Meyhane imgesi, bizim kuşağımızın zihnine Yeşilçam’ın puslu, sigara dumanlı arabesk sekanslarıyla kazındı. Yeşilçam'ın meyhanesi sadece içki içilen bir yer değil, bir rehabilitasyon merkeziydi.
Klavye tonlarının değişen akorlarındaki derinliği kadar derin bir duygu seline kaptıran, o vazgeçilmez, o cennete ait mükemmel müzik tarzı AOR; Adult Oriented Rock.
James Cameron... Tüm zamanların en çok kazandıran yönetmeni… Ticari sinemanın İsa'sı… Dokunduğu her şeyi sinema yoluyla altına çeviren müthiş bir simyacı…
Türkiye’nin sinemasını yapan adamların çoğunun bu işe hep bir bakkal, kasap mantığıyla yaklaşmış olmasından ve ciddi sinema yazarlığı/belgeciliğinin de çok sonraları ortaya çıkmasından mütevellit, Uluslararası dağıtımcıların Türkiye pazarına girişinden öncesinin istatistiklerini tutmak pek olası değildir. Belki de bu bilinmezlikten güç alarak son
Yeni Roland Emmerich çöpü 2012 fiyakalı bir şekilde duyurulup bütün meraklı izleyiciyi salonlara çektikten sonra bu tür filmler, yapılma sebepleri ve sunulma şekilleri ile ilgili Divx Planet forumlarında yaptığım bazı yazışmaları toparlayıp burada da paylaşmak istiyorum. 2012 hiç bir şekilde ilgiyi hakeden
Murat Kızılca geçen günkü harika yazısında bilgisayar efektlerinin nasıl asla özenle yapılmış maket ve makyaj efektlerinin yerini tutmadığına bir cümleyle değinmiş. Murat’a bu konuda son derece katılıyorum. Ben de buna paralel olarak Hellboy II’nin sanat eseri niteliğindeki harika maket ve makyajlarına dikkat
II. BÖLÜM: MASKELİ KAHRAMANLARDAN ve LANETLİ ‘LLORONA’LARDAN “YENİ DALGA”YA MEKSİKA SİNEMASI Mexico City’ye (Meksika’nın başkenti ve Amerika Kıtasının en büyük metropolü) gitmiş olanlar, şehrin sokaklarında sıklıkla karşılarına çıkan maskeli güreşçi graffiti’lerini görmüşlerdir. El Chamuco (Meksika’nın en önemli politik mizah dergisi) okuyanlar, maskeli
21 Şubat 2009… Kanal D stüdyoları… Saat geceyarısını çoktan geçmiş… Okan Bayülgen’in hazırladığı Disko Kralı’nın konukları stüdyoda hararetli bir şekilde “Erotik Türk Sineması”nı tartışıyorlar. Aslında tartışmaktan öte, yere yatırmış tekmelemeye çalışıyorlar. O dönemin ve o furyanın fenomen erkek oyuncusu Aydemir Akbaş ile
Belgesel Trasharama A-Go-Go festivaline ve Dick Dale’in filmlerine odaklanıyor. Dale’in çevresindeki diğer sinemacılar ve başka marjinal tiplerle röportajlara yer veriyor.
Altın çağını yaşamakta olan korku filmleri ile cinsiyet ve gender sorunsalları arasındaki ilişkiyi en iyi görebileceğimiz film o müthiş “Psycho-Sapık”tır. Bu filmde Norman Bates, kadınsılık korkusu ile mücadele ederken hem o kılığa bürünür hem de onu yok eder. Filmin sonunda, bir psikiyatrisi