TikTok Türkiye’sinin “Dogma 95”i: Çıplak 1 – kapak 154842

TikTok Türkiye’sinin “Dogma 95”i: Çıplak

8 Haziran 2024

Çıplak, sadece seyirciye bir sonraki bölümü izletmek gayesiyle yapılmış bir “içerik” değil, öncelikle sinema hissiyatının ön planda olduğu, sekiz perdeden oluşan bağımsız bir sinema filmidir benim için. Hem sinematografi olarak, hem senaryo olarak, hatta projenin finanse ediliş şekli olarak, projenin her adımında tavrımız gerçek bir bağımsız sinemacı tavrıydı. Bu çizgide Merve Göntem, Orkun Göntem, Tanay Abbasoğlu ve Müge Bayramoğlu ile aynı kafada buluşabildiğimiz için Çıplak, Çıplak oldu.

Dizinin ismi Çıplak ama aslına bakarsanız bizim dizide kimse çırılçıplak soyunmuyor. Oyuncularımız değil, ima ettiğimiz şeyler çırılçıplak olsun istedik. Başından beri hedefimiz buydu ve bunda başarılı olduğumuzu sanıyorum.

Çıplaklık bizim projenin dilinde ve kafasındaydı. Görüntü yönetmenliği ve kurgudaki kasıtlı çiğ estetik de bu sebeple Çıplak’a çok yakıştı. Kamera seçimi olarak (Orkun Göntem’in seçimiyle) iPhone11 tercihimiz de buradan ileri geliyordu. Biz bu işi bütçemiz olsa dahi bir Alexa ile çekmeyecektik zaten. Çeksek, bu kitsch seksapel ve samimiyeti yakalayamazdık.

Ortaya çıkan işin kafa ve biçim olarak TikTok Türkiye’sinden çıkan bir “Dogma 95” filmi olmasını istiyordum. Oldu da. Lars Von Trier’den ve Harmony Korine’den ilham aldığımız kadar Fleabag, Bartu Ben ve Friends From College gibi mini dizilerden, Zeki Demirkubuz filmlerinden ve hatta Deep Turkish Web’den de ilham aldık.

İlham kaynaklarımız sadece biçim olarak değil, içerik olarak da toplumun dayattığı monogamik ve “doğru düzgün” hetero çizgilerin dışına taşan ilişki ağlarını işliyor olmalarıyla ilgimizi çekiyordu. Kadın hakları, LGBT hakları ve daha birçok konuda gittikçe daha da karanlığa batmakta olan ülkemizde, bu nevi bir içerik yapmak biraz niş kaçacaktı. Ve belki kaçtı da. Ama Merve Göntem, Orkun Göntem, Tanay Abbasoğlu, Müge Bayramoğlu ve ekipteki hemen hemen herkes işin bu niş yönüyle daha değerli olduğuna inanarak yaptı Çıplak’ı.

Her şey nasıl başladı?

Aslında her şey bir gün YouTube’da gezinirken karşıma Ekin Beril’in “Ben Nasıl Büyük Adam Olucam” şarkısının çıkmasıyla başladı diyebilirim. Şarkıyı tekrar tekrar dinlemeye başladım. Hatta kardeşime yolladım. Açılış müziği olarak bu şarkının çaldığı, Kadıköy Çarşı’da yürüyen genç bir kızı amorstan izlediğimiz bir mini dizi bölümü yazma heyecanıyla klavyenin başına oturdum. Yazacağım hikaye aslında gerçek bir hikayeydi. Birkaç sene önce perde arkasından dahil olduğum, sonra da bizzat dinlediğim bir bekarlığa veda partisi ve oraya Eylül gibi gelen bir kız üzerine yazmak istiyordum. Gerçek hikayeyi olduğu gibi kağıda aktarmak yetecekti. Sonunda da bu kız, o evden kendi evine döndüğünde, sabaha karşı mutfakta fasulye yerken bitsin istedim ilk bölüm. Çünkü İstanbul gece hayatında en manyak geceler, iyi olsun kötü olsun, sonunda sabaha karşı bir mutfakta fasulye yerken biter. Benim tecrübem budur.

Hikayenin başrolü, yıllardır üzerine bir şey yazmak istediğim, aslında eskort olmayan ama bazen para için ufak tefek şeyler yapmaktan geri durmayan bir kızdı. Arkadaşımdı. İsmi Eylül değil. Ama o da babaannesinin evinde kalıyor ve tıpkı Eylül gibi telefonunda yaşıyordu. Kızın kendince ahlaki olarak durduğu çizgiyi, oldukça isyankar buluyordum. Hoppa bir isyankarlık. Aklı beş karış havada. Takıldığı erkeğin cebindeki kadar parası var ancak. Tembel. Ama çok zeki. Komik. Hazırcevap ve her şeyden önemlisi umursamaz ve kaygısız bir maske çekmiş yüzüne. Gerçekten öyle mi? Sabaha karşı fasulye yerken ne düşünüyor? Emin değilim. Ama Merve Göntem bu ilk bölümü okuduğunda benimle aynı şeyleri hissetmiş olacak ki, Eylül’ün ne düşündüğünü hiçbir zaman tam bilemeden ama merakla bir sonraki kaygısız adımını izleyeceğimiz bir senaryo çıktı ortaya.

Tabi ilk yazdığım zaman adı Çıplak değildi. Başka bir şeydi. Yazdığım senaryoyu, birkaç kız arkadaşıma yolladım. Hiçbirinden de öyle pek heyecanlı bir tepki alamayınca, ben de projeyi rafa kaldırıp, bir süreliğine aklımdan çıkardım.

Birbirimizin cümlelerini tamamladığımız bir ekip

Aradan iki sene geçti. Yeni tanıştığım yapımcı Tanay Abbasoğlu ve yeni çıkmış ilk kitabını çok beğendiğim Merve Göntem ile bir kahve içmek için buluşmuştum. Daha çok yeni tanışıyorduk. Merve ile beraber başka bir senaryo yazmış ve yazdığımızdan çok memnun kalmıştık. Ama bazı sebeplerden dolayı o senaryoyu hayata geçirmemiz imkansız hale gelmişti. Tanay Abbasoğlu da bize yeni bir motivasyon bulmak istiyordu. Birden “Bana ses getirecek bir şey yazsanıza” dedi. Erotik bir şey olsun gibi bir şey de dedi yanlış hatırlamıyorsam. Hemen iki sene önce yazdığım bu senaryo aklıma geldi. Olur mu olmaz mı biraz düşündüm. Eve dönüp, hızlıca bir üzerinden geçtikten sonra 1. ve 2. bölümü Merve’ye yolladım. Birkaç saat geçti geçmedi, Merve telefonla aradı. Senaryoyu aşırı beğendiğini, evde çığlık attığını (Merve’miz öyle yüksek yaşamaya bayılır her şeyi) ve sonunda kendi yazdığı şeyler gibi bir senaryo okuduğu için çok heyecanlı olduğunu söyledi. Senaryoyu yazarken müzik notları da almıştım. Merve de bana benim yazdığım Ekin Beril ve Jakuzi’nin müziklerinin yanına Nova Norda çok yakışır dedi. Bu şekilde Nova Norda’yı da Merve’den öğrenmiş oldum.

O zaman dedim Merve hadi buna bir 3. bölüm yaz. Merve 3. bölümü yazdı. Ben 4. bölümü yazdım. Merve 5. bölümü yazdı. Ben 6. bölümü yazdım. Ve bu şekilde 8 bölümlük bir mini sezon çıkardık ortaya. Tabi sonra başa dönüp birbirimizin yazdıklarına müdahale edip, editler, yorumlar, eklemeler çıkarmalar yapıp iyice bir bütünlük sağladık. Ama senaryonun %90’ı dediğim gibi diğerimizin hikayeyi nereye götüreceğini bilmeden, birbirimizin cümlelerini tamamlayarak ortaya çıktı.

Çekim süresi ne kadar kısa olursa olsun, audition süresinin uzun uzun tadını çıkaracağımız ve doğru oyuncuları buluncaya kadar eğlenceğimiz bir ön hazırlık süresi, Merve için de, benim için de işin en önemli kısmıydı. Dizinin erotizm sınırları için şöyle bir sınır çizmiştik kendimize. İşin adı Çıplak ama aslında içinde çıplaklık olmayacak. Dikkat ederseniz dizide, 90’lar Türk popüler kültürüne göre gayet sıradan bir fiziksel çıplaklık olduğunu görürsünüz. Dizide kimse iç çamaşırlarını çıkarmıyor ama ima edilen olaylar, açık açık konuşulan diyaloglar ve öpüşme sahnelerindeki doğallık açısından, bizi gerçek hayattaki kadar heyecanlandıran bir çizgisi olsun istedik. Öyle de oldu.

Çekimin son günlerinde bir gün taksiyle eve dönerken Orkun bana hiç unutamadığım bir cümle söyledi. “Projenin önce ismiyle, sonra senin tavrınla başlayan, oradan Merve’ye, bana, başrolümüz Müge’ye, sonra diğer oyuncularımıza, Ece’ye, Mert Ramazan’a, yapımcıya, set amirine, sesçiye ve yavaş yavaş ekipteki herkese dalga dalga dağılan bir tavır yakaladık bu işte” demişti. Kelimesi kelimesine tam böyle değilse de, buna çok yakın bir cümleydi. Hala düşündüğümde duygulanırım. Çünkü bir sinema filmi yapmanın en güzel tarafı bu ruhu yakalayıp, bunu sonuna kadar filme aktarmaktır zaten. Başka hiçbir şey değil.

Ön hazırlık sürecinde Merve ve Orkun ile buluşup izlediğimiz filmler arasında aklımda kalanlar; Eighth Grade, The Florida Project, American Honey, Inherent Vice, Duvara Karşı ve tabi ikinci sezonumuzun fitilini ateşleyen Spring Breakers. Sinema öğrencisi ruhumuzu hiç kaybetmeden birçok filmden sevdiğimiz sahneleri tekrar tekrar izleyip üzerine konuşuyorduk.

Öyle yürekten ve samimi bir şey yapacağız ki, bu devirde bu ülkede hiçbir platform bunu gösteremeyecek, biz de Çıplak’ı YouTube’a koyacağız diye bir motivasyonumuz vardı. Olmazsa HD Film Cehennemi’ne koyacağız diyordu hatta Merve. Komik ama ciddiydik.

Senaryoyu gösterdiğimiz hiçbir yapımcı bu işe girmedi. Tanay Abbasoğlu hariç kimsenin böyle bir işe para yatırmaya aklı kesmedi. Sektördeki en entellektüel bazı arkadaşlarımla bile hazırlık aşamasında konuşurken, “nereye satacaksınız ki projeyi?” gibi sorular sorduklarını hatırlıyorum. Bizi gerçekten anlamıyorlardı. Çok şanslıyız ki bizim para kazanmayı umursamamak gibi bir şansımız vardı. Bu şansı yaratmak ve kovalamaya adamış gibiydik zaten hayatımızı. Çıplak ilk sezonda emeği geçen ekibin %90’ı para kazanmayı umursamadan bu projede yer aldı. Başrolümüzün, benim veya yapım amirinin aldığı kaşeleri buraya yazsam ayıp olur. O dereceydik gerçekten.

Merve’yle ikimiz, bizim gibi senaryoyu ve yaptığımız işin heyecanını her şeyden önde tutan bir ekip kurmayı başardık. Bence en büyük başarımız da bu oldu. Bu sebeple birçok arkadaşımız bize ya bilabedel ya da büyük indirimlerle destek verdi, müziklerini hediye etti, çekim için evlerini verdi. Böyle bir sansür ve otosansür devrinde, herkes böylesine sektöre adeta hareket çeken bir projenin bir köşesinden tutmak için bize katıldı.

Çıplak’ın BluTV macerası

Çıplak’ın BluTV macerası da ayrı bir hikaye. O kısma geldiğimizde Tanay’la çok tartıştık kavga ettik. Ben Çıplak’ın hiçbir karesinin sansürlenmemesini istiyordum. Bu şekilde bir platformda olacağına olmasın ve ilk başta konuştuğumuz gibi YouTube’a koyalım diyordum. Ama sonunda öyle oldu böyle oldu, Merve Göntem bir şekilde herkesi ikna etti. Sansürlenmek istenen 1 sayfa sahne vardı. Merve nasıl yaptıysa, hem TN Yapım, hem BluTV’yle konuştu etti, bunları sadece üç dört maddeye indirdi. Tabi işin perde arkasını tam bilmiyorum. O süreçte ben diyaloğu kesmeye karar verdim. Merve’ye bıraktım işi. Tanay Abbasoğlu ile aramızdaki gerginlik ise daha sonra halı saha maçlarındaki ahengimiz ile yerini şaşırtıcı derecede eğlenceli bir dostluğa bıraktı.

Ancak verilen sözden son anda geri dönüp 8. bölüm yayınladığı gün bizden habersiz dizinin final jeneriğinin kesilmesi hiç yakışmadı. Çıplak’ın Euphoria dizisine benzer çok estetik, komik, seksi bir final credits sahnesini ancak Brezilya’dakiler izleyebildi. Belki yakında bir zaman ülkemizde de tekrar izlenir diye bir umudumuz hep var tabi.

Sürecin devamında Çıplak’ın seyirciyle buluşmasına o kadar mutlu olmuştuk ki, BluTV’nin o sene ve devamında en çok izlenilen birkaç işinden biri olmamıza rağmen, asla reklam yapmamalarına, bizi yok saymalarına, hatta sosyal medyada özellikle Çıplak’a dair hiçbir soruyu cevaplamamalarına saygı duymak zorunda kaldık.

Yakın arkadaşlarım, ülkedeki politik ve sosyal atmosfer belli olduğu için buna şükretmemiz gerektiğini ve Çıplak’ın ana menüde olmamasına rağmen bir platformda gösteriliyor ve kulaktan kulağa yayılıyor olmasının bir mucize olduğunu söylüyorlardı. Belki de haklılardı. Belki de hiç isyan etmemem gerekiyordu, bilmiyorum.

Ama Merve de ben de bu sürecin devamında bu “sahiplenilmeme” sebebiyle çok üzüldük. Merve ile her yerde Çıplak’ı bağırmaya alıştık. Hatta belki biraz fazla alıştık. Otosansür devam ettikçe sosyal medyada biraz fazlaca hırçınlaştık. Belki gerekliydi, belki de bu çağ için biraz eski kafalı bir hırçınlıktı. Hala emin olamıyorum. Ama günün sonunda bu işin sefasını da cefasını da kendimiz seçtik.

Çıplak’ın ulaştığı müthiş bir kitle oldu. DM kutumuza “ailem sebebiyle posterinizi falan paylaşamıyoruz ama Çıplak’ı çok seviyoruz” diye mesajlar yağıyordu. “Ben Eylül’üm” diye mesajlar geliyordu. Bugün hala da devam ediyor. Bugün hala İzmir’den Konya’ya, üniversitelerden gelip Çıplak ile ilgili seminer vermemiz için davetler alıyoruz.

Çıplak’ın yolculuğu daha sonra Inter Medya üzerinden yurt dışında önce Brezilya’da Nua e Crua adıyla, şimdi de başka ülkelerde devam ediyor. Biz bu işten hala pek bir para görmedik. Belki ilerde görürüz tabi o ayrı. Ama her şeyden önemlisi Merve’yle içimizde, bundan 40 sene, 50 sene sonra, şimdiki Türkiye piyasasında olan bütün bu diziler unutulup giderken Çıplak’ın kolay kolay unutulmayanlardan biri olacağı gibi bir his var.

Tabi bir de bu işin devamında Çıplak II diye belki benim için Çıplak’tan bile özel başka bir manyaklık var. Ama artık onun hikayesini de başka zaman konuşuruz…

Öteki Sinema için yazan: Can Evrenol

blank

Can Evrenol

University of Kent’ten “Sanat Tarihi” ve “Film Theory”mezunu. Bahçeşehir Üniversitesi’nde seçmeli sinema dersi vermekte. MEHTAP ve OMEGA VATAN isminde iki kısa romanı var. Yeni sinema filmi SAYARA (2024) çok yakında!

Bir Cevap Yazın

blank

Öteki'den Haber Al

Buna da Bir Bak!

Festival Yapmak Çocuk Oyuncağı mı? 2 – bored audience

Festival Yapmak Çocuk Oyuncağı mı?

Bir ya da birçok festivale iyi niyet ve destek duygularıyla
Kirk ve Spock'ın İmkansız Aşkı! 3 – Slide 1

Kirk ve Spock’ın İmkansız Aşkı!

Trent Reznor’un kışkırtıcı ve biraz da saplantılı şarkı sözleri ile