinmiştir.
Darna! Ang Pagbabalik (1994) filminde Valentina bu kez yılan saçlarını saklamayı başarmış en baştan ikili oynayan bir karakterdir. Halkın sevgilisi ve Filipinler’i geleceğe taşıyacak olan bir figür olarak görülen Valentina, insanları etkisi altına alarak kuklalaştıran, Filipinler’in doğal felaketlere uğramasını sağlayan ama halka şirin ve ilham verici bir kahraman gibi gözüken sunumuyla hain siyasetçileri yansıtır. Filmin ilginç bir özelliği daha var. Devil Woman filminde Valentina’yı canlandıran Rosemarie Gil’in o filmdeki küçüklüğünü kızı Cherie Gil canlandırmıştı. Bu filmde de Valentina’yı Cherie Gil oynamıştır ve Medusa rolünü iki farklı filmde canlandıran tek oyuncu statüsündedir.
Valentina’nın insan formunu daha da yitirerek yılan yüzlü bir yaratık olarak gösterildiği 2005 yapımı uzun soluklu Darna dizisi ve Valentina’nın dijital efektlerin yardımıyla yılan saçlarının inanılmaz boyutlara ulaştığı insanlıktan iyice uzaklaşmış bir versiyonuna yer veren Darna (2022), Valentina’yı görebileceğiniz yakın tarihli yapımlardır.
1950’lerde başlayan Darna filmleri ve Devil Woman gibi uyarlamalar ucube Medusa’yı daha da derinleştirebilmek için bir temel oluşturmuştu. Ama Valentina’nın tıpkı Amerikan yapımlarındaki genel Medusa temsilindeki gibi Filipinler’de de giderek yalnızca saf kötülüğe ve kahramanın alt edeceği güçlü bir bölüm sonu canavarı boyutuna indirgendiği söylenebilir.
Devil Woman filmlerinde Valentina baş karakter olmasına rağmen yine de filmin kötüsüydü. Valentina (1989) ise ona baş kahraman olarak yer veren tek filmdir.
VALENTİNA
Bir kadın, sevdiği adam başkasıyla evlenince hıncını almak için bir cadıya gider ve onları lanetlemesini ister. Cadı bu dileği gerçekleştirip yeni evlilerin çocuklarının yılan saçlarla doğmasını sağlar. Dehşet verici durum karşısında yine de kızlarına sahip çıkan anne-baba, çocuğun başını sürekli türban içinde saklayarak yetiştirirler. Ama 4-5 yaşlarına geldiğinde kız konu komşunun dilinden düşmez olur, saçlarını neden sakladığına dair sorular giderek artar.
Toplum içinde yaşamalarının artık olanaksız olduğunu gören aile ormana taşınırlar. Valentina burada yalnız ama huzur içinde büyür ve bir genç kız olur. Küçüklüğünden beri de yılanlarla çok iyi anlaşmakta ve iletişim kurabilmektedir.
Bir gün ormanda bir ağaç dalına takılan türbanı açılır ve o sırada ormanda bulunan bir avcı Valentina’nın saçlarını görür. İnanılmaz durumu hemen kasabadakilere yetiştirir ve onlar da ormanda Valentina’yı aramaya koyulurlar. Evini bulduklarında babasını katlederler. Valentina yılanlara hükmeden güçleriyle babasını öldürenlerin peşine düşerek bir kısmını öldürür. Film bu haliyle Devil Woman’ı andırmakla birlikte devamı ondan ayrılmaya başlar.
İnsanların şeytanlığı karşısında, artık gözleriyle istediği canlıları taşa çevirme gücü ortaya çıkan Valentina bu sıralarda Ariel adlı bir gençle karşılaşır ve ona aşık olur. Ariel de onu sevmektedir. Annesi Valentina’ya bir erkekle ilişkide hüsrana uğramasının kaçınılmaz olduğunu söylese de aşka engel olamaz. Valentina cesaretini toplayarak sırrını Ariel’e açar. Ariel yılan saçları görünce şok olsa da Valentina’ya sevgisi çok daha üstündür. Korkunç gerçeğe karşın onunla olmak istediğini söyler.
Valentina’nın katlettiği insanların yakınları ise Valentina’yı bulup öldürmek üzere kalabalık halde ormanda ava çıkarlar. Çeşitli aksiyonlar ve trajik tesadüflerin ardından Valentina’nın annesi Tanrıya son kez dua eder ve kızını lanetinden kurtarmasını ister. Duası sonunda kabul olur ve lanet ortadan kalkar, Valentina’nın saçları normale döner. Ariel ve Valentina mutlu şekilde ormandan ayrılırlar.
Fantastik bir drama olarak başlayıp giderek bir korku havasına bürünen film masalsı bir sona sahiptir. Biraz hayal kırıklığı yaratır çünkü Valentina’nın ilk kez işlenmiş taşa çevirme gücünü onu linç etmeye gelen ahali üzerinde kullanıp onları üçer beşer taşa çevireceği gösterişli sahneler görmeyi beklerken anca bir iki kişi bu akıbete uğrar. Onlar da zaten sonradan eski hallerine dönerler. Tam anlamıyla tanrısal bir müdahalayle olaylar çözüme kavuşur ve onca yaşanan acılar ve zalimlikler anlamsızlaşır.
Tüm bunlara karşın yine de Valentina’nın doğasını kabullendiğinizde bile tuhaflığından bir şey kaybetmeyen yılan saçlarını görmek, yılanlarıyla dehşet saçtığı sahneleri izlemek, bir ucube/anti-kahraman ikilemiyle tanımlanan baş karakterinin ergenlik sancılarının sıradışı anlatımı oldukça güzeldir. Basit bir bütçeyle senaryosunun hakkını veren, yılan sahneleriyle büyüleyen film, sinemada bir Medusa temsilinde saçlar için bütünüyle gerçek yılanların kullanıldığı son yapımdır.
Valentina’ya ilk kez eklenen taşa çevirme gücü toplumdan kaçan Medusa anlatımı için çok verimli bir özelliğe dönüştürülür. Devil Woman’da Manda, ondan tiksinecek olan toplumu yılanlarıyla sokarak taşlaştırmış oluyordu. Valentina insanların yaşadığı yerlerden çoktan kaçmışken ormanda da sıkıştırıldığı zaman kullanmaya başladığı taşa çevirme gücü onlara olan öfkesini, kaderine karşı artık son raddesine varan isyanını belirtmek için güzel bir yoldur. Bu öfkeyi görkemli bir patlamayla sonlandırmaktan kaçınsa da Valentina en dikkate değer Medusa uyarlamalarından biridir.
Ucube Medusa belki baştan itibaren korkutucu olsa da onu asıl canavarlaştıran toplumdur. Dışlanıp zorbalığa uğramasa belki onlarla insanca yaşayabilecektir. Birkaç filmden oluşan bu anlatının başka şekillerde ve Cryptozoo (2021) gibi tek tük örnekler dışında diğer ülke sinemalarında çeşitlenmemesi ucube Medusa ile anlatılabilecek daha zengin hikayelerden seyircileri mahrum bırakmıştır.
DALGALANDIR SAÇLARINI EY YILANLAR KRALİÇESİ
Medusa’nın sinemada canavar yılan mitinden, ölümcül güzele ve intikamcı ucubeye uzanan üç temel anlatım için kullanılmış olduğunu gördük. Medusa yıllar içinde nadir de olsa başka şekillerde de karşımıza çıktı. Yalnızca bir metafor olarak kullanıldığı The Medusa Touch (1978) hipnotik güçleriyle felaketler yarattığına inanan bir adamın hikayesidir. Bir kuaförlük yarışmasının hemen öncesinde bir Türk kuaförün kafa derisi yüzülerek öldürülmesi ardından yaşanan bir buçuk saati kesintisiz bir akışla veren Medusa Delux (2022), kuaförler dünyasının hem zehirli hem göz alıcı dünyasını niteleyen bir isim olarak kullanır Medusa adını. Kolombiya yapımı Medusa dizisinde (2025) Medusa yine bir karakter değil her sektöre el atmış dev bir holdingin adıdır. Şirketin yönetimini ele geçirmek isteyen birbirinden yılan karakterlerin kurduğu komplolar, işledikleri cinayetler ve güç savaşları konu edilir.
Medusa’yla ucundan bucağından bir ilgi kuran bazı yapımları da şöyle bir anıp geçelim. Asıl adı Vortex iken daha çok ilgi çekmek için adı değiştirilen Yunan filmi The Face of Medusa (1967), yine Medusa ile adı dışında hiçbir ilgisi olmayan İngiliz yapımı Medusa (1973), DVD kapağındaki yılan saçlı kadın görselini yalnızca kapakta görebileceğiniz Hong Kong erotik-korku filmi Sex Medusa (2001) ve ruhu antik bir aynada hapsolmuş Medusa’nın oradan kurtulmaya çalıştığı, zaman kaybı bir korku filmi olan Medusa (2015), adlarına veya afişlerine kanmamak gereken yapımlardandır.
Genele bakınca, Medusa’nın sinemadaki mevcut varlığı son derece yetersizdir denebilir. Çok daha fazla ve değişik yorumlara olanak tanıyan bir karakter olan Medusa yalnızca bir imge olarak bile sinemada layıkıyla değerlendirilebilmiş sayılmaz. Oysa efsanedeki o kan donduran kadın, sinemada da izleyicisinin çığlıklarına aldırmadan taşa çevirmeyi, güzel yüzüyle kandıracaksa bunu en sinsi yollarla denemeyi, ucubeleştirildiyse intikamını en görkemli şekillerde almayı ve daha pek çok farklı anlatımların konusu olmayı hak ediyor.