Osman Cavcı Yazıyor: Baylar, Bura Tiyatro Değil!

Tiyatro ve sinemanın sevilen oyuncusu Baykal Kent, hayatı sinema gibi yaşayanlardandı. Bir gün aradı. “Cavcı, hemen Rumelihisarı’na gel, proje konuşacağız.” Of, harika teklif. Cepte de beş kuruş yok. Gittim, bir yandan da bu proje sayesinde ne biçim içeriz diye hesap yapıyorum. Baktım Baykal Çapa Restoran’da içiyor. Balık, kalamar, ıstakoz, salata, midye tava, midye dolma… Kafa kıyak. Ben de içmeye başladım. M. Cemal geçiyordu kapıdan. Davet etti Baykal. Sonra Mustafa Uzunyılmaz. Sonra Atakan Karakaplan. Sonra başkası… Giderek kalabalıklaşıyoruz. Masa eklendi. Baykal “yiyin lan” diye nara patlattı. Tabaklar servisler değişiyor durmadan…

Arka masaya iki televizyoncu geldi. Kendi aralarında konuşuyorlar. Baykal’a selam verdiler. Yediler, içtiler. Baykal onlara da para ödetmedi. “Hesaplar benden!”

Doymadı. “Personel yemeği var mı?” diye sordu. Müessese kırmadı. Getirdiler. Baykal hızını alamadı, üst kata seslendi: “Yukarıda kaç kişi var lan? Hesap ödemeyin!” O anda irkildim. Bunun sonu fena. Yine Baykallık bir hikâye mi çıkacak?

Baykal terlemeye başladı. Kapıdan geçen piyangocuyu çağırıp elindeki bütün kazı kazanları aldı. Tomar tomar. Bir yandan da para var efekti yaratıyor, güven veriyor. Başladı kazımaya. Kazıdıkça yerlere karlar yağdı. Bir yandan biz de kazıyoruz. Ama çıkmıyor.

Neyse, sonuç sıfır. Baykal çöktü. B planı uygulayacak. Hesabı istedi. Baykal hesaba bakar bakmaz “ben fena oldum, kapıya çıkayım hava alayım” dedi. Kapının önünde sandalyeye oturdu. Biz içeride filmin sonunu bekliyoruz. Filmin sonu belli. Yoldan geçen ilk taksiye binip kaçtı. Garsonlar peşinden koştu… Rehin kaldık.

Polis çağırdı Ahsen Çapa. Karakola gittik. Biz de şikayetçiyiz, dedik. Yedik içtik ama davetliydik. Ismarlayan adam kaçtı. Komiser Haydar Rumelihisarı karakolunun patronu. O sıralarda sürekli sahilde içki içtiğimiz için bize kıl. Ama Türk filmi komiseri gibi tatlı sert, arada çıkışıyor. “Sizin ne işiniz var bu serserilerle?” diyor. “Onlar serseri değil komiserim.” “Hösstt, benden iyi mi bileceksin…” “Üstelik Ahsen Çapa bizden şikayetçi değil. Çocuklar şahit”. Haydar hesap pusulasına baktı. Gözleri büyüdü. “Bu ne lan… Bunların hepsini o mu yedi?” Ahsen “Bütün dükkâna ısmarladı” deyip ağlamaya başlıyor. “Hani şişko bir tiyatrocu var ya. Filmlerde de oynuyor…”

Komiser Haydar “ Biz alacak verecek işlerine bakmayız. Şikayetçiysen zabıt tutalım, savcılığa bildir,” dedi… Ahsen fenalaştı. Ya gazetelere çıkarsa! Biz Atakan’la gülüyoruz. Komiser Haydar fark etti. “Baylar, bura tiyatro değil.”

Bir süre sonra Ahsen Çapa, Baykal’la konuşmaya Ferhan Şensoy tiyatrosuna gitmiş. Bakmış gişede bir kuyruk. Kimse bilet almıyor, hepsi alacaklı. Meyhaneci, birahaneci, kasap… Dönmüş gerisingeri.

Ben de “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” adlı oyuna gitmiştim. Arkada huzursuz bir vatandaş var. Pek tiyatro izleyicisine benzemiyor. Arada kalkıp volta atıyor. Seyircinin dikkati dağılıyor. Sonra dayanamadı. Sahnenin önüne gidip “Baykal, Baykal” diye bağırmaya başladı. Baykal sahneden kaçtı… Oyun durdu. Seyirciler herhalde oyunun bir parçasıdır diye düşünüyorlar. Yabancılaştırma efekti falan. Ferhan Şensoy adamı fırçalamaya başladı. “Kardeşim, sen nasıl dallama bir seyircisin? Sıçtın perdeye eyledin viran…” falan diyor. Oyun durdu. Biz hâlâ tiyatro zannediyoruz.

Huzursuz vatandaş seyirciye döndü. “Affedersiniz ağabeylerim ablalarım” dedi. Sonra kulise doğru seslendi: “Baykal, ben Arap İbo’nun birahanedeyim, sonra gel!” Baykal tekrar sahneye çıktığında kıpkırmızıydı. Bütün seyirciler Baykal’ın oyundan sonra nereye gideceğini biliyordu artık.

Bir seferinde de Baykal’la beraber Bursa’ya Almira Otel’e program yapmaya gitmiştik. Teklif bana gelmişti. Tek başına olmaz dedim, Baykal’ı da aldım yanıma. Solistimiz Semiha Yankı. Bursa’ya vardık. Yemek yedik. Prova yapacağız. Otelin sahibinin Baykal’la beni gözü tutmadı. Anlamıştım.

Akşam programa çıktık. Kabare Show’un çok güzel bir konsepti vardı. Gayet iyi oldu. Seyirci sevdi. On günlüğüne geldiğimiz program uzadı, yılbaşında da ordayız Polonya Modüs Balesi var bir de. Dansçılarla arkadaşız. Geceleri programdan sonra çok eğleniyoruz. Şamata gırgır. Bir de kumarhane çalışanları var. Krupiyeler. Onlar da bize katılıyor. Almanlar.

Baykal arada kayboluyor, aşağı, kumarhaneye iniyor. Neyse iş bitti, biz para alamadık yirmi günlük şovdan. Baykal kumarhaneye borç yapmış. “Bana ne” dedim, gittim patronun yanına. “Baykal’ı sen getirdin” dedi… Çok kızmıştım ama ne yapacaksın, Baykal bu.

Ben bu hikâyeyi yazarken Baykal 300 metre ilerde, Ortaköy mezarlığında yatıyor. Baykal’dan kurtuluş yok. Ne komik abimizdin sen Baykal Kent. Seninle Ferhan Şensoy bile baş edemedi.

Öteki Sinema için yazan: Osman Cavcı

Yazar hakkında: Osman Cavcı

1962 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Cavcı, tiyatro sanatçısı İsmail Cavcı' nın oğludur. Baba mesleği olan tiyatroya olan aşkı 1972' de bir turnede (İzmir Turnesi) başlamıştır. Daha sonraları Ertem Eğilmez ile tanışmasının ardından 1981 yılında sinemaya adım atmıştır. İlk sinema filmi Ertem Eğilmez'in yönettiği Hababam Sınıfı Güle Güle'dir. İlk sinema filminden sonra Türk filmlerinde rol almaya devam etmiş, Muhsin Bey filmi ile genç yaşta kariyerinin zirvesini yakalamıştır. Muhsin Bey'de organizatör Muhsin Kanadıkırık'ın genç yardımcısını kendi adıyla oynamıştır. Filmdeki bu rolüyle geniş kitlelerce tanınmıştır.

Bak bunu da seversin...

55. Ulusal Yarışma Açılış Töreniyle Başladı

Ulusal Yarışma, Beyoğlu Sineması’ndaki açılış töreniyle başladı. Berrak Tüzünataç’ın sunuculuk yaptığı gecede sektörün ünlü isimleri yer aldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir