Ölüm Yalnızca Bir Başlangıçtır: Kadavra

Ölmüşseniz ölmüşsünüzdür. Ya da bazen ölüm yalnızca bir başlangıçtır.

Sarsıcı bir şeytan çıkarma ayini kontrolden çıkar ve genç bir kızın hayatına mâl olur. Aylar sonra, eski polis Megan Reed (Shay Mitchell) ortağının ölümüne engel olmayı başaramayıp üzüntüsünü uyuşturucu ve alkolle gidermeyi denedikten sonra nihayet hayatını toparlama çabası içine girmiştir. Megan bağımlılıklarından kurtulduğu Boston Hastanesi’nde morg görevlisi olarak çalışmaya başlar. Mağarayı andıran tesiste nöbet tutarken, burasının olağanüstü yalnızlığında beklenmedik bir huzur bulmaktadır.

Fakat bir gece, feci şekilde deforme olmuş bir kadavrayı teslim almasının ardından, bir takım şeyler değişmeye başlar. Korkunç durumdaki kadavrayla birlikte bodrum katın koridorlarına kilitli olan Megan, artık dehşet verici görüntüler deneyimlemektedir. Kendi akıl sağlığını sorgulayan genç kadın, kadavranın acımasız bir şeytani güç tarafından ele geçirilmiş olduğunu düşünmeye başlar. Megan bu şeytani varlığın hayata dönüp yeniden öldürmeye istekli olduğundan korkar.

Nabızları hızlandıran, seyircilerin tüylerini ürpertecek, 18+ kategorisi bir korku-gerilim filmi olan Kadavra / The Possession Of Hannah Grace’in başrollerinde Shay Mitchell, Stana Katic, Grey Damon, Nick Thune, Jacob Ming-Trent, Max McNamara, Louis Herthum, James A. Waston Jr. ve Kirby Johnson yer alıyor. Filmi Diederik van Rooijen yönetti, Brian Sieve yazdı.

BİR KADININ KÂBUSU DEHŞET VERİCİ BİÇİMDE GERÇEK OLUR

The Exorcist, Let’s Scare Jessica to Death, The Haunting of Julia… Hepsi de 1970’lerin mihenk taşı filmleri arasında yer alan, tüyler ürpertici psikolojik korku türünün ustaca yapıtları olarak yönetmen Diederik van Rooijen’e Kadavra / The Possession Of Hannah Grace için ilham kaynağı oldu. Pretty Little Liars dizisinin yıldızlarından Shay Mitchell filmin başrolünü üstlendi. Aktrisin canlandırdığı eski polis Megan Reed zor günler yaşamış ama tekrar ayağa kalkma konusunda kararlı, oldukça yetkin bir genç kadındır. Ne var ki Megan’ın yeniden ayağa kalkabilmek için aşması gereken zorluklar hayal bile edemeyeceği türdendir. Bir dizi doğaüstü olay genç kadının kendi akıl sağlığını sorgulamasına yol açar. Şeytani bir güç gözünü Megan’a dikmiştir ve onun yenilip öldüğünü görmek için her şeyi yapacaktır.

Kadavra / The Possession Of Hannah Grace’in hayata geçişi Broken Road yapımcıları Todd Garner ile Sean Robins’in gerçekten ürkütücü bir korku filmine dönüşebilecek, türünün tek örneği bir önerme için ilham kaynağı arayışlarının bir sonucuydu. “Korkutucu olduğunu düşündüğümüz fikirler ve ortamlar geliştirmeye başlamıştık. Özellikle bu film, morgda toplum hizmeti yapmak zorunda olan biri hakkında okuduğumuz bir haberden doğdu” diyen Robins, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Cesetlere, kokulara, soyutlanmaya alışık olmayan genç bir kadının bir morgda tek başına olması ilgimizi fazlasıyla çekti. Çocukken babası cenaze levazımatçısı olan bir arkadaşım vardı. Onun anlattığı hikâyeler doğrultusunda, bir karakteri güvenli alanından çıkarmak her zaman iyi bir fikir gibi göründü; tıpkı burada Megan’a yaptığımız gibi. Onu inanılmaz korkunç bir şeye maruz bıraktık”.

Diğer yapımcı Todd Garner ise şunları ekliyor: “Kendi akıl sağlığıyla yüzleşen, gerçekten çok yalnız, korkutucu ve ürkütücü bir işe sıkışıp kalmış bir kadını konu aldık. Önce sorunun kendi akıl sağlığıyla mı ilgili olduğu yoksa hakikaten doğaüstü olaylar mı olduğu konusunda emin değil. Gece morgda olmanın ürkütücülüğünün gerçekten ilginç bir önerme olduğunu düşündüm; özellikle sıkıntılar yaşayan, hayatını yeniden toparlamaya çalışan, çok tuhaf bir duruma hapsolmuş biri söz konusu olduğunda”.

Senarist Brian Sieve (kendisi MTV yapımı televizyon dizisi Scream ve Boogeyman 2 gibi yapımlara imza atmıştır) bu konsepte hemen ısındı. “Olası bazı en kötü senaryolar hakkında konuştuk ve ben gece boyunca bir morga kilitlenmiş olmanın bir korku filmi için gerçekten ilginç bir çıkış noktası olduğunu düşündüm” diyor Sieve ve ekliyor: “Kesinlikle asla yapmak istemeyeceğim bir şeydi ve eğer bir olgu benim tüylerimi ürpertiyorsa, iyi bir film olabilir demektir. Ana karakterin akıl sağlığını sorguladığınız ve ana karakterin de kendi akıl sağlığını sorguladığı, yapı olarak daha psikolojik filmler bana daima daha cazip gelmiştir”.

Sieve kapsamlı bir araştırma sürecine girdi. Naaşları morga teslim etmekle görevli Acil Tıp Teknisyenlerinin deneyimleriyle ilgili belgeseller izledi ve Los Angeles Adli Tıp kurumundaki uzmanlarla görüşmeler yaptı. Sieve onların söylemlerini ve gerçek dünya içgörülerini aklından çıkarmayarak, klasik korku temalarını güncelleştiren, karakter merkezli bir psikolojik gerilim yazmaya koyuldu. Senarist, doğaüstü korku unsurlarına yoğunlaşmasına rağmen senaryoyu duygusal açıdan çöküntü yaşamış ama son derece dirençli bir eski polisin deneyimlerine ve bakış açısına dayandırdı.

Fakat hikâye Shay Mitchell’ın canlandırdığı Megan’la değil, genç Hannah Grace üzerinde uygulanan sarsıcı şeytan çıkarma ayiniyle başlar. Peder Cunningham ile asistanı, umutsuz bir şekilde genç kızı, bedenini ele geçirmiş olan şeytani varlığın pençesinden kurtarmaya çalışmaktadırlar. Onlar dini metinleri yüksek sesle tekrar ederlerken, Hannah’nın bedeni imkansız şekillere girer. Hannah’nın buz mavisi gözleri şeytani bir şekilde parlamaktadır. Varlığın küstah kükreyişi rakiplerine genç kızın bedeninde sonsuza dek yaşayacağını ve genç kızı kurtarma çabalarının bir yere varmayacağını haykırış şeklidir. En sonunda başka çıkış yolu kalmayan Grainger, kızı bir yastıkla boğarak onun yaşadığı işkenceye bir son verir ya da en azından buna inanır.

İşte eski polis Megan bu noktada karşımıza çıkar. Megan, Boston Hastanesi’nin morgunda karşılama asistanlığı için iş görüşmesine gitmektedir. Bu hastane onun, ortağını görev sırasında kaybetmesinden sonra baş gösteren alkol ve uyuşturucu alışkanlığından kurtulmak için tedavi gördüğü yerdir. Megan’ın terapi sonrası destekçisi olan hemşire Lisa her ne kadar Megan’ın tek başına çalışacak olmasından kaygılansa da onun yeniden normale yakın bir hayat yaşama çabasından memnundur. Gece vardiyası herkese uygun olmayabilir ama kötü alışkanlıklarına geri dönmeye en yatkın olabileceği saatlerde çalışması Megan için faydalı olabilir.

Başlangıçta, yeni rutin Megan’a iyi gelir. Gece çalışan güvenlik görevlileri Dave ve Ernie, ambulans sürücüsü Randy gibi başka birkaç hastane personeliyle arkadaşlık kurmaya başlar. Polis olan eski erkek arkadaşı Andrew, bu sıradışı ortamın Megan üzerindeki olası etkilerinden kaygı duymaktadır ama Megan uzun saatler yalnız kalmanın tedavisine katkı sağlayacağından emindir.

Fakat Randy’nin deforme olmuş bir genç kız cesedi getirmesinin ardından, Megan tuhaf, açıklanamayan bir dizi olay fark etmeye başlar. Işıklar yanıp söner. Makineler bozulur. Ve bunların içinde en rahatsız edicisi de önceden ceset üzerinde görülebilen yaraların yavaş yavaş kaybolmasıdır; kadavra adeta kendini iyileştirmenin bir yolunu bulmuş gibidir. Megan ilk başta bu gözlemlerini aşırı çalışan hayal gücüne yorarak gözardı etse de çok geçmeden ciddi bir tehlike içinde olduğuna inanmaya başlar; öbür dünyadan bir düşman peşindedir ve onu öldürene kadar durmayacaktır.

Düşmanının fark etmediği şey ise Megan’ın mücadele etmeden ölmeye niyetinin olmadığıdır. “Yaratmak istediğimiz korkunun tarzını ve türünü belirlerken The Shining, Rosemary’s Baby, Repulsion, The Fly gibi filmlerde benim ilgimi en çok çeken öğelere yöneldim” diyen Robins, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Evet, insanların korkmasını istiyorsunuz ama biz filmi izlemelerinden bir hafta sonra da onların hâlâ, ‘Vay canına, film beni sahiden etkiledi, tuhaftı’ demelerini hedefledik. Bu filmin en büyük ilham kaynaklarından biri Alien’dı. Sigourney Weaver’ın canlandırdığı güçlü kadın karakter Ellen, kapalı bir alanda, potansiyel olarak kendisinden daha kuvvetli kötücül bir güçle karşı karşıyaydı”.

Screen Gems’in fiziksel prodüksiyonlardan sorumlu başkanı Glenn S. Gainor hikâyenin eşsiz tuzaklarından ve zekice önermesinden etkilendi. Huzursuz edici ele geçirilme ve şeytan çıkarma temalarını yeni ölmüş insanların bedenlerinin olduğu kapalı ve gergin bir ortamla birleştirme fikri bu Hollywood emektarına tamamen özgün bir fikir gibi göründü. Söz konusu fikir bizlerin en köklü, en ilkel bazı korkularımıza parmak basıyordu.

Kadavra / The Possession Of Hannah Grace’in yönetici yapımcılığını üstlenmiş olan Gainor, bu konuda şunları söylüyor: “Filmi morgda kurgulamak psikolojik düzeyde katkı sağladı. Fazla aksiyon beklemediğiniz, çok steril bir ortamda bir işe giriyorsunuz. Ama sonuçta burası bir morg ve hepimiz ölümden ve bilinmeyenden korkarız. Hepimiz hastane odalarını ziyaret etmiş ama gerçek bir morgda asla bulunmamışızdır. Pek az kişi bulunmuştur. Morg maruz kalmadığımız o yerlerden biridir. Biri öldüğünde, bedenine ne olduğunu bilmeyiz. İşte Megan o rahatsız edici ve esrarengiz ortamda!”

Filmin başarısı açısından, Megan’ı canlandıracak doğru aktrisi bulmak kritik öneme sahipti. Kanadalı manken, aktris ve sosyal medya fenomeni Shay Mitchell, Freeform dizisi Pretty Little Liars’ta yedi sezon boyunca, cinselliğiyle barışan yetenekli sporcu Emily Field rolünü üstlenmişti. Dizinin hayranlarının favorisi olan bu rolde Mitchell, aynı anda hem inanılmaz güçlü hem de fark edilir ölçüde kırılgan görünmeyi başararak yeteneğini sergilemişti. İşte bu özellikleri onu Megan için mükemmel seçim hâline getirdi. Megan karakteri, onun becerikli ellerinde, izleyicinin bu aşırı şartlar içinde yanında yer alacağı bir kahramana dönüştü.

“Megan Reed rolü için oyuncu seçerken seyircinin kendini onun yerinde görebileceği birini istersiniz; tam da Shay gibi birini istersiniz” diyen Robins, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bizi Shay’e çeken bir diğer önemli nitelik onun fizikselliğiydi. Megan hayatı için savaşacak; dolayısıyla, bunu hakkıyla yapabileceğine dair inandırıcılığı olan birini istedik. Her gün boks ve antrenman yapan Shay filmde müthiş zor sahnelerde kendi oynayarak inandırıcılığını daha da pekiştirdi. Performansı daha önce gördüğünüz performanslarının çok ötesine geçti”.

Garner ise şunu ekliyor: “Hata yapmış ve bunun sonuçlarını yaşayan acemi bir polisi oynadığı için çaylak bir polis olduğuna inanmanızı sağlayacak ama içsel güce de sahip görünen bir aktrise ihtiyacımız vardı. Shay’de bunun için gerekli zeka ve fiziksellik mevcut. Bu rolde ona inanabiliyordunuz”.

Megan rolü Mitchell için karmaşık bir karakter oynamak anlamında eşsiz bir fırsat demekti çünkü Megan’ın hayal bile edilemez bir baskı altındayken doğaüstü bir tehditle savaşacak gücü bulmak için kendi içinde derinlere inmesi gerekiyordu. Aktrisin bu konudaki açıklamaları şöyle: “Megan’ın film süresince bir şeylerin üstesinden gelebilmesi, hayatta kalabilmesi gerçekten hoşuma gitti. Bunu yapabileceğini kendine kanıtlıyor. Bizler için bütün gece bir morgda yalnız olmak çok soyutlayıcı olabilir ama Megan gibi kısa süre önce pek çok iniş çıkış yaşamış biri için kadavralarla çevrili olmak sanırım garip bir şekilde rahatlatıcı. Orada sizi yargılayacak kimse yok. Kimse ona işleri batırdığını ya da yalan söylediğini, kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini söylemiyor. Fakat morgda işler tuhaflaşmaya başladığında Megan’ın kendinden şüphe etmesi, durumu daha karmaşık hâle getiriyor”.

“Ölmüşsen ölmüşsündür” diye düşünen Megan’a, doğaüstü bir gücün onun peşinde olması fikri saçma gelir ve kendi aklının ona oyunlar oynuyor olduğunu varsayar. Sieve bunu şöyle açıklıyor: “Megan gitgide daha çok endişeleniyor ve kendi akıl sağlığını sorgulamaya başlıyor; endişelerinin onu olmayan şeyler görüp duyduğuna ikna ederek yeniden kötü alışkanlıklarına dönmesine yol açmaya çalışıp çalışmadığını merak ediyor. Dürüst olmak gerekirse, bu ürkütücü senaryoda herkesin aklı biraz gider gelirdi. Korku verici şeyler duymaya ve olabilecek bir sürü dehşet verici şey hayal etmeye başlayabilirdiniz”.

Mitchell role hazırlanmak için Boston polis memurlarıyla birlikte devriye gezdi ve morgda çalışmakla ilgili araştırma yaptı. “Shay Mitchell bu filmde büyük yetenek sergiledi” diyor Gainor ve ekliyor: “Üstlendiği rol çok yoğun olduğu halde, her gün ona sıkı sıkı sarıldı ve kendini rolüne hakikaten verdi”.

Yapımcılar Garner ve Robins filmin yönetmen koltuğu için hem karakter hem performans anlayışı yüksek ve Sieve’in senaryosundaki korku unsurlarını gerçekten sinemaya yakışır şekilde aktaracak, sofistike birine ihtiyaç duyduklarını biliyorlardı. Bu görevi kendi ülkesinde seçkin bir sinema ve televizyon kariyeri olan ama daha önce Hollywood’da hiç çalışmamış Hollandalı yazar-yönetmen Diederik van Rooijen’e emanet ettiler. The Possession Of Hannah Grace / Kadavra, yönetmenin İngilizce ilk filmi olma özelliğini taşıyor.

“İzleyicileri korkutma anlamında taze bir soluk getirecek birini bulmak için belki elli yönetmeni göz önünde bulundurduk” diyen Robins, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Diederik aslında bu film çerçevesinde tanıştığım ilk kişiydi ve onun senaryo hakkında, onu nasıl çekmek istediği hakkında söylediği şeylere âşık oldum. Zıplatan korku unsurları harikadır; iğrenç ve kanlı sahneler bu türün doğasında vardır ama bize psikolojik korku çok daha cazip geldiği için, Diederik’le çalışmak bunlar arasında müthiş bir denge yakalamamızı sağladı. Diederik’in ilgisini çeken tipte filmler, büyük ölçüde bizim Screen Gems ve Sony olarak heyecan duyduğumuz türde filmlerdi”.

Her ne kadar van Rooijen daha önce hiç tam anlamıyla bir korku filmi yapmamış olsa da Taped (2012) ve Daylight (2013) gibi Felemenkçe filmler sayesinde suç ve gerilim türlerinde deneyimliydi ve korkuyu da seviyordu. Çocukken The Shining, Halloween ve Hellraiser gibi klasikleri izleyerek büyümüştü. Sinemacı gülerek, “Hepsini izledim, hem de çok küçük yaşta” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “O filmlerden pek çoğunu izledim ama türle oynamama hiçbir zaman izin verilmedi. Avrupa’da o tür filmler yapma fırsatını pek bulamazsınız. İşin içine giren çok fazla teknik var. Kullanabileceğiniz çok sayıda karanlık imgelem var”.

Diederik van Rooijen görevi alabilmek için projeye yaratıcı anlamda yaklaşımını içeren beş dakikalık kısa bir film hazırladı. Söz konusu filmde heyecan yüklü projenin doğal bir parçası olan gerilimi arttırmak için hareketi, ses tasarımını ve ortamın klostrofobik unsurunu kullandı. Hatta gerçekçiliği arttırmak için kısa filmi Amsterdam’da bir morgun içinde çekti. Yönetmen bu konuda, “Senaryo doğaüstü, ölüm ve gerçek hayat arasında güzel bir dengeye sahip. Gerçekten de bir morgda gezindiğinizi ve geceyi orada geçirdiğinizi hayal edebiliyorsunuz. Dehşet verici. Ben de jenerikte bunu kullandım. Bütün gün çekim yaptık ve çekmecelerin hepsi boş değildi” diyor.

Yönetmen şöyle devam ediyor: “Bu senaryoda gerçekten sevdiğim şey orada kilitli birinin kendi iblisleriyle ve gerçek bir iblisle yüzleşmek zorunda olması. Oradaki yalnızlığı yakalamak istedim. Öyle bir durumda bir başınızaysanız zaman çok yavaş akar. Hep bir şeylerin olmasını beklersiniz. Serüvenin yarısı bu. Ve tabi bir de oradaki kişiyi çok fena korkutmanız gerekir ki biz de öyle yapacağız”.

Yapımcı Garner, yönetmen için şunları söylüyor: “Diederik elimizdeki malzemeye büyük tutkuyla yaklaştı. Atmosfer yaratmakta çok başarılı bir yönetmen. Yaratmak istediği korku unsurları ve ambiyansta bu niteliğini gerçekten görebiliyorsunuz”.

Mitchell ve van Rooijen projenin başarısı için ne kadar önemliyse, hikâyenin merkezindeki Hannah Grace rolü de o kadar önemliydi. Filmin başlangıcındaki tedirgin edici şeytan çıkarma ayini sırasında hayatını kaybeden bu talihsiz kızın ölümü, onu ele geçirmiş şeytani, kana susamış varlığın yarattığı dehşete son vermesi için yeterli değildir. Hannah’nın cesedi morga vardığında, kötücül ruh mükemmel bir fırsat sezer: Devamlı olarak yıkım yaratabilmek, yeni kurbanlardan oluşan listesini kabartabilmek için esas avı Megan’ın peşine düşer.

“Kadavra olabildiğince çok güçlenmek için en iyi konuk bedeni bulma amacı doğrultusunda acı ve dehşet yaşatıyor, her öldürdüğünde, bedeni kendini iyileştiriyor” diyor Robins ve ekliyor: “Kadavramız ve bu rolü kime vereceğimiz hakkında konuşmaya başlarken, hareketi anlayan, bedenini kullanabilen birini aradığımızı biliyorduk. Dijital araçlardan yararlanmazsanız, karakterin yapması gerekenleri kendi bedeniyle yapabilen birine sahipseniz, elde ettiğiniz sonuç her zaman daha korkutucu olur”.

Morgun bodrum koridorlarında amansızca Megan’ı takip eden, ölümden dönmüş genç kız Hannah Grace rolünü dansçı ve manken Kirby Johnson üstlendi. Johnson dans etmeye 11 yaşında, memleketi Key Largo, Florida’da başlamıştı. Oyunculuk deneyimi, çevikliği ve inanılmaz esnekliği onun bu role seçiminde kilit rol oynadı. “Fiziksel anlamda böylesine spesifik bir karakteri dansçı olmayan biri oynayamazdı diye düşünüyorum” diyor Johnson ve ekliyor: “Diederik’le ilk konuştuğumda, tüm o çılgın hareketleri yapabildiğim için çok heyecanlandı çünkü efekt tasarlamaları ya da hareketlerimi dijital olarak kurgulamaları gerekmeyecekti. Örneğin omzumu yuvasından çıkarabilmek gibi yapabildiğim tüm o acayip, ürkütücü şeyler aklını başından aldı. Fakat birlikte çalışırken çok da korumacıydı”.

Yönetici yapımcı Gainor, genç aktris için şunları söylüyor: “İnsanların Kirby’yi görmesi konusunda çok heyecanlıydık. O hem yetenekli bir dansçı hem de bir akrobatın müthiş becerilerine sahip. Filmde gördüğünüz şeylerin pek çoğu görsel efekt gibi gelebilir ama bunlar aslında Kirby’nin bedenini çok az insanın yapabildiği şekilde kullanmasından ibaretti. Bu bir performans sanatı ve insanların gerçekten ödünü koparacak”.

Johnson’ın kayda değer yetenekleri Hannah Grace’in bedeninin zorlayıcı, insani olmayan bir şekilde büküldüğü rahatsız edici şeytan çıkarma ayini sahnesinde akıllara kazınacak biçimde kullanıldı. Çekimleri iki gün boyunca Amsterdam’da bir kilisede gerçekleştirilen sekansı izlemek öylesine korkutucuydu ki en az bir kişi oradan gitmek zorunda hissetti.

“Kirby harikaydı. Kollarını ve bacaklarını çıkarabiliyordu ve bu çok korkutucuydu” diyen van Rooijen, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu sayede özel bir şey yaratabildik çünkü gördüklerinizin çoğu gerçek; onları canlı olarak çektik. Filmde fazla dijital katkı yok. Gerçekten oynayıp hakiki tepkiler almayı başardık ki bence o tür sahneler için böylesi harikaydı. O gün çok güzel zaman geçirdik ama pek çok kişi de çekimler sırasında sahiden çok korktu. Hatta bir kişi, ‘Bu kadarı benim için çok fazla’ diyerek seti terk etti. Durum böyle olunca, ‘Harika, doğru yoldayım’ diye hissediyorsunuz”.

Filmin özel efekt makyajlarını tasarlamış olan Adrien Morot ise şunları söylüyor: “Kirby inanılmaz bir şekilde hareket edebiliyor. Vücuduyla yapabildiği şeyler gerçekten müthiş. Kafasını yana öyle bir yatırıyordu ki sanki kafası düşüverecekmiş gibi görünüyordu”.

Her ne kadar Megan’a yakınlıkları hayatlarını büyük tehlikeye atıyor olsa da, başkahramanımızın önemli bazı müttefikleri de vardır. Bunlardan biri de Adsız Alkolikler grubundaki destekçisi Lisa’dır. Bu endişeli hemşireyi canlandıran Stana Katic’i izleyiciler, birçok sinema filmi ve televizyon dizisinin yanı sıra sekiz sezon boyunca başrolünde yer aldığı Castle dizisinden tanıyacaklardır. Robins aktris için, “Rolüne birçok muhteşem karakter ve duygu katmanı ekledi” diyor ve ekliyor: “Güzel ve inanılmaz zeki bir kadın; iyi eğitimli ve birçok farklı konuda çok bilgili. Bence bu nitelikleri filmde kendini gösteriyor. Belki klişe gelecek ama onda yaşlı bir ruh olduğunu seziyorsunuz. Lisa, Megan’a hayatının kontrolünü nasıl eline alması gerektiği konusunda bir şeyler söylediğinde ona inanıyordunuz”.

Mitchell ise şunu ekliyor: “Kendisi de eski bir bağımlı olan Lisa, kafanızdan birçok şey geçebileceğini bildiği için Megan’ı bunları büyütmemesi ve dramatize etmemesi konusunda uyarıyor. Megan’ı bir abla gibi dikkatlice izliyor. Stana bu role gerçekten huzurlu bir enerji kattı. Öylesine sakin ve yatıştırıcı ki gidip onunla konuşmayı gerçekten istiyorsunuz. Stana, Megan için sonsuz güvenilir olan birini canlandırmada mükemmel seçimdi”.

Aynı şekilde, Megan’ın eski erkek arkadaşı Andrew da ayrılmış olmalarına rağmen ona hâlâ çok değer vermektedir ve bağımlılığından kurtulmaya çalışan biri için morgun güvenli bir yer olmadığından endişe etmektedir. “Bence Andrew sağduyunun sesi, Megan’ın omuzundaki küçük melek, onun vicdanı. Megan her ne kadar şu anda berbat halde olsa da, Andrew onun çok büyük bir trajedi yaşadığını ve hayatını yeniden düzene sokmaya çalıştığını biliyor” diyor Megan’ın polis erkek arkadaşını canlandıran Grey Damon.

Mitchell ise şunları aktarıyor: “Grey Damon muhteşem bir aktör. Eski erkek arkadaşı olarak Megan’a güvenen ve inanan kişi o çünkü genç kadının hayatının altüst olmasından önce de onunla birlikteydi. Hâlâ onun yanında ve muhtemelen ona hâlâ da âşık. Megan’ın çok güçlü, güvenli ve sağlıklı olan Andrew ile ilişkisi tezatlar içeriyor. Megan belli ki onu seviyor ve önemsiyor ama etrafında olmasını istemiyor çünkü onu gördüğünde, ayrılmamış olsak hayatlarımız nasıl olurdu diye düşünüyor. Fakat yine de, esrarengiz olaylar arttıkça onun yardımına başvuruyor”.

Robins’e göre şeytanın ele geçirdiği kadavrayı morga teslim eden, arkadaş canlısı ambulans şoförü Randy’yi canlandıran Nick Thune role hoş bir hafiflik katarak, izleyicinin dur durak bilmeyen korku anları arasında kısacık soluklanmasına yardımcı oldu.

Robins, “Korku filmleri yapmanın eğlenceli yanlarından biri komedi ekleyebilmektir. Biz de yardımcı bazı karakterler aracılığıyla hikâyeye biraz mizah katmak istedik” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Amacımız izleyicilerin nefes almalarını, korku sahneleri arasında bir an durup toparlanmalarını sağlamaktı. Rolü ağırlıklı olarak komedi yönüyle tanınan Nick Thune’a verirken düşüncemiz böyle bir filmde görmeyi ummayacağınız türde bir karakteri karışıma dahil etmekti. Onun kendi geçmişi ve sorunları olan ve bunları Megan’la paylaşan bir ambulans şoförü olduğuna ikna oluyorsunuz. Ayrıca Nick genel görünümüyle, işine yaklaşımıyla, Megan’a ulaşabilme ve onunla bağ kurabilme becerisiyle de hemen sempati topluyor”.

Thune ise şu bilgileri aktarıyor: “Randy’nin sorunlu bir geçmişi var. Kendisi de içki içme, yalan söyleme ve aldatma meseleleriyle boğuşmuş biri olduğu için Megan’da bağ kurabileceği bir şey görüyor ve ona ısınıyor. Bence onunla ilgili gerçekten hoş olan şey, filmdeki onca karanlığın içinde böylesine zararsız bir insan olarak yer alması”.

Thune rol arkadaşı Mitchell’la çalışmaktan özellikle keyif aldığını da belirtiyor: “Shay, Megan’ı hakiki bir yalınlıkla canlandırdı; o tam anlamıyla sıkı biri. Shay’i bu inanılmaz sert rolde izlemek çok havalıydı; Pretty Little Liars’taki hâlinden bambaşkaydı. O rolde sert değildi demiyorum, sadece burada farklı ve daha ciddi. Bana kalırsa Shay role gerçekten büyük güç kattı”.

Güvenlik görevlileri Ernie ve Dave de (sırasıyla, Jacob Ming-Trent ve Max McNamara tarafından canlandırıldılar) filmin başlarından itibaren mizahi anlar yarattılar. “Onlarınki harika bir ilişki. Biri saf ve masum, diğeri ise görmüş geçirmiş ve hiçbir şeyi umursamayan biri” diyor Robins.

“Ernie pek arkadaş canlısı değil” diye itiraf eden Ming-Trent, canlandırdığı karakterle ilgili şunları söylüyor: “Morgda çalışıyor olmaktan pek mutlu değilse de bence bu işi çörek yiyip gazete okumak ve ara sıra sorulara cevap verip kameraları kontrol etmek için gerçekten harika bir fırsat olarak görüyor. Öte yandan, ortağı Dave’i seviyor. Dave biraz daha genç, biraz daha iyimser, biraz daha yardımsever. Ve bence Ernie, Dave’in onunla dalga geçebilen tek kişi olmasına izin veriyor”.

McNamara’ya göre, Dave, Megan’ın ilk gününde onunla tanışır tanışmaz ona vuruluyor. “Âşık bir yavru köpek gibi, Megan’ın peşinden ayrılmıyor. Bazen biraz sinir bozucu olabilse de Dave çok iyi niyetli ve Megan’ın yardımına koşmaya her zaman hazır. Şakacı biri olan Dave insanları korkutmayı seviyor. Eh, bunu yapmak için morgdan iyi bir yer olabilir mi?”

Louis Herthum, daha sonra Grainger olarak tespit edilecek karakteri canlandırdı. Aktör, Grainger için, “Kendisi de büyük ölçüde acı çeken, oldukça korkutucu bir adam” diyor ve ekliyor: “Diederik’le Skype üzerinden ilk konuşmamızda, yüzümün acıyı iyi yansıttığını söyleyince, bunu bol bol kullanmam gerekeceğini anladım. Biraz fiziksellik gerektiren roller her zaman hoşuma gider. Oyuncu olmadan çok önce dublör olmak istiyordum. Anlayacağınız böyle şeyler bana kolay geliyor”.

Bu filmde aksiyon, Grainger ile Megan arasında fiziksel bir yüzleşme şeklinde gerçekleşiyor. Herthum bunu şöyle açıklıyor: “Filmin başında Megan’ı boks yaparken görüyor ve gerçekten sağlam yumruk atabildiğini net bir şekilde anlıyoruz. Bu yüzden de beni fena patakladığı dövüş sahnesi çok ikna edici görünüyor. Öte yandan Megan güçlü ve becerikli olsa da Shay, bu karakterin gerçekten zor zamanlar yaşadığını gösteren bir kırılganlık da hissettiriyor. O muhteşem bir aktris ve çok hoş bir insan. Bu sektörde bunu her zaman bulamazsınız”.

Ortak yapımcı Andrea Ajemian da Mitchell’ın yeteneğine ve profesyonelliğine övgüler yağdırıyor: “Filmin başrol oyuncusuysanız, hikâye ağırlıklı olarak sizin etrafınızda döner, yani sorumluluğunuz çok fazladır. Shay yere çok sağlam basıyor. Tam bir takım oyuncusu ve harika bir lider. Bence bu film onun adına muazzam bir sinema kariyerinin başlangıcı olacak.”

Yönetmen van Rooijen de bu görüşe katılıyor: “Herkes Shay’in performansı karşısında hayrete düşecek. Filmde sadece o ve iblis var; o kadar. Filmi korkutucu yapan ve izlemesini eğlenceli kılan tek şey Shay’in tepkileri”.

Sonuç olarak, yönetmen filmin kan donduran ele geçirilme ve şeytan çıkarma hikâyesinin izleyicilerin Mitchell’ı farklı bir gözle görmesini sağlamakla kalmayıp, akıllarda yer edecek, türünün en iyileri arasına girecek bir sinema deneyimi sunacağından umutlu. The Possession Of Hannah Grace / Kadavra, yönetmene göre, izleyicileri yerlerinden zıplatacak. Diederik van Rooijen, “Korkmalarını istiyorum; akıllarının başlarından gitmesini istiyorum ve hop oturup hop kalkmalarını istiyorum. Gerçekten keyif almalarını arzu ediyorum Bu, korkutucu ama aynı zamanda eğlenceli bir serüven” diyerek sözlerini noktalıyor.

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bak bunu da seversin...

Korku Sinemasının Kötü Çocukları

Fatih Danacı, Korku Sinemasının Kötü Çocukları başlıklı yazısında korku sinemasının çocukları hangi düzeyde ve nasıl kullandığını inceliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir