Sosyal medyada dolanan bir yapay zeka videosu var. Herkes paylaşıyor, en yeni AI aracı olan Seedance 2.0 ile üretilmiş. Bradd Pitt ve Tom Cruise birbirlerini pataklıyorlar. Çok ikna edici, öncekilerden farklı. Şu sekansı bu iki pahalı aktörle aynı ortamda çekmenin milyon milyon dolarlık bedeli vardı. Şimdi bedava!
Bu videoyu izleyen Deadpool 1 & 2’nin, Deadpool & Wolverine’in yazarı ve yapımcısı Rhett Reese endişeli bir açıklama yapmış. Öyle “teknolojiye ayak uyduralım” minvalinde bir heyecan değil bu. Adam resmen ürkmüş durumda!
Reese diyor ki, Sevdiğim pek çok insan, aşık oldukları kariyerlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Ben kendim de risk altındayım. Pitt ve Cruise videosundan çok etkilendim çünkü video fazlasıyla profesyonel duruyor. İşte tam da bu yüzden korkuyorum. Gerçekten sarsılmış durumdayım.”
Bu cümlelerdeki panik anlaşılır çünkü Reese’in korkusu, AI’ın artık amatör bir oyuncak olmaktan çıkıp profesyonel bir endüstri silahına dönüşmesi. Bu silah,Seedance 2.0 gibi araçlarla zirveye ulaşmış durumda. Sosyal medyada dolanan videoyu siz de görmüşsünüzdür: Çiçek Abbas’taki ikonik ozan atışması sahnesi, sanki bir Hong Kong dövüş filminden fırlamışçasına, kusursuz bir koreografiyle sunuluyor. Görüntü net, hareketler akıcı, estetik ise ürkütücü derecede ikna edici.
https://x.com/OnerBiberkoku/status/2022356114759950511?s=20
Mesele sadece bireysel yaratıcıların korkularından ibaret değil. Bugün Hollywood’un en güçlü oyuncu sendikası SAG-AFTRA, Çin merkezli teknoloji devi ByteDance’in (TikTok’un sahibi) yeni yapay zeka video modeli Seedance 2.0’a karşı sert bir bildiri yayınladı.
“SAG-AFTRA, ByteDance’in yeni yapay zeka video modeli Seedance 2.0’ın sağladığı bariz ihlali kınamada stüdyoların yanındadır. Bu ihlal, üyelerimizin seslerinin ve görüntülerinin izinsiz kullanımını içermektedir. Bu kabul edilemez ve insan yeteneğinin geçimini sağlama yeteneğini baltalamaktadır. Seedance 2.0, yasayı, etiği, endüstri standartlarını ve temel rıza ilkelerini hiçe saymaktadır.”
Şimdi… Burada duralım ve büyük resme bakalım. Hollywood, Seedance’a ve arkasındaki Çin sermayesine fena halde gıcıklanmış durumda. Elbette telif hakları, oyuncuların yüzlerinin izinsiz kullanımı büyük bir etik sorun. Ama işin “tamamen duygusal” bir tarafı da var.
Hollywood’un asıl korkusu, tekelinde tuttuğu o devasa Fikri Mülkiyet (IP) havuzunun başkaları tarafından kullanılması. Çünkü bu, onların bizzat hazırladığı geleceği sabote ediyor.
Daha önceki Netflix yazımda bahsetmiştim; Netflix’in Warner Bros.’u alma iştahının asıl sebebi, şirketin elindeki köklü markalardı. Plan belliydi: O karakterleri, o evrenleri kendi kontrollerindeki yapay zeka modelleriyle üretmek, maliyeti sıfıra indirmek ve yine kendileri satmak. “Eninde sonunda bu olacak, stüdyolar kendi yapay zeka içeriklerini üretecek” derken, Seedance 2.0 pat diye bunu önümüze koydu. Hem de Hollywood’dan izin almadan.
Hollywood: Çürümüş Bir Film Ormanı!
Hollywood’un yıllardır seyirciye sundukları ürün, tam olarak bu: Göz alıcı aksiyon sekansları ve ruhsuz pikseller. Evet, Seedance ve türevleri aksiyon sekanslarını, patlamaları, uçan kaçan süper kahramanları harika hallediyor. Peki, sinema dediğimiz o kadim sanat, sadece aksiyon koreografisinden mi ibaret?
Hollywood’un bugün içine düştüğü varoluşsal sancının temelinde, kendi elleriyle yarattıkları o CGI canavarı yatıyor. Yıllar boyunca hikaye anlatıcılığını ikinci plana itip, senaryonun boşluklarını görsel efektlerle yamadılar. Karakter derinliğini yeşil perde önündeki şaklabanlıklara kurban ettiler. Şimdi ise bir yazılımın, milyon dolarlık bütçelerle yaptıkları o görsel şovu saniyeler içinde ve neredeyse sıfır maliyetle yapabildiğini görünce elleri ayakları titriyor.
Açık konuşalım: Korkacaksa süper kahraman filmi fabrikaları korksun. Eğer işiniz sadece görsel bir illüzyonsa, yapay zeka bu illüzyonu sizden daha hızlı ve ucuz yapacak. Hatta belki de yakın gelecekte her izleyici, kendi kişisel süper kahraman filmini üretecek (ve muhtemelen kendisinden başkası da o filmi izlemeyecek).
Yapay zeka saldırısı olsun ya da olmasın, Hollywood’un pırıltılı ama içi boş tarafı zaten miadını dolduruyordu. Rhett Reese’in “her şey bitti” karamsarlığı, belki de sadece bildiğimiz o hantal stüdyo sistemi için geçerli.
Çünkü makinelerin henüz taklit edemediği (ve belki de hiç edemeyeceği) bir şey var: İyi yazılmış bir metnin ruhu ve bir oyuncunun gözündeki o sahici parıltı. Hollywood, eğer hayatta kalmak istiyorsa tarifini yenilemek (daha doğrusu eski tarife dönmek) zorunda. Dijital efektlerin arkasına saklanmayı bırakıp sinemanın samimi köklerine geri dönmeliler. Eskiden nasıl film çektiklerini, Godfather’ları, Taxi Driver’ları, efekt olmadan da devleşen hikayeleri, bir filmin insan kalbine nasıl dokunduğunu hatırlasalar, yapay zekadan bu kadar korkmalarına gerek kalmayacak.
Makine “görüntü” üretebilir ama “anlam” hala insanın tekelinde.