The Green Hornet (2011)

Türk sinema izleyicisinin Jim Carrey ve Kate Winslet’lı efsane “Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan” ile tanıdığı yaratıcı Fransız yönetmen Michel Gondry’nin beşinci uzun metraj filmi “The Green Hornet/Yeşil Yaban Arısı”; sinemacının 120 milyon dolar bütçeyle şimdiye dek kotardığı en büyük yapım olmanın yanı sıra en az ilginç olanı.

2001 yılında Charlie Kaufman senaryosu “Human Nature/İçgüdü”yü filme alan Gondry; bu sıra dışı metinden ortalama bir film çıkarmış ve vasat hatıraların yanındaki yerini almıştı. Üç yıl sonra yazımına katkıda bulunduğu bir başka Kaufman senaryosu olan “Sil Baştan”ı çektiğinde ise tüm zamanların en beğenilen filmlerinden birinin sahibi olmuş oldu. Oscar dâhil onlarca ödül alan ama daha da önemlisi seyircinin taptığı bir modern klasiğe dönüşen “Sil Baştan”ın bana sorarsanız tek kötü yanı yönetmenliğiydi. Filmi izlediğimde bu olağanüstü senaryonun daha kötü çekilemeyeceğini düşünmüş, Gondry’i takip edilecekler listemden çıkarmıştım. Marjinal olma adına sıraladığı görsel numaralarla metne zarar verdiği için onu asla affetmeyecektim.

Gondry bahsettiğim numaraları işletebildiği, hatta tamamen o kendine haslıktan güç alan “The Science of Sleep/Rüya Bilmecesi” ve “Be Kind Rewind/Lütfen Başa Sarın” ile geldiğindeyse taşın yerini yeni yeni bulduğuna kanaat getirdim. “Sil Baştan” onun için yanlış projeydi, o kadar. Bu yazının asıl konusu olan “Yeşil Yaban Arısı” ise kadrosundaki herkes için yanlış proje. Asla bir araya gelmemesi gereken bir ekibi zorla toplayıp elinizden geleni yapın demişsiniz gibi. Ellerinden geleni yapmışlar fakat ortaya bir süspansiyon çıkmış. Kaptaki malzemeler ilginç olsa da geriye çekilip bakınca bulamaç gibi duruyor.

Filmin başrol oyuncusu Seth Rogen, Judd Apatow maiyetinden bir komedyen. Yıllarca “Undeclared” ve “Da Ali G Show” kadrosunda çalışmış; “Superbad/Çok Fena” ve “Pineapple Express” gibi filmlerin yanında bir de “The Simpsons” bölümü yazmış aktörü genelde oynadığı şişman ama sevimli karakterlerle tanıyoruz. “The 40 Year Old Virgin/40 Yıllık Bekâr”, “Knocked Up/Kaza Kurşunu”, “Zack and Miri Make A Porno/Garip Bir Aşk Öyküsü” ve “Funny People/Matrak Adamlar” bir çırpıda sayabileceklerimiz. Yüksek sesle ve çokça konuşan, yemeği eğlenmeyi ve kızları seven, aşırılıktan ya da iğrençlikten kaçınmayan kızıl saçlı genç irisi karakterini; ufak tefek değişikliklerle bir filmden diğerine taşıyan Seth Rogen aynı mizansenle kahraman olmaya çalıştığında ise maya tutmamış. Aktör, senaryosunu yazdığı “Yeşil Yaban Arısı”nı daha önce rol aldığı ve gücünü zevzeklikten alan filmlere dönüştürüp kendi şovunu yapmaya soyunmuş. Bu filmden çıkarıp, örneğin “Kaza Kurşunu”na yapıştırdığınızda garipsenmeyecek tiratlar atmış.

Sinemanın görsel oyuncakçılarından biri sayabileceğimiz Michel Gondry film boyunca ilginç anlar yaratmaya çalışmış ama çoğunlukla başarılı olamamış. Batmobil’den daha ilginç görünen ve başrole koyduğu özel otomobil birçok sahneyi kurtarsa da “Kato görüşü” adını verdiği ve çok güvendiği kendi icadı aksiyon sekansları iki boyutlu izlendiğinde hiç ilginç görünmüyor mesela. Aksiyon çekmedeki deneyimsizliğini de açık eden Gondry’nin filmdeki en büyük başarısı ise ekran bölme tekniğine getirdiği soluk. Brian De Palma’dan Steven Soderbergh ve en son Danny Boyle’a ana akım sinemacılar tarafından sıkça başvurulan ve ekranı bir ya da daha fazla çizgiyle bölerek genelde aynı anda olan şeyleri göstermeye yarayan bu kurgu tekniği, “Yeşil Yaban Arısı”nda daha önce hiç olmadığı kadar işlevsel ve yaratıcı kullanılıyor. Film ilginizi çekmese de bu sahneyi görmelisiniz.

Filmin senaryosu bütün ayrıntılarıyla bir dünya kurma iddiasında olduğundan süresini fazlasıyla hissettiren ve sarkan bir yapıya sahip. “Yeşil Yaban Arısı”nın küçük bir çocukken babasıyla yaşadıklarını bile anlatmaya soyunuyor yazar ekibi. Christoph Waltz’ın hayat verdiği ve aktörün “Inglourious Basterds/Soysuzlar Çetesi”ndeki Hans Landa karakterinden izler taşıyan Chudnofsky adlı mafya babası ile bizi ilk tanıştırdıkları sahneyi de konuk oyuncu James Franco’lu bir kısa filme dönüştürüyorlar. Bu gibi “vaktimiz bol” davranışlar bir süre sonra ana öykünün gidişatını sekteye uğratıp fazla gelmeye başlıyor. Son yirmi dakikadaki şenliğe kadar film bir Seth Rogen komedisi gibi yürüyor. Devam filmlerine zemin hazırlama çabası da eklenince işler iyiden iyiye karışıyor.

Sonuç olarak; “Yeşil Yaban Arısı” kafası karışık ve kendi içinde uyumsuz bir film. Ne var ki, kanallar arasında zap yapıyormuş havasında izlerseniz güzel duraklarından bazılarına denk gelebilirsiniz.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir