Tek Başına Türkiye Özeti: Teknik Direktör Adnan Dinçer (2018)

Futbolla yatıp kalkan bir ülkeyiz. Ama ilginçtir ki ülke sinemamız sporu beyazperdeye taşıma konusunda hep tembel davranmıştır. Düşünsenize, koca Türk Sineması’nın 100 yılı aşkın tarihi içerisinde bırakın futbol temasını, spor konulu filmler bile neredeyse bir elin parmaklarını geçmiyor. Gerçekten enteresan bir durum… Ama tüm bu atmosfer içerisinde sevindirici hadiseler de olmuyor değil. Geçtiğimiz yıl Beşiktaş’ın efsanevi malzemecisi Süreyya Soner’in hayatını merkezine alan Güzel Adam Süreyya geldi önce. Hemen ardından da Teknik Direktör Adnan Dinçer. Türk futbolunun yaşayan tarihi olan bu iki farklı ismi konu alan filmler, özellikle futbolseverlerin açlığını giderecek cinstendi. Biz ise bugün Teknik Direktör Adnan Dinçer’i konuşacağız. Sebebi ise filmin ücretsiz olarak YouTube’da paylaşıma açılması.

En başta belirtmem gereken bir ayrıntı var. İşin doğrusu, Adnan Dinçer ismini filme kadar hiç duymamıştım. Hele hele hikâyesini okuduğumda kendime serzenişte bulunmuştum. Futbolu yakından takip eden biri olarak böylesi bir ismi nasıl hiç duymam! Ancak filmi izledikten sonra şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Adnan Dinçer ismini duymamış olmam benim ayıbım değil. Adnan Dinçer ismini duymamış olmam ya da bu ismin geniş çevrelerce bilinmemesinin tek suçlusu, onu ikinci plana atan, yokmuş gibi davranan ve bir an olsun arkasında durmayan Türk futboludur!

En başta dedim ya enteresan bir ülkeyiz. Başarıya ulaşanlara sırt çevirir, bizden olmayanları yok sayarız. Sporun özelinde değil, tüm topluma sirayet etmiş bir hastalıktan bahsediyorum. İşte bu hastalığın kurbanlarından birini anlatıyor film bize, Adnan Dinçer’i. Müthiş bir kariyer, başarılarla dolu bir portfolyo ve daha da önemlisi vizyoner bir bakış açısı. Ama ne yazık ki gittiği her takımdan kovulurcasına gönderilmiş, sonrasında ise futbolun dışına itilmiş bir teknik direktör o. Film ise Adnan Dinçer’i ve yaşadıklarını bize öylesine muazzam bir kurguyla anlatıyor ki, bu mütevazı insana karşı sempati beslemek de kaçınılmaz bir süreç halini alıyor. Teknik Direktör Adnan Dinçer, ilk dakikalarında bu babacan teknik direktörü tanımayanlar için olabilecek en sade dille tanımlamasını yaparken, özellikle ikinci yarısından itibaren betimlemeyi rafa kaldırıyor ve Türk futbolunun acı gerçeklerini çekinmeden dışa vuruyor.

Malum, herkesin bildiği ama ulu orta söylemeye çekindiği gerçeklerden biri de Türk futbolunun üzerindeki kirli ellerdir. Şike, mafya, siyaset üçgeni arasında gidip gelen futbolumuza türlü eleştiri getirebiliriz aslında. Ama bunların hiçbirisine gerek yok. Çünkü Teknik Direktör Adnan Dinçer, lafı gediğine yerleştiren üslubuyla kapalı kapılar ardında dönen dolapları kanlı canlı huzurlarımıza getiriyor. Kirli menajer oyunları, siyasi baskının altında ezilen iş bilmez yöneticiler hikayenin içerisinde öylesine net bir şekilde yer alıyor ki anlatı bir anda kocaman bir futbol eleştirisi halini alıyor. Bu da filmi hem oldukça cesur bir konuma yerleştiriyor hem de tarih boyunca yaşanan türlü hadiselere yer vermesi hasebiyle bir belge niteliği kazanmasına olanak tanıyor.

Tabii film için sadece bir futbol eleştirisi yapıyor dersek en başta Adnan Dinçer’in duayen kişiliğine haksızlık etmiş oluruz. Nitekim hikâye, kapılarını açtığı andan itibaren merkezine yerleştirdiği bu teknik direktörü inci gibi işlemekle kalmıyor, üstüne üstlük bizlere naif bir insanı da tanıtıyor. Evet, itiraf etmek gerekirse son yıllarda portre belgeseller fazlasıyla çoğalmış durumda. Ancak birçoğunun ana eksiği, duygudan uzak, ruhsuz işler olması. Ancak Teknik Direktör Adnan Dinçer her bir saniyesiyle kalplere dokunmayı başarıyor ve sıradan bir futbol belgeseli olmaktan çıkıp oldukça içten bir anlatıyı izleyicisine armağan ediyor. Bu da futbolu seven ya da sevmeyen herkesin bu hikâyeden zevk almasına fırsat tanıyor.

Hikâyeyi bu denli çekici kılan etmenlerden başında işe şüphesiz anlatının ritmi geliyor. Teknik Direktör Adnan Dinçer izleyicisini zamanda yolculuğa çıkarırken, esasen o masumane yıllar aracılığıyla ekran başına geçenlerin de en derinine temas ediyor. Düşünsenize, karşımızda yaşadığı onca olumsuz hadiseye rağmen kendini işine adamış, yalnızca futbolu ve futbolcularını düşünen babacan bir figür duruyor. Her şeyi bir kenara bırakalım. Böylesi kötülükten arınmış, düzgün bir insana tanıklık etmek dahi başlı başına müthiş bir olay. Film böylelikle Adnan Dinçer’in nevi şahsına münhasır kişiliği sayesinde, henüz ilk dakikalarında izleyicisi ile bağ kurmayı başarırken, anbean yükselen dinamizmi sayesinde de bu bağı güçlendirmeyi başarıyor. Özellikle finale doğru vuruculuğu doruk noktasına çıkaran söylemler ise fazlasıyla naif başlayan bu anlatıyı sarsıcı bir iş olarak tanımlamamızın önünü açıyor.

Teknik Direktör Adnan Dinçer, bir yandan merkezine aldığı bu ilginç teknik adam vesilesiyle futbolseverleri retro bir maceranın ortasına bırakırken, bir yandan yakın dönem Türkiye siyasi tarihinin panoramasını çıkarıyor. Kenan Evren döneminden, Cem Uzan’ın yükseliş yıllarına dek birçok konu başlığına temas eden film, aynı zamanda da siyaset-futbol ilişkisini çarpıcı bir şekilde ele alıyor. Evet, kabul etmek gerekir ki siyasetten uzak hiçbir şey düşünemeyiz. Hele hele futbol gibi büyük paraların döndüğü, göz önünde bir spordan bahsediyorsak asla! Filmin asıl başarısı ise bu konuyu sade bir şekilde işlerken, izleyicisini de düşünmeye sevk etmesi. Evet, film bize sırf Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları kaleme aldığı için Genç Milli Takım’daki görevinden alınan Adnan Dinçer’in hikâyesini aktarıyor ama bir adım öteye geçmiyor ve ekran başındakileri de anlatının içine dâhil ediyor. Bu da filmi üçüncü gözün özgür bir şekilde yorumlamasına olanak tanıyor. Tabii film o meşhur sözü de asla es geçmiyor: Görünen köy kılavuz istemez!

Gelelim Adnan Dinçer’e. Keza karşımızda fazlasıyla badire atlatmış, ancak her defasında başı dik bir şekilde hayatına devam etmiş bir duayen var. Geriye dönüp baktığımızda, 40 yıllık profesyonel hayatı boyunca birçok futbolcunun yetişmesine öncü olmuş bir kariyer görüyoruz. Her şeyi bir kenara bırakalım. Endüstriyel futbol eleştirisiymiş, siyasete temas etmesiymiş… Bunlar anlatıyı diri tutan detaylar. Ancak filmi gerçekten başarılı addeden asıl olgu Adnan Dinçer. Onun vizyon sahibi bakış açısı ve sevecen tavrı! Eğer çok şey borçlu olduğumuz insanları sistem köşeye itiyorsa ve oyuna geri almamak adına çaba sarf ediyorsa, bu noktada sinema gibi görsel sanatların devreye girmesi çok önemli. Tam da bu yüzden filmin yönetmeni Emre Sarıkuş’u canı gönülden tebrik etmek gerekir. Nitekim yönetmen bir yandan bu müthiş insanı geniş kitlelere tanıtma misyonunu başarıyla yerine getirirken, öte yandan Türk futbolunun neden gelişmediğini ve ne yazık ki gelişemeyeceğini de net bir şekilde ortaya koyuyor. Bir başka deyişle Adnan Dinçer’in yaşadığı olaylar vesilesiyle Türk futbolunun iş bilmez yapısını özetliyor.

Toparlamak gerekirse film, Adnan Dinçer gibi özel bir spor adamını izleyicisine tanıtırken, bir yandan da “futbol yalnızca futbol değildir” söylemini çarpıcı bir şekilde izleyicisine aktarıyor. Evet, başarıların cezasız kalmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Geleceği değiştirecek bir bakış açınız da olsa, arkanızda bir güç olmadıktan sonra ne yazık ki bir hiçsiniz. İşte ülkenin bu üzücü gerçeğini acı bir şekilde tasvir eden Teknik Direktör Adnan Dinçer, basit bir futbol belgeselinden fersah fersah fazlası. Adeta 83 dakikalık bir Türkiye özeti. Ne diyelim, böylesi cesur işlerin artması dileğiyle…

Öteki Sinema için yazan: Polat Öziş

Not: Film bittikten sonra bir heyecanla telefonu elime alıp babamı aradım. Aklımda ona yönelteceğim tek bir soru vardı: Adnan Dinçer’i tanıyor musun? Soruyu duyar duymaz babamın cevabı çok netti: Güvenç Kurtar Kocaelispor’da harikalar yarattıysa sebebi Adnan Dinçer’dir. Doğma büyüme İzmitli biri olarak Adnan Dinçer’i tanımadığıma bir kez daha utanmıştım. Ancak şunu da daha iyi idrak etmiştim. Sisteme ve altyapıya inanan Adnan Dinçer gibi futbol guruları bu ülke için ne kadar büyük şanssa, onlara köstek olan iş bilmez yöneticiler ve kirli oyunlara müsaade eden taşeronlar da bir o kadar kara leke!

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir