ABD Anti-Tröst Yasasının Tarihsel Gelişimi ve Sinema Sektörüyle İlişkisi

Türkiye’deki film gösterim ağı tröstleşme emareleri göstermeye başladığı zaman bir grup duyarlı sinema yazarı ve sinemacı (Evrim Kaya, Kaan Müjdeci, Şenay Aydemir, Fırat Yücel) gidişattan rahatsız olup bu konuda bir belgesel çekmeyi düşündü. O vakitler Şenay abi de benimle bir görüşme talep etti ve o görüşmede konu hakkındaki düşüncelerimi paylaşma imkânım oldu. Ben de belgesel için zamanında bundan en çok muzdarip olan ülkedeki tarihsel gelişimi özetleyen bir rapor hazırlayabileceğimi söyledim ve 6 Nisan 2015’te ABD anti-tröst yasasının tarihsel gelişimi üzerine çıkardığım notları belgesel ekibiyle paylaştım.

Söz konusu notlar mümkün olduğunca kısa ve maddeler şeklindedir. Notlara oradaki şirketlerin yapım, dağıtım ve gösterim ağlarındaki (yasayla engellenmeden önceki) güçlerini ortaya koyan çarpıcı rakamlar ilave edildi. Bu rapora bakınca; zamanında Amerika Birleşik Devletleri’nde aşağı yukarı ülkemizdeki bugünkü duruma benzer bir hegemonyanın olduğu ve tekelci sermaye hedefleyen bu tip bir hegemonyayı engellemenin yegâne yolunun hukuk/yasalar olduğu çok net ortaya çıkıyor. Tabii bir yasa çıkarılması tek başına yeterli değildir, yasanın kararlı bir şekilde uygulanması da gerekir. Neyse, bu konuya merak duyan ve/veya bu konuda çalışmak isteyenlere bir çerçeve teşkil etmesi ümidiyle Amerikan anti-tröst yasasının tarihsel gelişimini ve başlıca gelişmeleri paylaşmaya karar verdik. Kabul buyurunuz.

1890

Sherman Anti-tröst Yasaları kabul edildi.

1912

Amerika Birleşik Devletleri başsavcısı; ‘davalıların’ aralarındaki rekabeti önlemek ve sinema sektörünü tekelleştirmek amacıyla ortak hareket ettikleri savıyla “Motion Picture Patents Company” (MPPC) aleyhine Sherman Anti-tröst Yasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

1915

“Motion Picture Patents Company” (MPPC), federal mahkeme tarafından anti-tröst yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm edildi.

1931

Fox Şirketi, Amerika Birleşik Devletleri Clayton Anti-tröst (Haksız Rekabet) Yasası’nı ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm edildi. Bu karar, sinema salonu zinciri sahipliği ile ilgili ilk önemli mahkûmiyet kararıydı. Fox Film, Loew’s ve MGM’deki hisselerini elden çıkarmakla cezalandırıldı.

1938

İlk kez 1938 yılında Büyük Beşli (Paramount, Loew’s [MGM], 20th Century-Fox, Warner Bros ve RKO) ve Küçük Üçlü (Columbia, Universal ve United Artists) olarak bilinen 8 büyük şirket hakkında dikey birleşmeli şirket modeli kurup, anti-tröst yasalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle dava açıldı. 10 yıl sürecek bir savaş başlamış oldu.

1940

Stüdyoların toplu rezervasyon filmlerinin sayısını beş ile sınırlanmış ve “kör teklif” (blind bidding) uygulaması yerine alım-satım gösterimi geçirmeye başlamışlardır. Kör teklif, sinema salonu sahiplerinin oynatacakları filmi görmeden teklifte bulunup satın alması anlamına gelmekteydi.

1948

Paramount Kararı: 1938’de açılan dava büyük şirketlerin çabası ve araya İkinci Dünya Savaşı’nın girmesi nedeniyle yarım kalmıştı. Savaş bitiminde dava yeniden açıldı. 1948 yılında sonuçlanan Amerikan bağımsız sinema tarihinin ikinci dönemini başlatan Paramount Kararı (Paramount Decree) ile Büyük Beşli ve Küçük Üçlü, ticareti kısıtlayan ve rekabeti önleyen tekelci uygulamaları nedeniyle Amerikan Yüksek Mahkemesi tarafından suçlu bulundular ve bir mutabakat imzalamaya mecbur kaldılar. Bu karar göre gösterim ağından yani sinema salonu zincirleri sahipliğinden çekilmek zorunda kaldılar. İlk olarak (sadece Amerika’da 1.200’den fazla sinema salonunu kontrol eden) Paramount Şirketi, 31 Aralık 1949’da şirketleri ayrıştırdı, diğerleri uzunca bir süre direneceklerdi. Paramount Kararı, 1910’ların ikinci yarısından itibaren işleyen Stüdyo Sistemi’ni ortadan kaldırmak üzerine atılmış ilk adım olarak kabul edilir. Karardan önceki dönemde, Büyük Beşli ve Küçük Üçlü haricindeki yüzlerce şirket toplam gişe gelirlerinin sadece %10’unu elde edebiliyorlardı. Bağımsız sinemanın ellili yıllardan itibaren yükselişe geçmesinin kökeninde 1948 tarihli Paramount Kararı’nın etkisi yadsınamaz.

1956

Stüdyolar, sinema gösterim ağından çıkmışlardır. 1956 yılı itibariyle, eski stüdyolar tarafından dağıtımı yapılan filmlerin yarıdan fazlası (%53), büyük Hollywood şirketleri fiziksel olarak bu filmlerin üretim sürecinde hiçbir şekilde yer almadığı için, ‘bağımsız’ sayılmışlardır. Üç yıl sonra, 1959’da bu rakam %70’e çıkmıştır. Bağımsız sinemanın yükselişi bu döneme tekabül etmektedir.

PARAMOUNT KARARI (PARAMOUNT DECREE)

Savaşın bitmesinden hemen sonra, 1945’te, Adalet Bakanlığı, yeni başsavcı Tom Clarke liderliğinde sekiz egemen şirkete karşı davayı yeniden açtı. Davayı inceleyen New York federal bölge mahkemesi, stüdyoların gerçekten de bir grup yasa dışı ticaret uygulamasını (fiyat sabitleme, toplu rezervasyon, yan şirketlerle uygun anlaşmalar, bir bölgede ancak belli faaliyetlere izin verme) dayatmak için birlik olduklarına karar vermiş fakat daha da önemli olanın, bu uygulamaları dayatma gücünü sağlayanın stüdyoların dikey birleşmeli şirketler şeklinde organize olmalarının olduğunu görememişti. Federal bölge mahkemesinin kararı Adalet Bakanlığı için kesinlikle bir zafer anlamına gelse de bu kez başsavcı iki hedefinde gerçekleştirilmesini istedi. Bir dizi başvurudan sonra, ABD Yüksek Mahkemesi davayı görüşmeyi kabul etti, bu esnada genellikle bağımsız gösterimciler tarafından stüdyolara ve onların bağlı şirketlerine karşı açılan tekel-karşıtı daha küçük davalara ülkenin her yerinde değişik mahkemeler tarafından bakılmaktaydı. Duruşmalar 1948 yılında gerçekleşti ve aynı yılın 3 Mayıs’ında Yüksek Mahkeme oybirliğiyle karara vardı. Bu karara göre mahkeme bu kez stüdyoların film işinin üç kısmının da kontrolünü elinde bulundurmalarının güçlerinin asıl kaynağı olduğunu doğru bir şekilde tespit etti. Özellikle Mahkeme, federal bölge mahkemesinin toplu rezervasyon, fiyat sabitleme, bir bölgede belli faaliyetlere izin verme ve diğer bazı stüdyo uygulamalarını yasadışı ticari kısıtlamalar olarak gören ilk kararını onayarak sekiz sanığın kontrol etmekte olduğu gösterim işinin, film yapımının diğer iki kolundan ayrılmasına karar verdi.

20th Century Fox ve özellikle MGM gibi şirketler bu karara karşı neredeyse bir on yıl mücadele etseler de (MGM son gösterim salonlarını 1957’ye kadar elinden çıkarmamıştır), Yüksek Mahkeme’nin kararı stüdyolara uzlaşma için hiç yer bırakmamıştı. Bu nedenle, RKO ve Paramount, sekiz firma içerisinde, sırasıyla 1948 ve 1949 yıllarında muvafakat kararnamesini imzalayan ilk iki firma olduklarında, şartlar çok açıktı. Ticareti kısıtlayan tüm uygulamalara bir son vermesinin ve gösterimin üretim ve dağıtımdan ayrılışını harekete geçirmesinin dışında muvafakat kararnamesi ayrıca stüdyoların, özellikle tekbir gösterimcinin sınırsız bir tekel konumuna sahip olduğu ‘kapalı kasabalardaki’ olmak üzere kendilerine bağlı gösterim işletmeleriyle olan tüm bağlarını tamamen koparmalarını sağladı.

Paramount Kararı’nın hükümleri (Yüksek Mahkeme’nin kararı ortaya çıktıktan sonra) üst-düzey bağımsız yapımcılar için tam bir zaferi simgeliyor gibiydi. Bağımsız Sinema Üreticileri Derneği’nin (Society for Independent Motion Picture Producers) bölge mahkemesinin kararından sonra kulisini yaptığı kilit konular arasında toplu rezervasyonun son bulması ve sinema salonlarının elden çıkartılması vardı ve her iki konu da özellikle Yüksek Mahkeme’nin kararına hitap ediyordu.

Bağımsızlar için gelecek parlak görünüyordu çünkü en iyi salonlara girebilmek için stüdyolarla eşit koşullarda rekabet edebiliyor olacaklardı. Ve 1948 öncesi dönemden itibaren kaliteli filmler yapmak konusundaki ünleri yerini almışken Paramount Kararı onları stüdyo sisteminin kısıtlamalarından daha özgür olmalarını sağladığı gibi ilk gösterim sinemalarına artık daha kolay girebilmeleri sayesinde karlarını da artırması anlamına gelmekteydi.

Dikey Birleşmeli Şirket Modeli

Sinemanın ticari ayağı 3 önemli aşamadan oluşuyor. Yapım, dağıtım ve gösterim. Yapım-dağıtım-gösterim üçlüsünü elinde bulunduran şirket, “dikey birleşmeli şirket modeli”yle yönetiliyor demektir. Sherman Anti-tröst Yasası’na aykırı görülen özellik, işte bu “dikey birleşmeli şirket modeli”dir.

Seyirci Sayısı

1939 ve 1946 yılları arasında her hafta filme giden 75 milyon sinema seyircisi var. Savaşın hemen bitiminde bu sayı bazen haftada 100 milyon kayıtlı bilet sayısını buluyordu.

Büyük Beşli (Big Five)

Paramount, Loew’s [MGM], 20th Century-Fox, Warner Bros ve RKO

Büyük Beşli’nin ortak özelliği hem yapım stüdyolarına hem ulusal ve uluslararası dağıtım ağına, hem de (Amerika Birleşik Devletleri’nde ve de Avrupa’da) sinema salonlarına sahip olmalarıdır.

Küçük Üçlü (The Little Three)

Columbia, Universal ve United Artists

Yapım ve dağıtım ağına sahiptirler. Büyük Beşli’ye göre bir hayli küçüktürler. Columbia ve Universal’in sinema salonu yoktur, United Artist ise az sinema salonuna sahiptir.

Büyük Sekizli (Büyük Beşli ve Küçük Üçlü’den oluşan 8 şirket)

1930’ların sonunda tüm Amerikan filmlerinin %75’ini bu 8 şirket üretiyordu. Ülkedeki toplam gişe gelirinin en az %80’ini bu 8 şirket kazanıyordu. Yurtdışına ihraç edilen filmlerin %75’i bu 8 firmaya aitti, stüdyo gelirlerinin üçte birini yurtdışı satışlarından elde ediyorlardı. ABD ve Kanada’da üzerindeki film dağıtımının %95’ini kontrol ediyorlardı.

1940 yılında ABD ve Kanada genelinde 17.500 sinema salonu vardı (Her 8 bin kişiye bir salon). Nüfusu 12.500’den büyük olan 400 merkezde (il, ilçe) 1360 salon vardı. Bu 1.360 salon ilk-gösterim salonlarıydı (vizyon filmlerinin öncelikle uğradığı yerler). Bu 1.360 salon toplam yurtiçi gişe gelirinin yarısını elde ediyordu. Bu 1.360 salonun 450 tanesi nüfusu 100 binden fazla olan 95 Amerikan şehrinin merkezlerindeki lüks salonlardı. Biletlerin pahalı olduğu, genelde tıklım tıklım dolan bu salonlar gişe gelirlerinin ‘aslan payı’nı teşkil ediyordu.

Büyük Beşli 17.500 sinema salonunun 2.600’ünü kontrol ediyordu (tüm salonların yaklaşık %15’i, büyük şehirlerdeki sinema salonlarının ise %80’inden fazlasını). 100binden fazla nüfusu olan 95 Amerikan şehrinin 73’ünde, kontrol neredeyse tamamen Dikey Birleşmeli Şirket Modeli’ni benimseyen Büyük Beşli’nindi. Örneğin; Paramount’un 1.200’ü ülke içinde, 250’si ülke dışında olmak üzere 1.500’e yakın sinema salonu vardı. 1946 yılı itibariyle 11,4 milyon koltuk kapasitesinin tek başına sekizde biri, yani 1,5 milyona yakın koltuk Paramount’undu. Bağımsız sinemalar, tüm sinemaların %60’ını teşkil ediyor olmasına rağmen, gişe gelirlerinin en çok %15-20’sine talip olabiliyorlardı. Rekabet davaları, bu %60’ı temsil eden bağımsız sinemalar adına açılmıştı.

Son Söz Yerine…

Gördüğünüz gibi, bu işler kolay olmuyor. Karşınızda devasa sermayelere sahip büyük çıkar odakları olduğunda yasal mücadele bile onlarca yıl sürebiliyor ama aklın yolu birdir, er ya da geç bizim de bu yola girmemiz lazım. Bu süreç Amerikan Sineması’nı küçültmedi, bilakis büyüttü. Bu çok net. Türk Sineması’nı ve ülkedeki sinema sektörünü daha güçlü bir hâle getirmek istiyorsak Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Yukarıdaki yasalar bize yol gösterecektir. Zülfüyâre dokundaysak affola. Saygı ve sevgilerimle…

KAYNAKLAR

  • Grant, Barry Keith. “American Cinema of the 1960s”, 2008. Rutgers University Press, ABD.
  • Hark, Ina Rae. “American Cinema of the 1930s: Themes and Variations”, Rutgers University Press, 2007, ABD.
  • Keil, Charlie ve Ben Singer (Editörler). “American Cinema of the 1910s, Themes And Variations”, 2007. Rutgers University Press, ABD.
  • Monaco, Paul. “A History of American Movies A Film-by-Film Look at the Art, Craft, and Business of Cinema”, 2010. The Scarecrow Press, Inc., ABD.
  • Schatz, Thomas. “History of the American Cinema: Boom And Bust: The American Cinema in The 1940s”, 1997. Charles Scribner’s Sons, ABD.
  • Stoneley, Peter ve Cindy Weinstein (Editörler), “A Concise Companion to American Fiction 1900–1950”, 2007.  Blackwell Publishing, ABD.
  • Tzioumakis, Yannis. “American Independent Cinema: An Introduction”, 2006. Edinburgh University Press, İngiltere.
  • Williams, Linda Ruth ve Michael Hammond. “Contemporary American Cinema”, 2006., McGraw-Hill, ABD.

KAPALI GİŞE BELGESELİ

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: ertantunc@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir