Alexandre Aja Röportajı

Alexandre Aja: “Hepimiz korku türünün nasıl da değiştiğine dair hüsran duygusunu ve eski usüle dönme tutkusunu paylaşıyoruz.”

Kaynak: Tersninja

Fransızların son dönemdeki korku filmi atağına şapka çıkarmak lazım. Bu atağın en öne çıkan isimlerinden biri şüphesiz Alexandre Aja. Bu cuma Aja’nın son filmi Aynalar / The Mirrors gösterimde olacak. Bu filmin ama daha çok Aja’nın muhteşem çıkışının yüzü suyu hürmetine Steven West‘in kendisiyle 11 Nisan 2008 tarihinde The Horror Review için yaptığı söyleşiyi misafir ediyoruz Tersninja’ya. Çeviri için bir kez daha Deniz Akhan‘a teşekkür ediyoruz.

Alexandre Aja kısa zamanda korku türünün uluslararası bir şöhreti konumuna yükseldi. Bu türdeki karakteristik filmi, 80 öncesi her şeyle ilgili anlayışımızı değiştiren, modaya uygun şekilde zihin uçurucu bir on dakikalık finale sahip, eski usül slasher filmlerine iç organlarınızda hissedebileceğiniz dehşet bir saygı gösterisi olan HIGH TENSION (Yüksek Tansiyon) filmiydi. Lions’ Gate’in gerçekleştirdiği Amerika dağıtımda R derecesinde değerlendirilerek (Çev. Notu: The Motion Picture Association of Amerika tarafından filmin 18 yaşından küçükler tarafından izlenmesini engellemek için getirilmiş sınırlama) bir dereceye kadar evcilleştirilse de, yapımcılığını orijinal filmin yönetmeni Wes Craven‘in yaptığı HILL’S HAVE EYES’ın tartışmalı yeniden çekimini Aja’nın üstlenmesi için gerekli dalgalanmayı yaptı. Aja’nın HILLS çevirimi yeterli, canlı ve güçlüydü. Bu film, Hollywood’un görünüşe göre hiç bitmeyecek 70′ler korku filmlerinin yeniden çevrim döngüsü içinde hâlâ en iyilerinden biri olarak duruyor.

Aja bu sene korku türüne, ev yapımı havasında psikolojik korku filmi P2′nin (şu anda Region1 DVD ‘de) yardımcı senaristi olarak ve Kiefer Sutherland’ın taşıdığı, ürpertici Koreli hayalet hikâyesi INTO THE MIRROR’un ana akım Amerikan yeniden çevrimi olan MIRRORS’un yönetmeni olarak geri dönüyor. İngiltere’de Alexandre Aja ile 15 dakika geçirecek kadar şanslıydım. Gittikçe gelişen çalışmalarını ve bu çalışmalarının 21. yüzyıl korku türünün içindeki yerini görüştüğümüzde ne kadar zeki, düşünceli ve hoşsohbet bir konuşmacı olduğunu kanıtladı. Bu röportajı ayarlayan Tartan Films UK’den John Dunning sayesinde, sohbetimizden bazı kısımları aşağıda okuyabilirsiniz.

Bay Aja, daha önce Fransa’da korku filmi yapmanın çok zor olduğunu söylemiştiniz. High Tension bazı şeyleri değiştirdi mi? Filminiz orada gösterildikten bu yana INSIDE ve FRONTIER(S)’in dahil olduğu pek çok uç düzeyde Fransız korku filmi çekildi [FRONTIER(S) filminde Aja’ya özel bir teşekkür bildiriliyor].

Fransa’dan çıkan ciddi korku filmleri oldu, ama Fransa’da korku filmi çekmenin hâlâ çok zor olduğunu düşünüyorum. Fransa’da çekilen film ve o filmlere giden seyirci tipi nedeniyle kolaylıkla bütçe bulunamıyor. Korku türü izleyicileri de bu tür filmleri TV’de ya da DVD’de çıkıncaya kadar beklemeye yöneliyorlar. Eğer Fransa’ya film yapmak için dönersem bunun bir korku filmi olacağını sanmıyorum.

HIGH TENSION, THE HILLS HAVE EYES ve şimdi P2; hepsi de güçlü bir kadın karakterin sürüklediği şiddet dolu, yaşam mücadelesine dayalı korku filmleri. Bu sizin tercih ettiğiniz korku filmi tarzı mı ve bu filmlerdeki anahtar tesiriniz nedir?

Evet. HIGH TENSION bu şekilde ortaya çıktı, çünkü 90′larda çevirilen korku filmlerinden yılmıştım. Ayrıca LAST HOUSE ON THE LEFT ve (Wes Craven’in) THE HILLS HAVE EYES’ı gibi 70′lerin Amerikan korku filmlerine olan sevgimden de ortaya çıktı bu filmler. Yeni filmim MIRRORS aynı kanaldan devam ediyor gibi; bu sefer daha çok doğaüstü unsur içerse de bir yaşam mücadelesi filmi.

P2′nin yardımcı senaristi olarak, sayfadan beyaz perdeye aktarılırken filmin çok değiştiğini gördünüz mü?

Senaryo beyaz perdeye aslına sadık bir biçimde aktarıldı. Eğer herhangi bir şey değişmişse bunlar yönetmen Frank Khalfoun’un eklediği çılgınlıklar ve mizahtır ve ben bunların yapım sürecini geliştirdiğini düşünüyorum.

Wes Bentley’i P2′nin canisi olarak seçerken nereden ilham aldınız?

Doğru aktörü bulmak çok zordu, ama Wes bu rol için mükemmeldi. Bir çeşit karanlık cazibesi ve bana THE SHINING’deki Jack Nicholson’u anımsatan bir tehditkârlığı var. Bazen onunla çalışmak zor, sorunlu bir genç, ama çok yetenekli. Ne zaman filmi tekrar izlesem performansında daha önce farketmediğim ince farklılıklar ve katmanlar keşfediyorum.

P2′de herhangi bir sansür sorunu ile karşılaştınız mı?

HIGH TENSION ve THE HILLS HAVE EYES filmlerini MPAA’ya pek çok kez sunmak zorunda kaldık, ama P2′yi sanırım sadece iki kere sunduk. Çok büyük sıkıntılar yok. Bence bir kan banyosundan ziyade korku ve ümitsizlik arasında muallak kalan bir film.

Müziğin filmlerinizde kullanımı kolaylıkla ayırt edilebiliyor. P2 ile tekrar Tomandandy ile çalıştınız, sizin HILLS HAVE EYES yeniden çevriminizde müzikleri bestelemişlerdi.

Evet, eski usülde film yapma fikri ile birlikte tekrar onlarla çalıştık. Yarattıkları ses kendine özgü ve çok etkiliydi, görünüşe göre filmin dokusuna çok iyi uydu.

İngiliz gazeteci Alan Jones siz ve sizin gibi günümüz film yönetmenleri Neil Marshall, Eli Roth ve Rob Zombie için adlandırma amacıyla “şıpırtı paketi” terimini uydurdu (Çev. Notu: burada “şıpırtı” ile kastedilen kan damlasının zemine düşmesi ve çıkardığı ses). Bu uç seviyedeki korku filmi yapımcıları topluluğunda yer almaktan gurur duyuyor musunuz?

Evet, kesinlikle. Hiçbirini kişisel olarak tanımıyorum, ama THE DEVIL’S REJECTS ve HALLOWEEN’i sevdim, bence DESCENT son birkaç yılın en iyi korku filmi. Hepimiz korku türünün nasıl da değiştiğine dair hüsran duygusunu ve eski usüle dönme tutkusunu paylaşıyoruz.

Şu anki korku filmlerinin durumu hakkında düşünceniz nedir?

Her zaman birileri çıkıp korku türünün öldüğünü söyler, ama sonra yaklaşık olarak her ay büyük ya da heyecan verici bir şey ortaya çıkar ve aynı döngü tekrar başlar. Bence bu her zaman olacak, ama bu tür hiçbir zaman ölmeyecek.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

3 Yorumlar

  1. Yeni filmler çekmesini isteyeceğim yönetmenlerden biri. Descent hakkındaki yorumu ayrıca sempatimi artırdı. Kesinlikle katılıyorum. P2 diğer filmlerine göre daha sönük kalsa da tür için hiçte fena sayılmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: